Münih Güvenlik Konferansı ve yeni dünya düzeni

Orhan Karaoğlu / Ankara Üniv. Sosyal Bilimler Enstitüsü
01.04.2017

1963’ten bu yana her sene Münih’te gerçekleştirilen Güvenlik Konferansı, güvenlik politikasıyla ilgili en etkin kişilerin bir araya geldiği tek milletlerarası platform özelliğini taşımaktadır. Bu yıl 17-19 Şubat 2017 tarihlerinde 53’üncüsü düzenlenen konferansta 25 ülkenin devlet ve hükümet başkanları, 80’i dışişleri ve savunma bakanı olmak üzere dünya çapında karar alıcı 500’den fazla kişi bir araya geldi.



Münih Güvenlik Konferansı’nda yapılan sunumlar bize dünya siyasetinde küresel ve bölgesel politikaların ne şekilde dönüşeceğine dair ipuçları vermesi açısından önemlidir. Örneğin Putin, katıldığı 10 Şubat 2007 tarihli Münih Güvenlik Konferansı oturumunda yaptığı konuşmada, Soğuk Savaş sonrasında öngörülen tek kutuplu dünyayla ilgili değerlendirmelerde bulunmuş, “Günümüz dünyasında, tek kutuplu dünyanın kabul edilemez olmasının yanı sıra, aynı zamanda imkânsız olduğu kanaatindeyim” demişti. Putin’in bu konuşması uluslararası toplumda çok konuşulmuş ve yeni bir dünya düzenine doğru gidildiğine dair ciddi tartışmalar yapılmıştı.

Putin’in bu konuşmasının ne anlama geldiğini daha sonra dünya fiilen yaşayarak öğrendi. 2008’den bu yana Gürcistan-Osetya savaşı, Ukrayna iç savaşı ve Kırım’ın ilhakı gibi konularda Rusya’dan önemli hamleler geldi. Ayrıca Arap Baharı ile birlikte Ortadoğu’nun kaosa girmesi ve Rusya’nın özellikle Suriye’deki duruşu dünyaya bir mesajdı. Keza 2008 ekonomik krizi ile birlikte ABD ve AB’nin ekonomik anlamda gerilemesi ve Çin’in hızlı bir şekilde büyümeye devam etmesi, İngiltere’nin Brexit kararı ve ABD’de Trump’ın başkan seçilmesiyle küresel anlamda paradigmaların değiştiğine ve yeni bir dünya düzenine doğru gidildiğine dair imgeler ortaya çıktı. Putin 2007’de “Tek kutuplu dünya bitiyor” derken aradan geçen çalkantılı 10 yıldan sonra bugün küresel anlamda farklı bir ortamla karşı karşıyayız.

Yeni bir soğuk savaş mı?

2017 Münih Güvenlik Konferansı’nın ana gündem maddeleri ise; Donald Trump’ın ABD başkanlığına seçilmesi, İngiltere’nin AB’den ayrılması, Suriye’deki barış arayışları, Asya-Pasifik bölgesindeki ticari ve askeri gelişmeler oldu. Konferansta; NATO kapsamında Transatlantik ilişkilerin geleceği tartışmaları ile ABD, Rusya ve AB’nin birbirlerine karşı verdiği mesajlar önemliydi. Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov’un konferansta yaptığı konuşmada Soğuk Savaş’ın henüz aşılmadığını ifade etmesi, “Yeni bir soğuk savaşa doğru mu gidiyoruz?” değerlendirmelerine neden oldu.

Lavrov ayrıca, NATO’nun genişlemesinin Avrupa’daki tansiyonu artırdığını savunarak, hem Rusya hem de Batı’nın kaygılarının giderilmesi ve diyaloğun sürdürülmesi için Rusya ile NATO arasında askeri iş birliğinin yeninden başlatılması ve bunun için de NATO’nun bir Soğuk Savaş kuruluşu olmaktan çıkması gerektiğini söylemesi de dikkate değerdi. Keza Münih Güvenlik Konferansı Vakfı tarafından yayımlanan “Münih Güvenlik Raporu 2017: Gerçeklik Sonrası, Batı Sonrası, Düzen Sonrası?” (1) raporunun önsözünde ve giriş bölümünde dünyanın liberal olmayan bir döneme girdiği, Batılı ve liberal milletlerarası düzenin en temel değerlerinin zayıflamakta olduğu, açık toplum karşıtlarının atağa geçtiği bir süreçte milletlerarası güvenlik ortamının daha da kırılgan hale geldiği ifade edilmektedir.

Konferans Başkanı Wolfgang Ischinger’ın raporun önsözündeki milletlerarası güvenliğin, II. Dünya Savaşı’ndan bu yana günümüzdeki kadar kırılgan bir durumda olmadığı ifadesi dikkat çekmektedir. Ischinger aynı zamanda dünyanın Batı sonrası döneme geçmekte olduğuna, yani Batı’nın hâkimiyetindeki liberal dünya düzeninin sonuna yaklaşıldığı tezine de yazısında yer vermiştir. Bunun nedenleri arasında AB bünyesindeki dayanışmanın zayıflaması, bilgi akışındaki yeniden yapılanma ve Trump’ın ABD Başkanlığına seçilmesi sayılmaktadır.

Küresel güvenlik riskleri

2017 Münih Güvenlik Raporu’nda bahsedilen diğer küresel güvenlik riskleri ise şöyledir: (2)

- Bağımsız Amerika: Trump yönetiminde tek yanlı politikaların ABD dış politikasını daha sert ve az tahmin edilebilir hale getirmesinin ABD’nin müttefik ve rakipleri için yeni sınama alanları oluşturması ve de ABD liderliğindeki milletlerarası kuruluşların etkinliğinin azalması.

- Çin’in tepkisi: Komünist Parti’nin 2017 sonbaharında yapılacak kongresinde Devlet Başkanı Şi Jinping’in yabancı yatırımcıları ve milletlerarası piyasaları tedirgin etmemek için alacağı önlemlerin ABD ile ilişkileri germe ihtimali.

- Merkel’in güç kaybı: Merkel’in sonbahardaki seçimlerde güç kaybetmesi nedeniyle İngiltere’nin ayrılma kararıyla sarsılan AB, Rusya ve Türkiye ile ilişkilerde çeşitli sıkıntıların ortaya çıkması ve Yunanistan’ın mali krizinin derinleşme riski.

- Reformların durması: Hindistan, Rusya, Almanya, İngiltere, Fransa, Çin, Türkiye, Brezilya ve Suudi Arabistan gibi pek çok ülkede gerçekleşmesi planlanan reformların iç siyasi nedenlerle duraklama ihtimali.

- Teknoloji ve Orta Doğu: Enerji alanında yaşanan gelişmelerin petrol ve gaz ihracatçısı ülkelerin istikrarını bozması ve bunun iletişim teknolojilerindeki gelişmelerle birleşerek vatandaşların öfkesi haline dönüşmesiyle Orta Doğu’daki otoriter rejimlerin şeffaflığa zorlanması ve böylelikle daha kırılgan hale gelmeleri riski.

- Siyasileşen merkez bankaları: ABD ve Avrupa’daki merkez bankaları, hükümetler tarafından alınan kararlardan daha çok etkilenir hale gelmektedir. Bu bağlamda 2017 yılı için Trump’ın FED’i hedef tahtası haline getirerek FED kararlarına baskı uygulama riski.

- Beyaz Saray-Silikon Vadisi çatışması: Trump, güvenlik ve kontrol; teknoloji şirketleri ise serbestlik ve müşterilerinin özeline saygı istemektedir. Trump daha çok kişiye istihdam isterken aynı şirketler insanı devreden çıkartacak otomasyon peşindedir. Bu iki gücün araştırma yatırımları konusunda çatışma ihtimali bir güvenlik riski oluşturmaktadır.

- Kuzey Kore: Kuzey Kore’nin nükleer silahlarla ABD’ye büyük bir tehdit oluşturup oluşturmayacağı kesinleşmese de, Çin’in Kuzey Kore’yi savunması nedeniyle ABD ile ilişkilerini gerecek hamleler yapma riski.

- Güney Afrika: Başkan Jacob Zuma’nın içerideki sorunlarla başa çıkma çabasını artırması nedeniyle Güney Afrika’nın bölgesindeki krizleri engelleyici gücünün zayıflama ihtimali.

Selefi propaganda

DEAŞ terörünün Avrupa’ya sıçramasına farklı tepki gösterildiği, Fransa’da olağanüstü hal ilan edilirken, Almanya’nın polis baskınlarıyla yetindiği de dile getirilen güvenlik raporunda, Avrupa’nın tek tip savunma yöntemlerine başvurması gerektiği ve Avrupa’nın terörle ancak uzun vadede iş birliğini artırdığı takdirde başa çıkabileceği ifade edilmektedir. Raporu hazırlayan uzmanlar tarafından DEAŞ’ın Avrupa’da militan kazanma becerisinin büyük bir sorun teşkil ettiği, örgüt propagandasının yayıldığı ve klasik suç örgütleriyle terörizm arasındaki bağların güçlendiği görüşü ileri sürülmektedir. Raporda aynı zamanda İslam dünyasındaki anlaşmazlıkların radikal Selefi propagandayı potansiyel teröristlerin gözünde akla yatkın kıldığına işaret edilmektedir.

Özetle “yeni dünya düzeni” tartışmalarının yapıldığı bu günlerde Münih Güvenlik Konferansı’nda tartışılan ve üstünde durulan konular, uluslararası siyasette popülizmin yükseldiği ve liberal olmayan söylemlerin arttığı şeklindedir. Bu durumun, Batı tarafından bir sorun olarak gündeme getirilmesinin, bu eğilimin Batı için bir tehlike unsuru olmaya başlamasından kaynaklandığı düşünülebilir. Mevcut durumda liberal değerlerin çıkış noktası olmasını bir meşrulaştırma aracı olarak kullanan Batı dünyası, farklı demokrasi anlayışlarını eleştirerek değerler üzerindeki tekelini kaybetmek ve bunların temsilcisi olmaktan uzaklaşmak istememektedir.

II. Dünya Savaşı’nın sonunda kurulan uluslararası sistem, özellikle ekonomi ve güvenlik sistemi, tıkanmış ve 21. yüzyılda işlevsiz kalmıştır. Özellikle Rusya, Çin ve ABD’nin son dönemdeki dış politika hamleleri, AB’nin karşılaştığı sorunlar ve Ortadoğu coğrafyasının içinde bulunduğu kaosu da göz önüne alırsak, küresel ve bölgesel anlamda yaşananları gelecek olan “yeni dünya düzeninin” sancıları olarak değerlendirebiliriz.  Ülkemiz açısından dikkat etmemiz gereken nokta da yaşanan bu küresel ve bölgesel mücadelede Türkiye’nin rolünün nasıl olacağı ve bölgesel ve küresel arenada çıkarlarımızı nasıl koruyacağımızdır.

 

1-https://www.securityconference.de/en/discussion/munich-security-report/, Erişim Tarihi: 21.02.2017.

2- https://www.securityconference.de/en/discussion/munich-security-report/, s. 11.