Müslüman yaşamayan ülkelerde bile İslamofobi var!

Yrd. Doç. Dr. Enes Bayraklı / Türk Alman Üniversitesi Ö. Ü., SETA Avrupa Araştırmaları Direktörü
09.04.2016

2015 Avrupa İslamofobi Raporu’nun en önemli bulgularından biri Letonya, Polonya ve Finlandiya gibi çok az Müslüman nüfusa sahip birçok Avrupa ülkesindeki siyasi tartışmalarda İslamofobik söylemlerin önemli bir rol oynadığı tespitidir. Bu da bize İslamofobinin ortaya çıkması için Müslümanların varlığına ihtiyaç olmadığını göstermektedir.



2015 yılı Avrupa’da siyasi söylemelerde, basında ve günlük hayatta İslamofobinin daha önce görülmemiş boyutlarda ön plana çıktığı bir yıl oldu. Bu noktada Avrupa’da yaşanan iki önemli gelişme bütün Avrupa kıtasındaki Müslüman karşıtı ırkçılığın artmasında önemli rol oynadı. Öncelikle Suriye krizinin derinleşmesiyle ortaya çıkan sözde ‘mülteci krizi’ Avrupa genelindeki Müslüman karşıtı ırkçılığı körükledi. Birçok Avrupalı siyasetçi Müslümanların Avrupa’ya bir göç cihadı başlattığı, Avrupa’nın Hristiyan kimliğinin korunması gibi söylemleri kullanarak mültecilerin Avrupa’ya kabul edilmesine şiddetle karşı çıktı. Slovakya ve Çek Cumhuriyeti’ndeki kimi siyasetçiler ülkelerine sadece Hristiyan göçmen kabul edeceklerini ve Müslümanların kabul edilmeyeceğini açıklayacak kadar ileri gitti. Sonuç olarak 2015 yılından Avrupa ülkelerinde yaşanan yerel olsun genel olsun neredeyse bütün seçimlerde mülteci konusu en temel tartışma konularından biri haline geldi.

İkinci olarak 2015 yılında Paris’te yaşanan terör saldırıları ve DAİŞ’in ortaya koyduğu barbarlık sonucu Avrupa genelinde Müslüman karşıtı ırkçı saldırılarda adeta patlama yaşandı. Saldırıların hemen sonrasında Fransa’da kayda geçen islamofobik saldırıların yüzde 500 oranında artması hepimiz, ama özelliklede Avrupalı siyasetçiler için endişe verici olmalıdır. Brüksel’de yaşanan son terör saldırıları ve Almanya’da engellenen bazı saldırıları da hesaba katacak olursak Avrupa’nın ciddi bir meydan okumayla karşı karşıya olduğu açıktır. Her şeyden önce Avrupalı siyasetçiler, basın ve kanaat önderleri bu saldırılar ile Müslümanların olağan şüpheli olarak görülmeleri ve bir güvenlik meselesi haline getirilmelerini engellemelidir. Maalesef bugüne kadarki olan gelişmeler bu konuda çok da umutlu olmamamıza neden olmamaktadır. Müslümanlara gittikçe daha fazla ‘bir güvenlik meselesi’ olarak görülmekte, DAEŞ’in katliamlarından genel olarak sorumlu tutulmakta, islamofobik söylemler medyaya, siyasetin diline hâkim olmaktadır.

Yaygın nefret söylemi

Bunun sonucu olarak Müslümanlara ya da Müslümanları temsil eden kurumlara yönelik fiziki saldırılar artmakta, nefret söylemi yazılı, görsel basın ve sosyal medyada hâkim olmaktadır. Ortaya çıkan bu atmosfer sonucunda Avrupa genelinde aşırı sağ hareketler güçlenmekte ve ana akım partiler bu yükselişi durdurmak adına daha fazla aşırı sağ söylemleri benimsemektedir. Müslüman karşıtı ırkçılığın yükselmesi ve Müslümanların daha fazla ayrımcılığa uğraması radikalleşmeye eğilimli kesimlerin DAEŞ gibi örgütlere yönelmesine neden olmaktadır. Böylece İslamofobinin DAEŞ’İ, DAEŞ’in ise İslamofobiyi körüklediği bir kısır döngü ortaya çıkmaktadır.

Görüldüğü üzere İslamofobi ya da Müslüman karşıtı ırkçılık, Avrupa toplumlarının demokratik temellerine yönelik gittikçe büyüyen bir tehdit olarak karşımıza çıkmaktadır. İslamofobi aynı zamanda Avrupa’da farklı kültürlerin bir arada yaşamasına ve sosyal barışa da ciddi olarak zarar verme ve İslam coğrafyası ile Batı arasındaki ilişkileri zehirleme potansiyeline sahiptir.  Bundan ötürü hem İslam coğrafyasındaki hem de Batı’daki sivil toplum örgütleri ve devletler bu durumun ciddiyetinin farkına varmalı ve İslamofobi ile mücadele etmek için somut politikalar geliştirmelidirler.

Bu durumun farkında olan Türkiye’nin önde gelen düşünce kuruluşlarından SETA, gittikçe büyüyen bu probleme dikkat çekmek için Avrupa ülkelerinde İslamofobi çalışmaları üzerinde uzmanlaşmış önde gelen 37 akademisyene 2015 Avrupa İslamofobi Raporunu (EIR) hazırlattı. Farid Hafez ile beraber editörlüğünü yaptığımız ve ilk kez bu yıl yayımlanan Avrupa İslamofobi Raporu’nun (EIR), her yıl yayımlanması planlanmaktadır. Rapor, 2015 yılında 25 Avrupa ülkesindeki İslamofobinin durumunu ve genel eğilimlere ilişkin ulusal raporları içermektedir.  Raporun ilerleyen yıllarda bu sene eksik olan Rusya, Bulgaristan ve Portekiz gibi bütün Avrupa ülkelerini kapsaması planlanmaktadır.

Her ne kadar tartışmalı bir kavram olsa da İslamofobi kamusal alanda kullanıldığı kadar, akademide de iyi bilinen bir terim haline gelmiştir. Bundan dolayı biz de bu çalışmamızda İslamofobi terimini kullanıyoruz ve bu terimle daha çok Müslüman karşıtı ırkçılığı kastediyoruz. Antisemitizm çalışmalarının da gösterdiği gibi, kelimelerin etimolojik kökeni her zaman o kelimenin tam kapsamlı manasına ya da nasıl kullanıldığına işaret etmemektedir. Bu durum İslamofobi çalışmaları için de geçerlidir.

Prince Eugen istiyorlar

İslamofobi, (gerçek ya da uydurulmuş) bir günah keçisi ilan ederek iktidar alanı inşa etmek, genişletmek ve bu durumu istikrarlı hale getirmek isteyen dominant gruplar tarafından kullanılmaktadır. Bu dominant gruplar ilan ettikleri bu günah keçisini yine kendilerinin inşa ettiği “biz” tanımının dışında bırakmakta ve kendilerinin yararlandığı kaynaklardan ve haklardan mahrum bırakmaktadır. İslamofobi sabit ve negatif değerler atfedilmiş ve tüm Müslümanlar için genellenmiş bir “Müslüman” kimliği inşa ederek Müslümanları ötekileştirmektedir. Burada dikkat edilmesi gereken en önemli husus İslamofobinin bize Müslümanlar ve İslam’dan daha çok İslamofobik şahıslar hakkında bilgi verdiği gerçeğidir. Şunu da belirtmek gerekir ki Müslümanların ya da İslam dininin makul bir şekilde eleştirilmesi ile Müslümanlara yönelik nefret söylemleri üreten İslamofobik tutumlar birbirinden net bir şekilde ayrılmalıdır.

Maalesef Batı ülkelerinin hiç birinde İslamofobi yasalarda bir suç olarak tanımlanmış değildir. Müslüman karşıtı ırkçılık daha geniş kapsamdaki ırkçılık içerisinde değerlendirilmekte ve islamofobik saldırılar ile ilgili istatistikler tutulmamaktadır. Esasen Batı’da hala Müslümanlara karşı yapılan ırkçılığın varlığını reddeden kesimler bulunmaktadır. Bu konuda birçok örnek verilebilir ama çok çarpıcı bir örnek olması açısından EIR 2015 raporuyla ilgili Avusturya’nın önde gelen gazetelerinden DerStandart’ta yayınlanan bir habere ilk gün içerisinde neredeyse tamamı Müslüman karşıtı 2 bin 500 civarında yorum yapılması gösterilebilir. Bu yorumlar arasında Avrupa’nın İkinci Viyana Kuşatması’ndan sonra Osmanlıları Balkanlar’da gerileten Prince Eugen gibi yeni liderlere ihtiyacı olduğunu vurgulayan birçok ifade yer aldı. Burada tehlikeli olan nokta Norveç’te büyük bir katliama imza atan Anders Breivik’in Avrupa Bağımsızlık Deklarasyonu Manifestosu’nda İslam ile Hristiyanlık arasında sonu gelmez bir mücadeleye vurgu yapan söyleminin neredeyse aynısının bu okurlar tarafından da benimsenmiş olmasıdır.

Avrupa’da Temel Haklar Ajansı (FRA) gibi birçok sivil toplum kuruluşu İslamofobinin varlığını belgelemek ve bu probleme dikkat çekmek adına önemli çalışmalar yapmaktadır. Buna rağmen FRA gibi kurumlar, sadece sınırlı sayıda ülke üzerine düzensiz raporlar yayınlarken, çoğu sivil toplum örgütü genel olarak ırkçılık üzerine yoğunlaşmaktadır. Bu bağlamda, Avrupa İslamofobi Raporu İslamofobi çalışmalarında gözlemlenen bu önemli boşluğu doldurmayı amaçlamaktadır. Raporumuzun temel amacı, nitelikli bilgi üreterek İslamofobi olgusunun kamuoyu ve politika yapıcılar tarafından anlaşılmasına ve tartışılmasına olanak sağlamaktır. Aynı zamanda raporun bir diğer özelliği, günümüz İslamofobi çalışmalarına özgün bir katkı sağlayacak olmasıdır. Geçmişte İslamofobi çalışmaları baskın olarak, Batı Avrupa üzerine yoğunlaşmıştır. Bu bağlamda, EIR, geniş bir yelpazede Sırbistan, Hırvatistan, Macaristan, Litvanya ve Letonya gibi Doğu Avrupa ülkelerini kapsayan ilk rapor olma özelliğini taşımaktadır.  Bu durum Avrupa’da genelde ırkçılık, özelde ise İslamofobi ile ilgili tartışmaları zenginleştirecektir.

EIR kapsamında her ülkeyle ilgili yayınlanan ulusal raporlar, istihdam sektörü, eğitim, siyaset, medya, internet ve hukuk sistemi gibi alanlarda, İslamofobiyi incelemektedir. Raporun en önemli bulgularından bir tanesi de Letonya, Polonya ve Finlandiya gibi çok az Müslüman nüfusa sahip birçok Avrupa ülkesindeki siyasi tartışmalarda İslamofobik söylemlerin önemli bir rol oynadığının tespit edilmiş olmasıdır. Bu da bize İslamofobinin ortaya çıkması için Müslümanların varlığına ihtiyaç olmadığını göstermektedir

EIR gün geçtikçe artan oranda, İslam’ın, Müslümanların ya da Müslüman olarak algılanan insanların İslamofobik ideoloji tarafından oluşturulan ve legal hale getirilen dışlayıcı ve ayrımcı söylemlerin, uygulamaların ve saldırıların kurbanları olduğunu ortaya koymaktadır. Buna örnek olarak başörtülü bir kadının kıyafet seçimi nedeniyle iş başvurusunun reddedilmesi, camilere yapılan saldırılar ve Müslümanlara yönelik ırkçı fişlemeleri gösterebiliriz. EIR, İslamofobi ile mücadele etmek ve daha adil ve demokratik toplumlar inşa etmek adına çeşitli somut politika tavsiyeleri içermektedir. Bu politika tavsiyelerinden en önemlisi İslamofobinin artık bir suç olarak sayılması ve tüm Avrupa ülkelerinin tuttuğu istatistiklere ayrı bir kategori olarak dâhil edilmesinin gerekliliğidir. Ayrıca, Avrupa’da yaşayan tüm Müslüman azınlıklar ve cemaatler, ayrımcılığın bütün çeşitlerine karşı hukuki haklarını savunma konusunda güçlendirilmelidir. Son olarak tüm Avrupa ülkelerinde gazeteciler, avukatlar, polis ve yargı sistemi üyeleri İslamofobi konusunda bilinçlendirilmeli ve eğitilmelidir.

Not: EIR web sitesinden raporu ülke bazında ya tamamen ücretsiz olarak indirebilirsiniz.

http://www.islamophobiaeurope.com

bayrakli@tau.edu.tr