Neom ziyareti hangi gelişmelere gebe?

Faruk Önalan / Yazar
27.11.2020

Suud yalanlasa da Netanyahu'nun gizlice Suudi Arabistan'ın Neom kentine giderek Veliaht Prens Muhammed Bin Selman ve ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo ile üçlü görüşme yaptığı iddiası birçok soru işaretini gündeme getirdi. Bu, bazı analistlerin dediği gibi “normalleşme” yönünde atılmış bir adım mı yoksa olası İran operasyonuna karşı bir hazırlık mı? Yeni dünya düzeninde Asya'nın, Kafkasya'nın, Afrika'nın önemi bir kez daha ortaya çıktı. Kanını emdiği Afrika'nın zenginlikleri olmasa ayakta kalamayacağını çok iyi bilen Fransa'nın saldırganlığının altında Türkiye'nin insani diplomasi ile mazlum Afrikalının gönlünü kazanması yatıyor.



İsrail basını Netanyahu’nun gizlice Suudi Arabistan’ın Neom kentine giderek Veliaht Prens Muhammed Bin Selman ve ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo ile üçlü görüşme yaptığını, hatta bu görüşmeye Mossad şefi Yossi Cohen’in de katıldığını yazdı.

İsrail sessiz kaldı

Görüşmenin, Haziran 2017’de Muhammed Bin Selman’ın ortaya attığı ve İsrail eski Cumhurbaşkanı Şimon Peres’in hayali “Yeni Ortadoğu” kapsamındaki 500 milyar dolarlık bir proje olan Neom kentinde yapılması, ayrıca dikkat çekiciydi.

Bu arada Netanyahu ve Cohen görüşmeye İsrailli işadamı Udi Angel’a ait özel bir jetle gitti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud söz konusu görüşmeyi yalanlasa da İsrail hükümeti sessiz kalmayı tercih etti.

‘Normalleşme’ adımı mı?

Koalisyon ortağı ve Savunma Bakanı Gantz ise, “Başbakan’ın gizli uçuşunun sızdırılması sorumsuz bir adımdır. Ben böyle davranmam. Netanyahu ile çalıştığım zamanlar dahil hayatım boyunca ne kadar gizli şey yaptığımı tahmin edebilirsiniz ve ben bunu hiç yapmadım ve asla da yapmayacağım” diyerek Neom görüşmesinin sızdırılmasına sert tepki gösterdi. Kaldı ki 2017 sonbaharında da İsrail medyasında Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed Bin Selman’ın gizlice Tel-Aviv’i ziyaret ederek Netanyahu ile görüştüğü haberleri yer almıştı. Suudi Arabistan yalanlasa da İsrailli bir yetkili AFP’ye verdiği demeçle bu ziyareti doğrulamıştı.

Son Neom ziyareti birçok soru işaretini de gündeme getirdi. Bu bazı analistlerin dediği gibi “normalleşme” yönünde atılmış bir adım mı yoksa olası İran operasyonuna karşı bir hazırlık mı?

20 Ocak gününe kadar Amerika Birleşik Devletleri yönetiminin geçiş süreci İran’ı oldukça tedirgin ediyor. Neom zirvesinin yapılmasından bir gün önce, ABD Körfez’e B-52H stratejik bombardıman uçakları gönderdi ancak sayısı bildirilmedi.

Yaz aylarında Natanz’daki ülkenin en büyük nükleer tesislerinde meydana gelen patlama hemen iki hafta sonrasında liman kenti Buşehr’de tersanede çıkan yangında yede geminin yanması akıllara İsrail sabotajını gündeme getirmiş İran gazeteleri de bu doğrultuda manşetler atmıştı. Ancak doğrudan bir açıklama yapılmadığı gibi herhangi bir misilleme de gerçekleştirilmedi. Kimilerine göre bu durum Trump’ın İran’a attığı bir yemdi ve İran bu yemi yutmadı. Ancak son gelişmeler kapsamında medyaya fazlaca yansımasa da İran ordusu hem Körfez’deki gemilerinde hem de nükleer tesislerinde olası bir saldırıya karşı teyakkuz durumunda. Trump’ın seçimden hemen sonra Savunma Bakanı Mark Esper’i kovup yerine Ulusal Terörle Mücadele Merkezi Direktörü Christopher Miller’i vekâleten atamasına kimse anlam verememişti. Geçtiğimiz hafta Beyaz Saray’da İran başlıklı bir toplantı gerçekleşti. Masanın etrafında başkanın danışmanları, Başkan Yardımcısı Mike Pence, Dışişleri Bakanı Mike Pompeo; Savunma Bakanı vekili Christopher Miller ve Genelkurmay Başkanı General Mark Milley vardı. Toplantının odak noktasını ise İran’ın Natanz’daki nükleer tesisine yönelik siber ya da füze saldırı planı oluşturuyordu.

Doğrudan vurmak riskli

New York Times’a göre, Trump, İran’ı doğrudan vurmanın çok riskli olacağına ikna olmuş görünüyordu, ancak diğer seçenekleri de değerlendirdi. İsrail medyası ise, üst düzey İsrailli yetkililerin, geçtiğimiz haftalarda İsrail Savunma Kuvvetlerine, Başkan Trump görevden ayrılmadan önce ABD’nin İran’a karşı askeri bir saldırı gerçekleştirme olasılığına hazırlıklı olmaları talimatını aldığını söylediğini yazdı. Ancak bu talimatın Trump’ın saldırı emri vereceğine dair bir istihbarata göre değil 20 Ocak’a kadar olan sürecin “çok hassas bir dönem” olmasından kaynaklandığı belirtildi. Bu arada Trump’ın yeni atadığı Savunma Bakan vekili Miller, İsrail Savunma Bakanı Gantz ile iki defa görüşme gerçekleştirdi. Pompeo’nun son turunda (Fransa, Türkiye, Gürcistan, İsrail, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar ve Suudi Arabistan) bulunan Dışişleri Bakanlığı yetkilileri “tüm seçeneklerin masada” olduğunu belirttiler.

Öte yandan ABD’nin en büyük kumarhane şirketi Las Vegas Sands’ın sahibi olan milyarder iş adamı Sheldon Adelson’un İsrail’de ücretsiz dağıttığı günlük gazete “Israel Hayom” Pompeo, Netanyahu, Prens Selman görüşmesi ile ilgili bambaşka bir iddia ortaya attı. Gazeteye göre buluşmanın asıl amacı, Biden yönetimi ve İran’a karşı ortak bir cephe (İsrail & Suudi Arabistan) kurmak. Bunun yanında özellikle Doğu Kudüs’te her geçen gün artan Erdoğan’ın etkisini kırmak için Suudi Arabistan merkezli vakıfların faaliyetlerine izin vermek.

Biden yönetiminin görevi devralmasıyla dengeler şüphesiz değişecek. “En büyük Siyonist benim” diyen bir Biden profilinin şüphesiz İsrail devleti ile bir problemi yok ancak Netanyahu liderliğindeki Likud iktidarı ile sorunlar yaşayacaktır. Koalisyon ortağı ve Savunma Bakanı Benny Gantz’ın son günlerde koalisyonun çatırdamasına yol açabilecek açıklamalarının altında da bu neden yatıyor.

Sığınılacak müttefik kim?

Suudi Arabistan’da gerçekleştirilen üçlü görüşmeyle ilgili üst düzey bir Suudi danışman, Wall Street Journal’a, liderlerin İran dahil olmak üzere çeşitli konuları tartıştığını, ancak önemli bir anlaşmaya varılmadığını söylemişti. Yeni dönemde Suudi Arabistan yönetimi Türkiye’yi karşısına alma stratejisinden vazgeçecektir ki bunun emarelerini son ikili diyalogların artmasından görebiliyoruz. Türkiye’nin Libya ve Karabağ’da görkemli zaferi, iki cephede de müdahil olan Macron’un Erdoğan karşısında düştüğü durum Suudi Arabistan’ı Biden döneminde sığınacağı güçlü müttefikin Türkiye olduğu gerçeğinin -istemese de- idrakine varmasına sebep oldu. Kral Selman’ın İzmir depreminden günler sonra “acil yardım” gönderme emri, geçtiğimiz günlerde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı araması, Suudi Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan’ın Türkiye’ye yönelik boykotlarla ilgili çark etmesi, Suudi MBC şirketinin Türk dizileriyle ilgili yeniden anlaşma yapması, sosyal medyada Türkiye karşıtı paylaşımların belirgin şekilde azalması Suudi Arabistan’ın Türkiye ile ilişkilerini düzeltme yolunda olduğunun göstergelerinden bazıları… “Üçüncü Obama dönemi” olarak da belirtilen Biden yönetimi sürecinde Kaşıkçı davası, Al-Jabri davası ve hatta 11 Eylül saldırılarında hayatını kaybedenlerin ailelerine Suudi Arabistan aleyhine dava açma imkânı tanıyan “Jasta Yasası” Suudilerin epey başını ağrıtacak gibi. Obama’nın son dönemlerinde ortaya çıkan bu yasa kapsamında Cumhurbaşkanı Erdoğan İslam İşbirliği Teşkilatı Dönem Başkanı sıfatıyla oldukça sert tepki göstermişti: “İslam dünyası aleyhinde alçakça gelişmeler yaşanıyor. Türkiye ve Suudi Arabistan hedef alınıyor. Irak, Tunus, Suriye, Libya, Pakistan ve Afganistan’da yaşananlar birbirinden ayrı gelişmeler olarak görülemez. Tüm tuzak ve planların İslam dünyasına yöneltildiğini görüyoruz. Dolayısıyla İslam dünyası ülkeleri birbiriyle işbirliği ve dayanışma içinde olmalıdır.” Erdoğan’ın İslam Birliği’nin kurulmasına yönelik oldukça önemli adımlar attı. Suudi Arabistan Eski Şura Meclisi üyelerinden Dr. Muhammed Al Zilfe ise Erdoğan’ın dik duruşunu İslam dünyasına örnek göstererek, “Türkiye’nin İslam İşbirliği Teşkilatı’nın (İİT) dönem başkanlığını yaptığı ve uluslararası alanda etkin bir rol oynadığı dönemde İslam ülkelerine etkisi büyük olacaktır. Diğer ülkeler, uluslararası güvenlik ve istikrara büyük zararlar verecek bu tasarıya karşı Erdoğan’ın takındığı tavrı örnek alacaktır” açıklamalarında bulunmuştu. Ama maalesef Trump döneminde sırtları sıvazlanan BAE odaklı şer cephesi Türkiye’yi Arap sokağında “şeytanlaştırma” propagandası yürüttü. Önümüzdeki süreçte sadece Suudi Arabistan değil, İsrail, Mısır, Bahreyn gibi ülkelerin Türkiye ile yakınlaşma gayretlerine artmasına şahit olacağız. İsrail gazını Avrupa’ya taşıyacak EASTMED boru hattı projesi Türkiye olmadan bir anlam ifade etmiyor zira boru hattının geçeceği güzergah Türkiye’nin deniz yetki alanlarının (Libya mutabakatı) olduğu bölgeden geçiyor. İsrail yüksek sesle dillendirmese de Türkiye’nin EASTMED projesine dahil olması taraftarı. Ha keza Mısır da. İstihbarat birimlerimiz aracılığıyla iletişimde olduğumuz Mısır ekonomik olarak bağımlı olduğu Suudi Arabistan ve BAE’den dolayı geri duruyor. Oysa İsrail-BAE anlaşması ile Mısır’ın can damarı Süveyş Kanalı bypass edilecek. İsrail’in Kızıldeniz Eylat limanından Akdeniz’deki Aşkelon limanına 254 km’lik boru hattı (1968 yılında, petrolü İran’dan Avrupa’ya taşımak için yapılmıştı) yanında Dubai Cebel Ali limanı ile Eylat limanı arasında direkt nakliye hattı projesi, Süveyş kanalı geliri üzerinden Mısır’a büyük bir darbe demek. Süveyş kanalının genişletmek için harcanan paralar da boşa gitmiş olacak. Biden yönetiminin en tedirgin ettiği ülkeler arasında 1. sırada Suudi Arabistan ise 2. sırada da Mısır geliyor. Suudi Arabistan gölgesindeki Bahreyn ile de uzun zamandan sonra ilişkiler yeniden hareketlenmeye başladı. Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanı Hakan Fidan’ın Bahreyn Ankara Büyükelçisi İbrahim Yusuf El Abdulla ile Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da iki hafta önce Bahreyn Kralı Hamad Bin İsa Al Halife ile telefonda görüşmeleri yeni dönemin nasıl şekilleneceğinin emareleri.

Cumhurbaşkanı Erdoğan stratejik bir hamleyle “Kendimizi başka yerlerde değil, Avrupa’da görüyor, geleceğimizi Avrupa ile birlikte kurmayı tasavvur ediyoruz” çıkışında bulunmuştu. Bu açıklamadan birkaç gün sonra Akdeniz’de Libya’ya insani yardım götüren bir Türk kargo gemisi İrini operasyonu kapsamında görev yapan Hamburg isimli Alman firkateyni tarafından uluslararası hukuka aykırı bir şekilde durduruldu. Sabaha kadar süren arama sonrasında gemide insani yardım malzemesi, yiyecek, boya gibi maddeler dışında bir şey olmadığı anlaşılınca gemi terkedildi. Türkiye soğukkanlı tavrıyla kurulmak istenen kumpası uluslararası hukuk çerçevesinde hareket ederek bozma yoluna gitti.

İnsani diplomasi

Yeni dünya düzeninde Asya’nın, Kafkasya’nın, Afrika’nın önemi bir kez daha ortaya çıktı. Kanını emdiği Afrika’nın zenginlikleri olmasa ayakta kalamayacağını çok iyi bilen Fransa’nın saldırganlığının altında Türkiye’nin insani diplomasi ile mazlum Afrikalının gönlünü kazanması yatıyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Moritanya ziyaretinde sarf ettiği söz oldukça anlamlı: “Yeni dünya düzeni kurulurken biz Afrika ile yürümek istiyoruz” Türkiye’nin Pakistan ile Malezya ile Endonezya ile Libya ile Mağrip ülkeleri ile Afrika ile tek yumruk haline gelmesi en büyük korkuları.

Her açıdan köklü değişikliklerin yaşanacağı yeni bir döneme giriyoruz. Yeni dünya düzeninde artık hiçbir şeyin eskisi gibi gitmeyeceği aşikâr.

frkonalan@gmail.com