‘O azil sürecini hiç başlatmayacaktık!'

Hakan Çopur / Araştırmacı, yazar
14.02.2020

Demokratlar arasındaki bölünmüşlük karşısında Cumhuriyetçilerin Trump etrafında bütünleşmesi, seçimler öncesinde Trump için önemli bir avantaj olarak öne çıkıyor. Eğer başkanlık seçimlerini kaybederlerse Demokratların muhtemelen ilk cümlesi şu olacaktır: “O azil sürecini hiç başlatmayacaktık!”



3 Kasım 2020’de yapılacak 59. başkanlık seçimleri, 3 Şubat’ta Iowa eyaletinde gerçekleştirilen ön seçimlerle başladı. Halen tartışılan sonuçları Demokrat Parti ancak beş gün sonra açıklarken, 11 Şubat’taki New Hampshire ön seçimleri, Demokratlar arasındaki yarışın enteresan ve karmaşık geçeceğini ortaya koydu. Yaklaşık beş ay sürecek ön seçim sürecinin sonunda Donald Trump’ı alt edebilecek ismi çıkarmayı umut eden Demokratlar, kötü giden azil sürecinin ardından bu hayali gerçekleştirmeye çok da yakın değil.

Yarış erken kızıştı

Trump’ın 2016 yılında sürpriz bir şekilde başkanlık koltuğuna oturduğu günden itibaren 2020 hesaplarına başlayan Demokratlar aslında uzunca bir süre “sağlam” bir aday çıkarmadılar. Barack Obama’nın mirası üzerinden Demokratların oylarına talip olan 77 yaşındaki Joe Biden anketlerde son birkaç haftaya kadar önde gözükse de ilk iki ön seçimdeki berbat sonuçların ardından bundan sonra nasıl bir performans sergileyeceği merak konusu. Geçen seçimlerde Hillary Clinton’a kaybeden ancak beklentilerin üstünde oylar alan 78 yaşındaki Bernie Sanders ise bu sefer yarışa daha iyi başlamış gözüküyor. Fakat 3 Şubat’tan bu yana aslında Demokratlar arasında en çok ismi konuşulan kişi 38 yaşındaki eski bir belediye başkanı Pete Buttigieg.

Seçim süreci nasıl işliyor?

ABD tarihinde eşcinsel kimliği açıktan bilinen ilk başkan aday adayı olan Buttigieg, Iowa ve New Hampshire’daki sonuçlarıyla tüm kamuoyunun ilgisini çekti. Her ne kadar Buttigieg’in büyük resimdeki yerini söylemek için erken olsa da Biden ve Sanders’ın olduğu listede şimdiden epey ilgi topladığını söylemek mümkün.

ABD’de 4 yılda bir yapılan başkanlık seçimleri geleneksel olarak Cumhuriyetçi Parti ile Demokrat Partinin adayları arasında geçiyor. Partiler çok sayıda aday adayının katıldığı ve yaklaşık beş ay süre ön seçim sürecinin sonunda yaptıkları parti kongrelerinde kimin başkan adayı olacağını belirliyor. Haziran ayında sona erecek ön seçim sürecinin ardından Demokrat Parti Temmuz ayında, Cumhuriyetçi Parti ise Ağustos ayında yapacağı kongre ile başkan adayını resmen belirleyecek ve 3 Kasım’da Beyaz Saray’ın sahibi olmaya çalışacak.

Ön seçim sürecinde iki tip seçim yöntemi mevcut: Parti toplantıları (caucus) ve sandık başına gidilerek yapılan seçimler (primary). Bazı eyaletler geleneksel olarak “caucus” yöntemini benimserken, birçok eyalet “primary” yöntemini uyguluyor.

‘Süper Salı’ belirleyici

Cumhuriyetçilerin adayı aslında şimdiden belli olduğu için Cumhuriyetçi Partideki ön seçim süreci formaliteden ibaret denebilir. Hatta bazı eyaletler Donald Trump’a verdikleri desteği göstermek için ön seçimleri iptal ettiler. Trump’ın tek rakibi konumundaki eski Massachusetts Valisi William Weld’in kısa bir süre sonra yarıştan çekilmesi beklenirken, Trump Iowa’da yüzde 97, New Hampshire’da ise yüzde 85 düzeyinde oy aldı. Demokrat cepheye gelindiğinde ise orada halen yarışan dokuz aday adayı arasında ilginç bir tablo var. Yarışa favori olarak giren eski Başkan Yardımcısı Joe Biden henüz iki eyalette de varlık gösteremezken, Vermont Senatörü ve kendini “sosyalist” olarak tanımlayan Bernie Sanders ile eşcinsel eski belediye başkanı Pete Buttigieg yarışı önde götürüyor.

Iowa’yı kıl payı Buttigieg kazanırken, Sanders New Hampshire’da ipi göğüsledi. Ancak 38 yaşındaki Buttigieg’in hemen Sanders’ın ardından az farkla ikinci olması, dikkatlerin güçlü bir şekilde Buttigieg’e yönelmesine neden oldu. Ön seçim sürecinin uzun bir yarış olduğu ve toplamda 50 eyalette bu ön seçimlerin yapılacağı düşünülürse henüz favoriler adına konuşmak için erken.

270’e ulaşan kazanıyor

Bu süreçte 3 Mart’ta “Süper Salı” (Super Tuesday) denen günde yapılacak ön seçimler Demokratlardaki tabloyu önemli ölçüde netleştirebilir. O gün California, Teksas, Minnesota, Colorado, Kuzey Carolina ve Virginia’nın da aralarında bulunduğu toplam 14 eyalette ön seçimler yapılacak. O günkü tablonun en azından Sanders-Buttigieg-Biden rekabetindeki son durumu ortaya koyması bekleniyor. Ardından “salıncak eyaletler” (swing states) denen ve Trump’ın 2016’da kazanmasında kritik rol oynayan eyaletlerden Michigan’daki ön seçimler 10 Mart’ta, Florida ve Ohio’da 17 Mart’ta, New York ve Pennsylvania’da ise 28 Nisan’da gerçekleştirilecek. Ön seçim sürecinin ardından Demokrat Parti 13-16 Temmuz’da Milwaukee’de kendi başkan adayını resmen belirleyip açıklayacak. Cumhuriyetçiler ise 3 Kasım seçimleri için resmi başkan adayını 24-27 Ağustos tarihleri arasında Charlotte’ta yapacakları kongrede açıklayacak.

3 Kasım Salı günü yapılacak olan başkanlık seçimlerinde seçmenler esas olarak destekledikleri partinin delegelerine oy veriyor. ABD’de “Delegeler Kurulu” (Electoral College) adı verilen bu sistemde, her eyalete farklı ağırlıklarla dağıtılmış toplam 538 delege belirleniyor. Bu sayının yarıdan 1 fazlasına, yani 270 delegeye ulaşan aday başkan olmaya hak kazanıyor. Burada toplamda daha fazla oy alan kişinin değil, daha fazla delegeye ulaşan kişinin başkan olması, eyaletler arasındaki dengenin gözetildiği Amerikan seçim sisteminin en önemli özelliklerinden biri olarak biliniyor. 2016 yılındaki son seçimleri kazanan Trump 304 delegeye ulaşmış, ancak rakibi Hillary Clinton Trump’tan yaklaşık 3 milyon daha fazla oy almıştı.

ABD’deki seçim sistemi göz önüne alındığında tipik Demokrat ve tipik Cumhuriyetçi eyaletlerin değil, her seçimde farklı partilere kayabilen salıncak eyaletlerin bu seçimde de belirleyici olacağını söylemek mümkün. Azil sürecinden fazla yara almadan çıkan Trump’ın kendi seçmen kitlesini daha da iyi mobilize ettiği gözlemleniyor. Öte yandan güçlü bir Trump nefreti ile seçimleri adeta dört gözle bekleyen büyük bir anti-Trump kitlenin varlığı da aşikar. Bu iki zıt kutup arasındaki rakamsal değerlerin ne olduğunu elbette 3 Kasım’da göreceğiz; ancak Demokratlar arasındaki bölünmüşlük karşısında Cumhuriyetçilerin Trump etrafında bütünleşmesi, seçimler öncesinde Trump için önemli bir avantaj olarak öne çıkıyor. Eğer başkanlık seçimlerini kaybederlerse Demokratların muhtemelen ilk cümlesi şu olacaktır: “O azil sürecini hiç başlatmayacaktık!”

hakancopur1@gmail.com