Ortadoğu'nun 2021'de çözüm bekleyen sorunları

Prof. Dr. Ahmet Uysal / ORSAM Başkanı
09.01.2021

Kuzey Irak'ta Barzani ve Talabani yönetimleri (Erbil ve Süleymaniye) arasında ihtilaf devam ederken, ABD ve İran destekli PKK-PJAK bölgede etkinliğini artırmaktadır. Bu durum hem Türkiye'yi hem de özellikle Barzani liderliğindeki KDP bölgesini tehdit etmektedir.



100 yıldır parçalanmışlık ve Batı müdahalesi ile yaşayan Ortadoğu toplumları ve özellikle Arap halkları, Misak-ı Millî’de öngörüldüğü şekilde kendi kaderine karar verememiştir. II. Dünya Savaşı’ndan sonra bağımsızlık kazansalar da ekonomik ve askerî bağımsızlıklarını elde edememişlerdir. Bağımsızlık sonrasında ortaya çıkan Nasırcı ve Baasçı yönetimler demokratikleşme dalgasına direndikleri için halklar fakir ve zayıf kalmıştır. Bundan 10 yıl önce ortaya çıkan Arap Baharı, bu kötü durumdan kurtulmada halklar için demokrasi ve ikinci bağımsızlık mücadelesi anlamına geliyordu. Bugün gelinen noktada ise Arap Dünyası çeşitli çatışmalar ve krizlerle boğuşmaktadır.

Demokrasi arayışı

Arap Baharı’yla başlayan demokrasi arayışı hem bölgedeki rejimleri hem de küresel statükoyu tehdit ettiği için ciddi bir direnç oluşturmuştur. Bölge ülkelerinin bağımsızlığı ile de ilgili olan bu arayış; darbeler, iç savaşlar, mezhep çatışmaları ve diğer krizlerle kesilmiştir. Arap Baharı’nın ilk dalgasında Tunus, Mısır, Libya ve Yemen’de yönetimler düşse de bu süreçler, Mısır’da net bir askerî darbe ile kesilmiş; Yemen ve Libya’da yarı darbe ile engellenmiştir. Suriye’de rejimin yardımına İran ve Rusya yetişmiştir. Geçen yıl ise Arap Baharı’nın ikinci turu sayılabilecek şekilde Irak, Cezayir, Lübnan ve Sudan gibi ülkelerde görülen protestolar, rejimleri düşürmese bile sarsmış ve hükûmetler değişmiştir.

Ortadoğu’daki demokrasi arayışına müdahaleler durumu ne eskiye döndürebilmiş ne de halkların beklentilerini karşılayabilmiştir. Bunun en açık örneği hem iç hem de dış mücadelenin (ve müdahalenin) yaşandığı Suriye’dir. Diğer Arap Baharı ülkelerindeki sorunların fazlasıyla yaşandığı Suriye’de halk ayaklanması Esed rejimini düşürme noktasına geldiyse de devrimin başarıya ulaşması Hizbullah, İran, DEAŞ ve Rusya’nın müdahalesiyle engellenmiştir. ABD ve AB’nin ülkedeki demokratik hareketleri desteklemekten geri durması, DEAŞ ile mücadele bahanesiyle Rusya, İran ve PKK’ya serbest müdahale imkânı vermiştir. Birleşmiş Milletler öncülüğünde yürütülen Cenevre Görüşmeleri ilerleme kaydedememiştir.

Biden’ın gelişi

Bugün gelinen noktada Türkiye, öncelikle Rusya daha sonra ise İran ile Astana Süreci’ni başlatmış; Suriye’nin bölünmesinin, Kuzey ve Doğu Suriye’de PKK-PYD devleti kurulmasının önüne geçmiştir. Ancak Türkiye farklı askerî operasyonlarla PKK’yı sınırlarından çıkarıp etkinliğini belli ölçüde kırsa da PKK, ABD’nin desteği ile Fırat’ın doğusunda etkinliğini sürdürmektedir. Türkiye ise Kuzey Suriye’de kendi kontrol ettiği bölgelerde istikrar ve normale geçişi sağlarken Suriye’nin genel bütünlüğü konusunda Rusya ve İran ile birlikte demokratik geçişi de sağlayıp Batı ile daha fazla iş birliği yapabilir. ABD’de Biden’ın başa gelmesiyle Suriye’de PKK-PYD’ye desteğini sürdürse de Cenevre ve demokratik geçiş (özellikle anayasa yazımı ve seçimler) konusunda süreç hızlanabilir.

Ortadoğu’nun önemli krizlerinden birisi Libya krizidir. 2013 Mısır Askerî Darbesi’nden hemen sonra aynı projeyi Libya’da emekli komutan Halife Hafter ile hayata geçirmeye uğraşsalar da Libya halkı darbecileri reddettiği için Hafter, ülkenin doğusunu kontrol etmiş ve batısında başarısız olmuştur. 2016 yılında iki tarafın kurduğu Uzlaşı Hükûmeti’ni Hafter önce kabul edip sonra yıkmaya çalışmıştır. Meşru Trablus Hükûmeti Türkiye’den yardım isteyince Hafter ciddi bir yenilgi alsa da askerî alanda Rusya’nın araya girmesi, siyasi alanda Batı güdümlü BM’nin darbecilere hiçbir tepki koymadan iki tarafı siyasal uzlaşmaya zorlaması sorunu daha da karmaşıklaştırmaktadır. 2021 Aralık ayında seçim yapılacağı ilan edilse de gerçek bir demokrasiye geçişi sağlayacak bir çıkış bulunmadan çözüm zaman alacaktır.

Libya’nın önemi

Libya, Türkiye’nin hem Doğu Akdeniz’deki varlığı ve konumu hem de Afrika’daki stratejik çıkarları açısından önemlidir. Meşru Libya Hükûmeti ile yapılan deniz yetki alanları anlaşması, Türkiye’nin elini hukuki açıdan çok güçlendirmiştir. Ancak Yunanistan ve İsrail’in yanlarına Kıbrıs Rum Kesimi’ni ve Mısır’ı alarak oluşturdukları Doğu Akdeniz Gaz Forumu (East-Med), Türkiye’yi bölgede yok saymaya çalışmaktadır. Biden sonrası bölge dengelerinin Trump döneminden farklı olacağı açıktır. İsrail ve Mısır, Biden yönetiminin kendilerine Trump kadar destekçi olmayabileceğinden endişe etmektedir. Özellikle İsrail ve Körfez ülkeleri Biden’ın İran ile anlaşmasından endişe etmektedirler. Onlar kadar olmasa da Türkiye de Biden yönetiminden çok emin olmadığı için bu ülkeler arasında yeni dönemde bir uzlaşma kapısı aranabilir.

Mezhep savaşları

Libya, ülkede petrol ve gaz bulunması nedeniyle uluslararası kamuoyu ve büyük güçler tarafından belirli bir ilgi gördüğü için krizin oluşması engellenmiştir. Ancak daha büyük bir insanlık dramı yaşanan Yemen Krizi yeterli ilgiyi görmemektedir. Yemen’de birkaç çatışma birden yaşanmaktadır. Bir yandan genel halk hareketi ile ayrıcalıklı azınlık yönetimi arasında demokrasi mücadelesi, diğer yandan İran ile Suudi Arabistan arasında mezhep ve güç savaşı yaşanmaktadır. Daha özelde ise İsrail yönlendirmesiyle Birleşik Arap Emirlikleri, ülkenin liman sahillerini elinde tutmak istemekte ve Güney ayrılıkçılığını desteklemektedir. Bu mücadele kendi içinde birçok ihtilaf ve tenakuzlarla doludur.

ARAMCO saldırısı

Hem Suudi Arabistan hem de İran, Yemen’de demokrasinin gelişmesinden rahatsız olmuş; birlikte halkın genel demokratik mücadelesini engellemeye çalışmışlardır. Öncelikle yönetimden düşürülen eski rejimi (Ali Abdallah Salih) ulusal diyalog masasına oturtarak ayakta tutmaya çalışmışlardır. Ancak daha sonra İran destekli Husiler, eski rejimle birlikte demokratik süreci baltalamak üzere darbe yaparak başkent Sana’a’yı işgal ettiler. Suudi Arabistan rakip olarak gördüğü Husilerin ve Islah Partisinin birbirini zayıflatmasını umuyordu ancak Islah direnmekten vazgeçince Suudi Arabistan üç taraftan İran kuşatmasına düştüğünü görerek panik düğmesine bastı.

Hızlı bir zaferle siyasi kariyerini parlatmak isteyen o zamanki Savunma Bakanı Muhammed bin Selman, Husi darbesine karşı Kararlılık Fırtınası Operasyonu başlattı. Ancak Mısır ve Pakistan’dan beklediği askerler gönderilmediği için Husilere karşı etkili bir operasyon yapamadı. Husiler yerde, Suudiler ise havada üstünlüklerine dayanarak savaşmaya devam ettiler. Bu dengesiz mücadele sonucunda iki taraf da saldırılar ve kuşatmalar yüzünden ciddi insani krizlere yol açtı. Ayrıca Husiler, İran’dan aldıkları füzelerle Güney sınırlarındaki Suudi şehirlerine saldırmaya başladılar. Bu saldırıların ARAMCO petrol tesislerine kadar gerçekleşmesi ciddi ekonomik zararlar doğurdu. İki taraf da uluslararası kamuoyundan tepki aldılar ancak bu sorundan nasıl kurtulacaklarını çözemediler.

Bölgenin, Türkiye açısından da önemli olan konularından biri Irak’ta istikrar ve refahın bir türlü sağlanamamasıdır. Petrol ve doğal gaz denizinde yüzen ülkede başarısız bir devlet karşımıza çıkmaktadır. Güvenlik sorunları tam çözülememiştir. DEAŞ’ın işgal ettiği Sünni bölgeler ciddi tahribat yaşamıştır, DEAŞ’tan kurtarılırken ayrı bir tahribat yaşanması yetmezmiş gibi savaştan sonra da Haşdi Şâbi’nin intikam kabilinden sindirme politikalarıyla yüz yüzedir. Kuzey Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nin bağımsızlık referandumundan sonra ilişkiler düzelse de tam normalleşememiştir. Kuzey Irak’ta Barzani ve Talabani yönetimleri (Erbil ve Süleymaniye) arasında ihtilaf devam ederken, ABD ve İran destekli PKK-PEJAK bölgede etkinliğini artırmaktadır. Bu durum hem Türkiye’yi hem de özellikle Barzani liderliğindeki KDP bölgesini tehdit etmektedir.

Irak’taki kaos

Bağdat’ın güneyindeki Şii vilayetlerde, özellikle de en çok petrol çıkarılan Basra’da içme sularından insanlar hasta olmaktadır. İşsizlik, yoksulluk ve siyasi baskılarla birleşerek 2019 yılında güney illerindeki gösteriler hükûmeti düşürmüştür. Eski İstihbarat Başkanı Mustafa el Kazımi, hem göstericiler hem de İran ve ABD arasında denge bulmaya çalışan geçici hükûmetin başbakanı olarak ülkeyi seçime götürecektir. ABD-İran rekabeti özellikle Irak üzerinde derinden yaşanmaktadır. Kasım Süleymani’nin öldürülmesiyle sonuçlanan bu rekabetin Biden döneminde azalması veya artması mümkündür. Irak’ın içerideki ve dışarıdaki mücadeleden sıyrılıp kurtulması ciddi liderlik ve çaba gerektirmektedir. Kazımi’nin bunu gerçekleştirecek gücünün olup olmadığını zaman gösterecektir.

Lübnan’daki durum

İki yıl önceki gösteriler ile birlikte hükûmetin düştüğü Lübnan’ın durumu Irak’tan daha iç açıcı değildir. Lübnan limanındaki büyük patlamadan dolayı ekonomi zarar görmüştür ancak sorumluların cezalandırılması beklenmemektedir. Diktatör Beşir yönetiminin düşürüldüğü Sudan’da demokrasiye geçişten bahsedilmemektedir. Asker ve sivillerin oluşturduğu geçici hükûmet, seçimleri dört beş yıl sonra yapmaktan bahsetmektedir. Ülke içindeki yoksulluk, Darfur gibi vilayetlerde yaşanan çatışmalar, komşu Etiyopya’daki Tigray çatışmalarının etkilerini yaşamaktadır. Cezayir görece daha iyi olsa da siyasi belirsizlik ve yoksulluk ülkeyi etkilemeye devam etmektedir. Cezayir dışarıda Libya krizi ve Batı Sahra’ya Trump desteği dolayısıyla endişelidir.

Bütün dünyayı etkilediği gibi koronavirüs birçok Arap ülkesini de derinden etkilemektedir. Beklendiği gibi sağlık açısından değil bundan daha çok ekonomik açıdan olumsuz etkileri hissedilmektedir. Genç nüfusun yoğunlukta olması ülkelerdeki ölümleri azalttığı gibi bu ülkelerin çoğunda gerekli sağlık altyapısı bulunmadığı için kapsamlı bir tedavi çabası da görülmemektedir. Birçok ülkenin kapanması ve ekonomik faaliyetin azalması yüzünden petrol fiyatlarının düşmesi de hem petrol üreten ülke ekonomilerini sarsmış hem de bu ülkelerden işçi dövizleri, yatırım ve turist bekleyen ülkeler olumsuz etkilenmiştir. Ayrıca, turizmi güçlü olan bölge ülkeleri de ciddi zarar görmektedir. Dolayısıyla, 2020 yılı Ortadoğu’da çözülmesi gereken çok sorun bırakmıştır, nasıl çözüleceği konusunda yerli ve dış aktörlerin etkileşimi belirleyici olacaktır.

ahmet.uysal@orsam.org.tr