Osmanlı'nın çatısını çatan Sultan

12.02.2021

II. Bayezid, elbette fetihler açısından bakıldığında Fatih ve Yavuz ile mukayese edilemez. Ama onun, Fatih tarafından temelleri atılan hatta belli oranda inşası tamamlanan yapının çatısını çattığını, üstelik bu işi sadece ihtiyaçlar açısından değil, estetik özellikleri de hesaba katarak gerçekleştirdiğini özellikle belirtmek gerekir. İşte bu yüzdendir ki İstanbul'un en merkezi meydanı ve semti onun adını taşımaktadır.


Osmanlı'nın çatısını çatan Sultan

Mustafa İsen / Yazar

Geçmişe bakışımız ve tarihi olayları değerlendirişimiz daha çok siyasi tarih eksenli olduğu için önümüze gelen pek çok hadiseye böyle bakıyoruz. Önünde Fatih Sultan Mehmed, arkasında da Yavuz Sultan Selim gibi bütün Türk tarihinin en karizmatik iki padişahı arasında tahta çıktığı için II. Bayezid (1481-1512) silik bir padişah olarak görülmüştür. Oysa tarihe, medeniyet tarihini de içine alacak şekilde bir bütün olarak bakıldığında durumun öyle olmadığı anlaşılacaktır. O, Osmanlı devletinin zirveye doğru yürüdüğü, devlet yapısının son derece dinamik özellikler gösterdiği, İstanbul'un fethiyle yönetimden toplumun en aşağı tabakasına kadar özgüvenin zirvede olduğu bir dönemde doğmuş, böyle bir devleti yönetecek misyonla ve özenle yetiştirilmiş, dolayısıyla kendisinden bekleneni fark edip ona göre davranmış bir padişahtır. Amasya yıllarında bir ara gençliğin ve çevrenin etkileriyle çizgi dışı faaliyetlerde bulunduysa da babasının sıkı takibi ve yapılan işin yanlışlığının fark edilmesiyle yeniden olması gereken yola dönmüş, sonrasında da dirayetli bir yönetim göstermiştir. Özellikle tahta geçtikten sonra durumdan vazife çıkararak beylikten imparatorluğa yürüyen devletin kurumsallaşması gerektiğini fark ederek her alanda tam bir sistem kurucu gibi davranmıştır. Etkileri sonraki yıllara, hatta Galatasaray Lisesi ve Türk Standartları Enstitüsü gibi bazılarıyla günümüze kadar devam edecek olan yerinde kararlarıyla devleti her bakımdan tahkim etmiş, bunların bir çoğunun eksikliğini kendisi fark ederek tam bir vizyoner devlet adamı olduğunu göstermiştir. Yedi yaşında omuzlarına yüklenen devleti yönetme yükünü yirmi yedi yıl şehzade, otuz bir yıl da dünyanın en büyük hükümdarlarından biri olarak taşıdı. Bu işi tehevvüre kapılmadan bir devlet adamına yakışır şekilde soğukkanlılıkla yaptı. Diplomasiyi yönetim anlayışının öncelikli uygulaması olarak tercih etti. Savaşa ancak gerektiğinde başvurdu.

Mahlası Adlî

Saltanat yılları dünyada denizcilik alanında çok önemli keşif ve gelişmelerin olduğu dönemdir. Bunu fark ederek bu alana büyük yatırım yaptı ve geleceğin Barbarosları için ortam hazırladı. Adaleti, yönetiminin en önemli unsuru olarak kullandı. Bu yüzden Adlî kelimesini şiirde mahlas olarak seçti. Padişahlığı döneminde ibadete ve hayır işlerine gösterdiği ilgiden dolayı Bayezid-i Velî olarak anıldı. Aslında tutumlu bir devlet adamı olarak tanındı ama konu, eğitim, şehircilik, mimari gibi faaliyetler olunca gereken harcamaları yapmaktan da geri durmadı.

Onun ilk dikkati çeken özelliği ileri görüşlü bir devlet adamı olduğudur. Bu konumu siyasi çalışmalarından çok kültür ve sanatın gelişimi açısından önemlidir. Bu alanlarda sadece bir hami sultan rolüyle yetinmedi, yönetimindeki sanatçıların kapasite ve kabiliyetlerini fark ederek bunların gelişimini son kerteye kadar teşvik etti. İşte bir iki güzel örnek: Döneminde bir ara artık şiirin kemale ulaştığı ve yeni bir şey söylemenin mümkün olmadığı konuşulurken dönem şairlerinden Zâtî'nin Fâiyye gazeli Sultan İkinci Bayezid'in önüne gelir. Şiiri okuyan ve beğenen padişah, eleştirmenlere taş çıkartacak bir yaklaşımla çevresindekilere, şiirde yeni imge bulmanın imkânsız olduğunu söylüyorsunuz, hiç usta bir dalgıç için denizde inci biter mi? Dünya imge doludur, hüner onu bulmaktadır der ve Zatî'nin şiirini över.

Yeni üslupları teşvik

Benzer bir yaklaşımı da hat ustası Şeyh Hamdullah'a söyledikleridir: Padişah Hamdullah'ın kapasitesinin farkındadır ve onu yeni üsluplar oluşturması konusunda adeta zorlar. Buna karşılık Hamdullah, hat sanatının Yakut'la kemale erdiği ve yeni bir tarzın imkânsız olduğu düşüncesindedir. Ama sultanın bu ısrarı karşısında Sultangazi'deki çiftliğine çekilip yeni taslaklar üzerinde günlerce çalışır. Neticede Hamdullah, Yâkût'un estetik anlayışını ortadan kaldırarak yazıya yeni geometrik ölçüler getirmek suretiyle onun yazısındaki sert görünümü munis bir hâle getirir; harflerin fizyolojik durumunu yeni bir estetiğe kavuşturur. Böylece Şeyh Hamdullah, onun teşvikleriyle yazı çeşitlerinde hem bir Türk ekolünün yaratıcısı hem de klâsik Türk ekolünün kurulmasında ve gelişmesinde öncü olur. Dolayısıyla bilinen güzellik ölçüleri içinde kalarak eser üretmeyi reddeden, gerek harf biçimlerinde gerekse istif kurallarında yepyeni kıstaslar peşindeki Sultanın, hocasına adeta yeni bir tavır sipariş edişini, onun hat estetiğinin felsefî arka planına ne derecede vukûf ve nüfûz edebildiğinin delîli olarak görülmelidir.

II. Bayezid, yoğun işleri arasında bu tür yetenek avcılığını da elden bırakmaz ve ülkedeki kültür ve sanat gelişmelerini de yakından izlerdi. Nerede güzel bir örnek görse sahibini aratıp buldurur, onu taltif ve teşvik eder, yaptığı işin fark edildiğini sanatkarlara hissettirirdi. Bu tür örneklerden biri Sa'yî'dir. Fatih Sultan Mehmed zamanında medrese tahsilini tamamladıktan sonra beklediği makamlara ulaşamayınca kimi kaynaklara göre Üsküp'te, kimilerine göre Prizren'de kendi halinde bir hayat yaşamaya başlayan şairin şu matla beytiyle başlayan gazeli padişahın dikkatini çeker:

Sûretin nakşını yazınca gönül nâmesine.

Kanlar ağlatdı gözüm kirpiğimin hâmesine.

Şiiri çok beğenen II. Bayezid'in "Bu gazeli diyeni bulun" emri üzerine şair İstanbul'a çağrılır ve sarayda içoğlanlar hocası tayin edilir.

II. Bayezid dönemi eğitim, mimari, hat ve tezyinat başta olmak üzere plastik sanatlar, edebiyat ve musiki çalışmalarında kendinden önceki dönemin çok ilerisindedir. Bu gelişmelerdeki rolüyle Osmanlı kültür tarihinin en önemli isimlerinden biri II. Bayezid'dir. Fatih Sultan Mehmed döneminde başlayan sanat koruyuculuğu faaliyetleri onun döneminde artarak devam etmiş, Osmanlı tarihçiliği onun zamanında ilk büyük eserlerini vermiştir. Zamanında pek çok âlim, sanatkâr ve şair yetişmiş, birçok âlim ve şair onun büyük desteğine mazhar olmuştur. Unutulmamalıdır ki İstanbul'un fethiyle birlikte ciddi anlamda bir Osmanlı üslubu ya da kimliği teşekkül etmişse bu oluşumda onun payı önemlidir. Zaten fethi takiben İstanbul doğumlu hayatın her alanındaki ilk isimler de onun döneminde görev almaya başlamıştır. Yönetimi sırasında değişik sanatçılara verilen ihsan ve hediyeleri ihtiva eden İn'âmât Defterleri bu konuda nasıl zengin bir kadronun var olduğunu gösterir. Denebilir ki Fatih'le birlikte bir anlamda bir imparatorluğa dönüşen devletin her alanda tahkim edilmesi, yeni sisteme oturması onun teşkilatçı tavrıyla olmuştur.

Bu görkemli faaliyetleri yanında II. Bayezid başta hat sanatı olmak üzere şiir ve musiki gibi güzel sanatlarla bir hobi olarak değil, dikkate değer bir üretici olarak da ilgilendi. Bu alanda eserler verdi. Bu tavrı yaşadığı dönemde kişisel bir tercih olmanın ötesinde rakipleriyle mücadele açısından da önemli bir araçtı. Adlî mahlasıyla şiirler söyledi ve bunları bir divanda topladı. Bu alanda da kendi dönemine kadarki Osmanlı sultanları içinde önde gelen isim o olmuştur. Şairliği gözden geçirildiğinde dillere destan olmuş örnek şiirlerinden söz edilemez. Ama bu örnekler bütün olarak değerlendirildiğinde dil ve üslup açısından kendi dönemini yansıtan karakteristik örnekler olarak karşımıza çıkar.

Cem Sultan ile mücadele

Büyük çoğunluğu gazellerden meydana gelen bu şiirler içinde reel hayatı da ilgilendiren bazı örneklere rastlanır. Onun padişahlığının önemli bir bölümü kardeşi Cem Sultan'la mücadele halinde geçmiştir. Ortaçağ'da şiir, estetik özellikleri yanında rakibi etkilemek amacıyla kullanılan bir iletişim aracı görevi de görüyordu. Bayezid aralarındaki mücadeleyi konu alan ve kardeşini tahttan vazgeçirmeyi hedefleyen şöyle bir manzum mektup yazıp Cem'e göndermiş:

Çün rûz-ı ezel kısmet olunmuş bize devlet

Takdîre rızâ vermeyesin buna sebeb ne?

Haccü'l-haremeynim diyüben da'vî kılarsın

Bu meşgale-i dünyeye pes bunca taleb ne?

(Bize devlet, ezel gününde, ta yaradılış sırasında kısmet olmuş, takdire razı olmamanın sebebi ne? Ben Kabe ziyaretçisiyim, hacıyım diye iddiada bulunuyorsun, o halde bu dünya meşgalesini, saltanat hırsını niçin bu kadar talep ediyorsun?)

Buna karşılık kendisi de şair olan Cem Sultan ona yine manzum olarak şöyle cevap verdi:

Sen pister-i gülde yatasın şevk ile handan

Ben hicr ile bâlin edinem hârı sebeb ne

Bu saltanat-ı dünye ola bu adle mukarin

Haccü'l-Haremeyn anı talep kılsa acep ne

(Sen mutlu mesut gül döşeklerde yatarken ben niye vatanımdan uzak dikenleri yastık edineyim? Bu dünya saltanatını niye adil bölüşmeyelim; Bunu, Hacca giden kişi talep etse şaşılacak ne var?)

II. Bayezid, elbette fetihler açısından bakıldığında Fatih Sultan Mehmed ve Yavuz Sultan Selim'le mukayese edilemez. Ama onun Fatih Sultan Mehmed tarafından temelleri atılan hatta belli oranda inşası tamamlanan yapının çatısını çattığını, üstelik bu işi sadece ihtiyaçlar açısından değil, estetik özellikleri de hesaba katarak gerçekleştirdiğini özellikle belirtmek gerekir. İşte bu yüzdendir ki İstanbul'un en merkezi meydanı ve semti onun adını taşımaktadır.

mustafaisen@yahoo.com