Pandemi sonrası dönemde Türkiye'de üretim ekonomisi

Prof. Dr. Seyfettin Erdoğan / İstanbul Medeniyet Üniversitesi
5.02.2022

Türkiye'nin döviz geliri artmadıkça yani döviz miktarı artmadıkça döviz kurlarının aşağı yönlü hareketlenmesi mümkün değildir. Ülkemizin döviz gelirini arttıracak yollardan biri ihracatımızın artırılmasıdır. Dış talebe duyarlı ve yüksek katma değerli üretim yapan firmalara ve sektörlere yönelik desteklerin arttırılması gerekmektedir. Doğrudan yabancı sermaye girişlerinin de arttırılması elzemdir. Modifiye sukuk uygulaması döviz gelirlerimizin artışı açısından üzerinde düşünülmesi gereken bir modeldir. Bu modele göre kamu yatırımları yüksek reel faizlerle borçlanılarak fonlanmak yerine devlet destekli sukuk uygulaması sayesinde daha düşük maliyetlerle finanse edilebilir. Pandemi döneminde Türkiye'de de diğer ekonomilere benzer sorunlar yaşanmaktadır. Türkiye ekonomisinde durgunluk ve enflasyon probleminin yanı sıra döviz kurlarındaki artış eğilimi iktisadi bilimlerin beklentilerini olumsuz yönde etkilemiştir.



Pandemi döneminde bütün ekonomilerde talep daralmasına bağlı olarak, durgunluk eğilimleri baş göstermiştir. Büyük yatırım projelerinin ertelenmesi, kötümser beklentiler ve tedarik zincirlerindeki aksamalar sıklıkla dile getirilen sorunlardır. Bu sorunlardan hiçbir ülke kurtulamamıştır. Ekonomilerdeki durgunluk eğilimlerinin yanı sıra enflasyon oranlarında da ciddi sıçramalar görülmektedir.

Enflasyon rekorları

Fiyat istikrarı açısından model olarak gösterilen gelişmiş ekonomilerde bile enflasyon oranları tarihi rekorlar kırmıştır. Pandemi döneminde Türkiye'de de diğer ekonomilere benzer sorunlar yaşanmaktadır. Türkiye ekonomisinde durgunluk ve enflasyon probleminin yanı sıra döviz kurlarındaki artış eğilimi iktisadi bilimlerin beklentilerini olumsuz yönde etkilemiştir.

Pandemi ile mücadelede geliştirilen tedavi yöntemleri, aşı uygulamalarının yaygınlaşması ve virüsün gücünü kaybetme sürecine girdiği yönündeki açıklamalar, pandeminin yol açtığı negatif ortamın kırılmasına pozitif katkı sağlamaktadır. Pandemi döneminde ciddi sıkıntılar yaşayan ekonomiler, olumsuz gidişattan dersler çıkararak uzun vadeli politikalar geliştirmek zorundadırlar. Bu yazımızda daha ziyade Türkiye ekonomisi özelinde öneriler sunmaya çalışacağız.

Makroekonomik istikrar

Ülkemizde pandemi döneminin olumsuz etkileri ile beraber ortaya çıkan kur atakları makroekonomik istikrar açısından negatif sonuçlar doğurmuştur. Döviz kurlarındaki artış ve istikrarsızlık, spekülatif fiyat politikalarına yol açmıştır. Döviz kurlarındaki artışı bahane eden üreticiler, kur artışından çok daha yüksek düzeylerde fiyat artışına gitmişlerdir. Kurlardaki düşüş dönemlerinde ise fiyatlar ilk seviyelerine geri dönmemiştir. Bu davranış eğilimi spekülatif enflasyonun temel tetikleyici faktörüdür. Döviz kurlarının arttığı dönemlerde, kur artışı ve kur belirsizliğini bahane eden kesimler, makul olmayan "fahiş fiyat" uygulamalarına gitmişlerdir. Kimi ekonomistler fahiş fiyat uygulamasının literatürde olmadığı hususunu dile getirerek, bu kavramı kullanan politika yapıcıları eleştirmişlerdir. Fahiş fiyat uygulaması ya da spekülatif enflasyon literatürde çok sık kullanılmayan kavramlar olabilir. Unutmamak gerekir ki iktisadi kavramlar nispi kavramlardır.

Hakeza iktisat literatürü de oldukça dinamik bir özelliğe sahiptir. Literatürde kullanılmayan bir kavramın kullanılamayacağı ya da iktisadi analizlerde çok sık ele alınmayan iktisadi sorunların göz ardı edileceğine dair bilimsel bir kural bulunmamaktadır. Şu hususu önemle ifade etmek gerekir ki fahiş fiyat ve spekülatif enflasyon eleştirilerini baz alıp sadece özel sektörü eleştirmek makroekonomik istikrar açısından yegane çözüm yolu değildir. Karaborsacılık, fırsatçılık, fahiş fiyat politikası ve stokçuluk kesinlikle erdemli davranışlar değildir. Bu tip gayri ahlaki uygulamalardan gelir elde etmek insani değerlerin iflas ettiği anlamına gelmektedir. Politika yapıcılarına düşen iki tür sorumluluk vardır. Birincisi, haksız kazanç elde edenlerin en sert şekilde cezalandırılmasıdır. İkincisi ve daha da önemlisi, haksız kazanç elde etme yollarını tıkamak ve haksız kazanca yönelmeyi özendirebilecek ekonomik istikrarsızlığa uygun politikaları uygulamaktır. Başarılı politika yapıcılar, iktisadi sorunları hem doğru teşhis etmeli hem de gerekli politika uygulamalarını tam zamanında uygulamalıdırlar. Geciken bir politika uygulaması, kimi zaman geciken bir tedaviye benzer. Zamanında uygulanmayan bir politika uygulaması, sorunun ortadan kalkmasından çok daha da derinleşmesine yol açabilmektedir. Yapılması gereken, tam zamanında doğru teşhis ve doğru tedaviyi dirayetle uygulamaktır. Son günlerde hükümetimizin uyguladığı kur korumalı TL mevduatı uygulaması, makroekonomik istikrar açısından doğru ve yerinde bir politikadır.

Etki gücü geliştirilebilir

Kur atağını kesmek için uygulanması gereken kısa ve orta dönemli bir araçtır. Uygulamanın zamanlaması ve kapsamı konusundaki eleştirileri de yabana atmamak gerekmektedir. Tutarlı eleştirileri dikkate alıp bu aracın etki gücünü daha da geliştirmek mümkündür. Makul eleştiriler, geliştirici ve ilham vericidir. Kötümser ya da önerisi olmayan eleştirileri dikkate almamak gerekir. Ancak önemle ifade etmek gerekir ki bu uygulama ile birlikte kurlarda ciddi bir gevşeme ve nispi bir istikrar temin edilmesine rağmen kalıcı bir başarı tesis edildiğini söylemek yanıltıcı olacaktır. Bu uygulama doğru ve yerinde bir adımdır. Ancak hükümetin dile getirdiği üretimi destekleyici ve kur istikrarını temin edici uygulamaların hızla hayata geçirilmesi gerekmektedir. İktisatta çok basit bir kural vardır: Bir malın fiyatının düşmesi o malın üretim miktarının artmasına bağlıdır. Türkiye'nin döviz geliri artmadıkça yani döviz miktarı artmadıkça döviz kurlarının aşağı yönlü hareketlenmesi mümkün değildir. Ülkemizin döviz gelirini arttıracak yegane yollardan birisi ihracatımızın artırılmasıdır. Dış talebe duyarlı ve yüksek katma değerli ürünler üreten firmalara ve sektörlere yönelik desteklerin arttırılması gerekmektedir. İhracat artışının yanı sıra doğrudan yabancı sermaye girişlerinin de arttırılması elzemdir. AK Parti iktidarındaki başarının en önemli göstergelerinden birisi bu dönemde doğrudan yabancı sermaye girişlerindeki artıştır. İslami finansal enstrümanların geliştirilmesi ülkemize sermaye girişini arttırabilecek temel düzenlemelerden biri olabilir. Her boyuttaki kamu yatırımlarının finansmanında İslami finansman yöntemlerinden yararlanılabilir. Bu noktada Prof. Dr. Ayfer Gedikli ve Prof. Dr. Obiyathulla Ismat Bacha ile birlikte geliştirdiğimiz modifiye sukuk uygulaması döviz gelirlerimizin artışı açısından üzerinde düşünülmesi gereken bir modeldir.

Kamu yatırımları

Bu modele göre kamu yatırımları yüksek reel faizlerle borçlanılarak fonlanmak yerine devlet destekli sukuk uygulaması sayesinde daha düşük maliyetlerle finanse edilebilir. Kamu yatırım projelerini, küresel düzeyde yatırımcıların desteğini alarak daha düşük maliyetlerle hayata geçirmek mümkündür. Sayın Cumhurbaşkanımızın özellikle İslam ülkeleri nezdinde çok güçlü bir saygınlığı bulunmaktadır. Dünyanın farklı ülkelerinde görev yapan bilim insanlarıyla yaptığımız görüşmelerde Sayın Cumhurbaşkanımıza karşı çok güçlü bir teveccühün olduğunu müşahede etmekteyiz. Dolayısıyla iktisat politikalarının bir ayağı olarak kullanılacak sukuk uygulamasına, küresel düzeyde çok güçlü bir rağbetin gösterileceğini söylemek yanıltıcı olmayacaktır.

[email protected]