Peştun 20 yıl sonra intikam alır, 'acele ettim' der

Doç. Dr. Ramazan Akkır / Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi
27.08.2021

Kendini Ehli Sünnet ve'l Cemaat'in Hanefi mezhebine bağlı bir hareket olarak tanımlayan Taliban, Peştun bir harekettir. Peştun halkının kinci intikamcılığı bütün Afganistan'da bilinmektedir. "Peştun 20 yıl sonra intikam almaya kalktığında, aceleci davrandığını düşünür" atasözü bunun ifadesidir. Peştunvali anlayışı, özellikle kadın merkezli namus olgusu üzerinden kadınların hayatını kuşatmakta ve onların kaderini belirlemektedir. Kadın karşıtı bir dile sahip olan Peştun kabileciliği ve Peştunvali ideolojisi, kadını evin dışında bir hayatı olmayan bağımlı bir varlık olarak görmektedir.



Dünya, 20 yıl aradan sonra yeniden Afganistan'ı ve Taliban'ı konuşmaya başladı. Obama döneminde gündeme gelen ABD'nin Afganistan'dan çekilmesi kararı, Trump döneminde dal budak saldı, Biden döneminde ise ete kemiğe büründü; ABD, Afganistan'ı alelacele terk etti. Önce İngiltere'ye, sonra Sovyetler Birliği'ne mezar olan Afganistan bu kez de ABD'ye mezar olmuş görünüyor. Bundan hareketle denebilir ki; ABD, "İmparatorluklar Mezarlığı"nda yerini aldı. Peki, 20 yıl boyunca Afganistan'ı işgal altında tutan, yaklaşık 3,5 milyon insanın ölümü, milyonlarca insanın göç etmesine yol açan ABD neden Taliban karşısında tutunamadı? Daha önemli olan soru da şu: Kim bu Taliban? Nasıl ortaya çıktı? Modern dünyanın "şeytanlaştırdığı" gibi bir hareket mi? Taliban'ın teopolik anlayışı nedir, İslam anlayışını hangi parametreler belirlemektedir, bu anlayış nasıl ete kemiğe bürünmüştür? Dahası Taliban'ın İslam yorumu günümüz Afgan insanına ve modern dünyaya ne vaat etmektedir?

1994 yılında öğrenci hareketi olarak ortaya çıkan, 1996 yılında Afganistan'a hâkim olan ve 2001 yılında El-Kaide terörü bahane edilerek yönetimden alaşağı edilen Taliban, 20 yıl aradan sonra yönetimi yeniden ele geçirdi, siyasal yapıyı değiştirmeye başladı. Önce ülkenin ismini "Afganistan İslam Emirliği" olarak ilan etti. Ardından da geçmişin, tarihin, sosyolojinin ve teolojinin imbiğinden damıtılan ve fakat yeniden icat edilen teopolitik anlayışını yürürlüğe koydu. Toplumsal ve siyasal alanı modernlik karşıtı bir tasavvurla yeniden dizayn etmeye başladı. Şimdi dünya, modernite ve Batı karşıtı bir hareketi anlamaya çalışıyor.

Lokal olaylarla başladı

Öncelikle Afganistan, yaklaşık iki asırdan bu yana savaşın ve iç çatışmaların pençesinde kıvranıyor. Silahların gölgesi Afganistan'da herhangi bir birliğin, bir ülke olmanın, devletleşmenin ve kurumsallaşmanın oluşmasını engellemiştir. Afganlılar bu süreçte ağır bedeller ödemek zorunda kalmış, milyonlarca insan ölmüş, bir o kadarı da yerinden-yurdundan edilmiştir. Sırasıyla İngiltere, sonra Sovyetler Birliği, en sonunda Amerika Birleşik Devletleri bölgeyi işgal etmiştir. Önce 1989 yılında Sovyetler Birliği İslamcı mücahitlere yenilmiştir. Ancak Sovyetleri yenen mücahitler, kendi aralarında iktidar savaşına tutuşmuş, iktidar şehvetine kapılmış, bu durum da ülkede varolan istikrarsızlığın devam etmesine neden olmuş, devletleşmeye engel teşkil etmiştir. Savaştan çıkan ülke iç çatışmalara sahne olmuş, kaos, şiddet, terör, saldırganlık adım adım tüm Afganistan'ı işgal etmiştir. Tam böylesi bir süreçte Taliban hareketi ortaya çıkmıştır, 1994 yılının sonbaharında. Mücahitlerin yanında savaşan eski bir komutan, Kandahar'a bağlı bir kasabaya baskın düzenleyerek iki kız öğrenciyi kaçırmıştır. Kızların ailesi, kızlarının bulunması için onların devam ettiği medresenin sorumlusu olan mollalardan yardım istemiştir. Molla, elli öğrencisi ve yanında bulundurdukları on altı silahla karargâhı basmış ve kızları kurtarmıştır. Böylece kızları kaçıran komutan ve adamlarını asarak idam eden Molla Muhammed Ömer bölgede kahramana dönüşmeye başlamıştır. Taliban hareketinin ortaya çıkışı bu ve benzeri lokal olaylar neticesinde olmuştur. 1994 yılında Taliban'ın kurucu lideri Molla Muhammed Ömer'in ilk isyan hareketini Kandahar'da başlattığını belirten Ahmed Muvaffak Zeydan, Molla Muhammed Ömer'in dilinden o dönemi şöyle betimler; "20 öğrenci arkadaşımla birlikte Kandahar'daki bir medresedeydim. Fesat, hırsızlık, yağmacılık ve cinayet o günlerde yaygınlaşmıştı. O günlerde kimse daha iyi olabileceğine inanmıyordu. Allah'a tevekkül ettim ve bu öğrenci arkadaşlarımla birlikte çalışmaya koyuldum."

Molla Muhammed Ömer'in beklenen kurtarıcıya dönüşmeye başlamasıyla Taliban hareketi bir taraftan siyasal bir harekete dönüşmeye, bir taraftan da şehirleri ele geçirmeye ve güvenliği sağlamaya başlamıştır. Ağırlıklı olarak Peştunlardan ve medrese öğrencisi mollalardan oluşan bu hareket, 1994 yılında Kandahar'ı, 1995 yılında Herat'ı ve 1996 yılında da Kabil'i ele geçirmiş, Afganistan'ın büyük bölümüne hâkim olmuştur. Peştun kavmiyetçiliği, Peştunvali örfü ve Selefi-Harici bir renge büründürülen Hanefi fıkhı ile Taliban ülkeyi yönetmeye başlamıştır. Güvenlik ve istikrar üzerinden kendi yönetim anlayışını meşrulaştırmaya çalışmış; katı, radikal, selefi, yer yer harici ve modernite karşıtı teopolitiğini uygulamaya koymuştur. Ta ki 2001 yılında terör örgütü El-Kaide tarafından Dünya Ticaret Merkezi'nin vurulmasına kadar... El-Kaide lideri Usame Bin Ladin'in Afganistan'daki varlığını bahane eden ABD, Afganistan'a saldırmış, Taliban'ı yönetimden düşürmüş ve Afganistan'ı işgal etmiştir. Bu süreç, 2021 yılına kadar devam etmiştir. 20 yıl boyunca Afganistan şiddet, terör ve kaos ile bir kez daha boğuşmak zorunda kalmıştır. Böylesi bir siyasal ve toplumsal atmosfer, bir taraftan halkın umutlarının tükenmesine neden olurken diğer taraftan da Taliban'a yeniden ve hızlıca ülkeyi ele geçirmesi imkânı sağlamıştır.

Taliban'ın Afganistan'a hâkim olmasında din anlayışından öte siyasal ve etnik kimliği belirleyici olmuştur. Bundan dolayı ilkin Taliban hareketinin siyasal kimliğini ve toplumsal tabanını ortaya koymalıyız. Kendini Ehli Sünnet ve'l Cemaat'in Hanefi mezhebine bağlı bir hareket olarak tanımlayan Taliban, Peştun bir harekettir. Taliban'ın Tacikler ve Özbekler arasında taraftarları olmasına rağmen, hareketin büyük çoğunluğunu Güney Afganistan ve Kuzey Pakistan'ın yerlileri olan ve yaklaşık iki yüz elli yıldır Afganistan'ı yöneten Peştunlar oluşmaktadır. Türkmenler, Tacikler, Özbekler veya Hazaralar gibi farklı etnisitelerin ve aşiretlerin bulunduğu Afganistan'ın yaklaşık olarak nüfusunun yarısını Peştunlar oluşturmaktadırlar. Bu kabilenin dili olan Peştunca, 1926 yılında devletin resmî dili olarak kabul edilmiştir. Ülkenin ilk Cumhurbaşkanı olan Hamid Karzai de Peştun aşiretindendir.

Kabilecilik anlayışı

Taliban mensuplarının giymiş olduğu gömlek, şalvar veya takmış oldukları siyah sarık da Peştunların yerel kıyafetidir. Dahası, Taliban hareketinin kurucu lideri Molla Ömer de, şu anda Taliban yönetimi tarafından bürokrasiye atanan insanların neredeyse tamamı da Peştun'dur. Taliban hareketinin oldukça sert ve intikamcı olmasının arkasında bu Peştun kabilecilik anlayışı bulunmaktadır. Peştun halkının sertliği, kinciliği ve intikamcılığı bütün Afganistan'da da bilinmektedir. "Peştun 20 yıl sonra intikam almaya kalktığında, aceleci davrandığını düşünür" atasözü bu intikamcılığın ifadesidir. Taliban'ın muhaliflerine, özellikle de Hazara ve Özbeklere yönelik sert davranışının ardında da Peştunların intikamcılık duygusu yatmaktadır. Özetle, Taliban'ın Afganistan'ı hızlıca ele geçirmesinde ve ciddi bir toplumsal tepki ile karşılaşmamasında Peştun bir kökene sahip olması oldukça etkili olmuştur.

Peştunvali örfü

Taliban'ın teopolitiğinin önemli bir unsurunu da Peştunvali anlayışı oluşturmaktadır. Peştun yaşam biçiminin yer aldığı örfi hukuk kuralları olan Peştunvali hem bir ideoloji hem de Peştunların anlam dünyasını çevreleyen kurallar bütünüdür. Bu kurallar; Peştun aşiretindeki kişiler arası ve aşiretler arası ilişkileri düzenlemektedir. Yaşam tarzları, hakları ve yükümlülükleri, ahlak ve şeref yasaları bu anlayış tarafından belirlemektedir.

Peştun bir hareket olan Taliban fıkhi anlayışı ile Peştunvali hukuku birbirine karışmış durumdadır. Özellikle kadınlara karşı olan sert tutumları, Peştunvali anlayışına dayanmaktadır. Peştunvali anlayışına göre, Peştun halkının sorumluluklarına ilişkin başlıca kurallar şunlardır; şeref, misafirperverlik, kadınların, toprağın, şerefin ve malın mülkün korunması, intikam, aşiret konseyi, refakat etmek, bir suçlunun sığınma ve fidye ödeyerek anlaşma hakkı, cesaret, sebat, doğruluk, devamlılık, gayrettir. İslamiyet'in de öncesine dayanan Peştunvali anlayışı, özellikle kadın merkezli namus olgusu üzerinden kadınların hayatını kuşatmakta ve onların kaderini belirlemektedir. Kadın karşıtı bir dile sahip olan Peştun kabileciliği ve Peştunvali ideolojisi, kadını evin dışında bir hayatı olmayan bağımlı bir varlık olarak görmektedir. Evlenmeden babası, evlendikten sonra kocası ve kocasının ailesi kadın üzerinde mutlak tasarrufa sahiptir. Kadınların okullarda ve açık yerlerde eğitim görmeleri veya yalnız başına sokaklarda dolaşmaları kabul edilebilir bir davranış değildir. Peştunvali örfünün temelinde, erkeğin sahip olduğu zar/altın, zamin/toprak ve zan/kadına bağlı olan namus anlayışı bulunmaktadır. Namuslu bir yaşam ise melmastia/misafirperverlik, nanavati/barınak ve badal/intikam ilkelerinden oluşmaktadır. Peştun bir erkek ne kadar misafirperverse, o kadar namuslu sayılmaktadır. Bir erkeğin toprağına, kadınlarına veya altınına bir zarar gelmesi halinde intikam alması da bir namus meselesidir. Namusu olmayan bir adamın gölgesi, varlığı veya saygınlığı olmaz. Ancak kadınlar için durum biraz farklıdır. Peştun kadınlarının misafirperver olması veya öç alması makbul değildir. Kendi eylemlerinin öznesi olma hakkına sahip olamayan kadınlar; alınıp satılacak, uğruna savaşılacak varlıktır. Afganistan Yüksek Barış Şurası Yönetim Kurulu Üyesi Abdulhakim Mücahit'in "Tüm milli ordu ve polisimiz geleneksel bölge insanıdır ve kız çocuklarının okula gönderilmesini utanç verici bulur" sözleri Peştunvali anlayışının kadına bakışının dışavurumudur.

Selefileşen Hanefi fıkhı

Taliban'ın teopolitik anlayışının bir diğer boyutunu Selefi din yorumu veya Selefilik oluşturmaktadır. Öncelikle Afgan toplumun önemli bir parametresi dindir. Afgan gazeteci Ahmet Raşid'in ifadesiyle "İslam, her zaman sıradan Afgan halkının hayatının merkezinde yer almıştır. Dünyada çok az Müslüman, İslam'ın ayinlerini ve dindarlığı Afganlar kadar düzenli ve duygulu bir şekilde yerine getirmektedir." Peki bu İslam anlayışının parametreleri nelerdir? Türk veya Arap İslam'ından farkı nedir?

Din, Afgan toplumunun kolektif bilincini oluşturan ve İngilizlere, Ruslara ve Amerikalılara karşı direnişi motive eden temel değer olmuştur. Mutedil bir din anlayışına sahip olan Afgan toplumunun birliği, tarih boyunca dinin büyüleyici gücü ile sağlanabilmiştir. Ancak on dokuzuncu yüzyılda İngiltere'nin ülkeyi işgal etme çabası, Sovyetler Birliği ve ABD'nin işgali ve insanlık dışı uygulamaları toplumdaki mevcut dini kültürü dönüştürmüş; birlikte ve barış içinde yaşamı esas alan tolerans ve hoşgörüyü dinamitlemiştir. Bu süreç, Afgan toplumunun din anlayışının dönüşüme uğrayarak katılaşmasına, dışlayıcı bir hüviyete bürünmesine ve Selefileşmesi neden olmuştur.

Taliban hareketinin din anlayışını oluşturan bir diğer unsur da Diyobendilik kültürüdür. İngiliz-Hindistan yönetiminin baskı ve sindirme politikasına maruz kalan Hindistanlı Müslümanlar, varlıklarını sürdürebilmek için sistemli bir şekilde içe dönük faaliyetlere ve eğitim çalışmalarına odaklanmışlardır. Bir grup ulema, ilk Çatta Camii'nde çalışmalara başlamış, daha sonra bu çalışmalar Pakistan ve Afganistan'ı da etkisi altına almıştır. Diyobendiler, kendilerini Ehl-i sünnet esasları üzerine eğitim ve öğretim yapan bir kurum olarak görmektedir. Bölgenin İngiliz hegemonyasından kurtulmasında oldukça etkili olan bu medreselerde Hanefî fıkhı esaslı eğitim yapılmaktadır. Değişik din ve inanışların bir arada bulunduğu Hindistan şartlarında Diyobendi mollaların üzerinde özellikle durduğu en önemli husus, İslâm'ın bütün yabancı unsurlardan arındırılmasıdır. Dikkat çeken bir başka özellik de burada ders veren hocaların birçoğunun tasavvuf erbabı ve tarikat mensubu olmasıdır. Raşid'e göre de Afganistan'daki hiçbir İs+lami akıma veya ideolojiye yakın olmayan Taliban, Pakistan ve Afganistan'da yaygın olan Darululum Diyobendi medreselerinde okuyan mollalardan oluşmaktadır. Taliban'ın aklı dışlayan katı Hanefi fıkıhçılığının arka planında Diyobendilik medreselerde üretilen zihniyet bulunmaktadır. Bu zihniyet, içtihat karşıtı olup mollaların devlet yönetiminde yer alması gerektiğini savunmaktadır.

Taliban'ın İslam anlayışını belirleyen bir diğer unsur da Selefilik'tir. "Önce gelmek", "geçmek" veya "geçmişte kalmak" gibi farklı içeriklere sahip olan Selef kavramı, "Hz. Peygamber'in arkadaşları olan sahabe nesli ve onlardan sonra gelen nesil (tabiûn)" anlamına gelmektedir. Selefi, sahabe ve tabiûnun görüşlerine bağlı olan kişiyi; selefilik ise sahabe ve tabiûnun görüşlerine bağlı kalınması gerektiğini savunan zihniyeti ifade eder. Ancak bu kavramsal çerçeve yanıltıcı veya eksik olabilir. Çünkü günümüzde bazı insan ve grupların kendini selefi olarak tanımlaması gerçeği, yeni bir durumdur. İslâm tarihinde 18. yüzyıla kadar kendilerini selefi olarak tanımlayan ne bir mezhebe ve dini gruba ne de bu mezhep ve gruba bağlı olduğunu iddia eden insanlara rastlanmıştır. Ancak 18. Yüzyıldan itibaren Selefi din yorumu gündeme sıklıkla gelmeye başlamıştır. Artık terminolojik olarak Selefi, Selefiyye akidesinin uygulayıcısı olup selefin yolundan giden ve öğretilerine bağlı olan kimseleri tanımlamak için kullanılmaya başlanmıştır. Bu modern selefi düşüncenin temel parametresini; dinin anlaşılmasında aklın kullanılmasına karşı mesafeli tutum ile sünnete ve selefe önem verme oluşturmaktadır. Selefi düşüncenin merkezinde ise bidat ve hurafe gibi dine sonradan giren unsurlarla mücadele söylemi bulunmaktadır. Bir çeşit modern Selefilik olarak tanımladığımız bu akım ne homojen bir akım ne de homojen yorumlayıcı bir bakış açısına sahiptir. Sovyetlerin kovulması sürecinde Afganistan'a giriş̧ yapan Selefilik, ideolojik olarak Taliban ile kaynaşmıştır. Bu nedenle Afganlar bu durumu belli bir tolerans ile karşılamışlardır. Bunun yanı sıra Taliban, Peştunvali örfünün bir parçası olan sığınma sağlama/Nanavatai ilkesine bağlılıklarından dolayı kendilerine sığınan El-Kaide Lideri Usame Bin Ladin'i ve El Kaide mensuplarını ABD'ye teslim etmemiştir. Taliban'ın Usame Bin Ladin'i ABD'ye teslim etmeyen tavrı, Cihadi akıma mensup Selefiler ile Taliban'ın din anlayışının sentezlenmesinde etkili olmuştur. Özetle Taliban'ın teopolitiğini; Peştun kabileciliği, Diyobendilik, Peştunvali örfü ve savaş ortamında kendine zemin bulan Selefilik oluşturmaktadır. Şimdilik konuyu şu soru ile bağlayalım: Taliban'ın hayatın her alanını kuşatan teopolitik anlayışı, Afganlara nasıl bir gelecek vadetmektedir? Tüm bu Taliban teopolitiğinin bam teli burasıdır.

[email protected]