PKK için yolun sonu mu?

Faruk Önalan / Yazar
19.06.2020

MİT koordineli yürütülen Pençe-Kartal operasyonu, hava harekâtından sonra karadan da Haftanin ile sınırlı kalmayacaktır. Hakurk, Zap, Avaşin, Basyan derken komandolarımızı Mahmur, Sincar, Karaçok ve Kandil'de de görebiliriz. Operasyonun etki alanı artıkça dışarıdan bitirilmesi önünde demeçler de gelecektir şüphesiz. Sesin nerden geldiğinin bir önemi yok, sahada güçlüysen masada senin dediğin olur.



15 Haziran gecesi, PKK’ya yakın haber sitelerinden, hesaplarından “Son dakika” paylaşımlarıyla, Kandil, Mahmur, Sincar bölgelerinin F-16’larla vurulduğu belirtiliyordu. Çok geçmeden Milli Savunma Bakanlığı’ndan da açıklama geldi. “Pençe-Kartal Operasyonu başladı. Uçaklarımız teröristlerin inlerini başlarına yıkıyor. Sincar, Karacok, Kandil, Mahmur, Zap, Avaşin Basyan ve Hakurk’taki terör yuvalarına hava harekâtı icra edilmektedir.” Dünya kamuoyu bir anda Türkiye’den gelecek haberlere kilitlendi. Zira, Diyarbakır, Eskişehir, Konya ve Adana’dan kalkan 30 adet F-16 savaş uçağı, insansız hava araçları ve kullanılan akıllı mühimmatlarla son yılların en kapsamlı harekatı yürütülüyordu. Milli İstihbarat Teşkilatının verdiği nokta istihbaratlarla 81 hedef yerle bir edildi.

Barzani ikilemi

Pençe Kartal Harekâtı’nın icrası esnasında en çok gündeme gelen konulardan biri de Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanı Hakan Fidan’ın gizli bir ziyaretle Bağdat’a gidip Irak Başbakanı Mustafa el-Kazımi ile bir araya gelmesi haberleriydi. El-Kazımi, Başbakan olmadan önce malumunuz Irak Ulusal İstihbarat Başkanı idi ve bu görevde iken işinin doğası gereği Fidan ile sık sık görüşmeler gerçekleştiriyordu. Harekâta tepki gösterenler daha çok el-Kazımi’yi ve Mahmur’da Türkiye ile işbirliği yaptığı gerekçesiyle de Mesud Barzani’yi hedeflerine alıyorlar. (Oysa aynı Barzani, ABD’li yetkililerle beraber PKK’nın Suriye uzantısı PYD ile kendisine yakın Suriye Kürt Ulusal Konseyi (ENKS) arasında anlaşmanın sağlanması için ön ayak oldu.) Yeni kurulan Irak hükümeti, -belki de- bu tepkileri biraz olsun dindirmek için, Bağdat büyükelçimiz Fatih Yıldız’ı Irak Dışişleri Bakanlığı’na çağırdı. O da Türkiye devletinin sözlerini bir kez daha iletti. “Ya PKK’nın Irak topraklarındaki varlığına son verin ya da BM anlaşması 51. madde doğrultusunda milli güvenliğimizi tehdit eden unsurları biz yerinde yok ederiz.”

Salgın sonrası artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı kesin. Bir yandan güçlü sağlık sistemi ile pandemiye karşı etkin performans gösterirken diğer yandan Suriye’de, Irak’ta terörle mücadele edip, kirli bir ittifaka karşı Libya’da dengeleri değiştiren bir Türkiye’nin “yeni dünya düzeninde” yeri elbette farklı olacaktır.

Zira BM kararı gayet açık ve net: “Bu Antlaşma’nın hiçbir hükmü, BM üyelerinden birinin silahlı bir saldırıya hedef olması halinde Güvenlik Konseyi, uluslararası barış ve güvenliğin korunması için gerekli önlemleri alıncaya dek bu üyenin doğal olan bireysel ya da ortak meşru savunma hakkına halel getirmez. Üyelerin bu meşru savunma hakkını kullanırken aldıkları önlemler hemen Güvenlik Konseyi’ne bildirilir ve Konsey’in işbu Antlaşma gereğince uluslararası barış ve güvenliğin korunması ya da yeniden kurulması için gerekli göreceği biçimde her an hareket etme yetki ve görevini hiçbir biçimde etkilemez.”

Sızma harekatı

Operasyonlar şüphesiz genişletilerek devam edecek. Çarşamba günü fırtına obüsleri ve ÇNRA (çok namlulu roketatar) ile Haftanin’de 150’den fazla hedef imha edildi. Top atışlarıyla yumuşatılan bölgeye, havadan ve karadan komandolar sızma harekatı gerçekleştirdiler. Tabii bu sızma gelişigüzel yapılmıyor. MİT’in istihbari paylaşımları bu noktada oldukça önemli. Evet, bölgeden “insan istihbaratı” dahil alınan değerli bilgiler son dönemde yapılan operasyonların üstün başarıyla sonuçlanmasına neden oluyor. Öyle ki, Kandil’deki sözde örgüt liderlerinin telsiz konuşmalarına da yansıyor bu durum. Hiçbiri kendini güvende hissetmiyor, en yakınlarından bile şüphelenecek duruma geldiler. Örnek verecek olursak; Haziran 2019’da, PKK/KCK’nın sözde başkanlık ve yürütme konseyi üyelerinden “Halmat Diyar” kod adlı Diyar Garip Muhammed, MİT-TSK işbirliği ile kendilerini en güvende hissettikleri Kandil’de öldürüldü. Bu operasyonla Kandil’de ilk defa üst düzey bir PKK’lının etkisiz hale getirilmiş oldu. Üç yıl önce Suriye ve Irak’a yapılan ani harekâtın etkilerini bölgeyi yakından takip edenler çok iyi bilir. Tarih 25 Nisan 2017 saat gece 02:00. Diyarbakır’dan havalanan jetler, alınan istihbarat doğrultusunda Irak’ın kuzeyindeki Sincar Dağı ile Suriye’nin kuzeydoğusundaki Karaçok Dağı’nda terör örgütü PKK/YPG’ye ait onlarca hedefi vurdu. Çoğu sözde üst düzey olmak üzere 100’e yakın bölücü terör örgütü mensubu etkisiz hale getirilmişti. Harekât o kadar etkiliydi ki, tepkiler de ardı ardına geldi. Hem Rusya hem de Amerika Birleşik Devletleri, kendilerine geç haber verildiğini ya da haber verilmediğini öne sürerek operasyonu “kabul edilemez” olarak nitelendirdiler. Evet operasyon yapılacağı bilgisi harekattan iki saat önce, -bölgede terör unsurlarına destek vermek amacıyla kuvvet bulunduran- ABD’ye, Rusya’ya ve de Katar’daki Koalisyon güçleri koordinasyon merkezine verildi. Süre kısıtlı olduğu için askerlerinin derhal bölgeden çekilmesi istenmişti. Dönemin ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mark Toner, “Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyinde, aynı zamanda Irak’ta, ne ABD ne de küresel koalisyon güçleriyle düzgün bir şekilde koordinasyonu sağlamadan, bugün erken saatlerde düzenlediği hava saldırılarından kaygı, derin kaygı duyuyoruz” açıklaması yaparken Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mariya Zaharova “Moskova, Türkiye’nin Kürt güçleri vurmasından endişeli” beyanında bulundu. Uluslararası koalisyonun sözcüsü Albay John Dorrian da, “Bize yapılan bildirimin üzerinden bir saat geçmeden saldırılar gerçekleştirildi. Bu yeterli bir zaman değil.” sözleriyle operasyona tepki gösterdi. Daha sonra operasyon bölgesine gelen ABD’li komutanlar PKK/YPG’lilerle birlikte verdirilen zayiatı incelemiş, o fotoğraf büyük yankı uyandırmıştı.

İkinci Kandil hedefi

Irak Kürt Bölgesel Yönetimi ise “Bu bombardımana, Sincar’daki PKK varlığı neden olmuştur ve PKK’nın bu bölgedeki varlığı hem Kürdistan bölgesinin halkı hem de IKBY için sorun yaratmaktadır.” açıklamasında bulundu. PKK’nın amacı ABD’nin de desteğiyle Sincar Dağı’nı ikinci Kandil haline getirmekti zira bu bölge Suriye’de oluşturmak istedikleri terör koridoruyla köprü vazifesi görmekte. Türkiye önce Fırat Kalkanı Harekatı ardından Zeytin Dalı Harekatı ile hem DEAŞ’ı bölgeden temizledi hem de PKK’nın Afrin üzerinden Akdeniz’e ulaşma hattını kesti ve Amanoslar üzerinden topraklarımıza yönelik terör tehdidinin önüne geçti. Sincar Dağı örgütün kontrol altında tuttuğu alan açısından oldukça stratejik bir bölge. O yüzden sık sık Şengal’de sözde “öz yönetim” oluşturulması için çaba sarf ediyorlar bu doğrultuda ABD’nin de perde gerisinden destek verdiği unutulmamalı. 2014 yılı Ağustos ayı başlarında DEAŞ’ın Sincar’ı (Şengal) kontrol etmesinden yaklaşık 10 gün sonra helikopterle Sincar Dağı’na inen ABD’li bazı isimlerin PKK’lı sözde komutanlarla bir araya geldiği haberi satır aralarında kaybolup gitti. PKK, bu buluşmalardan sonra, YBŞ (Şengal Savunma Birlikleri) adıyla yeni bir örgüt kurarak Sincar’a konuşlandırdı. Arada bir PKK’ya bölgeden çıkma çağrısı yapan Irak merkezi hükümetinin YBŞ’ye maaş bağlaması ise ayrıca dikkat çekiciydi. Sincar’ı PKK’nın kurtardığına dair yalan propagandaya girişildi ki buna en sert tepki Peşmerge’den geldi. Bunun yanında Peşmerge Operasyon Birimi Komutanı General Kahraman Kemal’in, “Sincar’ın DEAŞ’tan kurtarılması operasyonunun başarısında Türk subaylarının, Peşmergelere verdiği eğitim bizim için çok önemlidir. Peşmerge, daha önce sokak çatışmaları ve yakın muharebeye ilişkin eğitim almamıştı. Türk askeri uzmanların verdiği eğitimden sonra Peşmerge artık sokak çatışmalarına giriyor ve DEAŞ militanlarını daha kolay etkisiz hale getiriyor. Verdikleri eğitim Şengal ilçe merkezindeki çatışmalarda belirleyici olmuştur. “ açıklaması, Sincar’ın DEAŞ’tan kurtarılması sürecinde Türkiye’nin etkisini görmezden gelenlere cevap niteliğinde oldu. PKK’nın Sincar’da “kanton” ilan etme hesaplarına başta Ezidiler karşı çıktı. Daha önce, “PKK Şengal dağında kamp kurmaya hazırlanıyor. İkinci bir Kandil’i inşa etmek istiyor. Bu, Ezidiler tarafından kabul edilebilir bir şey değil.” açıklamasını yapan bölgenin kanaat önderlerinden olan, aynı zamanda Şengal Peşmerge Güçleri Komutanı Kasım Şeşo, “PKK’nın alacağı karar meşru değildir. Kanton falan kabul etmeyiz. PKK’nın kanton ilan etme girişimi Şengal’e ihanettir.” sözleriyle örgütün asıl niyetini belirtti. Dediği gibi de oldu, PKK, ölen teröristlerinin adıyla sözde altı tane okul kurdu. Ezidi kızları zorla kaçırıp Kandil’e götürdü. Bunun yanında –İran destekli- Şii milis örgütü Irak Hizbullah tugayları ile görüşüp destek istediler ayrıca Haşdi Şabi’yi Sincar bölgesine davet ettiler.

Öz yönetim hesapları

“Dört ülkenin (Türkiye, İran, Irak ve Suriye) topraklarına bölünmüş olan Kürt halklarının kendi öz savunma gücü için ordulaşmaya gitmesinin tartışılması gerektiğini” söyleyen dönemin HDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş da Sincar da (Şengal) dahil olmak üzere şehirlerin kanton/öz yönetim statüsüne bürünmesi için Amerika’ya giderek başta Beyaz Saray’ın Avrupa’dan sorumlu direktörü Charles Kupchan ve yardımcısı Mark Shapiro olmak üzere bazı görüşmeler gerçekleştirdi. Gerek PKK’nın gerekse HDP’nin “öz yönetim” hesapları plandan öteye geçemedi.

Nisan 2017’deki büyük operasyondan sonra PKK’yı şoke eden bir operasyon daha gerçekleştirildi. MİT, PKK’nın sözde elebaşlarından KCK yürütme konseyi üyesi ve Sincar sorumlusu “Mam Zeki Şengali” kod adlı İsmail Özden’in kullandığı uydu telefon ile yerini belirledi. Bayraktar İHA 3 gün boyunca Özden’in her hareketini izledi, araçla Sincar’a bağlı Koço köyüne giderken F-16 tarafından vuruldu, yaralı halde bölgeden uzaklaştırılmaya çalışılırken bu defa da SİHA tarafından vurularak yanındaki örgüt mensubu teröristler ile beraber öldürüldü. HDP Ağrı milletvekili, kırmızı bülten ile aranan İsmail Özden’in öldürülmesinden dolayı derin bir acı yaşadıklarını belirtti. Sincar’da İsmail Özden’den sonra en yetkili isim olan ve kırmızı bültenle aranan “Medya Agit” kod adlı Beraat Afşin de 19 Kasım 2019’da MİT’in düzenlediği operasyonla etkisiz hale getirildi. 2020 yılında da kırmızı bültenle aranan örgütün sözde üst düzey yöneticilerine yönelik operasyonlar devam ediyor. MİT’in” insan istihbaratı” ile yerini tespit ederek ve bir müddet adım adım takip ettiği PKK/KCK’nin sözde YJA-Star Mahmur Cephe Sorumlusu “Berivan Sarya” kod adlı Galya Bekir, 15 Nisan’da Karaçok Miştenur tepesinde, MİT tarafından düzenlenen operasyon ile etkisiz hale getirildi. Milli İstihbarat Teşkilatı’nın yine “insan istihbaratı” ile yerini tespit ettiği “Hacer Goyi” kod adlı Nazife Bilen’in öldürülmesi terör örgütünün belini kıran operasyonlardan biriydi. Bilen, uzun süre MİT tarafından takip edildi, yerleşim yerlerinden uzaklaştığı anda Eskişehir’den havalanan 2 F-16’nın akıllı bomba nokta atışıyla etkisiz hale getirildi. Örgüt elebaşı Öcalan’ın sözde sekreterliğini yapmış olan Nazife Bilen 1992 yılında 100 askerimizin bulunduğu Şırnak Uludere Taşdelen Karakolu’na 600 teröristin baskın yaparak karakol komutanı üsteğmen dahil 27 askerin şehit edildiği alçak saldırının faili olarak aranıyordu. O gün teröristlerin başında bulunan sözde Hakurk bölgesi sorumlusu ‘Kerim Şırnak’ kod adlı Hamit Akıl da 2012 öldürülmüştü. MİT koordineli yürütülen Kartal Pençe operasyonu, hava harekâtından sonra karadan da Haftanin ile sınırlı kalmayacaktır. Hakurk, Zap, Avaşin, Basyan derken komandolarımızı Mahmur, Sincar, Karaçok ve Kandil’de de görebiliriz. Operasyonun etki alanı artıkça dışarıdan bitirilmesi yönünde demeçler de gelecektir şüphesiz. Sesin nerden geldiğinin bir önemi yok, sahada güçlüysen masada senin dediğin olur. Salgın sonrası artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı kesin. Bir yandan güçlü sağlık sistemi ile pandemiye karşı etkin performans gösterirken diğer yandan Suriye’de, Irak’ta terörle mücadele edip, kirli bir ittifaka karşı Libya’da dengeleri değiştiren bir Türkiye’nin “yeni dünya düzeninde” yeri elbette farklı olacaktır.

frkonalan@gmail.com