Artık Kürt gençlerini istedikleri zaman ve istedikleri sayıda dağa götüremeyecekler, siyasete, ekonomiye ve bürokrasiye dâhil olmak isteyen parlak Kürt aktörlerini kriminalize edemeyecekler, Avrupa'ya giden gariban dönerci Kürt çıraklarının alın teriyle tezgâhlarda kazandıkları eurolara çökemeyecekler ve komün yaşam saçmalığı ile dine, aileye ve özel mülkiyete düşmanlığı körükleyemeyecekler.
Prof. Dr. Mazhar Bağlı/ Akademisyen, Yazar
Halkların kardeşliği, Apo sosyalizmi, demokratik konfederalizm, ekolojik demokratik sosyalizm vs. gibi örgütün gariban ailelerin beyni yıkanmış heyecanlı ergen çocuklara bir ütopya olarak yutturdukları sistem 'Suriye Savunma Alanları'nda işlemedi. 'Suriye Savunma Alanları' ifadesini, PKK'nın icat ettiği ve her bir üyesi için onu kullanmayı dini bir vecibe haline getirdiği "Medya Savunma Alanlarından" ilham alarak ben icat ettim. Medya Savunma Alanları, örgütün en kutsal terminolojik kavramıdır. PKK'nın Kandil dağında ilan ettiği "özerk bağımsız bölgenin" adıdır. Irak Kürt Bölgesel Yönetiminin sınırları içinde olmasına rağmen örgüt, bu alanı Türkiye'ye ve Barzani'ye kapattığını iddia edip burada "Apo sosyalizmi"nin uygulandığını ilan etti.
Sosyalizmle ilgili eleştirel tek bir satır yazı okumamış, dünyadaki hiçbir uygulamayı canlı olarak görmemiş, sosyalizmin temel kaynaklarından habersiz, konuya ilişkin analizleri anlamaktan uzak olan Türkiye'deki ulusalcı solcular için "Apo sosyalizmi" çok cazip geldi ve konuya dört elle sarıldılar. Nitekim şu an Suriye'deki PKK'lı teröristlerin kahir ekseriyeti de zaten radikal Türk solundan devşirilen teröristlerdir.
Her an alnına bir mavzer namlusunun dayanacağı veya bombaların yağacağı korkusu ile Kandil dağlarında, mağaralarda saklanan teröristlerin ve elebaşlarının içinde sadece taşların, ağaçların ve böceklerin olduğunu hayal ettikleri bir ekosistem için inşa ettikleri ideal yönetim sistemi üç günde çöktü.
Dünyanın en kadim "medeniyet sahasına" dünyanın en ilkel siyasi ideolojik sistemi silah zoruyla dahi uygulanamadı.
Esasında PKK ideolojisi ve yapısı zaten çökmeye mahkûmdur. Örgüt ideolojisi ile inşa edilen bir "ulus", ancak sarp dağların mağaralarında ve silahların gölgesinde yaşayabilirdi. Mağaradan çıkınca tutunamadığı için de düz ovada mağara inşa ederek varlığını devam ettirmeye çabaladı ama yine de olmadı. Tüneller ve mağaralar da onları reel dünyanın hakikatinden koruyamadı. Örgütün elebaşları da dâhil, hiçbirisinin inanmadığı ama onun gereklerini kusursuz bir şekilde rol yaparak ifa ettiği bir ideolojiyi getirip tarihin en büyük yönetim ve kültür mirasına sahip olan bir coğrafyaya giydirmeye çalıştılar.
Hakaretle hükmetmek mümkün mü?
Düşünün Suriye'de geçmişten bugüne kadar büyük İskender'den Septimus Antiocus'a, Diocletianus'tan Daryus-u Kebir'e, Hadrian'dan Julien'e, Halit Bin Velid'ten büyük komutan Selahaddin-i Eyyübi'ye pek çok lider hüküm sürmüş, kültürlerini, tarzlarını ve dahi deneyimlerini buraya nakşetmiştir. İmparatorluktan ulus devlete kadar da yine onlarca devlet sistemi burada tesis edilmiştir.
İslam medeniyetinin en önemli merkezinde İslam'a küfrederek ve müminlerin gönlünde dokunulmaz olan kutlu Peygamberine hakaret ederek Müslümanlara hükmedebileceğini düşünen bir örgütten bahsediyorum.
PKK ve bileşenleri bir taraftan Müslümanların kendilerine destek vermemesinden şikâyetçiler ama aynı zamanda tarihin hiçbir döneminde, gayrimüslim toplumlarda dahi, hiç kimse onlar kadar din-i mübin-i İslam'a ve fahri kâinat Hz. Muhammed Efendimize açık, aleni ve ağır hakaretlerde bulunmaya cesaret edemedi.
Onlar, bu coğrafyadaki siyasi sınırları çizen, onların deyimi ile faşist diktatörlüklerin, emperyalistlerin yarım bıraktıkları işleri tamamlamak üzere bizim başımıza musallat olmuş bir beladırlar. Mekânı Cennet olsun, Abdülmelik Fırat pirimize gazeteci sormuştu, "Sizce Abdullah Öcalan bir kahraman mı bir diktatör mü?" O da tarihi bir anekdotla, Timur'un işgal ettiği topraklardaki ileri gelenlere sorduğu sorunun cevabıyla cevap vermişti: Allah'ın bizi terbiye etmek için gönderdiği bir felakettir.
İşte PKK, bu coğrafyanın en kadim kültürüne ve tarihine sahip kendine özgü inanılmaz ince detaylı zarafetteki bir sosyal yapıya, kadim bir sosyolojiye musallat olmuş bir beladır. Bu özgün sosyolojiye ve kadim kültürel ve tarihsel mirasa, dağ başında, eli kanlı katillerin mağaralarda, komün yaşam pratiklerinden edindikleri deneyimlerden ilham alarak icat edip kurguladıkları fantastik "Apo sosyalizmi" ve ideolojisi ile hükmetmek istiyorlar.
Bir fantezi uğruna
Elli yıldır bu fantezi için Kürtlerin tüm değerleri yok edilmeye çalışıldı, inançları köreltildi. Parlak bireyleri dağlara çıkarıldı. Niçin? Eli kanlı birkaç çapulcunun "Medya Savunma Alanlarında"ki mağaralarda geliştirdiği "özerk demokratik komünal yapı" adındaki yönetim modeline girmesi için. Bunu ben demiyorum, PKK'nın sözde üst düzey yöneticisi kadın söylüyor:
"Biliyorsunuz önderlik Kenya'da MOSSAD ve CIA tarafından yakalandı ve şimdi Kenya'da Önderliğin paradigması temelinde bu anlayışı bu felsefeyi esas alarak çok ciddi toplumsal örgütlenme gelişiyor, hareketler gelişiyor. Kenya'da ve bu da basına yansıdı gündemleşti epey zaman gündemdedir. Bu giderek yayılacak Afrika'ya, Asya'ya, Orta Doğu'ya dünyanın her bir tarafını her bir tarafını toplumlar tarafından temel bir çözüm olarak yaşam alternatifi olarak yayılacak ve örgütlenecek ben buna yürekten inanıyorum. Bundan sonraki yüzyıllar gerçekten faşist ulus devlet sistemlerinin yıkıldığı özerk demokratik komünal yapılara dayalı demokratik konfederal sistemin gelişeceği önder Apo'nun demokratik ulus felsefesinin ideolojisinin ve paradigmasının örgütleneceği, inşa edileceği yüzyıllar olacak. İnsanlık bununla kendisini sürdürecek, varlığını sürdürecek özgürce ve demokratikçe..." (Not: Cümle düşüklüğü ilgili şahsın birebir ifadeleridir.)
İşte PKK ve bileşenleri (İslamofobik fikirlerini solculuk ideolojisi ile maskeleyen entelektüellerin deyimiyle) "Kürt siyasi hareketi" tam da bu felsefe uğruna elli yıldır ulusalcı Kemalist işbirlikçileri ile Kürt çocuklarını dağa kaçırıyor, genç kızlarını en hafif deyimi ile "aile mefhumunun" dışına çıkarıyor ve her bir Kürt vatandaşı da kriminalize ediyor.
Bugüne kadar bu örgütün asıl gayesinin bir "önder-ulus" inşa etmek olduğunu, bunun için de asıl stratejisinin Kürtlerin inancını ve geleneklerini yok etmek olduğunu her söylediğimizde bize çemkirenlerin de bu durumu yakından bildiğinin farkındayım. Nitekim adının önünde bir sürü unvan olan PKK sevici din düşmanı bir etki ajanı, bir siteye verdiği mülakatta, (vurgu bana ait), "Afganistan'dan Suriye'ye kadar olan coğrafyada yeni bir aksta bir çember kuruluyor, bu Sünni çemberdir. Bu Sünni çemberi Kürtler kıracaklardı ama ABD gitti HTŞ ile iş tutup bu çemberi sağlamlaştırdı" demektedir. Özgeçmişi bir sayfadan daha uzun olan bu analizin sahibi kişi, Kürtleri Sünni hattın karşıtı olarak göstermekten utanmıyor. Konuyu bilmediğinden değil tabii. Sol ideoloji, bu coğrafyada Baas da dâhil hangi siyasi yapı egemen olursa olsun onu alkışlar ama bir tek geleneksel Sünni islam'a "gericilik" etiketi ile karşı çıkar.
Bir cümle ile çöküş
Ama gelin görün ki her türlü şerefsizliği göze alarak savundukları ve destekledikleri ütopyaları, "PKK kantonu" ABD'li bir bürokratın tek bir cümlesi ile çöktü.
On dört yıldır elinde bulundurdukları büyük petrol sahalarından elde ettikleri milyarlarca dolarlık gelirle ne yapmışlar? Bir dikili ağaçları var mı? Bir caddeye asfalt dökmüşler mi? Bir köprü yapmışlar mı? Bir garibanın evine aş, bir mazlumun hanesine merhamet götürmüşler mi? Bir yetimin başını okşamışlar mı? Bir fakire çul, bir çıplağa kıyafet almışlar mı? Bir üretim tesisi kurmuşlar mı? Hayır.
Kaldırım taşlarını sarı kırmızı yeşile boyamışlar, tünel kazmışlar, hapishane yapmışlar, tefecilik yapmışlar, kaçakçılık yapmışlar, uyuşturucu ticareti yapmışlar, insanların malına çökmüşler, evlatlarını ellerinden almışlar, büyük silah tüccarlarından silah almışlar ve halkın tepesine binmişler.
Sadece bir fırın...
Ajansların verdiği haberlere bakılırsa "Rojava devriminin" kutsal mekânı olan Kobani'de sadece bir tane ekmek fırını varmış. Un yok, fırın yok, ekmek yok ama bunun sorumlusu husumet beslemekte sınır tanımadıkları komşu ülke Türkiye.
Düşmanlaştırdığınız hiçbir komşunuzun ve milletin size merhamet etmeyeceğini bilmeden mi devletçilik oynuyorsunuz hevallar?
Örgütün "kurucu önderi" Öcalan, 1999'da Baas-Esed rejimi tarafından Suriye'den nasıl kovuldu biliyor musunuz? Türkiye'deki zamanın muktedir askerlerinin ve politikacılarının kendilerine bir kahramanlık hikâyesi çıkardıklarına bakmayın siz. Baba Esed, oradaki Kürtler üzerinde hiçbir etkinliğinin ve gücünün olmadığını görünce onu göndermeye karar verdi. Rivayete göre Esed, Öcalan'a oradaki Kürtler üzerinde ne kadar etkili olduğunu sorduğunda o da "Kürtler beni yüce bir kurtarıcı olarak görürler benim için kendini yakacak kadar bağlılar" der. Bunun bir yalan ve palavra olduğunu bilen Esed, bir bahane ile sn. Mesut Barzani'yi Suriye'ye davet eder ve ziyaret sonrasında da ona arzu ederse Kamışlı'ya da gitmeyi teklif eder. Barzani bu teklifi büyük bir memnuniyetle kabul eder. Orada inanılmaz büyük bir coşku ile karşılanır. Adeta yer yerinden oynar. Mahşeri bir kalabalıkla karşılanan Barzani, çok kısa bir konuşma yapıp oradan ayrılır. Suriye tarihinin en coşkulu mitinglerinden birisi gerçekleşir burada. Bu durumu kendisine bir karine yapan Esed, Öcalan'ı ülkesinden kovar.
Daha sonra Suriye'de iç savaş başlayınca oğul Beşar Esed, o coğrafyanın en kurt politikacısı olan Celal Talabani'yi arar. "Mam Celal sen benim babamın en iyi dostusun, amcamsın(hatırlatmak isterim ki Talabani'nin partisi de zaten baba Esed'ın himayesinde Şam'da kurulmuştu) sana bir akıl danışmak istiyorum. Bana bir yol göster. Ülkemdeki her kesimden doğabilecek olan ayaklanmayı ve kargaşayı bastırabilirim ancak eğer Kürtler ayaklanıp diğer muhaliflere de öncülük ederlerse ben durumu kontrol edemem ben ne yapayım?" diye sorar.
O da oradaki bütün Kürt grupların kontrolünü PKK'ya, diğer muhalifleri de PKK'nın emrine vermesini önerir. Ve Esed da onun tavsiyesine uyar. Bilindiği gibi ilk zamanlarda Kürtler büyük oranda Özgür Suriye Ordusu ile hareket ediyorlardı ve rejimi bir hayli zayıflatacak işler de başarmışlardı. Hatta Esed, muhaliflerle anlaşmanın yollarını dahi arıyordu. Ta ki Esed Kürtlerin yaşadığı bölgenin yönetimini PKK'ya devredinceye kadar.
PKK da burada "Apo sosyalizmine" dayalı bir yönetim kurdu ve burayı ideolojik bir tımarhaneye çevirdi. Adına da "Rojava Devrimi" ve "Kürtlerin kazanımı" denildi. Bu maske sayesinde buradaki yönetime bir dokunulmazlık zırhı giydirildi. Siz buradaki yönetimin işleyişi, ekonomisi, sağlığı vs. hakkında şimdiye kadar bir şey duydunuz mu? Dünyaya duyurulan tek şey buradaki eğitimdi ki o da tamamen bahse konu ideolojik beyin yıkama operasyonu olduğu içindi. Ama bol bol kendileri gibi eli kanlı olan katil sürüsü DEAŞ'ı duyduk. "Biz cihatçılarla mücadele ediyoruz, diri diri insanları yakan vahşi bir örgüte karşı savaşıyoruz" cümlelerinden başka ne duydunuz?
Koalisyon güçleri, Peşmerge ve Türkiye olmasaydı örgütün tek başına başaracağı bir mücadele değildi DEAŞ canilerinin bitirilmesi. Ama yine de farz edelim ki DEAŞ'ı kahraman PKK gerillaları (!) bitirdi. Kürtlerin Suriye sahasında var olma meşruiyetleri bu örgütle mücadele şartına mı bağlıdır?
Üstelik buradaki tezgâhı hepimiz de biliyoruz. ABD'nin gayrimeşru gizli ortağı ile meşru, legal ortağı arasında al gülüm ver gülüm işbirliği içinde işlerin yürüdüğünü bilmeyen mi var? DEAŞ ile PKK arasında kök mantık farkı nedir acaba?
Hatırlayınız, PKK'nın DEAŞ'tan kurtardığını ilan ettiği her beldenin özgürleştirilmesinin sembolü olarak ya bir kadının örtüsünün çıkarılmasıyla, ya da bir kadının çarşafının yırtılmasıyla medyaya servis edilmesinin subliminal mesajı nedir acaba?
Beldeler bir bir kafa kesen çarşaflı kadınların sakallı kocalarından kurtarılıp demokratik özgürlüğe gark ediliyorlar mıydı sahiden?
Bir rüya olarak sundukları sistem bir tek adamın tek bir cümlesi ile çöktü. Bu çöküşün faturasını da başkasına kesecek kadar pişkin bir yapı var karşımızda. Kobani'de açlıktan ve soğuktan ölen masum çocukların sorumlusu da PKK değil gördüğümüz gibi.
Yüzbinlerle ifade edilen silahlı gerillası, ABD'nin ve diğer bilumum Müslüman düşmanı "Kürt dostu olan" büyük devletlerin silah ve taktik desteği, Esed'ın sağladığı istihbarat bilgileri, Türkiye'deki terör destekçilerinin verdiği moral motivasyonlar, küresel aktörlerin sağladığı maddi destekler, buradaki siyasal Alevicilerin ideolojik destekleri, diasporadaki Kürtlerin sosyal medya desteği ve dahi dünya devletlerinin kurtuluş reçetesi olan "Önder Apo'nun" dünyayı faşizmden kurtaracak olan büyük felsefesi "Demokratik Konfederalizm", Urfa kırsalında orta büyüklükteki bir belde kadar olan Rojava'da tutunamadı. "Kutsal Devrim", Suriye Savunma Alanlarında, bir mezrada bile uygulamaya konulamadı. Üstelik hiçbir otoritenin olmadığı "kemiksiz" bir alandı burası.
Bana göre bu çöküşten en büyük kazanım sahiden de Kürtlerin oldu. PKK ve bileşenlerinin kendilerini "Kürt sosyolojisi" için biricik meşruiyet kaynağı olarak göstermeleri konusunda yürüttükleri kara propaganda çöktü.
Kırk bin kişinin ölümünden, yirmi bin kişinin iç infazından sorumlu bir terör örgütünün dağ kadrosundaki bir teröriste general, bütün dünyanın meşru devlet başkanı olarak kabul ettiği bir cumhurbaşkanına terörist söylemi de yapı sökümüne uğradı.
Artık kendi zevk ü sefaları için Kürt gençlerini istedikleri zaman ve istedikleri sayıda dağa götüremeyecekler, Müminlerin Filistin duyarlılığını kirli ideolojileri ile mukayese edip aşağılayamayacaklar. Siyasete, ekonomiye ve bürokrasiye dâhil olmak isteyen parlak Kürt aktörlerini kriminalize edemeyecekler, onlara biat etmeyenleri muhbirlik ile suçlayıp ağzına silah dayayıp tetiği çekemeyecekler, her türlü ahlaksızlıklarını örtbas etmek için "özgür kadın özgür Kürdistan" saçmalığını kimseye yutturamayacaklar, hayatı pahasına kaçak yollarla ve bin bir güçlükle Avrupa'ya giden gariban dönerci Kürt çıraklarının alın teriyle tezgâhlarda kazandıkları eurolara çökemeyecekler ve komün yaşam saçmalığı ile dine, aileye ve özel mülkiyete düşmanlığı körükleyemeyecekler.
Gücü silah değil sosyoloji
Bütün kötülüklerini bir başka çete üzerinden meşrulaştırmayacakları bir sürece girildi.
Daha önce birkaç kez arz etmiştim, tekrar ifade edeyim, PKK'nın asıl gücü silah değil, sosyolojidir, siyasettir, propagandadır ve ontolojik onaylama yetkinliğidir. Eğer Kürtlerle ilgili bir teziniz veya iddianız varsa ve bu da örgütün ideolojisine uymuyorsa o ihanettir. Eğer siyasi bir projeniz varsa ve PKK'ya hizmet etmiyorsa o bir ajanlık faaliyetidir. Eğer PKK'lı biri değilseniz etnik kökeniz ne olursa olsun siz bir cahşsınız (düşman askeri), sixhursunuz (muhbirsiniz). Dolayısıyla PKK Kürt olmanın da, ahlaklı olmanın da, iyi birisi olmanın da ve dahi insan olmanın da biricik onay ve takdir makamı idi ve bu durum bana göre 'Suriye Savunma Alanlarında'ki hezimetle sona erdi.
Suriye'nin yeni yönetimi bu tarihi görevi yerine getirdiği için her türlü takdiri ve teşekkürü hak ediyor.
Çünkü örgütün o çirkin suratını örten maskesinin bekçileri ve destekçileri tahmin edemeyeceğiniz kadar çoktu. ABD, Rusya, İsrail, Avrupa'nın tamamı, İran, Baas Rejimi vd. Bu işi başaran da bir avuç mümin oldu hamdolsun...