Ramazan orucunun hikmeti ve bayramın zaman döngüsü

21.03.2026

Bayram, insanın “ben” sınırlarının inceldiği bir zaman dilimidir. Normalde benlik keskindir: “Ben” ve “öteki” ayrımı güçlüdür. Bayramda ise bu ayrım gevşer; selamlaşma, helalleşme ve paylaşma ritüelleri aslında metafizik olarak “çokluğun birliğe yaklaşması”dır. Yani bayram, kesretin (çokluk) vahdete (birlik) doğru meyletmesidir.


Ramazan orucunun hikmeti ve bayramın zaman döngüsü

Prof. Dr. Mazhar Baglı/ Akademisyen, Yazar

Allah rahmet eylesin kadim dostum ve ağabeyim Ahmet Kekeç, ülkemizde kendini yenilemeyen statükocu kimi muharririn yazılarını onlardan önce kendisi yazardı. Yarın 10 Kasım, basının amiral gemisinin başyazarı olan falan kimse şöyle bir yazı yazacak derdi ve öyle de olurdu sahiden. Neredeyse noktasına ve virgülüne kadar aynısı yazılırdı.

Bendeniz de Ramazan ve bayram dolayısıyla saygıdeğer editörümüz Hale Hanım'dan "bir yazı" için destur alınca daha önceki Ramazan yazılarıma göz attım. İtiraf etmeliyim ki bendeniz de eli kalem tutan birçok yazar da son derece öngörülebilir içerikte yazılar yazmışım, yazmışlar.

Ramazan ayının kutsiyeti, orucun fazileti, bu aydaki ibadetlerin sevabı, Müslümanların dayanışması, fitre ve zekatın mala sağladığı bereket, nefis terbiyesi, aç kalarak fakirin halinden anlamanın empatisi, bayramın sevinci, huzuru ve mutluluğu kurumsallaştıran işlevi vs. konularının etrafında dönen bilindik yazılar.

Galiba toplumun da kahir ekseriyeti bu tür yazıları daha çok seviyor ve ilgi gösteriyor. Televizyonlarda orucun bedensel,psikolojik ve toplumsal faydaları, bayramın birleştirici işlevi ve büyükler ile akrabaları ziyaret etmenin erdemini anlatan programların dışında neredeyse başka bir konu yok dersem abartmış olmam.

Günün modasına uyup yapay zekaya "Ramazan'ın manevi iklimine uygun izleyebileceğim bir televizyon programı önerir misin?" diye sorduğumda Nihat Hatipoğlu Hocamı izlememi tavsiye etmişti. Tabii hocanın yeterli düzeyde muhatabı olduğu için benim yer işgal etmeme hacet yoktu.

Oysa her Ramazan ayında az buçuk kendimize dönük bir yolculuk yapmamız ve bayramda da "zamanın döngüsünü" idrak etmemiz çok daha faziletli bir ibadet olacaktır. Zira Ramazan orucunun asıl gayesi esasında bizim arzularımızı, iştahımızı ve zaaflarımızın sınırlarını görüp bunları eğitmek ve aynı zamanda da kontrol edebildiğimizi kendi kendimize göstermektir. Kendimizi bilmektir.

Vaktin farkına varmak

İnsan, eğer kendisini tanımazsa çoğunluğun içinde kaybolur ve akışa kapılır gider. Kişi kendi özgünlüğünü koruyamazsa kimliksiz ve şahsiyetsiz, hükümsüz ve renksiz bir özneye dönüşür. Rüzgarın önündeki yaprak gibi oradan buraya savurulur. Ki günümüzün güçlü iletişim teknolojik aygıtlarının bireylerin zihnine eklemlenen birer proteze dönüşüp onları nasıl savurduklarına her an şahit olmaktayız. Bu savrulmanın aynı zamanda bizi "vaktin" farkına varmaktan da kopardığını söyleyebiliriz.

İşte Ramazan bize kendimizle ilgili sağlam bir tutamak inşa etmeyi (kendimizi bilmeyi) bayram ise "zamana dair" bir eşik belirlemeyi hatırlatır.

İslam geleneğinde insan ömrünün içinde bulunduğu zamanın nirengi noktaları doğum günleri veya evlilik yıldönümleri ya da diğer özel günler değildir. Çünkü ömür, yaşamın içinde bulunduğu düz çizgisel bir akış değildir. Kendimizle ilgili düşünsel aşamaları ektiğimiz ya da hasat ettiğimiz bir süreçtir. Gündelik hayat, insanı sürekli birikim, kaygı ve eksiklik duygusu içinde tutar. Oysa bayram, bu birikmiş "dünyevi tortunun" silindiği; insanın öz varlığıyla yeniden temas ettiği bir arınma momentidir. Bu yönüyle bayram, sadece dış dünyada değil, varlığın derin katmanlarında gerçekleşen bir "yeniden doğuş"tur.

Bir başka açıdan bakarsak bayram, insanın "ben" sınırlarının inceldiği bir zaman dilimidir. Normalde benlik keskindir: "ben" ve "öteki" ayrımı güçlüdür. Bayramda ise bu ayrım gevşer; selamlaşma, helalleşme ve paylaşma ritüelleri aslında metafizik olarak "çokluğun birliğe yaklaşması"dır. Yani bayram, kesretin (çokluk) vahdete (birlik) doğru meyletmesidir.

Ruhun sahne aldığı an

Hakikati arama yolu olan tasavvuf diliyle söylemek gerekirse, bayram, nefsin bir süreliğine geri çekilip ruhun sahne aldığı bir andır. O yüzden bayram sabahındaki o tarif edilmesi zor hafiflik hissi, sadece psikolojik değil; varoluşsal bir "yük boşalması"dır aynı zamanda. Sanki insan, Ramazan boyunca yaptığı ibadetlerin ona sağladığı arınma sayesinde kendi hakikatine biraz daha yaklaşmış olur.

İnsanın en ayrıcalıklı ve özgün yanı özgür bir irade sahibi olmasıdır. Bu iradenin ona sağladığı tercihte bulunma imkanına sahip olmanın yolu ise kendimize zaman ayırmaktır. İşte Ramazan ayı esasında kişinin bizzat kendisine ayırdığı bir zamandır. Oruç bize, kuralsız bir iştahla dünyaya dalmanın neden olabileceği yol kazalarını hatırlatan bir ibadettir. Kimliksizleşmeye rutinleşmeye ve sıradanlığa düşmemek için her yıl farklı zaman dilimlerinde karşımıza çıkan bir ibadet. Ramazan orucunu aksatmayan bir insanın hayatında bütün mevsimlerde ve günlerde oruç tutmuş olmasının hikmeti belki de budur.

İnsan kendi içine döndüğü zaman önce kendi aynasında kendisini görür ve ancak daha sonra o aynada dışardakileri görebilir. Oruç bu aynayı keşfetmenin yol haritasını çizen bir ibadettir bayram da bu yolun işaretlerini gösteren bir ışık.

Ramazanın bir bereket ayı olarak adlandırılmasının asıl nedeni herhalde sadece yediğimiz ekmeğin, rızkımızın ziyade olması ile ilgili bir izahat değildir. Yakınlaşmaya matuf olan ibadetlerin bereketi belki de daha anlamlı bir husustur. Yakınlaşmanın biricik yolu ise inzivadır, uzlettir. İlla ki fiziki bir soyutlamayı kast etmediğimi ayrıca arz etmeme hacet yok sanırım. Biliyorum inzivaya çekilmek veya kendini dış dünyadan soyutlamak günümüz dünyası için son derece sevimsiz bir ifadedir ama burada işaret etmek istediğim konu bizi parçalayan, dağıtan dış saldırılardan kaçmaktır. Bir başka ifade ile doğal/verili varlığımızı korumaktır.

Bana göre bugün neredeyse hiç birimizin yerine getirmediği veya getiremeyeceği Ramazan orucunun mütemmim cüzü bu konudur, yani inzivadır, uzlettir. İç dünyamıza yolculuk yapacak bir eğitimden geçmektir. Hayatın asıl gayesini hatırda tutmakta kararlı olmaktır. Zamanı akıp giden bir süreç olarak görmemektir.

Alimin derviş misafiri

Rivayete göre dervişin biri bir gün çok meşhur bir alimin evine misafir olmuş. Adam, alimin evindeki kitapların çokluğuna çok şaşırmış. Zira evin her tarafında raflar ve raflarda da cilt cilt kitaplar varmış. Adeta bir kütüphane... Her duvarda tavana kadar raflar dolusu envai çeşit kitaplar...

Derviş çok şaşırır ve ona der ki "Bu kitaplar sana ne anlatıyorlar? Sahiden çok merak ettim" Alim de doğal olarak her bir kitabın özgün bir konusunun olduğunu, kimisinin dinden kimisinin dünyadan kimisinin tarihten kimisinin felsefeden, varlıktan bahsettiğini söyler. Adam kitapların içeriğini detaylandırmaya girişince derviş "Tamam bunu biliyorum ve farkındayım ancak bunların özeti nedir? Hepsi birden sana ne diyorlar acaba?" Adam tekrar bahse konu ettiği şeyin bir derya olduğunu söyleyince derviş o meşhur lafı söyler: Bence bu kitapların hepsi birden sana diyorlar ki Allah'a yararlı bir kul ol.

İlmin de ibadetlerin de asıl mantığı kendini ve uluhiyeti bilmek, iyi bir kul olmaktır. Bilgili ve ölçülü olmaktır. Yani verili olan ontolojik sistemi anlamak ve onu ihlal etmemektir."Behrin" belirleyici bir kudret olmadığını yılda en az iki defa hatırlamaktır. Oruç, mağrurlanmamak bayram ise kaybolmamak için hayatımızın her bir yılına nakşedilmişlerdir. Ki bu düzenin bir diğer adı da bana göre mizandır.

Mizan kavramı ve ondan türeyen ifadeler Kuran-ı Kerim'de yaklaşık olarak 9-10 ayette zikredilir. Bu kavram, Müslümanlar arasında yaygın olarak terazi, ölçü ve buna bağlı olarak ticarette hileye ve hurdaya asla tenezzül edilmemesi şeklinde pratikleştirmişler. Bu ahlaki ilke sayesinde pek çok büyük topluluk Müslüman da olmuştur. Tartı ve terazi olarak anlaşılması ve toplumsallaşması son derece kıymetli bir ahlaki değerdir. Ancak kavramın esas anlamı "orantı ve ölçü"dür ki insanın kendisine yoğunlaşması ile ancak fark edilebilecek bir durumdur.

Daha açık bir ifade ile söylemek gerekirse kendi kulluğunun farkına varıp uluhiyete saygılı davranmak için bir iç yolculuğa ihtiyaç vardır. İnsan zaman zaman bu yolculukta tökezleyebilir ve Ramazan orucu da kişiye bu seyahati tekrar tekrar hatırlatan bir ibadettir.

Kuran'da; Allah Teâlâ'nın insanın fıtratına doğruyu (iyiliği) ve yanlışı (fücuru), günahı ve sevabı bilme, tanıma, ayırt etme, birini veya diğerini seçip yapma gücü ve özgürlüğü yerleştirdiğini buyurur. İnsan hem iyiliğin hem de kötülüğün bilgisine sahiptir. Erdem, iyiliği tercih etmektir. İyi olanı tercih etme becerisi ancak kendini tanımakla mümkün olabilir.

Esasında insanın maddi ve manevi yapısı bir düzen ve ahenk içindedir ama "evrenin entropi yasası" gereği sistemler doğal olarak daha az düzenli ve sürekli dağınık hale gelme eğilimindedirler. Ki bu kırılan bir bardağın kendiliğinden birleşmemesi örneği ile açıklanır. Sıcak bir kahvenin soğuması gibi insanın da maddi ve manevi dünyası sürekli dağılma eğilimindedir. Onun bu dağılmasını toparlayan ise metafizik yönüdür. Yani ibadetleri ve imanıdır. Zikirdir, kendi içine sıklıkla yolculuk yapmaktır. Zamanı yakalamaktır. İşte Ramazan ve bayram bu dağılmanın önündeki en önemli setlerdir. Oruç, nefsinin arzularını sahip olduğun güçlü iraden ile kontrol edebildiğinin farkına varmaktır. O ki gündelik hayatın en vazgeçilmezi olan açlık dürtüsünü iradene boyun eğdirebiliyorsan diğer isteklerini de kontrol edebildiğini öğrenmektir, fark etmektir. Zira oruç ile nefsinden ziyade iradeni eğitmiş oluyorsun.

Daha önceki bir yazımda arz etmiştim, "özgür bir irade sahibi olmak" verili bir imana sahip olmaktan çok daha kıymetlidir.O halde imandan daha ayrıcalıklı olan bu meziyetimizi eğitmek gerekmez mi? Ki zaten oruç tutarak, arzunu kontrol ederek aynı zamanda bu özgür olan iradeyi eğitmiş oluyorsun.

Bu eğitimin en kadim yolu ise uzlete çekilmektir, yalnızlığınla baş başa kalmaktır. Kadim metafora işaret ederek söylemek gerekirse bir "mağaraya" sığınmaktır. Zaten mağara alegorisi hem semavi dinlerin hem de felsefenin en önemli imgelerinden birisidir. Hz. Peygamberin hayatında da birisi peygamberliğe açılan birisi de İslam toplumunun şekillenmesine giden yolun kapısı olarak iki adet mağara vardır. Hira dağındaki mağara ile Sevr Mağarası. İki önemli de zaman dilimi vardır. Birisi Ramazan diğeri de Kurban Bayramı. Birisi Hacca diğeri de oruça açılan kapılardır.

Ramazan, her bir kişinin kendi mağarasına çekilme zamanıdır. Ramazanın her yıl farklı bir zaman diliminde olmasının belki de en büyük hikmeti, rutinleşmeyi engellemektir. Rutinleşmeden her yıl en kıymetli hazinemiz olan özgür iradeye sahip olduğumuzu hatırlamaktır. Bunu hatırladığımız zaman ve bize bahşedilenin farkına vararak gerçek bir bayram yaşarız...