‘Reform makası' kimi kesecek?

Dr. Murat Yılmaz/ Siyaset Bilimci
28.11.2020

Türkiye reform gündemiyle devam ederken, Türkiye'nin ana gündemi “muhalefetin sefaleti” ve “muhalefet reformu” olarak ortaya çıkmaktadır. Bakalım muhalefet, reform makası karşısında nasıl bir imtihan verecek?



Türkiye, iki yüzyıldır devam eden, bitmeyen bir reform sürecinde… Dünyadaki gelişmelere ayak uydurmak ve birliğini muhafaza etmek için reform üstüne reform yapıyor. Bu bakımda son iki yüzyılın tarihi aynı zamanda reformların, reformlara muhalefetin ve reform tartışmalarının tarihi olarak da yazılabilir. Bu bakımdan Türkiye’de reformdan bahsedilince, reform tarihi perspektifinin ve kodlarının reform tartışmalarını etkilemesi kaçınılmazdır. Hele bu reform çağrısının dış politika vurgusuyla beraber yapılması ve dünyanın en büyük gücündeki başkanlık ve dış politika değişikliğine denk gelmesi, bu tarihi siyasi kültür kodlarını harekete geçirmesi kaçınılmazdır.

Dış etki ile yapılan reformlar

Türkiye birçok reformu bazen dış baskı bazen de dış politika saikiyle hayata geçirmek durumunda kalmıştır. Ancak, dış politika ve hatta dış güçler arasında kurulan, iç dinamik ve aktörleri tamamen ihmal eden bu mekanik korelasyon veya formülün ne ölçüde doğru olduğu metodolojik olarak çok tartışmalıdır. Kaldı ki, bu çok da doğru olmayan tarih perspektifiyle, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bugünkü reform ve dış politika çıkışını yorumlamak ciddi yanılgıları da beraberinde getirmektedir. Bu yanılgının bahsettiğimiz tarih algısının yanında çok ciddi bir başka temeli de ‘’yanlış muhalefet telakkisi’’nde yatmaktadır. Nitekim bugünkü yanlış bakış açısını büyüten muhalefetin epistemolojik hatası, Türkiye’de bir kısım muhalefetin kendisini konumlandırdığı ontolojik anlayış hatasından kaynaklanmaktadır. En son ve en veciz örneği, CHP’nin genel başkan dış politika danışmanı emekli büyükelçi Ünal Çeviköz’ün ABD’nin yeni seçilmiş başkanı Biden’den, Türkiye’ye müdahale isteğinde ortaya çıkmıştır.

Fuat Paşa’nın pabuççu muştası

Osmanlı modernleşme hareketinde Tanzimat paşalarından Fuat Paşa’nın Osmanlı siyasetini analizi, daha sonraki reform ve muhalefet anlayışını ve daha da önemlisi bunların yorumlanmasını bugün dahi etkileyen bir çerçeve sunmaktadır. Fuat Paşa özetle şöyle demektedir:

“Bir devlette iki kuvvet olur. Biri yukardan, biri aşağıdan gelir. Bizim memlekette yukarıdan gelen kuvvet cümlemizi eziyor. Aşağıdan ise bir kuvvet hasıl etmeye imkân yoktur. Bunun için pabuççu muştası gibi yandan bir kuvvet kullanmaya muhtacız. O kuvvetler de sefaretlerdir (yani, yabancı devletlerin büyükelçilikleri).”

Bu çerçeve, yabancı devletlerin müdahalesiyle iktidar ve özgürlük uman çevreler kadar yapılan her reform ve dış politika hamlesini sefaretlerin talimatlarının hayata geçmesi olarak takdim eden reaksiyoner cephe açısından da kullanışlıdır. Bununla beraber, hakikati tam olarak yansıtmamaktadır. Birbirlerini meşrulaştırarak bugüne kadar gelen bu siyasi tarihi yorumlayan zıt paradigmalar, ne yazık ki sadece tarihi yorumlama sınırlarında kalmayarak bir kısım siyaset anlayışını da etkilemeye devam etmektedir. Soğuk Savaş ve bilhassa 27 Mayıs darbesi sonrasında 1961 anayasasıyla inşa edilen vesayet sistemi, kendisini adeta bu anlayışla meşrulaştırmıştır. Hatta bu dönemde Türkiye’nin düzenini değiştirmek için cunta pazarına çıkan Türkiye solu, güya bu düzeni değiştirmek için darbe arayışındayken Madanoğlu marifetiyle ABD’nin CIA istasyon şefinde “darbe tezkeresi” almaya çalışmıştır.

Reformları bekleyen tehlike

Bu bakımdan reform ve dış politika tartışmalarında, bu güçlü tarihi ve siyasi kültür kodlarını ciddiye almak durumundayız. Nitekim her reform döneminde bu kod ve literatürün getirdiği reformu muğlaklaştırma, yoldan çıkarma ve hatta reformu yapan siyasi iradeye rağmen reforma el koyma gayretleri ortaya çıkmaktadır. Reform, sadece bizim tarihimiz bakımından değil, insanlık tarihi bakımından da ciddi imkan ve riskleri barındırmaktadır. Çünkü reformla beraber toplumun ve siyasetin temel iki motivasyon kaynağı olan korku ve ümit dinamikleri, ortaya çıkar... Machiavelli’den Tocqueville’ye birçok klasik siyaset düşünürü, reformla beraber açılan ‘’reform makası’’ndan bahsederler…

Reform makası iki keskin koldan oluşur: Korku ve ümit. Reformdan bahsedildiği anda, reformun meydana getireceği yenilikten, değişimden zarar göreceğini düşünen, endişe eden, rakiplerinin daha avantajlı bir duruma geçmesinden korkan siyaset ve toplum kesimleri ortaya çıkar. Bunlar reformu engellemeye, geciktirmeye ve çarpıtmaya çalışırlar. Bunun karşısında reformla başlayacak yeni durumdan ümitvar olan siyaset ve toplum kesimleri aceleyle bir an önce reformum avantajlarına sahip olmak isterler. Geciktikçe ümidin yerini hayal kırıklığı, desteğin yerini yıkıcı eleştiri alabilir. Eğer reform ve reform makası iyi kullanılmazsa, problemleri çözmek ve düğümleri kesmek yerine, reformu ortaya koymak ve hayata geçirmek isteyen siyasi iradeye zarar verebilir. Reform makasının keskin uçları problem ve engeller yerine, iktidarın siyasi ve toplumsal desteklerini kesmeye yönelebilir. Bu bakımdan reformların bilhassa başlangıç dönemleri, risk ve tehlikenin arttığı dönemlerdir. Muhalefet ve pusuda bekleyen iç muhalefet, bu dönemlerde adeta bir deprem fay hattının tetiklenmesi gibi harekete geçer, reformu itibarsızlaştırmaktan hedefinden saptırmaya, muğlaklaştırmaktan erken doğuma zorlamaya, gecikerek etkisini yitirmekten reformun sahibini meçhulleştirmeye, iktidar bloğunun içinde ihtilaftan muhalefet cephesinde bütünleştirmeye yönelik bir seri hamleye yönelebilir…

Reformun siyasi iradesi

Reformun muhtevası kadar, güçlü bir siyasi liderlik ve irade ile reformun hayata geçmesi için stratejik planlama, reform güzergahının risklerinden ve reform makasının tehlikelerinden korunmak için şarttır. Reformun mahiyetini tayin eden ehemmiyetli bir amil de reform yapan siyasi iradenin kompozisyonu ve halihazırdaki iç ve dış siyasi güç dengesi ile konjonktürdür. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ekonomi başta olmak üzere hukuk ve insan hakları alanında reform çağrısıyla dış politikada müttefiklere, bölgesel aktörlere, Rusya’ya bölgesel ve küresel meselelerin çözümü için işbirliği çağrısını bu bakımdan değerlendirmek elzemdir. Erdoğan’ın reform çağrısı, ekonomideki kadro ve değişikliğinin piyasada ve kamuoyunda oluşturduğu olumlu hava ile Türkiye’nin Libya, Doğu Akdeniz, Kıbrıs, Suriye, Irak ve Karabağ’daki bir seri başarıya dayanarak ve başarıdan faydalanarak yeni bir eşik yakalayabileceği bir zamanda yapılmıştır. Parti içinde ve Cumhur İttifakında herhangi bir ihtilafın olmadığı, salgının olumsuz etkilerine rağmen muhalefetin ümit rüzgarı estiremediği tam aksine CHP ve İyi Parti’de parti içi anlaşmazlıkların zirveye çıktığı bir dönem, Erdoğan için avantajlı bir dönemdir. Bu bakımdan reform hareketine yönelik en büyük muhalefet, hedef saptırma ve itibarsızlaştırma çabasının AK Parti etrafında ‘’sinmiş muhalefet’’ten gelmesi anlaşılabilirdir. Bu şekilde reform makasını adeta Erdoğan’ın elinden alarak Cumhur İttifakı’nı ve AK Parti’yi kesip biçmeye yeltenen bu sinsi muhalefetin, Erdoğan ve kamuoyundan gördüğü sert tepki, dikkate şayan bir hesap hatasını ortaya koydu. Böylece reform makası ilk olarak, bu ‘’sinsi iç muhalefeti’’ keserek ilk başarısını hanesine yazdırdı. Erdoğan böylece karşısına geçerek değil, yanında durarak kendisini engellemek, reformun ve Türkiye’nin siyasi istikametini boğmak isteyen çevrelere müsaade etmeyeceğini çok net bir şekilde ortaya koymuş oldu. MHP ise Cumhur İttifakı çerçevesinde reforma açık desteğini ortaya koyarak, iç ve dış muhalefetin kriz ümitlerini boşa çıkarmıştır.

Devlet aklı ve tecrübe

Türkiye elbette bölgesel ve küresel aktörlerle ilişkili ve onları da hesaba katarak bir reform ve dış politika teşkil edecek siyasi, toplumsal ve devlet aklına ve tecrübeye sahiptir. Ancak bu aklı ve tecrübeyi, sefaretlerin yahut yabancı devletlerin, muhalefeti ve Türkiye’yi yönetebileceği şeklinde yorumlayanlar sadece tarihi yorumlarken hata yapmış olmazlar, Türkiye’nin siyaset ve toplumsal formasyonunu ve somut durumunu da yanlış tahlil etmiş olurlar. Bu sefaretlerle ilişkisini tanzim edemeyen çevrelerin sadece ahlaki açıdan değil, siyaset aklı açısından da yetersiz olduğunu gösterir. Bu durum, seçimlerde oy kullanacak Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının yanında, onları kullanması için yanaşılan sefaretleri de rahatsız edecek bir sefalet durumudur. Türkiye reform gündemiyle devam ederken, Türkiye’nin ana gündemi “muhalefetin sefaleti’’ ve ‘’muhalefet reformu’’ olarak ortaya çıkmaktadır. Bakalım muhalefet, reform makası karşısında nasıl bir imtihan verecek?

muratyilmaz67@yahoo.com