Rus ekonomisi ve İdlib'in geleceği

Prof. Dr. Metin Aksoy / Selçuk Üniversitesi
28.03.2020

Esed rejimi Türk İHA ve SİHA saldırılarının şokunu atlatmaya çalışıp alacağı önlemleri düşünürken, Rusya ekonomiyi öncelemektedir. Eğer Suriye çatışması Rus ekonomisine artı yük getirerek devam edecek olursa Rusya barışın devamlılığı üzerine eğilecektir.



Türkiye ve Rusya federasyonu arasında 5 Mart 2020 tarihinde Moskova’da varılan İdlib mutabakatı bölgede ortaya çıkan çatışma halini engellemek ve silahtan arındırılmış bölge oluşturmak adına yeni umutların oluşmasını sağlamıştır. Her iki devlet başkanın üzerinde uzlaştığı mutabakat metni Eylül 2018 tarihli Soçi mutabakatına ek olarak kabul edilmiş ve önceki mutabakat metinlerinin durumu güncellenmişken, ele aldığı konular yeni sorunları ve sorunlu bölgeleri ortaya çıkarmıştır.

İdlib, daha önce kabul edilen Astana ve Soçi mutabakatları çerçevesinde bölgede saldırmazlık alanı olarak ilan edilen bölgeydi. Bu kapsamda Rusya, İran ve Türkiye belirli sayılarda asker bulundurmayı ve uçuşa yasak bölge ilan etmeyi deklare ettikleri gibi bunun uygulanmasının da garan-törlüğünü üstlenmişlerdi. Ayrıca çatışmaların kısa sürede sonlandırılması ve ateşkesin devamlılığının sağlanması hedeflenmişti. Diğer görüşmeler sonra-sında ise Rusya, İran ve Türkiye’den oluşan bir görev gücü kurulmuştu. Bunların sonucunda ilk somut adım atılmış ve Suriye’de çatışmasızlık bölgele-ri oluşturulmuştu. Ayrıca mutabakatın uygulanabilirliğini ve sahanın kontrolünü sağlamak için askeri gözlem noktaları oluşturulmuştu.

Sürdürülebilirlik

Ancak gelinen noktada binlerce sivil, özellikle İdlib’te, rejim güçlerinin saldırılarında ölmüş, yaralanmış, evlerinden edilmiş ve göçe zorlanmıştır. Bu saldırıların hacmi son dönemlerde artmakla birlikte Türkiye’nin askeri gözlem noktaları rejim güçleri tarafından çevrelenmiş ve Türk askeri hedef konumuna getirilmiştir. En nihayetinde askerlerimize yönelik yapılan son saldırılarla 36 şehit verilmiş ve bölgeden hala şehit haberleri gelmeye devam etmektedir. 5 Mart tarihli Mutabakat metni bu kapsamda uygulanabilir oluşu noktasında yeni tartışmaları beraberinde getirilmiştir. İdlib mutabakat kapsamında M4 kara yolu alt ve üst bölgelerinde 6’şar kilometrelik güvenli bölge uygulamasının detayları Ankara’da yapılan görüşmeler neticesinde belirlendi. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın belirttiği “ateşkes metni” büyük oranda geçici ateşkes niteliğini almaya başlamıştır. Her iki tarafın garantörlü-ğünde ortaya konan saldırmazlık bölgesinde planlanan Türk-Rus ortak devriyesi 15 Mart tarihinde başlatılmıştır. Devriyelerin hedefi bölgede Tahrir el Şam (HTŞ) gibi radikal grupların yeniden alan kazanmaması ve Esad rejiminin sivilleri bu bahanelerle vurmamasıdır.

Olası saldırıların devam etmesi durumunda Türkiye sınırına binlerce insan yığılmakta ve Türkiye’nin bu yükü kaldırma ihtimali gözükmemekte-dir. Çatışmasızlık ortamının sürdürülmesi kolay gözükmemektedir. 20 Mart tarihinde Esed rejimi tarafından açılan ateş neticesinde iki askerimiz daha şehit olmuştur. Esad rejiminin düzenlediği saldırılar devam ederken bölgede mutabakat doğrultusunda yürürlüğe konulması beklenen ateşkesin sürdü-rülebilirliği tartışma konusu olmaya başlamıştır. Her iki devlet başkanının açıkladığı mutabakat metni sonrasında yer alan yorumların karamsarlığı varılan mutabakatın yürütülmesinin zorluğu üzerine odaklanmıştır. İdlib mutabakatı tüm dünyada olduğu gibi Rus basınında da geniş yer bulmuştur. Genel olarak bu mutabakatın Türkiye’yi sınırlandırması ve Esed rejiminin yeniden toparlanması adına önemli olduğu yönündedir.

Ria Novasti adlı haber sayfası gazeteci Dmitry Peskov’un analizine yer vererek her iki taraf arasında öne çıkan uzlaşı metinini değerlendirmekte-dir. Peskov; analizinde Türkiye’nin mutabakatlara uymadığı için Astana ve Soçi görüşmelerinin uygulanamadığına ve bunun sorumlusunun da Anka-ra ile terörist gruplar arasında bir türlü korunamayan mesafe olduğuna değinmektedir.

‘Türkleri dışarı atmak’

Pravda.Ru adlı sayfada yapılan analize göreyse Oryantalist, Orta Doğu ve Orta Asya Araştırma Merkezi Müdürü Semyon Bagdasarov, İdlib üze-rinde Moskova’da varılan mutabakatın ihlalinin an meselesi olduğunu söyleyerek bu anlaşmanın da çok uzun süreli olmayacağını dile getirmiştir. Bagdasarov’a göre Bu mutabakat metninde ortaya çıkan durum Türkiye’nin sınırlandırılması adına önemli bir kazanç olarak kabul edilmelidir. Türkiye’nin İdlib anlaşmasına uymayacağını” Türklerin bölgede terörist gruplarla hareket ettiğini belirterek savaşın Türkiye’nin Suriye’den atılmasına kadar devam edeceğine değinmektedir. Son olarak Bagdasarov; “Halep’i ve kara yollarını güvence altına almak gerekiyordu, Türkleri, Türk sınırları-nın etrafına hapsetmek gerekir veya mümkünse onları tamamen Suriye dışına atmak çok daha iyi olacaktır; ancak savaş olmadan veya savaşmadan bu mümkün değil…” şeklinde düşüncelerini açıklarken aslında bölgede planlanan uzun vadeli farklı stratejileri de dillendirmesi açısından düşündürü-cü bir analizi ortaya koymaktadır.

Suriye ekonomisi

Argument i Fakt adlı gazetede siyasi danışman ve gazeteci Anatoly Wasserman ile yapılan röportaj ise İdlib’in geleceği ve her iki liderin görüşme-si üzerine bir değerlendirme ortaya koymaktadır. 5 Mart tarihli bu röportaja göre Wasserman, İdlib’i kısa sürede çözülecek bir sorun olarak görmemek-tedir. Ayrıca Rusya destekli Rejim güçlerinin gerçekleştirdiği saldırıları Halep’in askeri ve ekonomik güvenliği için büyük bir kazanım olarak görmek-tedir: “Bu operasyon sırasında Suriye ordusu Halep gibi önemli bir ekonomi başkentini diğer büyük merkezlere bağlayan en önemli otoyolları kurtar-dı. (…) Şimdi Halep, eskisinden daha büyük bir oranda ekonomik olarak kalkınabilecektir. Daha önce olduğu gibi artık böyle güçlü bir müdahale artık olmayacak. Tek kelimeyle, bu tüm Suriye ekonomisinin canlandırılması adına keskin bir ivme anlamına geliyor. (…) Bu, İdlib’i teröristlerden temizlemenin bir sonraki aşamasının daha uygun şartlarda gerçekleşeceği anlamına geliyor. Türklerin hala Suriye topraklarında kalması önemli değil, herkesin çatışmaların kaçınılmazlığını bir şekilde anlaması ve Türkiye için çok daha az faydalı koşulların oluşması önemlidir.”

Novaya Gezeta’da Pavel Felgenhauer’in kalame aldığı “Putin ve Erdoğan’ın Moskova’da kabul ettiği ateşkes ne kadar sürecek?” başlıklı analiz-de farklı bakış açıları ortaya konmaktadır. Esed rejiminin ekonomik olarak çöküş içerisinde olduğundan ve Rusya ve İran’ın artık artan ağır ekono-mik koşullar nedeniyle Rejimi destekleme durumlarının her geçen gün zorlaştığından bahsetmektedir: “Şehirler yıkılmış ve ekonomi çökmüş durumda. Suriye rejimi son dokuz yıldır, Rusya’nın büyük miktarda silah, teçhizat ve diğer malzemeleri ve İran petrodolar teslimatlarıyla desteklendi. (…)Ancak Donald Trump’ın uyguladığı yaptırımlar nedeniyle Tahran’daki para desteği neredeyse tamamen sona erdi: Petrol ihracatı 4-5 kez düştü ve hatta petrol fiyatları düştü. Esad’a olan sevgisiyle Moskova, İran’ın yerini tamamen almaya ve Suriye’yi elinde tutmaya hazır değil.” Ayrıca Esad Rejimi-nin ortaya koyduğu stratejinin yavaş yavaş çöktüğüne değinirken çarpıcı bir analize de yer veriyor. İdlib temizlenmiş olsa da Suriye’deki ekonomik çöküş nedeniyle yeni ayaklanmaların ortaya çıkacağına ve yeni saldırılar ile karşı karşıya kalınacağına, bu kez Şam rejiminin ayakta kalamayaca-ğına dikkat çekiyor.

Pandeminin küresel yükü

Rus basınında örneklerini gördüğümüz yorumların büyük bir yansıması sahada yaşanmaktadır. Bugün hala varılan mutabakata rağmen Türk askerleri şehit edilebilmektedir. Ümitlerimiz ateşkesin devam ettirilmesi üzerineyken gelinen nokta pek de bu yönde değildir.

Rusya için Suriye, jeopolitik öneminin yanı sıra bölgede kontrol ettiği, ekonomik anlamda bir sıçrama tahtası olarak gördüğü petrol ve doğal gaz rezerv-leri olan bir ülke konumundadır. Dünya ekonomisi Covid-19 pandemisinin getirdiği daralmayı ve zararı atlatma çabası içerisindedir. Bugün tüm dünya-ya yayılan pandeminin ülke ekonomilerine getirdiği yük henüz tam olarak hesaplanamamaktadır.

Suudi Arabistan liderliğindeki Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü (OPEC) ve Rusya önderliğinde OPEC dışı bazı petrol üreticisi ülkelerin 6 Mart’ta Viyana’da düzenledikleri toplantıda üretim kesintisi kararı alamaması petrol fiyatlarının son 4 yılın en düşük seviyesine gerilemesine yol açmıştır. Bunun yanı sıra OPEC+ ülkelerinin petrol üretimini artırma kararı alması neticesinde petrolün varil fiyatları 30 dolar civarlarında seyretmeye başla-mıştır.

Suudi Arabistan’ın petrol üretimi noktasında ısrarcı olması Rusya gibi ekonomisi petrol ve doğal gaza endeksli bir ülkenin göz ardı edeceği bir du-rum değildir. Dünya genelinde fosil kaynaklarına olan talep pandemiden dolayı azalmasına rağmen üretim artırımına gidilmesi bir anlamda ülkeler arsındaki ayrışmayı ortaya koymaktadır. Ayrıca her iki ülkenin Nisan ayından itibaren küresel petrol piyasasında pazar paylarını artırmak adına üretim miktarlarını yükselteceğini açıklaması ise petrol piyasasında arz fazlasının oluşturacaktır. Her ne kadar Rusya bu durumda bir üretim kısıtla-masının kendini etkilemeyeceğini düşünse de ekonomisi ağırlıklı olarak petrol ve doğalgaz ihracatına bağlı olan Rus ekonomisi derinden etkilenecek gibi gözükmektedir. Suudilerin petrol üretimi noktasında ısrarlı olmasının arkasında çeşitli gerekçeler vardır ancak bu arz fazlasından etkilenecek olan ekonomilerin başında Rusya gelmektedir. Ruble her geçen gün değer kaybederken, Rus ekonomisinin 2020 içerisinde küçüleceği açıklanmıştır. Rus-ya’nın enerji gelirlerinin düşmesi demek Suriye veya Kırım gibi bölgelerde yürüttüğü operasyonların finansmanlarının kısıtlanması anlamına gelecektir.

Bu noktada en çok kazanan ülkeler fosil kaynaklarına sahip olmayan ülkelerdir. Bunların başına Avrupa Birliği üyesi ülkeler Almanya ve Fransa ile Çin gibi önemli ekonomik bir güçler gelmektedir. Bu anlamda dünyaya Covid-19 pandemsini yayan Çin bu salgınla aldığı yaraları petrol fiyatlarının düşmesiyle kısa sürede toparlama evresine girecektir. Bu nedenle ABD gibi önemli petrol ihracatçısı konumuna gelmiş ülkelerin Suudi Arabistan ve Rusya arasındaki petrol fiyatları üzerinden yürütülen çatışmanın bitirilmesi tarafında yer aldığını görmekteyiz. Ancak ABD için petrol fiyatlarının düşürülmesi, önemli bir güç haline gelmeye başlayan ve petrol ve doğalgaz fakiri olan Çin ekonomisinin yükselmemesi üzerine oturmuş-tur. Bu nedenle AB tarafından Rusya’ya uygulanan yaptırımların devamlılığı ABD’nin istediği doğrultudayken petrolün varil fiyatının bu kadar düşürülmesi ABD’nin pek de istediği bir durum değildir. Rus ekonomisi çökerken bu çatışma ortamından yararlanan, petrolü düşük fiyata alacak olan Çin ekonomisinin kısa sürede toparlanması da istenmemektedir. Bu nedenle ABD’nin isteği petrolün varil fiyatlarının 50-60 USD civarlarında tutul-ması olacaktır.

Şöyle bir gerçek var ki; bugün petrol fiyatları üzerinden verilen küresel savaş İdlib üzerinden sahada yürütülmektedir. İdlib’de gelinen noktanın yeni çatışmaların arifesi niteliğinde olduğu da ortadadır. Esed rejimi bölgede Türk İHA ve SİHA’ların gerçekleştirdiği saldırıların şokunu atlatmaya çalışıp alacağı önlemleri hedeflerken, Rusya petrol ve doğalgaz fiyatlarının düşüşü üzerine alacağı önlemleri öncelemektedir. Eğer Suriye çatışması Rus ekonomisine artı yük getirerek devam edecek olursa Rusya barışın devamlılığı üzerine eğilecektir ancak Rus ekonomisi tekrardan toparlanmaya başlarsa savaş daha ağır haliyle yeniden gündeme gelecektir. Rus basınının da dile getirdiği gibi çatışma ortamının devam etmesi için her türlü alt yapı mevcuttur ve bu mutabakatı bozacak unsurlar da tasvir edilmiştir. Rus basınına göre; her iki liderin üzerinde uzlaştığı İdlib mutabakatı şu haliyle bir kazançtır ama bu kazanç halinde dahi Türk askeri varlığı rahatsızlık vermektedir. Eğer Rus ekonomisi toparlanmasını kısa sürede gerçekleştirecek olursa yeni saldırıların gerekçeleri de hazırlanmış durumdadır. Bunlar, bölgede bulunan HTŞ gibi terör örgütlerinin varlığıdır. Esed rejimi de saldırmaz-lık ortamını yeniden toparlanmak için kullanacaktır. İdlib mutabakatının sonlandırılması için bahaneleri her zamankinden daha fazla olacaktır.

meaksoyy@gmail.com