Rus ve Ukrayna milliyetçiliği kıskacında Kırım ve Tatarlar’ın geleceği

Dr. Enes Bayraklı / Türk Alman Ünv. Siy. Bil. Böl. SETA
10.05.2014

Kırım Tatarları yok olmanın eşiğinden dönmüş ve tarihsel ve kültürel bağlarımız olan bir millet olarak Türkiye’nin daha fazla ilgisini hak ediyor. Türkiye, Rusya ile olan ikili ilişkilerini bozmadan, karşı tarafı da ikna ederek Tatarların demokratik mücadelelerine destek politikaları geliştirmeli.



Ukrayna’da başlayan siyasi kriz sonucunda Rusya’nın Kırım’ı bir oldu bitti ile ilhak etmesi Türk-Rus ilişkilerini uzun yıllar etkileyebilecek bir potansiyeli bünyesinde barındırmaktadır. Her şeyden önce Türkiye’nin Kırım’ın yerli halkı Tatarlar’la tarihsel ve kültürel bağları bulunmaktadır.  Aynı zamanda Türkiye’nin Rusya’yla yıllık 33 milyar doları bulan geniş ekonomik ilişkileri bulunmakta ve bu ticaret Türkiye’nin enerji güvenliği açısından hayati önem arz etmektedir. Bu yazı temel olarak Türkiye’nin Rusya’yla ilişkilerini bozmadan Kırım Tatarları’nın maruz kaldıkları tarihsel haksızlığın telafi edilmesi için somut olarak neler yapabileceğini tartışmaktadır. Bunu tartışmadan önce Kırım Tatarları’nın tarihi ve Ukrayna’da ortaya çıkan son krizin Kırım Tatarları’nı karşı karşıya bıraktığı seçenekler analiz iyi edilmelidir. Hacı Giray Han tarafından kurulan Kırım Hanlığı 1428’den 1792 tarihine kadar, 364 yıl devam etmiş, bu süre içerisinde 75 tane Han hüküm sürmüş, başşehir Bahçesaray şehri olmuştur.  Kırım hanlığı 1475’ten sonra Osmanlı İmparatorluğu’na tabi olmayı kabul etmiş ve bu durum 1774’te Rusya’yla Osmanlı İmparatorluğu arasında imzalanan Küçük Kaynarca Anlaşması ile sona ermiştir. En nihayetinde II. Katerina 1783’te Kırım Hanlığı’nı Rus İmparatorluğu’na ilhak etmiştir.

Sovyet kıskacı

Kırım Tatarları için felaketler bu dönemden sonra başlamış ve bu süre içerisinde Rus yönetiminin baskılarından dolayı Kırım’dan Osmanlı İmparatorluğu’na bir çok defa toplu göçler olmuştur. Bütün bu göçlere rağmen İkinci Dünya Savaşı’na kadar Kırım Tatarları Kırım’da çoğunluğu oluşturmaktaydı. Bu durumu Sovyetler Birliği’ne bir tehdit olarak gören Stalin, Almanlar ile işbirliği yaptığı gerekçesiyle 18 Mayıs 1944’te bir gecede bütün Tatarları Orta Asya’ya sürgüne göndermiştir. Tatarların tarihine kara bir gece olarak geçen bu sürgün sırasında bir çok insan yollarda ölmüş bir kısmı ise vardıkları bölgelerde hayatını kaybetmişlerdir. Tam bir etnik temizlik örneği olan bu soykırım sırasında Kırım Tatarlardan dolayısıyla Türk ve Müslüman kimliğinden tamamen arındırılmıştır. Kırım’a Rusya’dan getirilen yerleşimciler yerleştirilmiş, Tatarların mülkleri de bu yerleşimcilere verilmiştir. Sürgün sırasında Tatarlar Sovyetler Birliği’nin çeşitli dönemlerindeki yumuşama politikalarından yararlanarak, Kırıma dönmek için Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu gibi çeşitli liderlerin önderliğinde benzersiz bir demokratik ve hukuki bir mücadele başlatmışlar, bunun sonucunda büyük baskılara maruz kalmışlardır.  En nihayetinde 1967 yılında Sovyetler Birliği Kırım Tatarları’na yapılan haksızlığı kabul etmiş ve Tatarların ülkede istedikleri yere yerleşmelerine izin vermiştir. Bu karara rağmen 1987 yılına kadar Kırım’a sadece 10 bin Tatar dönebilmiş, bir çok Tatar Kırım sınırından geriye çevrilmişlerdir. Sovyetler’in dağılmasından ve Kırım’ın Ukrayna’ya bağlı özerk bir cumhuriyete dönüşmesinden sonra Tatarların Kırım’a dönmesi hızlanmış ve bugün yarımadanın nüfusunun %13’ünü oluşturacak sayıya ulaşmışlardır. 

Bütün bu gelişmelere rağmen, Tatarların hakları iade edilmiş değildir. Öncelikle sürgün sırasında el konulan mülkleri geri verilmemiş, aksine mülk edinmelerine ve yalıboyu diye tabir edilen Kırım’ın sahil kesimine yerleşmelerine karşı zorluklar çıkarılmıştır. Bugün bir çok Tatar hazine arazileri üzerinde izinsiz inşa edilmiş, altyapısı olmayan gecekondu semtlerinde yaşamaktadırlar. Ayrıca Tatarlar kendi anadillerinde eğitim almalarına yönelikte çeşitli kısıtlamalar ve engellemelerle karşılaşmışlardır. Bu yaşanan durumda Kırım özerk yönetiminin Rus yanlısı partilerin elinde olması ve Ukrayna’nın Rusya’nın tepkisinden çekinmesi ve Ukrayna’nın kendi milliyetçi refleksleri de rol oynamıştır. 

Nihayetinde Ukrayna’da Kasım 2013’te başlayan siyasi kriz nedeniyle Rusya Kırım’ı göstermelik bir referandum ile ilhak etmiştir.  Rusya aynı senaryoyu şu günlerde Rus nüfusun çoğunlukta olduğu Ukrayna’nın doğu ve güneyinde de uygulamaktadır. Ukrayna hızla bir iç savaşa ya da parçalanmaya doğru sürüklenmektedir. Ukrayna da ortaya çıkan krizi Ukrayna ve Rus milliyetçiliklerinin çatışması olarak okumak yanlış olmayacaktır.  Her ne kadar Kırım Tatarları haklı olarak AB üyesi olması muhtemel bir Ukrayna’yı Rusya’ya tercih etseler de, AB’nin ekonomik çıkarları nedeniyle, Amerika’nın ise Obama’nın izolasyonist politikaları nedeniyle Rusya’ya karşı etkin politikalar geliştirememelerinden dolayı Rusya’nın Kırımdan çekilmesi yahut Ukrayna’daki emellerinden vazgeçmesi mümkün gözükmemektedir. Burada Kırım Tatarlarının bir ikilem ile karşı karşıya oldukları açıktır; bir tarafta batının retorikten öteye geçmeyen Kırım’ın özerkliğine verdiği destek ve gelecekte muhtemel bir AB üyeliği sayesinde Tatarların kültürel haklarının koruma altına alınması, diğer tarafta ise Rus işgalini kabullenerek yeni yönetimle işbirliği yapmak. Rusya ilhak öncesinde çeşitli vaatlerle ve Rusya’ya bağlı Tataristan Özerk Cumhuriyeti siyasetçileri vasıtasıyla Kırım Tatarlarını kendi tarafına çekmeye çalışmış fakat Tatarlar haklı olarak tarihsel tecrübelerine dayanarak bunu kabul etmemişlerdir.  Burada en makul olanın Tatarların bir üçüncü yol olarak Sovyetler Birliğine karşı yürüttükleri hukuki ve demokratik mücadele geleneğinde edindikleri tecrübelerden yola çıkarak şiddete başvurmadan demokratik yollardan mücadelelerine devam etmeleri olacağı açıktır. Türkiye ve Tatarlar asla kısa vadeli düşünmemelidirler. Uzun vadede uluslararası güç dengelerinin Sovyetler Birliğinin dağılmasında görüldüğü gibi değişmesi ve Tatarlara özerklik ve bağımsızlık gibi yeni imkânlar sunması mümkündür. Bundan dolayı Tatarlar mücadelelerini demokratik yöntemlerle devam ettirmeli ve kesinlikle muhtemel provokasyonlara kapılmamalıdırlar.

Türkiye neler yapabilir?

Buradan hareketle Türkiye’nin Kırımdaki temel stratejisi Kırım Tatarlarının kültürel ve dini özellikleri korumaya yönelik olmalıdır. Bunun için Türkiye Rusya ile olan ikili ilişkilerini kullanmalı ve Tatarların haklarının ve güvenliğinin sağlanması için gerekli diplomatik girişimleri devam ettirmelidir.

Türkiye’nin Kırım’da atabileceği pek çok somut adım bulunmaktadır. Öncelikli olarak gelecekleri tehdit altında olan bir akraba topluluk olarak Kırım Tatarları Türkiye’nin dış yardım politikalarında öncelikli ve imtiyazlı grup olarak görülmelidir.  Burada Türkiye 1995 yılından beri TİKA vasıtasıyla Tatarlara yönelik yürüttüğü konut edindirme, okul tamirleri, eski eser restorasyonları gibi yardımları Rus tarafını da ikna ederek maksimum seviyelere çıkarabilir. Uzun vadede, ikili kültürel ilişkileri geliştirmek adına öncelikli olarak Rusya’da Moskova ve St. Petersburg, Ukrayna da Kiev ve Kırım’da ise Bahçesaray ve Akmescit olmak üzere Yunus Emre Türk Kültür Merkezleri açabilir. Yine Türkiye Yurt Dışı Türkler ve Akraba Topluluklar başkanlığı tarafından verilen Türkiye bursları çerçevesinde Kırım Tatarlarına imtiyazlı bir statü vererek kırımlı öğrencilere verdiği burs sayısını arttırabilir. Bu bağlamda öğrencilerin mezun olduktan sonra Kırım’a dönmeleri teşvik edilmeli ve hiç bir şekilde Kırım’dan Türkiye’ye yeni bir göç dalgası teşvik edilmemelidir.

Sonuç olarak Kırım Tatarlarının yok olmanın eşiğinden dönmüş ve tarihsel ve kültürel bağlarımız olan bir millet olarak Türkiye’nin daha fazla ilgisini hak ettiğini söylemek yanlış olmayacaktır. Burada önemli olan Türkiye’nin Rusya ile olan ikili ilişkilerini bozmadan,  karşı tarafı da ikna ederek Tatarların demokratik mücadelelerine destek olacak politikaları geliştirebilmesidir. Rusya’nın ise eğer gerçekten Kırım Tatarlarına yapılan haksızlığı telafi etmek ve yarımada da huzurlu bir düzen kurmak gibi bir amacı var ise atması gereken adımlar ortadadır; Kırım Tatarlarından sürgün nedeniyle özür dilemek, el konulan mülklerin iade edilmesi yahut tazmin edilmesi, tatarların ana dilde eğitim haklarının sağlanması, Kırım Türkçesi’nin resmi dil olarak kabul edilmesi, Orta Asya’da sürgünde bulunan Tatarların dönüşünün sağlanması ve Tatarların devlet bürokrasisinde ve siyasette adil temsilinin sağlanması.

Rusya ancak bu şekilde yarımada da adil bir barış sağlayabilir ve Tatarlarla arasındaki tarihi problemleri çözebilir. Bu şekilde huzura kavuşmuş bir yarımada ve Tatarlar Türk-Rus ilişkilerinin daha da geliştirilmesi açısından önemli bir unsur teşkil edecektir. Fakat Rusya Kırım’ı ilhakı sonrasında Tatarlarla karşı attığı adımlar ile maalesef tarihsel tecrübesinden gelen asimilasyon politikalarına devam edeceği yönünde işaretler vermektedir.  Burada Kırım Tatarlarının takip edebileceği en makul siyasetin şiddetten uzak durarak ve provokasyonlara kapılmadan hem Rusya içinde hem de uluslararası alanda uzun bir demokrasi ve insan hakları mücadelesi yapmak olacağı açıktır.

bayrakli@tau.edu.tr