Rusya Türkiye'yi hesaba katmak zorunda

Faruk Önalan / Yazar
16.10.2020

Dağlık Karabağ krizinde bir güç olarak Türkiye'nin varlığı, Rus analistleri ortak bir görüşe sevk etti; “Büyük yeni bir gelişme, Moskova'nın tüm hesaplarını altüst edebilir: Türkiye'nin katılımı. Ankara'nın son alevlenmede askeri destek vaatleri, Moskova'yı her iki tarafla da oynama politikasını yeniden düşünmeye sevk edebilir.”



Birleşmiş Milletler dahil birçok uluslararası oluşumun Ermenistan’ın, Azerbaycan’a bağlı Dağlık Karabağ’ı işgal ettiğini kabul etmesine rağmen 30 yıldır tek bir adım dahi atılmadı. Konuya barışçıl bir çözüm bulmalarını teşvik etme amacıyla, 1992 yılında Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı tarafından kurulan Minsk Grubu’na 1994 yılında eş başkan olarak atanan ABD, Rusya ve Fransa da çözüm getiremedi. Hatta tarafsız olması gereken Rusya, Fransa işgalci Ermenistan’ı silahlandırmakla yetinmedi her açıdan destekledi, desteklemeye devam etti.

Taraflı güç politikası

Rusya, Güney Kafkasya’da yaklaşık 30 yıldır denge politikası yürütmeye çalışıyor. Hem Azerbaycan’ı hem de Ermenistan’ı silahlandırdı. Bunu güç dengesini korumak adına yaptığını belirtti. Böylece her iki ülke üzerindeki etkisini devam ettirmeye çalıştı. Ancak Rusya, Azerbaycan’a gerçekleştirdiği silah satışlarında kar amacı güderken Ermenistan’a silah sevkiyatında tam tersi bir yol izledi. Temmuz ayında, Ermenistan’ın Tovuz’a yönelik saldırısı sonrasındaki günlerde, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Rusya Devlet Başkanı Putin’i arayarak, Kazakistan, Türkmenistan ve İran hava sahasının kullanılarak Erivan’a gönderilen 400 tonun üzerinde silahlarla ilgili ortaya çıkan raporlar konusunda gerçeklerin açıklığa kavuşturulmasını istedi. Ruslar her ne kadar 3 bin asker bulundurduğu Ermenistan’a daha ayrıcalıklı davransa da mevcut Paşinyan hükümetliyle pek yıldızı barışık değil. Öne çıkan üç neden var, Paşinyan’ın Batı’ya yakınlık duyması, George Soros ile olan bağlantısı ve eski Cumhurbaşkanı Robert Kocharyan’ın yargılanması. Kafkasya’yı, güçlü Türkiye’ye bırakmak istemeyen Ruslar, kendilerince bir denge politikası yürütüyorlar. Tezleri ise şu şekilde: “Rusya’nın Ermenistan’a yardım etmek için nedenleri olabilir ama Azerbaycan’ı cezalandırmak için hiçbir sebebi yok.” Bu noktada bölgesel bir güç olarak Türkiye’nin varlığı, Rus analistleri ortak bir görüşe sevk etti;

Moskova’nın hesapları altüst

“Büyük yeni bir gelişme, Moskova’nın tüm hesaplarını altüst edebilir: Müttefiki Azerbaycan’a uzun süredir destek veren ancak savaşta hiçbir zaman doğrudan yer almayan bölgesel bir güç olan Türkiye’nin katılımı.

Ankara’nın son alevlenmede askeri destek vaatlerinin Moskova’yı on yıllardır kendisine hizmet eden her iki tarafla da oynama politikasını yeniden düşünmeye sevk edebilir. Türkiye’nin varlığı Rusya’nın kâbusu olabilir.”

Rusya gibi Ermeni işgaline ses çıkarmayıp, 30 yıldır çözüm getirmeyen ateşkes talebini tekrar eden İran, bir yandan Ermenistan’a silah sevkiyatı için hava sahasını açarken diğer yandan da PKK’lı teröristlerin Karabağ’a sevkini sağlıyor. Bir grup Süleymaniye üzerinden, diğer grup Kamışlı’dan, üçüncü grup ise Erbil’in güneyinden İran üzerinden… Karabağ’a gönderilmeden önce bu grupları Irak Hizbullahı, Bağdat’ta konuşlandırıyor sonrasında da İran Devrim Muhafızlarınca kurulan kamplarda verilen eğitim sonrası nakilleri sağlanıyor. Bu kamplara Kandil’den de direkt erişim sağlanıyor. Varılmak istenen hedef ise; 1923-1929 arasında Dağlık Karabağ’da kurulan “Kızıl Kürdistan Özerk Bölgesini” yeniden meydana getirmek. Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev de hafta içi verdiği demeçte, PKK’nın Karabağ’daki varlığını teyit etti: “PKK kamplarının Dağlık Karabağ’da bulunduğu yerlerle ilgili bizde istihbarat var. Detaylı bir şeyler açıklamak istemiyorum. Daha çok dağlık bölgedeler. Çünkü işgal edilmiş toprakların bir kısmı dağlık yerler. Bir kısmı ise düzlük. Onlar daha çok ormanlarda ve dağlık arazilerde.”

İran Türkiye’den rahatsız

İran,-fazla dillendirmese de- Türkiye’nin Karabağ’da taraf olması durumundan oldukça rahatsız. Tıpkı Suriye’de, Libya’da olmamızdan rahatsız oldukları gibi. Ama Türkiye’nin gücünün de farkındalar. İranlı bir gazeteci sosyal medya üzerinden drone sayısı ile övünen başka bir meslektaşına şöyle diyordu: ”Beş yıl önce böyle günlerde, Rus Hava Kuvvetleri’ne Suriye’ye müdahale etmesi için yalvarmak zorunda kaldık. Drone sayısı önemli değil! Türkiye birkaç düzine insansız uçakla üç ülkede üç savaşın seyrini değiştirdi. Birkaç yüz İHA ile biz ne yaptık?”

Ambargo öncesi bile, Azerbaycan’ın Türkiye üzerinden Avrupa pazarına ulaşan petrol-gaz boru hatları İran ihracatını etkilerken ambargo ile birlikte durum İran açısından daha trajik bir hal aldı. Tabii, 2010 Uranyum takas anlaşmasında Türkiye’nin arabulucu olması, İran’a büyük faydalar getirmesine rağmen bunun karşılığında İran’ın nankör tavırlarını da unutmamak lazım. İran’ın dolaylı Ermenistan desteğinin diğer nedenleri de Azerbaycan’ın ABD-İsrail ile olan ilişkileri ve ülkesindeki Azeri nüfusa olan etkisinden çekinmesi. Aslında ilk yıllarda İran-Azerbaycan ilişkileri oldukça iyiydi. 1994’ten sonra Haydar Aliyev, İran’ın Ermenistan ile ilişkileri artırması ve Azerbaycan’daki İslami Parti’yi finanse ettiği gerekçesiyle ittifakı sona erdirdi.

Fransa Dışişleri Bakanı Yves Le Drian, Ulusal Meclis’te yaptığı açıklamada, milletvekillerin Dağlık Karabağ ile ilgili yaşanan sorunda Ermenistan’a destek verilmesi gerektiği yönündeki çağrıya ilişkin, “Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatın (AGİT) 1994’te Rusya ve ABD ile bize verdiği yetki, Fransa’nın tarafsız kalmasını gerektiriyor.” ifadesini kullandı. Resmi görüş bu yönde olsa da gerçekte Fransa, Ermenistan açıkça destek vermekten geri durmuyor. Fransız Le Figaro gazetesinin muhabiri Georges Malbrunot, Fransa’da yaşayan Ermenilerin Dağlık Karabağ cephesinde Azerbaycan ordusuyla savaşmak için Ermenistan’a gitmeye başladığını yazıp, Agence France Presse (AFP) ajansının Erivan’da çıkan bir haberinde savaşçılardan birinin Strazburg’dan başlayan yolculuğunu anlattığını belirtti. Sadece Fransa değil, Lübnan ve Yunanistan dahil bazı ülkelerden savaşçılar Karabağ’a savaşmaya gidiyor. İlham Aliyev, PKK kamplarının bulunduğu yerlerde öldürülen teröristlerin üzerinden Kanada ve Lübnan pasaportları çıktığını açıklamıştı.

Fransa gerilimi artırıyor

Fransa’nın Minsk Grubu eş başkanlığı misyonundan uzaklaştırılmasını isteyen Dağlık Karabağ Azerbaycan Topluluğu Başkanı Milletvekili Tural Genceliyev’in sözleri çok netti: “Fransa Azerbaycan’a karşı iftiralar yağdırıyor. Bizim haklarımızı tanımıyorlar. Ben Emmanuel Macron’a sesleniyorum. Doğduğum topraklara dönmek istiyorum. Evimi, atalarımın mezarını onarmak istiyorum. Neden Macron benim bu isteğime engel olmaya çalışıyor? Aynı şeyi kendisi yaşasaydı bunu nasıl karşılardı? İşte Fransa’nın ikiyüzlü siyaseti budur. AGİT Minsk Grubu eş başkanlarının durumu yeniden gözden geçirilmelidir. Bölgeyle hiçbir bağlantısı bulunmayan Fransa, zamanında Azerbaycan’ın zayıf durumda olmasından faydalanarak eş başkanlıkta yer almıştı. Biz Fransa’nın eş başkanlıktan ayrılmasını talep ediyoruz. Ermenistan ve Azerbaycan’la sınırı bulunan, bölgenin güvenliği açısından büyük potansiyel ve olanaklara sahip bir ülke olan Türkiye var. Türkiye’nin bölgede güçlenmesi bölgeye istikrarın gelmesi, sorunun kısa zamanda barış yoluyla çözülmesi demektir. Minsk Grubu eş başkanlarından biri olarak Türkiye’yi görmek istiyoruz. Çünkü Türkiye istikrar ve refah getiren bir ülkedir. Fransa ise sorunun daha da gergin hale gelmesine neden oluyor.”

Bir yandan seçimlere yoğunlaşırken diğer yandan Covid-19 ile mücadele eden ABD’nin, Karabağ sorunu konusunda “etkisiz” kalması Amerikan analist ve gazetecilerin de tepkisini çekiyor. Bir kısmı, Suriye’de, Libya’da, Karabağ’da Rusya hatta İran’ın karşısında yer alan Türkiye’ye destek verilmesini isterken, bir kısım da savaşan tarafların daha güçlü komşuları olan Rusya ve Türkiye’nin Güney Kafkasya’da çıkarları olduğunu, çatışmayı yavaşlatma veya şiddetlendirme yeteneklerine, gücüne sahip olması karşısında ABD’nin bölgedeki durumdan bihaber olduğu serzenişinde bulundu.

Enerji hatları meselesi

Dağlık Karabağ konusunda Batı’nın göz ardı ettiği en önemli konu enerji hatları. Azerbaycan, ACG petrol sahasında (Azer Çırak Güneşli) ürettiği petrolü deniz altı borularıyla Sangaçal Terminali’ne buradan da Bakü-Tiflis-Ceyhan, Bakü-Supsa (BP tarafından işletiliyor. Gürcistan Supsa limanından tankerle İstanbul Boğazı üzerinden Avrupa’ya) ve Bakü-Novorossiysk (Rusya) boru hatlarıyla Karadeniz ve Akdeniz kıyılarına gönderiliyor. (Şu anda üretilen yerli petrolün yüzde 80’i Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hattıyla Akdeniz üzerinden Avrupa’ya ulaştırılıyor. ) 2006 yılında açılan Güney Kafkasya Boru Hattı (SCP - South Caucasus Pipeline. 692 km uzunluğunda. 443 km Azeri topraklarında, 249 km Gürcistan’da) Hazar Denizi Şah Deniz sahasından Türkiye sınırına gazı taşıyıp, buradan Türkiye üzerinden geçen Trans-Anadolu gaz boru hattıyla (TANAP) bağlantı kurmaktadır. 2018 yılında faaliyete geçen TANAP, yapımı devam eden Trans Adriyatik Boru Hattı (TAP) ile bağlantı kurarak Azeri doğalgaz ihracatını güney İtalya üzerinden Avrupa’ya ulaştıracak. TAP projesinin şu an itibariyle yüzde 95’ten fazlası tamamlandı ve ilk teslimatın yıl sonuna kadar yapılması planlanıyor. Ermenistan işgali altındaki Dağlık Karabağ, Bakü-Tiflis-Ceyhan ve Güney Kafkasya boru hattının bazı bölümlerine yaklaşık 40 km mesafede. Buralara düzenlenecek bir saldırı ya da Ermeni güçlerinin –düşük bir olasılık da- boru hatlarının geçtiği bazı yerleri ele geçirmesi açık bir tehdit olarak karşımızda. Böyle bir durumda Azeri gazı alan ülkeler yeniden Ruslara yönelmek zorunda kalacaktır. 2008 yılında Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hattının Türkiye tarafında patlama olunca Azerbaycan, Bakü-Supsa hattını kullanmaya başlamış, bu defa da Ruslar Güney Osetya sorunundan dolayı bombardımana başlayınca Azeriler çaresiz olarak Rusya bağlantılı Bakü- Novorossiysk hattını (günlük kapasitesi düşük olsa da) kullanmak zorunda kalmışlardı. Benzer bir hadisenin gerçekleşmesi, 2018 yılında TANAP’ın devreye girmesiyle, Rusya’ya bağımlılığı biraz daha azalan Türkiye’yi ve TAP ile Avrupa’yı doğrudan etkileyecektir şüphesiz. Zira Türkiye’nin Rusya’dan doğal gaz alımı 2020 yılının ilk 6 ayında geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 40’tan fazla azalmıştı.

Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı bünyesinde ABD-Fransa-Rusya tarafından oluşturulan “Minsk Üçlüsü” bırakın sorunu çözmeyi, -Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin Ermenistan’ın işgalci olduğuna dair aldığı birçok karara rağmen- Ermenilere karşı en ufak bir harekette bulunmadı. 30 yıldır Minsk üçlüsü sorunu ihlal ettiği için sorun bugün bu hale geldi. Bu noktadan sonra da artık dönüşün olmayacağı aşikâr, ta ki Ermeni güçler işgal ettiği yerden çekilene kadar.

frkonalan@gmail.com