Rusya'nın derdi Hafter değil enerji

Prof. Dr. Metin Aksoy / Selçuk Üniversitesi
26.01.2020

Rusya için Hafter olmazsa olmaz değildir. Libya’nın sahip olduğu enerji yatakları Rusya’yı bölgeye yönlendirmektedir. Libya gibi kendi kontrolünden çıkabilecek ya da Avrupa pazarına müdahalede bulunabilecek bir çaba Rusya için tehdit niteliğindedir. Bu nedenle tüm enerji koridorları müdahale öncelikli alanlardır.



Muammer Gaddafi’nin 2011’de başlayan iç çatışmalar neticesinde NATO müdahalesi ile devrilmesinden sonra, Libya tekrardan uluslararası gündemin ilk sıralarında yerini almıştır. Libya Meşru Hükümeti Başbakanı Fayiz es-Serrac’a karşı General Khalife Hafter’in darbe girişimi, ülkeyi yeniden bir iç çatışma sürecine itmiştir. Önemli enerji yataklarına sahip olan Libya bir anda ‘Yeni bir Suriye mi olacak?’ tartışmalarının odağına gelmiştir. Önemli bir jeopolitik konumda olan ülkede yeni bir çatışma sürecinin hızlanmaması adına uluslararası kamuoyu, sorunun çözümüne Suriye’dekinden daha hızlı bir şekilde taraf olmuştur. Bu kapsamda, Rusya ve Türkiye’nin 9 Ocak’ta ortaklaşa yaptığı ateşkes çağrısı sonrasında 13 Ocak’taki ateşkes anlaşması imzalama girişimi, Kahlife Hafter’in Moskova’yı terk etmesiyle askıya alınmıştı. Ancak Uluslararası baskı, kısa sürede 19 Ocak’ta düzenlenen Berlin Konferansı’nın gerçekleştirilmesine kolaylık sağladı. Berlin Konferansı, Libya’ya komşu ve sorunun çözümünde etkili olabilecek 12 devlet ile Birleşmiş Milletler (BM), Afrika Birliği, Arap Birliği ve Avrupa Birliği temsilcilerinin katılımı ile gerçekleştirildi. 55 maddelik sonuç bildirisinde ateşkes, silahsızlanma ve Libya’nın egemen bütünlüğünün korunması gibi şartlar yer aldı.

Tüm bu gelişmeler, Türkiye-Rusya ilişkilerini yeniden gündeme taşıdı. Her iki ülke de Libya sorunun çözümünde önemli iki aktör haline geldi.

Rusya’nın Akdeniz stratejisi

Doğu Akdeniz bölgesinin sahip olduğu jeopolitik önem Rusya’nın bu bölgede aktif politika uygulamasına sebebiyet vermektedir. Rusya’nın göz ardı edilmeyecek ölçüde Akdeniz’e stratejik çıkış yolu elde etme çabası, ülkenin güney güvenliğini sağlamayı hedeflemektedir. Hint okyanusu ile Afrika’ya doğrudan genişleme bu stratejinin bir parçasıdır. Hem Doğu Akdeniz’in, hem de Suriye’nin konumu bu açıdan çok önemlidir. Suriye, Rusya’nın Orta Doğu’ya açılan tek kapısı ve Afrika’ya giden yolun en önemli ayağıdır. Bu nedenle Rusya, bölgedeki değişimi denetlemek, dengeleri kontrol etmek ve kendi stratejik önemini zayıflatacak adımların oluşmasını engellemek istemektedir.

Bugün için Doğu Akdeniz’de yaşanan petrol arama geriliminde Rusya’nın Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) tarafında yer aldığını yapılan açıklamalardan görebilmekteyiz. Bu durumun nedeni ise Rusya’nın bölge hâkimiyeti ve bölgede kendisine karşı tehdit oluşturabilecek Türkiye gibi bir gücün ön plana çıkmaması düşüncesidir. Ayrıca geleneksel olarak, Ortodoks olduğu için Rumlara ve Yunanlılara karşı Türkiye’ye destek vermez. Aksi halde bölgede var olan çatışma büyüdüğünde ABD gibi devletlerin müdahalelerini ortaya çıkartacaktır ve bu durum da Rusya’nın stratejik zayıflığı anlamına gelecektir. Ayrıca Rusya her ne kadar Türkiye ile Astana ve Soçi görüşmeleriyle Suriye Savaşı ve S-400’lerin alımı gibi konular üzerinden yakınlaşsa da Doğu Akdeniz’den çıkacak doğal gaz ve petrolün Türkiye endüstrisiyle buluşmasını istememektedir. Eğer böyle bir durum gerçekleşecek olursa ilk olarak Rusya, Türkiye gibi önemli bir enerji pazarını kaybetmiş olacaktır. İkinci olarak, Türkiye’nin ekonomisine önemli bir gider olarak yazılan enerji harcamalarını kapatması bölgede önemli bir güce dönüştürecek, soydaş olduğu ülkelerle, Orta Asya ve Kafkasya üzerinde etkinliğini artıracaktır. Üçüncüsü, Doğu Akdeniz doğal gaz ve petrolün Türkiye üzerinden Avrupa’ya taşınma ihtimali bile Rusya için önemli bir enerji pazarı olan Avrupa pazarının kaybedilmesi anlamına gelecektir. Son olarak da GKRY ile Rusya arasındaki mezhepsel ve tarihi bağlar, Rusya’nın Yeni-Avrasyacılık stratejisi kapsamında ayrı bir önem arz etmektedir. Bu bağın koparılması da pek mümkün gözükmemektedir.

Ekonomik hedefler

Rusya için, Orta Doğu jeopolitik bir ehemmiyet arz etmektedir. Ayrıca bölge, Rusya’nın GSYİH’sının temel ikmal kaynağı olan enerji ihracatı ve silah satışında önemli bir noktadadır . Bu nedenle, Rus enerji diplomasisinin önemli bir görevi, ulusal ekonomiyi güçlendirmek ve ülkenin jeopolitik etkisini arttırmak amacıyla bu süreç için istikrarlı koşullar sağlamaktır. Doğu Akdeniz’de, Rusya dahil olmak üzere birçok ülkenin şirketleri, bölgede petrol ve doğal gaz arama çalışmalarına devam etmektedir. Rus enerji şirketlerinin rolü, büyük olasılıkla Doğu Akdeniz’in enerji keşfi ve geliştirilmesinden sonra zamanla artacaktır. Bölgede Rus enerji şirketlerinin varlığı, Moskova’nın Doğu Akdeniz bölgesindeki etkisinin pekiştirilmesi için ilave bir unsur olarak katkı sağlayacaktır. Böylece, Doğu Akdeniz’in hidrokarbon yataklarının geliştirilmesi ile ilgili projelere katılan devletlere önemli ekonomik faydalar sağladığından bu ekonomik hedeflerle yönlendirilen Rus gaz şirketleri, gaz sahalarının geliştirilmesine katılmak için fırsatları elde etmeye ve aynı zamanda da siyasi ve stratejik konumlarını korumaya çalışmaktadır. Bu durum, Rusya’nın bölgede daha uzun süreli kalıcı bir aktör olduğu ve olacağı anlamına gelmektedir.

Suriye müdahalesi ile Rusya, bölgedeki güç dengesini değiştirmiş ve artık bölge ülkelerinin politikalarını etkilemeye başlamıştır. Askeri kazanımlar Esad rejiminin yeniden güçlenmesini sağladığı gibi rejimin kaybettiği toprakları geri kazanmasını da kolaylaştırmıştır. Bugün Esad rejimi, Rusya’nın kontrolünde uluslararası hukuku hiçe sayarak rahatlıkla katliamlar gerçekleştirebilmektedir.

Suriye denklemi

Suriye’deki askeri operasyonlar, Sovyet sonrası Rusya’da, Rus ordusunun eski SSCB dışındaki askeri eylemlere katıldığı ilk operasyon olmuştur. Putin ve Savunma Bakanı Sergey Şoygu’nun da dile getirdiği gibi Suriye Savaşı, Rusya’nın, Sovyetler sonrası dönem geliştirdiği silah ve askeri teknolojilerini test etme ve ordusuna savaş tecrübesi kazandırma alanı olmuştur. Askeri kazanımların yanı sıra Rusya, siyasi anlamda da Astana ve Soçi süreçleri gibi, Suriye Savaşı’nın son bulması adına yapılan tüm görüşmelerde dikkate alınması gereken bir güç konumuna ulaşmıştır. Rusya, Orta Doğu’da bölge ülkesiymiş gibi hareket etmeye başlamakla birlikte Suriye’yi kendisine bağlı yeni bir eyalet düzeyinde yönetmektedir. Gürcistan’da Osetya ve Abhazya müdahalesiyle başlayan yeni Avrasyacı yaklaşımın yayılmacı politikası, Ukrayna’da Kırım’ın ilhakı ile devam etmiş ve bugün de Suriye’de savaşın içerisinde yer alan bir yayılmacı siyaseti karşımıza çıkarmıştır. Bu durum, Sovyetlerin dağılmasından sonra Rusya’nın yakalamış olduğu en büyük yayılmacı politika süreci olarak karşımızdadır. Rus ana karasının güvenliğinin Orta Doğu’nun güvenliğine bağlı olduğu düşüncesinden dolayı Rusya’nın kısa bir zaman diliminde bölgeden çıkma ihtimali de gözükmemektedir.

Suriye içerisinde İdlib önemli bir merkez durumundadır. Stratejik öneme sahip olan şehir gün geçmiyor ki rejim güçleri tarafından yeni saldırılara maruz kalmasın. Her yeni günde Rusya destekli Esad güçleri İdlib’de sivil yerleşim yerlerine saldırarak hem mevzi kazanırken hem de İdlib’i bir harabe şehre dönüştürmektedir. İdlib, Türkiye için stratejik bir konumdadır. Türkiye sınırına 130 kilometre olan sınır hattı ve Hatay’a yakınlığı ile şehirde yaşanan her türlü saldırılar doğrudan Türkiye’ye yeni göç dalgalarını tetiklemektedir. İdlib, muhaliflerin önemli bir üssü olmasının yanı sıra bölgede oluşabilecek göç dalgaları Türkiye’yi doğrudan etkilemektedir. Rusya ile bu konuda varılan mutabakata rağmen Rusya, İran destekli Rejim güçleri saldırılarını artırarak devam ettirmektedir. Bir anlamda, Astana’da varılan saldırmazlık anlaşmalarına rağmen Rusya, İdlib saldırılarının gerçekleşmesine göz yummaktadır. Buradaki stratejik hedefi, bir yandan Türkiye ile işbirliğini sürdürürken diğer yandan Esad rejimin çeşitli bahanelerle ilerlemesinin önünü açmaktır. Bu durum Esad rejiminin mevzi kazanmasına imkan sağlarken bunun kendi denetimde gerçekleşmesi Rusya için öncelikli konudur. Bölge ülkelerinden herhangi birinin kendisinden rol çalmasına da müsaade etmek istememektedir. Özellikle İran’ın Şii hilali oluşturma gibi çabaları eğer kendi denetimi dışında gerçekleşecek olursa bu çabalarını da boşa çıkarma stratejisi içermektedir.

Mühim olan enerji yatakları

İran’ın bölgede geniş bir alan kazanması, bölge ülkelerinin bir anda İran denetimine geçişi anlamına gelmektedir. İran, çeşitli amaçlar için bölgede mevzi kazanırken Rusya’dan daha fazla bağımsız hareket etmektedir. Esad rejimi bölgede kendisine alternatif bir müttefik oluşturma çabasına girmiştir. Bu nedenle, ABD’nin Kasım Süleymani’yi öldürdüğü saldırı Rusya’yı çok fazla rahatsız etmemiştir. Rusya, bölge ülkelerinden herhangi birinin ön plana çıkmasını istemediği gibi kendi denetiminin dışına çıkmasını da istememektedir. Bölge ülkelerinin kendi denetiminden farklı alanlara kaydığında karşılaşabilecekleri tehdidi ortaya koyması açısından Süleymani saldırısı stratejik bir gösterge olmuştur. İdlib özelinde ve Suriye genelinde Rusya kendi silah ticareti açısından çatışmaların tam anlamıyla sonlandırılması taraftarı olmayacaktır. Rusya için bölgesinden uzakta yaşanan ve bir türlü sonlandırılamayan çatışmalar Rus silah endüstrisinin gelişmesine katkı vermektedir. İdlib’de Esad rejiminin saldırılarını göz ardı ederken, Libya’da Hafter’in yanında duran Rusya bölgede stratejik kazanımlar elde ettiği gibi bölgenin değişiminde de etkin rol oynayabilmektedir.

Türkiye ve Rusya bölge sorunlarında ön plana çıkan iki aktör olarak gözükmektedir. Her iki devletin liderlerinin farklı öngörüleri olsa da ortak noktada birleşebilmektedir. Bu durum bölge sorunların çözümünde ve çatışmaların önlenmesinde önem arz eden bir durumdur. Libya konusunda taraflar farklı güçleri destekler durumdadır. Hafter, Mısır ve BAE’den sonra Rusya’nın da desteğini alma çabasındadır. Rusya için Hafter olmazsa olmaz değildir. Libya’nın sahip olduğu enerji yatakları Rusya’yı bölgeye yönlendirmektedir. Türkiye, Başbakan Fayiz es-Serrac’ı desteklemektedir. Türkiye Suriye’de muhaliflerin yanında dururken, Rusya Esad rejimini desteklemektedir. Rus iç politikasında eleştirilen, insani ve ekonomik anlamda kaybı oluşturabilecek konuma sahip olan Suriye Savaşı, kendisinin stratejik, jeopolitik ve ekonomik kazancı üst düzeyde devam ettiği sürece bir anlam ifade etmektedir. Aynı durum, Libya konusunda Hafter’e verilen destek için de geçerlidir. Ancak şu da bir gerçek ki; Rusya ile Türkiye birçok konuda karşıt tarafları desteklemektedir. Rusya için asıl önem arz eden konu enerjidir ve enerji alanlarındaki işbirliği bir anlamda Rusya’ya yeni pazar açma fırsatı sağlamaktadır. Türkiye ile yapımı tamamlanan Türk Akımı (Turk Stream) önemli bir proje iken Almanya ile yürütülen Kuzey Akım (Nord Stream 2) projesi ile Avrupa’nın enerji ihtiyacını karşılamaktadır. Bu anlamda Libya gibi kendi kontrolünden çıkabilecek ve Avrupa pazarına hükmedecek bir çaba aslında Rusya için bir tehdit niteliğindedir. Bu doğrultuda Rusya için tüm enerji koridorları müdahale öncelikli alanlar olarak belirlenmiş durumdadır.

Rusya ile Türkiye’nin sürekli karşıt aktörleri desteklemesi tesadüf müdür bilinmez ama şu görülmektedir ki Rusya, bölgede Türkiye’nin çok fazla güç kazanmasını da istememektedir. Türkiye hala önemli bir NATO ülkesidir ve Türkiye’nin alan kazanması Rusya’nın çok fazla işine gelmemektedir. Rusya için Türkiye önemli bir stratejik enerji pazarı olduğu gibi yakın zamanda silah pazarı durumuna gelme ihtimali de bulunmaktadır. Türkiye bakımından ise Rusya, Suriye konusundan Libya’ya kadar, pek çok konuda müzakere edilebilen sorunları çözüme iradesi gösteren bir aktördür. Bu durum bölge adına, önemli bir stratejik kazançtır.

meaksoyy@gmail.com