Savaşın gölgesinde bir konser; barış zemini olarak Türkiye

13.06.2026

Max Korzh'un İstanbul konseri, ne saf bir “barış şöleni” ne de basit bir “propaganda aracı”ydı. O, savaşın yarattığı karmaşık duygusal ve siyasi manzarayı yansıtan bir ayna oldu. Bir yanda bir araya gelme ve nefretten uzak durma arzusu, diğer yanda adaletsizliğin ve acıların görmezden gelinemeyeceği gerçeği. Türkiye'nin ev sahipliği ise bu karmaşıklığın ortasında bile diyalog ve hareket alanının korunabileceğini gösterdi.


Savaşın gölgesinde bir konser; barış zemini olarak Türkiye

Emrah Dokuzlu/ Doğu Avrupa Bölge Analisti

6 Haziran 2026 akşamı İstanbul Beşiktaş Tüpraş Stadyumu'nda gerçekleşen Max Korzh konseri, ilk bakışta bir pop-kültür olayı gibi görünse de, Rusya-Ukrayna savaşının dördüncü yılında bölgesel, toplumsal dinamikleri ve Türk dış politikasının özgün konumunu okumak için verimli bir mercek sunuyor. Belaruslu rap sanatçısının yaklaşık 40-42 bin kapasiteli stadyumu doldurması, olayı bir müzik etkinliği olmanın ötesinde bir anlama taşıdı. On binlerce savaş karşıtı Rus, Ukraynalı ve Belaruslu göçmeni bir araya getiren bu kitlesel konser, ilk bakışta sadece kültürel bir etkinlik gibi görünse de aslında derin siyasi, sosyolojik ve jeopolitik anlamlar taşımakta.

Korzh, 2022'den beri Rusya'da konser veremeyen, savaş karşıtı duruşuyla bilinen Belaruslu bir sanatçı. Konseri, özellikle Rusya vatandaşlarının vizesiz girebildiği Türkiye'de vermesi nedeniyle ilk kez geniş kitlelere hitap etme fırsatı sundu. Avrupa'daki önceki konserlerinde vize engeli ve bayrak kısıtlamaları yaşayan Rus hayranlar için İstanbul, nadir bir buluşma noktası haline geldi.

Korzh fenomeni ve İstanbul'u öncekilerden ayıran unsur

Tam adıyla Maksim Anatolyevich Korzh, Belarus,Luninets doğumlu, şarkılarının büyük bölümünü Rusça söyleyen ve kariyerini ağırlıklı olarak Rusya pazarında inşa etmiş bir sanatçı. 2022'de başlayan savaşın ardından yayınladığı ve "evini koruyan haklıdır" dizesini içeren "Svoy Dom (Kendi Evim)" şarkısıyla savaş karşıtı bir duruş sergiledi; bu tutum onu Rusya sahnelerinden düşürdü. 2024 sonbaharında ülkesini kalıcı olarak terk etmek zorunda kaldı. Bugün esasen bir diaspora sanatçısı olarak sahne alıyor; sahneden sık sık "savaşı durdurun" diye seslenmesine rağmen taraf tutmaktan özenle kaçınan bir nötrlük diline yaslanıyor.

Korzh, Mayıs 2026'da Bükreş'te 42 binin üzerinde bilet sattığı bir konser vermiş, seyircinin ezici çoğunluğu yurt dışından gelmişti. Ancak İstanbul'u niteliksel olarak farklı kılan kritik değişken, bunun savaşın başından bu yana sanatçının Schengen vizesi gerektirmeyen bir ülkede verdiği ilk büyük konser olmasıydı. Bu ayrıntı kompozisyonu kökten değiştirdi.Vizesiz erişim, Rusya'da yaşayan hayran kitlesinin de İstanbul'a akın etmesinin önünü açtı. Rusya'dan İstanbul'a uçuş talebi ek seferler planlanacak düzeye ulaştı.

Bayraklar meselesi: Uzlaşma mı, yara üzerine tuz mu?

Konserin en çok yankı uyandıran görüntüleri, Ukrayna, Rusya ve Belarus bayraklarının yan yana dalgalanması ve kalabalığın üzerine asılan "Fuck Politics" pankartıydı. Bu sahne iki keskin biçimde karşıt okumayı tetikledi. Bir yanda, bunu "savaşa rağmen halkların kardeşliği" olarak yorumlayanlar; diğer yanda, özellikle Ukraynalı sosyal medya kullanıcıları arasında güçlü bir öfke dalgası. İkinci kampın temel itirazı, savaşın hâlâ sürdüğü ve Ukrayna'nın günlük olarak Rus saldırılarına maruz kaldığı bir konjonktürde, "politikanın önemsiz olduğu" iddiasıyla Rus bayrağının yanında poz vermenin bir tür normalleştirme ve mağduriyetin görünmez kılınması olduğu yönündeydi. Bazı yorumcular bu jestleri "bilinçli bir provokasyon" ihtimaliyle de değerlendirdi.

Tartışmayı daha da kızıştıran bir unsur, bazı katılımcıların kırmızı-siyah UPA (Ukrayna İsyan Ordusu) bayrağını açmasıydı ki bu sembol, Polonya-Ukrayna tarihsel hafıza gerilimlerinin merkezindeki tartışmanın kaynağı.

Türk diplomasisi: Konseri mümkün kılan mimari

Bütün bunların İstanbul'da gerçekleşmesi tesadüf değil. Konser, Türkiye'nin savaş boyunca inşa ettiği özgün diplomatik mimarinin, devletler düzeyinde kurulmuş bir yapının toplumsal düzeydeki gölgesi. Bu mimarinin iki taşıyıcı kolonu var. İlki vize rejimi; Türkiye, hem Rusya hem Ukrayna vatandaşlarına 90 güne kadar vizesiz giriş tanıyan ender ülkelerden biri. İkincisi, kurumsallaşmış arabuluculuk pratiği; Mart 2022'de Antalya'da iki ülkenin dışişleri bakanlarını savaş sonrası ilk kez buluşturan, aynı yılın Mart sonunda Dolmabahçe'de heyetleri masaya oturtan, Temmuz 2022'de Karadeniz Tahıl Girişimi'ne ev sahipliği yapan ve esir takaslarında aracılık üstlenen Ankara, Mayıs 2025'te tarafları üç yıl aradan sonra yeniden aynı masada, bu kez ABD'nin de katıldığı formatlarla bir araya getirmiştir.

Uluslararası ilişkiler diliyle bu, bir "eşik devlet" konumudur. Hiçbir tarafla bağını koparmadan herkesle kanal açık tutan ve tam da bu sayede başka hiçbir aktörün üretemeyeceği bir manevra alanı yaratan aktör. Korzh konserinin analitik değeri, bu kapasitenin nadiren görünür olan bir boyutunu açığa çıkarmasında. Diplomatik mimari yalnızca müzakere masaları üretmez; savaşın böldüğü toplumların fiilen karşılaşabileceği fiziksel mekânlar da üretir. Dolmabahçe'deki müzakere masası ile birkaç yüz metre ötesindeki stadyum, aynı dış politika tercihinin iki farklı ölçekteki ürünüdür. Devletlerin masada başaramadığı temas, sivil düzeyde, gürültülü ve tartışmalı biçimde gerçekleşmiştir.

Sonuç

2026'da savaşın dördüncü yılına girdiği bir ortamda bu konser, iki önemli gerçeği ortaya koyuyor;

Birincisi, Rusça konuşan topluluklarda savaş karşıtlığı hala var ve örgütlenebiliyor. Özellikle Türkiye gibi erişilebilir bir ülkede bir araya gelmeleri, muhalif seslerin tamamen susturulmadığını, susturulamadığını gösteriyor.

İkincisi, barış çağrıları bile derin bölünmelere yol açıyor. "Savaşı durdurun" mesajı, bir taraf için samimi bir umutken, diğer taraf için sorumluluğu bulanıklaştırma olarak algılanıyor. Gerçek barış, sadece bayrakların yan yana dalgalanmasıyla değil, adalet, hesap verebilirlik ve toprak bütünlüğü gibi zor soruların cevaplanmasıyla mümkün olacak.

Max Korzh'un İstanbul konseri, ne saf bir "barış şöleni" ne de basit bir "propaganda aracı"ydı. O, savaşın yarattığı karmaşık duygusal ve siyasi manzarayı yansıtan bir ayna oldu. Bir yanda bir araya gelme ve nefretten uzak durma arzusu, diğer yanda adaletsizliğin ve acıların görmezden gelinemeyeceği gerçeği.

Türkiye'nin ev sahipliği ise bu karmaşıklığın ortasında bile diyalog ve hareket alanının korunabileceğini gösterdi. Gerçek bir barış için daha fazlası gerekecek ama böyle etkinlikler, en azından farklı tarafların aynı çatı altında nefes alabildiğini, müzikle bir anlığına da olsa "savaşı durdurma" fikrini paylaştığını kanıtlıyor. Bu, küçük ama anlamlı bir adım. Kalıcı barış ise, bu adımların ötesinde, cesur siyasi iradeye bağlı kalacak.