Savunmada pazar olmak mı? Küresel aktör olmak mı?

Tarkan Zengin / AYBÜ Öğr. Gör.
11.09.2021

Yazılımı ve tüm kritik sistemleri yerli ve milli olarak tasarlanan Akıncı TİHA'nın en önemli özellikleri; gelişmiş yapay zekâ sistemleri ve seyir füzesi atabilme yeteneğine, üç yedekli otopilotla milli uydu haberleşme sistemine ve 1,5 ton faydalı yük taşıma kapasitesine sahip olmasıdır. TİHA'larla birlikte Türkiye insansız hava araçları teknolojisinde dünyanın en ileri üç ülkesinden biri haline geldi.



Türkiye'nin milli teknoloji hamlesiyle yakaladığı önemli yükseliş devam ediyor. Son yirmi yılda birçok alanda yerli ve milli imalatta büyük bir gelişme kaydediliyor. Milli teknoloji hamlesinin en önemli başlıklarından biri de savunma sanayii. Türkiye savunma sanayi alanında neredeyse her hafta yeni müjdeler duyuyor... Test atışları başarılı olan mühimmatlar, prototipleri biten S/İHA'lar, envantere giren kamikaze mini İHA'lar, seri üretime geçen hassas güdüm kitleri, yurt dışına satışı gerçekleştirilen milli gemiler, füze sistemleri, satış görüşmeleri yapılan milli helikopterler ve yurt dışında ödül alan milli silahlar... Türkiye savunma sanayiinde askeri fabrikaları, vakıf şirketleri ve özel sektörü ile artık oyun kurucu bir ülke konumundadır. Ülkemiz savunma sanayii ürünlerinin satıldığı bir pazar olmaktan çıkmıştır. En kritik teknolojiye sahip ürünleri tasarlayan, yazılımını yapabilen, inşa eden ve üreten küresel bir aktör olma yolunda emin adımlarla yürümektedir.

İç ve dış engeller

Türkiye, savunma sanayiinde zorlu yollardan geçerek, önüne konulan engelleri tek tek aşarak ve büyük fedakârlıklarla alın teri dökerek bu imkân ve kabiliyete kavuştu. Savunmada stratejik planlamayla ve çok sayıda projeyle yoluna devam ediyor. 2002 yılında ülkemizde 5,5 milyar dolar bütçeli 62 savunma sanayii projesi yürütülüyorken, bugün 75 milyar doların üzerinde bütçeyle 750'yi aşan savunma sanayi projesi yürütülüyor. Savunma sanayiinin gelişmesinde büyük önemi olan AR-GE'ye ayrılan bütçe de 49 milyon dolardan 1,5 milyar doların üzerine çıkmıştır. 19 yılda savunma sanayii proje sayısı 12 kat, proje bütçeleri 14 kat, AR-GE'ye ayrılan bütçe ise 30 kat artmıştır. Bu performansla ülkemizin savunmada dışa bağımlılık oranı yüzde 80'lerden yüzde 20'lere kadar indirildi. Belli ürünlerde yerlilik ve millilik yüzde 95'lerin üzerine çıkarıldı. Savunmada millilik bizi sadece dışa bağımlı olmaktan kurtarmıyor aynı zamanda ülkemize diplomaside, ekonomide, uluslararası ilişkilerde önemli kazanımlar sağlıyor.

Türkiye savunma sanayi pazarında küresel bir aktör olma yolunda ilerledikçe, içeriden ve dışarıdan bir takım engellere maruz kaldı. Türkiye'nin savunma sanayisinin millileşmesini engellemek için dış ülkeler şu üç yöntemi kullandılar: İlk olarak ihtiyacımız olan savunma ürünlerini bize parasıyla vermediler. İkinci olarak gizli/açık ambargo koydular. Son yöntem olarak da ürün fiyatlarında büyük oranda indirime giderek savunma sanayimizin millileşmesini engellemeye çalıştılar. Türkiye son yıllarda yaptığı önemli projelerle ve çalışmalarla bu engelleri tek tek aştı. Geçmişte tek parti döneminde milli sanayi hamlesine yönelik birçok engel çıkarılmıştı. 1930'lı yıllarda uçak, mühimmat, silah ve birçok savunma ürünü üreten Nuri Demirağ, Nuri Killigil, Vecihi Hürkuş ve Şakir Zümre gibi müteşebbisler bilinçli olarak batırıldı. Bu müteşebbislerin zor şartlara rağmen o dönemde yaptıkları mükemmel işler maalesef tek parti döneminin gadrine uğradı. Nuri Demirağ'ın uçak fabrikasının yurt dışına ihracat yapmasına izin verilmedi. Vecihi Hürkuş, izinsiz uçtuğu için cezalandırıldı ve sürekli engellendi. Uçak bombaları üreten Şakir Zümre'nin karşısına sürekli engeller çıkartıldı. Nuri Killigil, milli silah ve mühimmat üretmenin bedelini canıyla ödedi. Savunma sektöründe bu müteşebbislerin önü kesilmemiş olsaydı Türkiye'nin bugün çok daha iyi bir noktada olması mümkündü.

Dünyada ilk üçe girdik

Tek parti döneminin temsilcisi olan zihniyet bugün de yerli ve milli ürünleri engellemeye çalışıyor. Ülkemizde milletimizin kahir ekseriyeti ise bu alandaki önemli başarıyı büyük bir memnuniyet ile takip ediyor. Mandacı zihniyetler ülkemizin savunma sanayiindeki başarılarını görmemek için kafalarını kuma gömerken uluslararası medya kuruluşları Türkiye'nin savunma sanayiindeki başarılarına dair haberlere, yazılara ve röportajlara yer veriyor. Mesela en son envantere giren Akıncı TİHA'lar, ülkemizde bazı kesimlerce görmezden gelinirken uluslararası medya kuruluşlarında geniş yer buldu.

Akıncı TİHA, insansız hava araçları kategorisinde ülkemizi daha üst liglere taşıdı. Yazılımı ve tüm kritik sistemleri yerli ve milli olarak tasarlanan Akıncı'nın en önemli özellikleri gelişmiş yapay zekâ sistemleri ve seyir füzesi atabilme yeteneğine, üç yedekli otopilotla milli uydu haberleşme sistemine ve 1,5 ton faydalı yük taşıma kapasitesine sahip olmasıdır. 29 Ağustos 2021 tarihinde Baykar Akıncı Taarruzi İnsansız Hava Aracı (TİHA) teslimat töreni yapıldı. TİHA'larla birlikte Türkiye insansız hava araçları teknolojisinde dünyanın en ileri üç ülkesinden biri haline gelmiştir. Cumhurbaşkanı Erdoğan teslimat töreninde yaptığı konuşmada Türkiye'nin savunma sanayindeki imkân kabiliyetlerini, bu alanda neden geri kalındığını ve bugünkü başarının nedenlerini şu sözlerle anlattı: "Türkiye'nin son 19 yılda yazdığı başarı hikâyesinin en ön safında hiç şüphesiz savunma sanayimiz var. Bilhassa insansız hava araçları teknolojisinde ulaştığımız seviye savunma sanayindeki kabiliyetlerimizin tüm dünya tarafından kabul edilen başarısının ifadesidir. Çok değil bundan 10 yıl önce bize bu araçları parasıyla bile satmayan, bakımlarını yaptırmak istediğimizde bugün git yarın gel, diyenler vardı. Aynı çevreler bugün sahada oyunu değiştiren Türk İHA'larını ve onların açtığı çığırı konuşuyor. Bu başarının gerisinde Nuri Demirağ, Nuri Killigil ve Vecihi Hürkuş gibi vatanseverlerin akim kalmış mücadelelerini yeniden ayağa kaldıran Türk mühendisleri, teknisyenleri ve teknikerleri bulunuyor. Bu başarının arkasında, yapamayız, beceremeyiz diyen mandacı kafalara inat en iyisini, en ilerisini biz yaparız, diyen inanmış yürekler var."

Kararlı siyasi irade

Türkiye'nin savunma sanayiinde önemli bir ilerleme sağlamasının nedeni, yerli ve milli ürünler üretecek siyasi iradeye ve teşebbüse, bu ürünleri tasarlayacak ve inşa edecek nitelikli insan gücüne ve bu ürünlerin sahada kullanılmasını, bakım ve idamesini yapabilecek işgücüne sahip olmasıdır. Bu imkân ve kabiliyetler aynı zamanda ülkemizin savunma sanayinde daha da ileriye gitmesini sağlayacak güçtür. Türkiye gücüne ve kendine güvenerek, kararlı bir siyasi irade göstererek, savunma sanayi fuarlarıyla, Teknofest'lerle, AR-GE yatırımlarıyla, savunma sanayi alanında kalkınma planlarıyla, savunma sanayi stratejik planlarıyla ve ortaya koyduğu hedeflerle bu noktaya geldi.

Teknofest'lerin en önemli faydası gençlerin sektöre olan ilgisini artırmasıdır. Burada müsabakalara katılan gençlerde oluşan özgüven ülkemize önemli katkılar sağlıyor. Türkiye'de savunma, uzay, teknoloji ve havacılık alanında ilk TEKNOFEST 20-23 Eylül 2018 tarihinde yapılmıştı. T3 Vakfı öncülüğünde yapılan festivale 550 bin kişi katılmıştı. İkinci TEKNOFEST, 17-22 Eylül 2019 tarihleri arasında yapılmış ve katılım rekor kırarak 1 milyon 720 bin kişi olmuştu. 40 farklı ülkeden gelen 64 sporcunun katıldığı Dünya Drone Kupası'nın yanı sıra 19 farklı yarışmada, 38 farklı kategoride ödüller verilmişti. TEKNOFEST'in üçüncüsü pandemi şartlarında 24-27 Eylül 2020 tarihleri arasında Gaziantep'te yapılmıştı. T3 Vakfı ile Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı'nın birlikte yaptığı festivalde 21 farklı kategoride düzenlenen teknoloji yarışmalarında 20.197 takımdaki 100 bin gencimiz yarışmıştı. Bu yıl dördüncüsü yapılacak teknoloji festivali 21-26 Eylül 2021 tarihleri arasında İstanbul'da gerçekleşecek.

Sektörün beka mücadelesi

Sektörde gelişmeyi sağlayan bir diğer faktör ülkemizde yapılan 'Uluslararası Savunma Sanayii Fuarlarıdır. 15'inci Uluslararası Savunma Sanayii Fuarı (IDEF 2021), Cumhurbaşkanlığı himayesinde, Milli Savunma Bakanlığı ev sahipliğinde, 17-20 Ağustos 2021 tarihleri arasında, İstanbul'da icra edildi. 53 ülkeden 1238 firma katıldı. Bu firmaların 536'sı yerli firma. İDEF, dünyada yapılan diğer savunma fuarları arasında katılımcı firma sayısında dünyada üçüncü sırada yer almaktadır. Ülkemizde iki yılda bir böyle bir fuarın yapılması ve savunma sanayii ürünlerimizin sergilenmesi Türkiye'nin bu konuda geldiği önemli yeri göstermektedir.

Savunma sanayii ürünlerimizi ihraç etme meselesi de son derece önemli. Çünkü bu alanda ihracat, sektörün beka meselesidir. İhracata yönelmeyen ülkelerin savunma sektörleri bir süre sonra yok olma eğilimine giriyor. Çok maliyetli bir sektör olan savunma sanayiinde yerli ve milli ürünler üretmenin cari açığın azaltılmasında da önemli etkisi var.

NATO'nun geleceğinin tartışıldığı, dünyada sınırların yeniden çizildiği, yeni ittifakların oluşturulduğu, bazı ittifakların bozulduğu, Türkiye'nin sınırlarında muhtelif risklerin olduğu bir dönemde savunmada stratejik adımlar atmaya devam etmeliyiz. Savunma sektörü projelerinin yürütülmesinin bugün yapıldığı gibi her durumda bir devlet politikası halinde sürdürülmesi gerekir. Türkiye özellikle S/İHA'lar, uzay ve havacılık sektörü gibi katma değeri yüksek olan alanlara yatırım yapmaya devam etmelidir. Özellikle savunma sektörü ve eğitim işbirliği çerçevesinde sektöre işgücü kazandıracak eğitim kurumlarımız müfredatlarını günümüz şartlarına uygun biçimde güncellemelidir. En önemlisi de 'biz yapamayız' diyenlere inat 'en iyisini yapacak inanca ve özgüvene sahip' olanların arkasında durmaya ve her türlü desteği vermeye devam etmektir.

@TarkanZengin