SDG'nin mimarlarını tedirgin eden operasyon: Sincar

Faruk Önalan / Yazar
29.01.2021

Sincar'a büyük bir operasyon çok uzak değil. Gelinen noktada, PKK/YPG'ye “Suriye Demokratik Güçleri” (SDG) kılıfı giydirilmesini sağlayan ABD'nin yeni yönetimindeki Blinken, Austin ve Mcgurk, operasyonun yapılmaması ya da kapsamının sınırlı tutulması konusunda çaba gösterecektir. Zira operasyonun sadece Sincar ile sınırlı olması beklenmiyor, Kandil ve Mahmur başta olmak üzere başka alanlarda da yürütülmesi ihtimal dahilinde. Obama döneminde misyonları Suriye ve Irak'ı üçe bölmek olan ekibin Biden yönetimi ile yeniden iş başına gelmeleri maalesef önümüzdeki dört yılın oldukça zor geçeceğinin göstergesi. Tabii bir farkla. Bu defa karşılarında düne göre çok güçlü bir Türkiye gerçeği var.



Joe Biden’ın Amerikan Başkanlığı görevini devralmasıyla, atadığı isimler çerçevesinde üçüncü Obama dönemi de fiilen başlamış oldu. Dışişleri Bakanlığı’na eski bakan yardımcısı Antony Blinken, Savunma Bakanlığı’na eski CENTCOM komutanı Lloyd Austin, Ulusal Güvenlik Konseyi Orta Doğu ve Kuzey Afrika Koordinatörlüğü’ne ise DEAŞ ile mücadele eski özel temsilcisi Brett McGgurk getirildi.

SDG kılıfının aktörleri

Üç isim de PKK/YPG’ye “Suriye Demokratik Güçleri” (SDG) kılıfı giydirilmesinin ana aktörleriydi. Uluslararası kamuoyunda PKK’ya meşruiyet kazandırmak için kurulan tiyatronun başında Brett McGurk geliyordu. 1973 doğumlu olan McGurk’ı, ABD BaşkanI Obama 2012 yılında Bağdat Büyükelçiliği’ne aday göstermişti. Zira işgal sonrası Irak anayasasının hazırlanması, daha sonra Haşdi Şabi çatısı altında birleşen Şii milis gruplarının güçlenmesi, DEAŞ gibi örgütlerin ortaya çıkmasında onun büyük katkısı vardı. Mcgurk’ü “Iraklı ve Suriyeli Hıristiyanlar için büyük bir kabus” olarak niteleyen Iraklı Hıristiyanlar Grubu, “Ninova’daki Hıristiyan kasabalarını da İran destekli milislere verdiniz. Ortağınız YPG yıllarca Suriye Hıristiyanlarını ve Kuzeydoğu Suriye’de yaşayanları terörize etti. Biliyordunuz ve onlara fon sağlamaya devam ettiniz” açıklaması yapmıştı.

Skandala rağmen desteklendi

Bağdat Büyükelçiliği adaylığının Senato’nun Dış İlişkiler Komitesi’nde oylanmasına bir gün kala, Obama’dan özür dileyerek adaylıktan geri çekilmek zorunda kaldı. Çünkü evli olan Mcgurk’ün yine evli olan WSJ muhabiri Gina Chon ile cinsel içerikli mailleri yayınlanmıştı (Daha sonra ikisi de aynı yıl eşlerinden boşanarak evlendi). Ortaya çıkan bu skandala rağmen dönemin ABD Bağdat büyükelçiliği görevini yürüten James Jeffrey’in, Kongre’ye mektup yazarak McGurk’e destek vermesi de dikkat çekici bir ayrıntıydı.

Skandalın patlak vermesi, “yasak aşkı” üzerinden WSJ’ye bilgi sızdırması dahi yükselişini durdurmadı Mcgurk’ün. Beyaz Saray’da göreve başladı ve DEAŞ ile mücadele kapsamında kurulan uluslararası koalisyonda Obama’nın özel temsilcisi olan General John Allen’ın yardımcılığı görevine getirildi. Bir süre sonra kimsenin anlam veremediği şekilde istifa eden (daha doğrusu istifa ettirilen) General Allen’ın yerine özel temsilci oldu.

Teröre karşı terör

Bir terör örgütüne karşı mücadelede başka bir terör örgütüne meşruiyet kazandırma doğrultusunda PKK ile yakın ilişkiler kurmaya, bölgede Türkiye karşıtı bir politika yürütmeye başladı. O dönem PKK/YPG sözcüsü, “kırmızı listede” 4 milyon lira ödül ile aranan terörist Polat Can’dan plaket alarak bir skandala imza attı. Cumhurbaşkanı Erdoğan Fırat Kalkanı Harekâtı ile saatler içerisinde Cerablus’un özgürleştirilmesinden sonra Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde dönemin ABD Başkan Yardımcısı Biden ile görüşmüş, YPG’ye silah verilmemesini istemişti. Biden ise bu durumdan haberdar olmadığını belirtti. Bu görüşmeden yaklaşık bir ay sonra bu defa Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantısı için gittiği ABD’de, Cumhurbaşkanı Erdoğan Biden ile bir görüşme daha gerçekleştirdi. O toplantı da PKK’lı teröristten plaket alan McGurk’e sert çıkmıştı. O anları Hürriyet’ten Tolga Tanış şöyle kaleme aldı: “Erdoğan, Obama’nın DEAŞ’la Mücadele Özel Temsilcisi Brett McGurk’ün şubatta Kobani’ye gidip YPG’den ödül almasına getiriyor konuyu. Ağır biçimde eleştiriyor. McGurk o sırada oturduğu yerden kaykılıp Erdoğan’ın kendisini kast ettiğini belli ediyor. ‘Tamam mesajı aldım’, demek istiyor. Ancak Erdoğan hırsını alamıyor. Toplantı bittikten sonra Amerikalıları salondan uğurlarken bu sefer McGurk’ün yüzüne de söylüyor. ‘Bir daha yapma’ diyor.”

Yeni saldırılar gelebilir

Özetle anlatmaya çalıştığım McGurk profili yeniden ve daha etkin bir makamda göreve başlıyor. Trump döneminde Pentagon binlerce tır silah gönderse de Fırat Kalkanı Harekâtı ile DEAŞ’tan temizlenen alanlara PKK/YPG’nin girmesi engellendi. Zeytin Dalı Harekâtı ile PKK’nın Akdeniz’e ulaşma planı yok edildi ve Barış Pınarı Harekâtı ile de sınırlarımız boyunca bir terör koridoruna izin verilmedi. Yeni dönemde, PKK’ya alan açmak adına DEAŞ ve türevi örgütler belli ki yeniden bölgenin başına bela edilecek. Bunun ilk emaresini Bağdat’ta meydana gelen DEAŞ’ın gerçekleştirdiği canlı bomba saldırısında gördük. Önümüzdeki günlerde de maalesef benzer saldırılara hem Irak hem de Suriye’de şahit olabiliriz.

Türkiye uzun zamandır PKK’ya karşı yapılan/yapılacak operasyonlar ile ilgili Iraklı makamlar ile irtibat halinde. Özellikle MİT Başkanı Hakan Fidan, dönemin Irak Ulusal İstihbarat Şefi bugünün Irak Başbakanı olan Mustafa el-Kazımi ile sık sık görüşmeler gerçekleştirdi. Suriye’nin kuzeydoğusundaki Karaçok Dağı ve geçiş hattı olarak kullanılan aynı zamanda PKK’nın ikinci Kandil olarak yerleşmek istediği Irak’ın kuzeyindeki Sincar Dağı stratejik öneme haiz. Karaçok Dağı, PKK/YPG’nin en önemli silah depolarının, para kasasının olduğu kampların başında geliyordu hatta PKK/SDG’nin elebaşı Şahin Cilo ve emir aldığı “Bahoz Erdal” kod adlı Fehman Hüseyin (o da emirleri Sabri Ok’tan alıyor) Karaçok bölgesinde kalıyordu. Ta ki, 2017 bahar aylarında gecenin ikisinde Diyarbakır’dan havalanan jetlerin buraları yerle bir etmelerine kadar. O gün hem Karaçok Dağı hem de Sincar’da 100’den fazla sözde üst düzey terörist etkisiz hale getirilmişti. ABD’nin “General Mazlum” diye ön plana çıkardığı “Şahin Cilo” kod adlı Ferhat Abdi Şahin bu operasyon sonrası olay yerini incelemeye gelen ABD’li komutan ile dünyaya tanıtılmıştı. 2017 Sincar/Karaçok operasyonunun etkisi o kadar büyük olmuştu ki ABD Dışişleri anında açıklama yapma gereği duydu: “Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyinde, aynı zamanda Irak’ta, ne ABD ne de küresel koalisyon güçleriyle düzgün bir şekilde koordinasyonu sağlamadan, bugün erken saatlerde düzenlediği hava saldırılarından kaygı, derin kaygı duyuyoruz. Bu hava saldırıları, koalisyon tarafından onaylanmamıştır ve DEAŞ’a karşı mücadelemizdeki ortak güçlerimizin maalesef yaşamını kaybetmesine yol açmıştır.” Bir açıklama da ABD liderliğindeki uluslararası koalisyon sözcüsünden geldi: “Bize yapılan bildirimin üzerinden bir saat geçmeden saldırılar gerçekleştirildi. Bu yeterli bir zaman değil. Bu bilgilendirme de DEAŞ’a karşı savaşta bir ortaktan ve müttefikten bekleyeceğiniz bir koordinasyon kesinlikle değil” Rusya dahi bu etkili operasyonu “kabul edilemez” olarak değerlendirmişti. Ulusal güvenlik kapsamında bugün de aynı bölgelere operasyonlar devam ediyor çok daha etkili olacak olan operasyonlar da kapıda… Özellikle Pençe-Kaplan operasyonları ile havadan bombardımanla vurup çıkma stratejisi tamamen değişti. Sınır ötesinde ilerledikçe, bölgeye hakim noktalara, son teknoloji ürünü milli ve yerli takip-tespit sistemleri, paratonerle donatılan askeri üsler kuruluyor. Ayrıca SİHA’larla Kandil, Mahmur, Sincar, Karaçok Haftanin gibi PKK unsurlarının olduğu alanlar, sürekli gözetim altında tutuluyor. Gerek teknik gerekse insan istihbaratı sayesinde terör arananlar listesinde bulunan sözde örgüt liderleri tek tek imha ediliyor.

Yaklaşık dört ay önce Birleşmiş Milletler gözetiminde Bağdat ile Erbil yönetimi arasında “Sincar Anlaşması” imzalanmıştı. Anlaşmaya göre bağımsız bir kaymakam seçilecek, Federal polis, Ulusal Güvenlik ve İstihbarat birimlerinden başka hiçbir silahlı oluşum, bölgedeki güvenlikten sorumlu olamayacak. PKK/YBŞ, Haşdi Şabi dahil tüm silahlı gruplar Sincar’dan dışarı çıkartılacak. Ancak gelinen nokta gösterdi ki, ne Şii milislerden oluşan Haşdi Şabi ne de onların maaşını verdiği PKK’nın kolu YBŞ’nin Sincar dışına çekilmeye niyeti yok. Bu süreçte Ankara-Bağdat arasında artan görüşme trafiği de gösterdi ki Sincar’a büyük bir operasyon çok da uzak değil. Gelinen noktada PKK/YPG’nin bölgedeki varlığına destek veren yeni yönetimde görev başına gelen Dışişleri Bakanı Antony Blinken, Savunma Bakanı Lloyd Austin ve Ulusal Güvenlik Konseyi Ortadoğu ve Kuzey Afrika Direktörü Brett Mcgurk muhtemel operasyonun yapılmaması ya da kapsamının sınırlı tutulması konusunda çaba göstereceklerdir. Zira operasyonun sadece Sincar ile sınırlı olması beklenmiyor, Kandil ve Mahmur başta olmak üzere başka alanlarda da yürütülmesi -kuvvetle muhtemel- ihtimal dahilinde. Sincar operasyonun bir diğer tarafı da Haşdi Şabi milislerinin göbekten bağlı olduğu İran’ın tavrı olacaktır. Saddam Hüseyin devrildikten sonra işgal edilen Irak’ın bir nevi İran’a teslim eden ABD, Mcgurk eliyle de Şii milislerin güçlenmesinin önünü açtı. Geçmişte atılan adımlar doğrultusunda fikir yürütecek olursak; McGurk koordinatörlüğünde önce DEAŞ tehdidini yine ortaya çıkaracaklar, ardından basın yoluyla terör hareketliliğin olduğuna dair haberler ardı ardına gelmeye başlayacak ve nihayetinde ABD liderliğindeki koalisyon güçleri “DEAŞ ile mücadele” adı altında PKK/SDG’ye kalkan olacak, önce Sincar’da, Mahmur’da, daha sonra Suriye bağlantısının sağlandığı Karaçok’da ABD askerleri konuşlanacak hatta devriyeler atacaklardır. Bu arada Irak hükümetine, Erbil yönetimine baskı yapmaktan da geri durmayacaklar. Obama döneminde misyonları Suriye ve Irak’ı üçe bölmek olan ekibin Biden yönetimi ile yeniden iş başına gelmeleri maalesef önümüzdeki dört yılın oldukça zor geçeceğinin göstergesi. Tabii bir farkla. Bu defa karşılarında düne göre çok güçlü bir Türkiye gerçeği var.

Ateşkes bozulabilir

Aynı ekibin, Akdeniz’de “Türkiye’yi Antalya Körfezi’ne sıkıştırma” planına daha güçlü destek vereceği aşikâr. Türkiye, Birleşmiş Milletler tarafından da tanınan meşru Ulusal Mutabakat Hükümeti’ne verdiği destekle Libya’da savaş tersine döndürmüş darbeci Hafter bozguna uğramıştı. Meşru Libya hükümeti ile gerçekleştirilen deniz yetki alanları mutabakatı, EASTMED boru hattı projesini anlamsız hale getirmişti. Türkiye’nin Akdeniz’deki gücü ve etkisinin farkında olan İsrail’in Enerji Bakanı Yuval Steinitz, Leviathan ve Tamar gaz sahalarından çıkardığı gazı daha az maliyetli ve güvenli olarak Türkiye üzerinden Avrupa’ya ulaştırmak için dört senedir yoğun bir uğraş veriyor. ABD’nin Akdeniz’deki ana amaçlarından biri de Türkiye-Libya bağını koparıp yapılan anlaşmaları işlevsiz hale getirmek. Zaten Biden’ın ABD Başkanlık seçimini kazanmasıyla Hafter cephesinde de gözle görülür bir hareketlenme yaşanmaya başladı. Her an ateşkes bozularak yeni bir saldırı gerçekleştirilebilir.

Brett McGurk’ın aynı zamanda Kuzey Afrika’dan sorumlu olması Akdeniz’de Türkiye karşıtı oluşumlara Amerika Birleşik Devletleri’nin de katılmasını muhtemel kılıyor. Libya’da da DEAŞ terör örgütünün yeniden etkin hale getirilip, göstermelik bir tiyatro ile Hafter güçlerine karşı saldırı haberlerini önümüzdeki dönemde yeniden okuyabiliriz. Daha önce de yaptıkları üzere Türkiye’yi uluslararası kamuoyu önünde yalan haberlerle zor durumda bırakmak isteyeceklerdir zira daha önce de defaatle buna tevessül ettiler. McGurk’ü Kuzey Afrika’da sadece Libya’da değil bugün ortak tatbikat yapmaya başladığımız Tunus ve her alanda anlaşmalar yaptığımız Cezayir’de de Türkiye karşıtı politikalar izlerken görebiliriz. Libya sadece petrol açısından değil özellikle Fizan bölgesinde bulunan altın, uranyum, demir, çinko, gaz ve su gibi kaynaklar açısından da oldukça zengin. Fransızlar bu bölgeyi yıllardır sömürdü, ABD de bu duruma razı göründü. Arap basınında da çıktığı üzere; Türk istihbaratının aşiretlerle görüşmesi ve yakınlık kurması ne ABD’nin ne de Fransa’nın hoşuna gitmedi. Buralar aynı zamanda Afrika’ya açılan kapı konumunda. Türkiye’nin özellikle Nijer ve Çad ile stratejik anlaşmalar imzalaması ayrıca çok önemli hamlelerdi. Strateji oyunlarının oynanacağı, çetin mücadelelerle geçecek bir dört yıl bizi bekliyor.

frkonalan@gmail.com