Şehirlerin de anayasaları olabilir mi?

Cüneyd Altıparmak / Hukukçu
28.08.2021

Tanpınar'ın "...en iyisi bırakalım hatıralar içimizde konuşacakları saati kendiliklerinden seçsinler" sözünden mülhem, şehirlerin kendi saatlerini kurmasına imkan vermek gerekiyor. Şehir; mekanlar, hatıralar ve insanlardan müteşekkildir. Şehrin kendi önceliklerini ve yasaklarını belirlemesi, kendini imar etmesi ve bunu tüm bileşenleri ile ortaya koyması, ihtiyaç duyduğumuz gerçek bir mutabakat zeminidir.



Yaşadığımız şehirde dolaşırken gördüğümüz zaman bizi rahatsız eden ve bizi üzen veya tam tersine bizi memnun eden ve günümüzü iyi geçirmemizi sağlayan birçok durumla karşılaşıyoruz. Bu memnuniyet-rahatsızlık döngüsü hep vardı ve var olacak... Şimdinin en büyük ve geri döndürülemez sorunu, şehirleri birbirine benzemesi sanırım. İçine girdiğimizde zamandan ve mekândan koptuğumuz alış-veriş merkezleri, devasa beton binalar, birbirinin benzeri caddeler, sokaklar ile muhatabız... Bu çağda küresel aktör haline gelen şehirler, gittikçe kimlik kaybı yaşıyor. Görünce rahatsızlık duyduğumuz şey aslında bu.

Pusulaya ihtiyaç

Devletlerin rekabetine veya iş birliğine katkı sunmak üzere programlanıyor şehirler. Şehirlerin bu döngü içinde yer alma çabası kendisini de mekanlarını da insanlarını da kayıplara uğratıyor... Oysa şehirler kendisini var eden ve bugünlere getiren "ilkelerini" yitirmemeli. Bunun için şehirlerin pusulaya ihtiyacı var... "Şehir odaklı" yaklaşımların trend olduğu ve "yeni anayasa" konusunun gündemde olduğu bu dönemde, "şehirlerin mutabakat metinleri" konusunda düşünmek gerekiyor sanırım. Bir ülkenin mutabakat metni olan anayasaların, şehir ölçeğinde gündeme getirilmesi hem ülke hem de şehirlerimiz adına iyi bir fırsat olabilir!

Kent veya şehir idari ve mülki olarak da kullanılan bir terim. Ancak ortak kabule göre şehir; içinde insan yerleşimi olan, kasaba, köy gibi birimlerden oluşan ve bunlara nazaran daha fazla nüfusu barındıran, sunduğu imkanlar ve yapısı ile ayırt edilebilen, karmaşık bir yaşam alanı olarak ifade ediliyor. Bu teorik tanımın, pratiği üzerinden gidersek çok çeşitli şehir türleri çıkıyor karşımıza: Tarım şehri, ticaret şehri, sanayi şehri, turizm şehri, kültür şehri vb. gibi...

Kendi yaşadığınız şehri düşünelim mesela. Neyiyle meşhur? Bulunduğunuz şehri bir kelime ile tanımlamak isterseniz ne dersiniz? İşte bunlara vereceğiniz cevaplar, şehirle kurduğunuz bağ kadar, yaşadığınız şehrin fonksiyonuna dair birer tespit aslında. Bu tespitler gösteriyor ki her şehir kendi içinde farklı bir dünya. Her şehir kendine özgü ve biricik. Bu durum şehirlerin kendini tanımlamada ve programlamada "merkezi idarenin" belirlemelerinden uzaklaşarak, kararlar alabilmesine özellikle kentin fonksiyonunu tahkim edici kurallara sahip olma hakkının olmasını düşünmemizi gerektiriyor.

Stratejik plan zorunluluğu

Ülkemizde yerel yönetimler denilince belediyeler ve il özel idareleri akla gelir. Yeni büyükşehir modeli ile artık il özel idaresi olan il sayısı 51. Büyükşehir belediyeleri ise ilin tüm mülki sınırını kapsıyor. 30 büyükşehir ve 51 il belediyesi olan ülkemizde toplam (ilçe belediyeleri dahil) 1397 belediye bulunuyor. Ve her belediye Belediye Kanununa göre "stratejik plan" yapmak zorunda. Stratejik plan, "kamu idarelerinin orta ve uzun vadeli amaçlarını, temel ilke ve politikalarını, hedef ve önceliklerini, performans ölçütlerini, bunlara ulaşmak için izlenecek yöntemler ile kaynak dağılımlarını içeren plan" demek... Belediyenin görevleri belediye meclisi, encümen ve başkan olmak üzere üçlü bir yapı arasında bölüştürülmüştür. Belediye meclislerinin şehre dair alacağı birçok kararda salt çoğunluk aranıyor. Birkaç konu haricinde, alınan bir karar, bir başka meclis kararı ile -salt çoğunluk- sağlanması halinde değişebiliyor. Yaşanan imar, yönetim, trafik vb kent krizlerinin altında biraz da bu kolay değiştirilebilme durumu yatıyor sanırım. Sadece, mevzuatça önemli görülen "belde adının değiştirilmesi", "faaliyet raporundaki açıklamaların yeterli bulunması", "ad verme, tanıtıcı amblem ve flama kullanımı" gibi konularda meclisin dörtte üçünün olumlu oy kullanması şartı yani nitelikli çoğunluk aranıyor.

Dünyadaki durum...

Ülkelerde, şehirlere dair "özel" düzenlemeler anayasalarında yer almaz. Bunun birkaç istisnası vardır. İlki "şehir devleti" olan ülkelerdir (Vatikan, Monaco vb gibi). Bir diğer istisnası ise bazı ülkelerin anayasalarında, başkentleri dışındaki şehirlere ve onlara dair statüye değinilmesidir.

Örneğin Hindistan'daki (1992/ 73., 74. değişiklikleri ile) bazı şehirlere tanınan (panchayati raj) yeni imtiyazlar, Brezilya'daki şehirlerin statüsüne dair getirilen (2001 değişikliği) düzenlemeler gibi. Genelde anayasalar şehirlerin nasıl olması gerektiği ve devletin şehirlerde neler yapması gerektiğine dair ödevlerini ortaya koymakla yetinir.

Bu genel duruma rağmen bazı ülkelerdeki büyük şehirlerin, kendine özgü düzenlemeler ile "şehir anayasası" ismini verdikleri düzenlemeleri bulunmaktadır. Ve bunun hukuki bir statüsü de vardır. Sembolik olmayan bu belirleme biçimi eyaletlere sahip olan federatif devlet modellerindeki "federe anayasalardan" farklıdır. Niteliği itibarıyla bir anayasa olma mahiyeti taşımasa da bu biçimde ilan edilen türlerine de rastlamaktayız. City Council olarak adlandırılan ve bizdeki belediye meclisleri ile encümen organının birleşimi ve daha az temsilcisi ile teşekkül etmiş organlarının ürettiği metinler çok kıymetli. Misal olarak; mottosunu "İnsanların hayatında her gün bir pozitif fark oluşturmak" olarak özetleyen Birmingham Şehir Konseyi Anayasası, şehirde kullanılan yetkiyi zedeleyen davranışları, görev yaparken tarafsızlıktan ödün vermeyi, başkalarına korku ve baskı yapmayı ve her türlü ayrımcılığı yasakladığını belirtmektedir (m.3/3). Salford Şehir Konseyi Anayasasında ise şehrin katılımla yönetileceği, karar alma süreçlerine aktif katılımın esas olduğu, bu amaçla böyle bir anayasa çıkarıldığı belirtilir (m.1.3.) Benzeri düzenlemelere, "kendini belirleme" kriter ve ilkelerine Berlin'in Anayasası isimi verilen metinde, London Borough of Havering'in anayasasında ifadesini bulur.

Şehir anayasası

Ülkemizin geçirdiği şehirleşme serüveni de şehirlerin yapısı da kendine özgüdür. Benzeşen yönleri olsa da karakteristik özellikleri ile hemen ayırt edilebilir. Tarihi kent dokusunu olduğu gibi koruyan bir şehir ile yeni kurulmuş bir ilin durumu birbirinden farklı ele alınmalıdır. Şehir olmak için il olmaya gerek yoktur... Şehirlerin kendini koruması ve kendi varlığını geleceğe aktarması için yaşayanlarınca genel çerçevesi kanunlar ile belirlenmiş, kendine özgü kuralları, ilkeleri, metinleri olmalıdır. Bu metinler, yönetim, seçim, siyaset gündemlerinden uzak tamamen şehre dönük, şehre dair olmalıdır. Bunun için her şehrin kendi kabullerini ve değişmezlerini ihdas etmesinin önünü açmak gerekmektedir.

Değiştirilmesi zor kurallar...

TBMM'de kanun çıkarmak ile anayasa yapmak farklı prosedürlere, kabul nisabına bağlanmıştır. İşte bunun gibi, belediye meclislerinin birtakım kararları "salt çoğunlukla" alamadığı alanın genişletilmesi gerekmektedir. Bir belde, kendince kesin imar yasağı bölgelerini, kullanılacak malzeme türünü vb hususları kanunda belirtilenlere ek olarak tayin edebilmeli ve bunu ancak nitelikli çoğunlukla değiştirebilmelidir. Bu biçimdeki belirlemelerin icrasını doğrudan başkan yerine getirebilmelidir. Misal sinema şehri olmak isteyen belediye "bu kentte yapılacak sinema ve yapım faaliyetlerine belediye destek sunmakla yükümlüdür" ilkesine şehir anayasasında yer verince, başkan bunu doğrudan yerine getirebilmelidir. Edebiyat şehir olacağına anayasasında yer veren bir şehir, buraya rahatlıkla kaynak aktarabilmelidir. İmar konusunda net ilkelerini belirleyen bir şehir imar yasağını ihlal edenlere normalden fazla ceza uygulayabilmelidir. Tarihi dokuda mülk sahibi olanlara özel imtiyazlar tanına bilmelidir...

Şehri ciddiye almalıyız!

Şehir anayasaları, geniş bir katılım ile ortaya konulmalı. Katılım derken "şekli" olarak değil, gerçek bir katılımla üretilmeli... Şehrin tüm bileşenlerinin katkısına açık, şehre dair kaygısı olan herkesin kendisini ifade edebileceği bir sürecin ardından, uzmanların metinleştirdiği bu ilkeler, belediye meclisince kabul edilerek yürürlüğe girmeli ve değiştirilmesi de aynı usulle ve katı koşullara bağlanmalıdır... Şehirlerimiz basma kalıp "stratejik planlar" ile yönetiliyor. Tamamen toplumdan kopuk metinler. Bu "kanuni zorunluluğu yerine getirmek için planlama yapma" sorunudur. Bu planlar, şehir sakinlerinin katkısı ile oluşturulmasını geçtik, belediye meclisinden neredeyse kimsenin bilgisinin olmadığı metinler... Bir şehrin sahip olduğu değerlerin, merkezi idare tarafından bilinmesine ek olarak belediyelerin kente yaklaşımını değiştirecek ve özellikle katılım ile her kesimin sahipleneceği metinler, daha güçlü şehirlere adım atmamızı sağlayacaktır. Bunun ilk adımı ise bizce mevcut büyükşehir modelinin güncellenmesi ve belediyelerde katılımın önünü açan adımların tahkim edilmesi ve şehirlerin vizyonunu belirlemesi için seçilmişler ile yaşayanların birlikte tartışabileceği platformların tesis edilmesi ve güçlendirilmesidir. Şehirlerde yaşanan krizlerin bir sebebi de buradadır. Tanpınar'ın "...en iyisi bırakalım hatıralar içimizde konuşacakları saati kendiliklerinden seçsinler" sözünden mülhem, şehirlerin kendi saatlerini kurmasına imkan vermek gerekiyor. Şehir mekanlar, hatıralar ve insanlardan müteşekkildir. Şehrin kendi önceliklerini ve yasaklarını belirlemesi, kendini imar etmesi ve bunu tüm bileşenleri ile ortaya koyması, ihtiyaç duyduğumuz gerçek bir mutabakat zeminidir.

[email protected]