Seküler terör örgütlerinde şiddet ve kadın imgesi

Zeynep Bayramoğlu/ Gazeteci-Yazar
30.03.2019

Özgürleşmek isteği ile dağa giden kadın hem suça bulaşması hem de dağda yaşadığı şiddet nedeniyle geri dönememekte. Tecavüz ve tacizin örgüt içinde kadını hizaya getirmek için bir yöntem olarak kullanıldığı sağ kurtulanların ifadelerinde belirtiliyor.



Jacques Louise David’in 1799 yılında yaptığı ve şu an Paris’te Louvre Müzesi’nde sergilenen “Sabine Kadınlarının Araya Girmesi” adlı tablo, savaşta kadının durumunu göstermesi açısından oldukça çarpıcı bir eserdir. Hikayesi Antik Roma’nın kuruluş mitine dayanır. Roma’nın kurucuları Romos ve Romulus tarafından alıkonan Sabine Kadınları, onları geri almak için gelen babaları, kardeşleri ve eski eşlerine karşı Romalı erkeklerden olan çocuk-ları ile direnirler. Savaş meydanında yere attıkları ve mızraklara uzattıkları bebekleri ile kadınlar saldırıyı durdurmayı ve Roma’nın fethini engelleme-yi başarırlar.

Picasso da kült eseri Guernica’da savaşın acısını kadınlar üzerinden anlatır. Tablo dünyanın en önemli savaş tablolarından biri kabul edilmiştir. Savaşın getirdiği yıkım ve acıyı siyah ve gri renklerle anlatan Picasso, yaptığı eserle yıllar sonra bile savaş ba-ronlarını rahatsız etmişti. Irak’a müdaha-le kararını açıklamak üzere Birleşmiş Milletlerde konuşma yapmak isteyen dönemin ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell ve ekibi, Guernica’nın repro-düksiyonu önünde bu işgal açıklamasını yapmayı uygun görme-miş, eser mavi bir perde ile kapatılmıştı.

İntihar bombacısı kadınlar

Savaşta mağdur olan kadınlar, zayıf kadınlar, bir savaş silahı olarak tecavüze uğrayan kadınlar. Bütün bunlar geleneksel akla uygun olarak kadının zayıf/günahkar/kurban olduğundan yola çıkılarak üretilmiş roller olarak karşımıza çıkıyor. Ama savaş öze-linde kadın imgesinde artık keskin bir dönüşüm olduğunu görmek mümkün. Son yıllarda kadın imgesinin özellikle seküler terör örgütleri tarafından tersine bir kullanımı olduğunu söyle-yebiliriz.

Türkiye Cumhuriyeti yaklaşık kırk yıldır ayrılıkçı terör örgütü PKK ve uzantıları ile mücadele ediyor. Marksist bir yapısı olan örgüt, ilk ses getiren eylemini 15 Ağustos 1984’te gerçekleştir-di. Örgütün ilk intihar saldırısı ise 30 Haziran 1996 yılında gerçekleştirildi. Eylemi gerçekleştiren 1972 Malatya doğumlu “Zilan” kod adlı Zeynep Kınacı’ydı. İntihar eylemleri ekimde Sivas’ta, kasımda Diyarbakır’da devam etti. Üç olayın da faili birer kadındı.  

Terör örgütlerinin varlıklarını sürdürebilmelerinin yegane yolu militanlarını birarada tutmaktır. Bunun için iki şeye ihtiyaç duyarlar, inanç ve pa-ra. İnanç tesisi için kurumsallaşırlar. Bir hikayeye ihtiyaç vardır, sonrasında o hikayeyi besleyecek bir kütüphane ve disiplin gerekir. Örgütlerin zaman içinde kendi kütüphanelerini oluşturduklarını ve eleman devşirme için potansiyel elemanlarını bu kütüphane ile doktrine ettiklerini görürüz. PKK terör örgütünün eleman devşirme çalışmalarında kadınlara özel başlık ve içerik oluşturduğu görülmektedir. PKK’nın iddiası kadını özgürleştirmektir.

PKK’nın jineoloji literatürü

Kadın bedeninin denetimi ataerkil sistemin yeniden üretiminde kritik bir noktadadır. Genç kızlar küçük yaşlardan itibaren erkekle-rin denetiminde tutulur. Kadının namusunu koruma görevi evlenene kadar babasına ve erkek kardeşlerine, gerekirse amcasına ve oğullarına, evlendikten sonra koca-sına geçer. Bölgede yapılan görüşmeler namus olgusunun kadın bedeninin denetimini meşrulaştırmakta olduğunu göstermektedir. Bu olguyu içselleşti-renler sadece erkekler değil aynı zamanda kadınlardır. Bölge-deki kadınlar, namus cinayetlerini onaylamasalar bile namusun korunması gerektiği konusunda hemfikirdir. Namus kavramının uygulamada kadını denetim altında tutmak için kullanılması ve bölgedeki kadının sosyo-ekonomik durumunun kadın aleyhinde olması, PKK’nın özgürlük propagandası yapmasını kolaylaştırır.

Çok çocuklu ailelerdeki kız çocuğuna olan ilgisizlik/değersizleştirme, namus kavramının denetimci baskısı, cinsel istismar olay-larında kadının korumasız bırakılması gibi sorunlar karşısında, kadına/kız çocuğuna bir can simidi olmayı vaat eden PKK propa-gandası ve oluşturulan Jineoloji literatürü, örgütün kadın yapılanmasını yıllar içinde güçlendirmiştir. Unutulmaması gereken nokta ise kadınların/kız çocuklarının dağa çıkma nedenle-rinin çok çeşitli ve büyükşehirlerdeki katım sebepleri ile kırsaldaki katı-lım sebeplerinin farklı olduğudur. Ama propaganda ortaktır: Kadını özgürleştir-mek.

Jin, Jan, Azadi (kadın, yaşam, özgürlük) sloganları ile başlayan bu propaganda ile kadınlar, yerel kıyafetleri içinde “Kürt kültürü-nün taşıyıcıla-rı”, cezaevleri önünde “hak arayan kahramanlar”, askeri giysilerle de “kurtuluşun simgesi” olarak konumlandırılır-lar.

Öcalan’ın “Cinsin kurtuluşu, ulusun ve sınıfın kurtuluşundan daha değerlidir” sözleri ile başlayan jineoloji literatürü ile kadın ör-gütlenmesine ağırlık veren terör örgütünün farklı isimler altında aynı ülkü ile hareket ettiği toplam 38 örgütten 18’i sadece kadın-lardan oluşmaktadır. Geri kalan örgütlerin kadın ve erkeklerden oluştuğu düşünüldüğünde PKK’nın “kadın kuvvetlerine” ne kadar önem verdiği daha net anlaşılabilir.

Örgüte katılan kadınlar gerçekten özgürleşiyor mu sorusunun cevabı ise üretilen edebiyatın önüne geçememektedir. Örgüt sem-patizanı olan kadın-ların yazıları incelendiğinde temel bir şikayet gündeme gelmekte. “Kürt kadını sadece devletle ve egemen sınıfla değil, aynı zamanda aynı mevzide bulunduğu aynı ideolojik politik oluşum içinde olduğu yoldaş erkeklerle de savaşıyor-lar.” Elbette bu şikayet şehirde fikir gerillalığı yapan kadınlara ait. Sahada ise çok daha vahim itiraflarla karşılaşıyoruz. Özgür-leşmek isteği ile dağa giden kadın hem suça bulaşması hem de dağda yaşadığı şiddet nedeniyle geri dönememekte. Tecavüz ve tacizin örgüt içinde kadını hizaya getirmek için bir yöntem olarak kullanıldığı sağ kurtulanların ifadelerinde belirtiliyor. Kurtul-ma umudu olmayanların intihar ettiği, hamile kalanların infaz edildiği de bir gerçek. Bu kadınlardan yaşarlarken istedikleri verimi alamayan örgüt, ölülerinden faydalanıyor. Hem örgüt içindeki kadınlara gözdağı vermek hem de aileleri devlete karşı öfkeye boğmak için, güvenlik güçleri tarafından öldürüldüğü anlatılıyor.

Ya infaz ya intihar

Bütün bunların ışığında başta söylediğim cümleyi yanlışlamak istiyorum. Mağdur ve güçsüz kadın imgesinin seküler terör örgüt-leri tarafından de-ğiştirdiğini söylemiştim. Evet, terör kadına güç/silah veriyor, ama mağduriyetini belki de salt kurban olduğu günlerden daha fazla arttırıyor. Ağlayan kadın değil, eli silahlı kadın daha kullanışlı bir malzeme haline geliyor. Bu malzemenin kullanımının bu kadar popüler olmasının sebebi hiç kuşku-suz kumaşın sağlamlığı. Örgütün kadına bu kadar özel çalışmasının nedeni ise kuşkusuz evdeki dönüştürücü güç olmasından kaynaklı. Dağa çıkmak için doktrine edilen gencin önünde kapıyı açan anne ile kapıyı kapatan anne arasındaki etki farkını onlar da biliyorlar. Belki de bu nedenle tarihle-rindeki en büyük şaşkınlığı “Bize çocuklarımızı geri verin” diyen yürekli anneler ile yaşadılar.

Yıllar süren terörle mücadelemiz bize şunu gösterdi; ne tek başına siyasi söylem, ne tek başına güvenlik politikaları, ne tek başı-na sosyal proje-ler… Terörle mücadele etmenin yolu bunların hepsini birlikte ve koordineli yapmaktan geçiyor ve her şeyden önemlisi insana/kadına değmekten geçiyor.

zeynepbayramoglu@gmail.com