Sınavsız ve dershanesiz bir öğrencilik mümkün

Dr. MURAT ÖZOĞLU / Yıldırım Beyazıt Üniversitesi / mozoglu@gmail.com
16.09.2012

Özel dershanelerin özel okula dönüşümü pekâlâ mümkün. Fakat özel okullara giden öğrenciler aynı zamanda özel dershaneye de gidiyor. Dolayısıyla ilk başta yapılması gereken dershanelere yönelik talebi azaltacak tedbirler almak.



Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulu’nun (BTYK) geçtiğimiz ay yapılan 24. toplantısında, üniversiteye giriş sisteminin yeniden yapılandırılmasına ve yeni sistemin 2014 yılı sonuna kadar uygulamaya konulmasına karar verildi. Ardından, Milli Eğitim Bakanlığı yetkilileri geçtiğimiz haftalarda, ortaöğretime geçişin yeniden düzenleneceğini ve geçişte kullanılan Seviye Belirleme Sınavı’na (SBS) son verileceğini açıkladılar. Son olarak, Başbakan Erdoğan dershanelerin kaldırılacağı yönünde -daha önceleri de yaptığı- açıklamasını, bu kez tarih vererek yeniledi. Tüm bu gelişmeler birlikte değerlendirildiğinde, önümüzdeki yıllarda ortaöğretime ve yükseköğretime geçiş sistemleri ile ilgili ciddi değişikliklerin bizi beklediğini görüyoruz. Bu değişikliklerle birlikte ulaşılmak istenen temel hedefin ise, eğitim sistemini sınav odaklı olmaktan kurtarmak ve öğrencilerin erken yaşlardan itibaren okul dışı kaynaklara yönelimini azaltmak olduğu anlaşılıyor.

Önce talep azaltılmalı

Başbakan Erdoğan dershanelerin kaldırılacağını aylar önce de ifade etmişti. Ancak, Başbakan bu defa açıklamasında tarih verdi ve 2013-2014 öğretim yılını hedef olarak ortaya koydu. Henüz ortada bu hedefe nasıl ve hangi adımlarla ulaşılacağına ilişkin net bilgi yok. Başbakan’ın hedef olarak ortaya koyduğu tarihin yakın olması dolayısıyla, açıklamasında ifade ettiği “dershaneleri kaldırılacağız” ifadesi medya tarafından “dershaneler kapatılacak” şeklinde yorumlandı.

Bu konuda inisiyatif alma pozisyonunda olan siyasi aktörler, mevcut koşullarda özel dershanelerin kapısına kilit vurmanın -en azından ekonomik olarak- çok makul olmadığını biliyordur. Zaten son günlerde ilgili bürokratlar tarafından ortaya konan, ortaöğretim ve yükseköğretime geçiş sistemlerinde yapılacak değişiklik önerileri ve özel dershanelerin kendilerinden hizmet alınan özel okullara dönüştürülmesi yönündeki öneriler, bu yönde bir adım atılmayacağına işaret ediyor. Bu öneriler bize, sürecin daha ziyade özel dershane talebini azaltacak adımlar atmak ve özel dershanelere yönelik yatırımları belirli teşvik mekanizmaları ve müzakere süreci ile özel okulculuğa doğru kaydırmak suretiyle işleyeceğini gösteriyor. Bu noktada hem talebi azaltmaya yönelik hem de özel dershanelerin dönüşümüne yönelik atılması muhtemel adımların iyi analiz edilmesi gerekiyor.

Liseye geçişte yeni model

MEB yetkilileri ortaöğretime geçişte SBS’nin bu yıl son kez uygulanacağını ve sonraki yıllarda kaldıracağını açıkladı. SBS kaldırıldıktan sonra ortaöğretime (liseye) geçişlerin nasıl gerçekleştirileceği henüz netlik kazanmış değil. Bakanlık yetkilileri bunun üzerinde çalıştıklarını ifade ediyorlar. Kuvvetli bir ihtimalle, Milli Eğitim Bakanlığı önümüzdeki yıldan itibaren genel liselerin Anadolu ve meslek liselerine dönüşümünü tamamlayacak ve öğrenciler Anadolu liselerine sınavsız ve ikamet ettikleri bölgelere göre kabul edilecek. Kuşkusuz bu değişiklik hem öğrenci ve veliler üzerindeki sınav baskısını hem de özel dershanelere yönelimi azaltacaktır. Ancak atılacak bu adımın hem veliler hem de idareciler üzerinde başka türlü baskıları beraberinde getirme ihtimali bulunmaktadır.

Randevulu sınav sistemi

Öncelikle şunu ifade etmek gerekir ki, liselerimiz arasındaki mevcut tabakalaşma sınavların kaldırılması neticesinde hemen ortadan kalkacak bir durum değildir. Ortaöğretime geçişlerin yıllardır sınavsız ve adrese dayalı gerçekleştirildiği eğitim sistemlerinde dahi, okullar arasında ailelerin sosyo-ekonomik düzeyine göre bir tabakalaşma bulunmaktadır. Bu tabakalaşma büyük ölçüde okulların bulunduğu muhitteki emlak piyasası ile belirlenmektedir. Bir şekilde başarı elde eden veya saygınlık kazanan liseler, çocuğunun eğitimine önem veren yüksek gelirli ailelerce rağbet gördüğünden, bu liselerin etrafındaki emlak fiyatları zamanla yükselmektedir. Dar gelirli ailelerin bu okullara erişimi de emlak piyasasının koşulları ile engellenmektedir.

Hali hazırda Türkiye’de akademik liselerin yarısından fazlası sınavla öğrenci almaktadır. Malum olduğu üzere sınavla öğrenci alan akademik liselerin hepsine öğretmenler sınavla ve seçilerek alınıyor. Ayrıca, bu okullar sınıf mevcudu ve fiziksel imkânları bakımından çok daha avantajlı konumdalar. Tüm bunlara bağlı olarak, bu liselere yönelik toplumsal bir talep oluşmuş durumda. Bu liseler artık toplumun gözünde “akademik yönden başarılıdır” etiketini taşımaktadır. Toplumsal hafızada yer edinen bu etiketi hemen kaldırmak mümkün olmayabilir. Adrese dayalı kayıt sistemine geçilince, zamanla bu etiketi taşıyan liselerin etrafında yüksek gelirli ailelerin kümelenme ihtimali yüksek. Yani ailelerin üzerindeki maddi yük farklı biçimde devam edebilir. Ayrıca, adrese dayalı kayıt sisteminin idareciler üzerindeki baskıyı artıma ihtimali de göz ardı edilmemeli....

Tüm bunlar göz önünde bulundurulduğunda, sayıları az bazı lise türlerine (fen ve sosyalbilimler liseleri) sınavla öğrenci alımına devam edilmesi, özellikle alt gelir gurubunda yer alan üstün yetenekli öğrencileri kaybetmemek adına önem arz etmektedir.

BTYK tarafından alınan kararla, önümüzdeki yıllarda yükseköğretime geçişte bazı değişiklikler yapılacak. Bu değişikliğin temel gerekçesi, yine öğrenciler üzerindeki sınav baskısını azaltmak. Henüz yeni sistemin nasıl tasarlanacağına veya işleyeceğine ilişkin bilgi sahibi değiliz. Ancak, her ne kadar yükseköğretime erişim konusunda ciddi mesafe katedilmiş olsa bile, mevcut şartlarda giriş sınavlarının kaldırılması makul gözükmüyor. Bunun yerine, son zamanlarda Milli Eğitim Bakanı tarafından da dile getirilen, giriş sınavının yılda 3-4 kez yapılması ihtimali konuşuluyor. Öncelikle, öğrencilerin randevu usulü ile yıl içerisinde farklı zaman dilimlerinde sınava girebilmesini öngören bu sistemin, yerleştirmelerin üniversite düzeyinde yapıldığı geçiş sistemlerinde kullanıldığı unutulmamalıdır. Bu sistemlerde, sınavda alınan puanın başvurulacak üniversitenin baraj puanını geçmesi öğrenci için yeterli görülmektedir.

Özel okullara dönüşüm nasıl olur?

Türkiye’de yerleştirmeler merkezi olarak yapıldığı için alınan puandan ziyade sıralama önem kazanıyor. Dolayısıyla,  Türkiye’de bu şekilde bir sistemin uygulanması, bazı öğrenciler için sınav baskısını azaltabileceği gibi, özellikle iddialı öğrencilerin sınav baskısını yıl içerisine sürekli hissetmelerine neden olabilir. Çünkü girdiği sınavdan tam puan alamayan her öğrenci, sıralamada daha üst sıralarda yer alma isteğine bağlı olarak, merkezi yerleştirme zamanına kadar yapılan tüm sınavlara girmek isteyebilir. 

Özel dershanelerin özel okula dönüştürülmesi, ilk olarak Dokuzuncu Kalkınma Planında, sonrasında ise Milli Eğitim Bakanlığı Stratejik Planında hedef olarak ortaya konmuştur. İlgili belgelerde, bu dönüşümün hem özel okullardan hizmet alımı hem de farklı teşvik mekanizmaları ile gerçekleştirileceği belirtilmektedir. Özel dershanelerin özel okula dönüşümü pekâlâ mümkün olabilir ve özel okulların yaygınlaşması adına önemli bir adım olacaktır. Ancak bunun fizibilitesinin iyi yapılması gerekiyor. Özel dershane sahiplerinin de belirttiği gibi, özel dershaneler ile özel okullar farklı hedef kitleleri olan ve farklı amaç ve işlevlere hizmet eden kurumlardır. Özel okullara giden öğrenciler aynı zamanda özel dershaneye gitmesi bu durumu çok açık bir şekilde izah ediyor. Dolayısıyla, dershanelere yönelik talebi azaltacak tedbirler alınmadan bu dönüşümün gerçekleştirilmesi dershaneciler tarafından şimdilik makul bulunmuyor.

Ayrıca, özel dershaneciler dönüşümün gerçekleşebilmesi için öğrenci başına hizmet alımının yanında yatırım masraflarına yönelik (özellikle arsa tahsisi) teşvik beklentisi içerisindeler. Özel dershanelerin büyük çoğunluğu fiziksel mekan olarak dönüşüme müsait değil. Bu ise yatırım masraflarını artırıyor. Üzerinde düşünülmesi gereken bir diğer konu ise özel okullar arasında müfredat açısından çeşitliliği sağlayacak esnekliklerdir. Özel okulların ortak bir müfredat kullanarak, kendi içlerinde veya devlet okulları ile rekabet etmesi zor. Müfredatta sağlanacak çeşitlilik ve esneklik, özel okul talebinin çeşitlenerek artmasına katkı sağlayacaktır.