Sincar Anlaşması'nı doğru anlamak

Bilgay Duman / ORSAM Irak Çalışmaları Koordinatörü
17.10.2020

Sincar Anlaşması'nın hemen ardından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın davet mektubunun Irak Başbakanı Kazımi'ye iletilmiş olması, Türkiye'nin Sincar Anlaşması'na ilişkin olumlu tavrını göstermekle birlikte, Türkiye'nin PKK'ya karşı Irak'tan daha somut adımlar beklediğini söylemek mümkündür.



Irak merkezi hükümeti ve Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi (IKBY), 9 Ekim tarihinde önemli bir anlaşmaya imzalamıştır. Bu anlaşma Sincar’daki idare ve güvenliğin kontrol altına alınması yönünde önemli bir adım olmuştur. Zira anlaşmayla birlikte, bölgedeki idarenin anayasaya uygun bir biçimde yeniden tesis edilmesi, silahlı grupların bölgeden çıkarılarak yerlerine Irak güvenlik güçlerinin yerleştirilmesi, özellikle terör örgütü DEAŞ’tan büyük zarar gören Sincar’ın yeniden yapılandırılması ve Sincar’daki nüfusun çoğunluğunu oluşturan Yezidilerin geri dönüşüne ilişkin çalışmaların başlatılması gibi adımlar atılması öngörülmüştür. Anlaşma metninde “Sincar ilçesinin yeniden istikrara kavuşturulması ve durumun normalleştirmesi, anayasal ve kanuni ilkelerin uyumu içerisinde Sincar halkının sorunlarının çözülmesi, yönetim ve güvenlik çerçevesinin belirlenmesi için Irak hükümeti ile IKBY, Birleşmiş Milletler Irak’a Yardım Misyonu’nun koordinasyonunda istikrar ve kalkınma için uluslararası desteği değerlendirmek üzere anlaşmıştır” ifadesi kullanılmıştır. Böylece anlaşmada uluslararası desteğin de olduğu ifade edilmiştir. Ancak anlaşmanın en kritik noktasını terör örgütü PKK’nın Sincar ilçesi ve çevresinden uzaklaştırılarak, PKK ve PKK’ya bağlı yapıların ilçedeki varlığı ve kontrolünün sonlandırılmasına ilişkin madde oluşturmuştur. Anlaşma Türkiye tarafından da olumlu karşılanmış ve Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada anlaşmaya dair Türkiye’nin desteği ortaya konmuştur. Zira anlaşmanın uygulanması halinde Türkiye’nin özellikle Irak kapsamında yürüttüğü terörle mücadele açısından önemli bir sorunun ortadan kaldırılacağı açıktır. Ancak hem anlaşmaya hem de anlaşmanın uygulanabilirliğine dair bazı soru işaretleri bulunmaktadır. Bu noktada öncelikle Sincar meselesinin arka planına değinilerek anlaşmanın uygulanabilirliği ve etkilerini ele almak yerinde olacaktır.

Meselenin arka planı

Sincar, Irak’ın en büyük ikinci şehri olan Musul’a bağlı, Suriye sınırındaki ilçelerden biridir. Büyük oranda Irak’taki Yezidilerin yaşadığı Sincar, 2003’teki ABD işgali sonrası, Irak IKBY denetimine girmiş ve 2005’te çıkarılan Irak Anayasası’nın 140. Maddesi kapsamına alınarak, ihtilaflı bölgeler arasında anılmaya başlanmıştır. Bu anlamıyla resmi olarak Irak merkezi hükümetine bağlı olması olmasına rağmen, peşmergelerin Sincar’a yerleşmesiyle birlikte buradaki fiili kontrol IKBY’de olmuş ve özellikle Mesut Barzani’nin liderliğindeki KDP’nin etkin olduğu bir alan haline gelmiştir. Ancak Haziran 2014’te DEAŞ’ın Musul’da kontrol sağlamasının ardından Ağustos 2014’te Sincar’a doğru yönelmesiyle, buradaki peşmerge varlığı Sincar’dan çekilmiş ve DEAŞ Sincar’da da kontrolü sağlamıştır. Bunun üzerine Kandil ve Mahmur’da bulunan terör örgütü PKK’ya bağlı unsurlarla birlikte, PKK’nın Suriye’deki kolu olan PYD’ye bağlı YPGYPJ üyeleri Sincar’a yerleşmiştir. KDP, Kandil ve Mahmur’dan Sincar’a giden terör örgütü PKK üyelerine koridor açarken, PYD de Suriye’de kontrol altında tuttuğu Kamışlı’dan bir koridor açarak Sincar’dan kaçan Yezidilerin Suriye’ye geçmesine yardımcı olmuştur.

Böylece PKK, Sincar bölgesindeki ana aktör konumuna gelmiş ve Sincar Dağı’na yerleşmiştir. Burada Sincar’dan kaçan ve Yezidilerden oluşan silahlı örgüt YBŞ/YBJ’yi kuran PKK’nın, Sincar’ın kuzeyinden Türkiye ve Suriye sınırına kadar etkin olduğu bir alan ortaya çıkmıştır. Bu alanla birlikte Suriye’nin kuzeyindeki PKK yapılanması olan PYD/YPG ile terör örgütü PKK’nın merkezi konumundaki Kandil arasında doğrudan bir koridor oluşmuştur.

Haşdi Şaabi maaş bağladı

Sincar, 2015 yılının Kasım ayının başlarında Peşmerge güçlerinin ABD’nin hava desteğiyle yaptığı operasyonla DEAŞ’ın elinden kurtarılmış, operasyonlarda PKK ve PKK’nın Yezidilerden oluşan yapılanması YBŞ de yer almıştır. PKK, 2015 yılının Ocak ayında Sincar’da kanton ilan ettiğini açıklamış, Sincar İnşa Meclisi adı altında bir yapı kurarak, Sincar’daki fiili bir yerel yönetim oluşturmuştur. Böylece Sincar ilçesinde biri PKK’nın kontrolünde, diğeri KDP’nin kontrolünde olan iki başlı bir yapılanma ortaya çıkmıştır. Ekim 2017’de Irak merkezi hükümet ve Şii milis grupların içerisinde yer aldığı çatı örgütü Haşdi Şaabi, YBŞ ile birlikte yapılan ortak operasyonlar sonucu Sincar’ın çevre nahiye köylerinde kontrol sağlamıştır.

Haşdi Şaabi’nin operasyonlarının ardından Sincar’daki idari birimlere Irak merkezi hükümet tarafından yeni idareciler atanmış, KDP’nin güdümündeki Sincar eski Kaymakamı’nın ilçeye girişi yasaklanmıştır. Hatta YBŞ’ye bağlı bir kısım silahlı kişilere doğrudan Irak hükümeti tarafından Haşdi Şaabi tarafından maaş bağlanmıştır.

Sincar’daki PKK hareketliliği ve Haşdi Şaabi’nin etkinliğinden rahatsız olan Türkiye, Irak merkezi hükümetine pek çok kez uyarıda bulunmuştur. Türkiye, bölgedeki terörle mücadelesinin kararlılığını ortaya koyacak biçimde Nisan 2017’de Sincar’daki PKK noktalarına hava harekatı düzenlemiştir.

Ancak PKK’nın Irak’taki etkinliğini arttırması, sadece Sincar’da değil, Kerkük, Süleymaniye ve çevresindeki hareketliliği, Türkmenlere yönelik saldırıları, Türkiye’deki tehdit algılamasını arttırmıştır. Bu nedenle Türk yetkililerden yapılan açıklamalarda, Irak’tan ülkedeki PKK varlığını bertaraf etmesi talep edilmiş, aksi takdirde Türkiye’nin Suriye’de olduğu gibi Irak’ta PKK’ya yönelik operasyonlar yapabileceği sinyaller verilmiştir. Nitekim Musul İl Meclisi, 11 Mart 2018 tarihinde aldığı kararla, PKK’nın Sincar’dan çıkmasını talep etmiştir. Ayrıca Irak merkezi hükümeti de PKK’ya mesaj göndererek, Sincar’daki kontrol alanlarını Irak güvenlik güçlerine talep etmiştir. Dönemin ABD Savunma Bakanı James Mattis, 28 Mart 2018’de yaptığı açıklamada; PKK’nın Sincar’daki mevcudiyetinin Türkiye’ye yönelik tehdit oluşturduğunu ve PKK’nın bölgeden çekildiğini görmek istediklerini ifade etmiştir. Sonuç olarak 23 Mart 2018 itibariyle PKK’nın Sincar’dan çekilmeye başladığına yönelik haberler medyaya yansımasına rağmen, hiçbir biçimde Sincar’dan çekilmemiş, hatta Sincar Dağı’nı “İkinci Kandil” boyutuna taşımıştır. Nitekim Irak’ta protesto gösterilerinin başlaması, hükümet krizinin ortaya çıkması, ABD’nin İran Devrim Muhafızları Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani’ye yönelik gerçekleştirdiği suikast ile ABD – İran çekişmesinin Irak topraklarında somutlaşması gibi gelişmeler, Sincar meselesinin gözardı edilmesine sebebiyet vermiştir. Bu süreçte PKK’nın bölgedeki faaliyetlerinin durdurulması ve Sincar içerisindeki PKK ve PKK’ya bağlı grupların kontrolünün sona erdirilmesine yönelik herhangi bir hamle yapılamamıştır.

Kazımi ve sonrası

Mayıs 2018’de Irak’ta yapılan seçimlerin ardından Adil Abdulmehdi, başbakan olarak seçilmiş, ancak daha bir yılını bitirmeden protesto gösterileri baş göstermiş ve istifa etmek durumunda kalmıştır. Adil Abdulmehdi’den sonra Muhammed Allavi ve Adnan Zürfi, hükümet kurmak için aday gösterilseler de hükümeti kuramadan görevden çekilmek zorunda kalmış ve nihayetinde Irak Cumhurbaşkanı Berham Salih, Irak İstihbarat Başkanı olan Mustafa el-Kazımi’yi başbakanlık için aday göstermiş ve parlamentonun ortak adayı olarak hükümeti kurmayı başarmıştır. Kazımi göreve geldiği süreçten itibaren bürokrasi ve güvenlik kurumlarında yaptığı yeni atamalarla merkezi hükümetin egemenliğine yönelik vurgusunu her fırsatta dile getirmiş ve merkezi hükümeti güçlendirici hamleler yapmaya çalışmıştır. Yolsuzlukların üzerine gitmiş, milis grupların silah bırakması yönünde uğraş vermiş, gümrük kapıları ve gelirlerin kontrolüne ilişkin adımlar atmaya çalışmıştır. Bu kapsamda Erbil ile ilişkilerini de belirli bir düzene oturtmaya gayret göstermiştir. Nitekim IKBY’nin bütçesi konusunda IKBY yetkilileri ile uzun soluklu görüşmeler yürütmüştür. Kazımi aynı şekilde dış politikada da denge arayışına girmiş, bir taraftan İran’la yakın bir diyalog sürdürürken, diğer taraftan da ABD ile stratejik diyalog görüşmeleri başlatmıştır. Ayrıca Irak’a komşu ve Mısır gibi bölge ülkeleri ile yeni bir süreç başlatmıştır. Kazımi aynı zaman özellikle uluslararası aktörlerin de desteğini almaya çalışmış ve bu anlamda özellikle Birleşmiş Milletler Irak’a Yardım Misyonu ile iyi bir diyalog kurmuştur. Sincar Anlaşmasını da Kazımi’nin yürüttüğü bu politikaların kümülatif bir sonucu olarak görmek mümkündür. Sincar Anlaşması’nın tam olarak uygulanması durumunda, Irak merkezi hükümeti Irak’ın kuzeyindeki denetimini arttıracağı gibi, Sincar’ın bulunduğu Irak – Suriye – Türkiye üçgenin sınır noktasında varlığını göstermiş olacaktır. Bu anlamıyla Kazımi’nin sürekli vurguladığı şekilde “egemenlik” tesis edilecek ve Kazımi “sorun çözen başbakan” konumuna gelecektir. Nitekim Sincar’ın da içerisinde olduğu şekilde 2004’ten bu yana Irak merkezi hükümet ve IKBY arasında “tartışmalı bölgeler” meselesi önemli bir çıkmaza dönüşmüştür. Bu noktada bugüne kadar olmayan bir biçimde Irak merkezi hükümeti ve IKBY anlaşmasıyla tartışmalı bölgeler üzerinde bir çözüm üretilmiş olacaktır.

Kerkük meselesi

Ancak anlaşmanın uygulanmasında da bir takım sıkıntılar mevcuttur. Haşdi Şaabi dahil bütün güçlerin Sincar’dan çıkarılarak, Irak güvenlik güçlerinin yerleştirileceğinin açıklanması, özellikle Haşdi Şaabi içerisindeki İran yanlısı bazı grupların tepkisine yol açmıştır. Sincar, Irak – Suriye geçişi ve Irak’ın kuzeyindeki Haşdi Şaabi ve Şii milis grupların etkisi açısından önemli bir noktadır. Özellikle İran yanlısı grupların bu bölgede hakim olduğu düşünüldüğünde, bu anlaşmanın milis grupların saldırıları nedeniyle ABD’nin Bağdat Büyükelçiliği’ni kapatarak Erbil’e taşıyacağının konuşulduğu bir dönemde Kazımi’nin İran’ın etkisini sınırlama girişimi olarak değerlendirmek mümkün olabilir. Zira Kazımi’nin 25 yabancı ve Arap ülkelerinin Bağdat’taki büyükelçileri ile bir araya gelerek diplomatik misyonları silahlı saldırılardan korumak amacıyla aldıkları tedbirleri anlatmak zorunda kaldığı güvensizlik atmosferi devam etmektedir. Öte yandan bu durum iç siyasette Kazımi açısından yeni sorunlara yol açabilir. Nitekim özellikle İran’a yakın Şii grupların Kazımi’nin attığı adımlardan memnun olmaması, net bir siyasi desteği olmayan Kazımi açısından zorlayıcı bir durumdur. Öte yandan Sincar Anlaşması’nın Kerkük gibi diğer statüsü tartışmalı diğer alanlara yönelik bir yol haritası olarak değerlendirilmesi durumunda, başta Kerkük üzere diğer tartışmalı bölgelerde de istikrarsızlığı tetikleyebilecek niteliktedir.

Terör ve yaptırım meselesi

Diğer taraftan Türkiye açısından Sincar’da bulunan terör örgütü PKK’ya bağlı HPG, YPG-YPJ, YBŞ-YBJ (Yezidi örgütlenmesi) gibi yapıların tamamının çıkarılıp çıkarılmayacağı, çıkarılsalar bile terörle bağlantılı bu örgütlere yönelik bir yaptırım uygulanıp uygulanmayacağı soru işaretleri barındırmaktadır. Zira Irak, PKK’yı halen resmi bir terör örgütü olarak ilan etmiş değildir. Bu nedenle terör örgütü PKK ve bağlı örgütlere yönelik atılacak adımlar Türkiye açısından da önem taşımaktadır. Türkiye açısından varılan anlaşma önemli olsa bile, Irak’ın terör örgütü PKK’ya yönelik atacağı somut adımlara ihtiyaç vardır. Irak hükümeti sadece askeri olarak değil, siyasi olarak da PKK’nın Irak’taki uzantılarını engellemelidir. PKK’ya bağlı siyasi yapılar şimdiye kadar Irak’taki bütün seçimlere katılmıştır. Hatta PKK’nın dağ kadrosundan bir kişi, Yeni Nesil Hareketi’nden Irak Parlamentosun milletvekili olarak seçilmiş ve aynı zamanda Parlamentodaki Savunma ve Güvenlik Komisyonu üyesi olmuştur. Bu noktada Sincar konusunda olumlu karşılanabilecek bir adım atılmış olmakla birlikte, bölgedeki terör örgütü PKK tehdidinin ortadan kalkmadığı görülmektedir. Sincar anlaşmasının hemen ardından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın davet mektubunun Irak Başbakanı Kazımi’ye iletilmiş olması, Türkiye’nin Sincar Anlaşması’na ilişkin olumlu tavrını göstermekle birlikte, Türkiye’nin PKK’ya karşı Irak’tan daha somut adımlar beklediğini söylemek mümkündür.

bilgay1907@gmail.com