Sınırsız yayın, sıfır sorumluluk

Cüneyd Altıparmak / Hukukçu
20.03.2021

Bir gazetedeki makaleden dolayı birçok gazete çalışanı sorumlu iken ve bu kimselerin sorumluluğunun temelinde "bu yazının yayınlanmasına sebebiyet vermek, imkan sağlamak" olgusu varken, nasıl oluyor da yapılan yalan paylaşımlardan, hakaretlerden, gizliliği ihlal eden davranışlardan, buna imkan sağlayan sosyal medya şirketlerinin sorumluluğu olmuyor. Dünyanın her yerinde faaliyetiniz var ama sizi mahkemeye vermek için bir ülkenin, bir eyaletinin, bir bölgesinin mahkemesi yetkili... Bu "küresel" dünyanın ve bu kadar iç içe geçmiş, mesafeleri azalmış bu çağın şartlarına uygun mu? Böyle "evrensel" bir mekanizmaya karşı, tüm kullanıcıların, bulundukları ülkede dava açma yetkisinin olması gerekir.



Steve Tesich insanların gerçeği aramak yerine önüne gelen işlenmemiş bilgileri, sorgulamadan kabul ettiğini yazdığında, internet dünyaya henüz açılıyordu. İnternetin gelişim hızı arttıkça, kullanım biçimi de şekillendi. Bir süre sonra bu alan da "ticarileşti". Bu alanda kurulan şirketler internetin kullanım imkanını arttırmakla kalmadı, sunulma biçimini de çeşitlendirdi. Bu yeni durum beraberinde hukuki olarak çözülmesi gereken sorunlar doğurdu. Bu konuda daha önce "Twitter kuralları, Devletin hukukundan üstün müdür?" sorusunu sormuş sosyal medya şirketlerinin "devletleri muhatap almayan" yaklaşımlarını ve kendi kurallarına göre yeni değer yargıları oturtmalarına değinmiştik. Yine "Sosyal medyada mecra içi mücadele" konusunda internette şikayet-engelleme-yasaklama kurallarının ana hatlarını aktarmıştık. Ve son olarak, "Sosyal medyada kullanıcı hakları ve reformun adımları" ile de özellikle Türk hukukunda bu mecrada işlenen suçlar bağlamında kişilerin ne yapabileceğine yer vermiştik. Bu yazımızda ise internette hizmet veren platformlar, uygulamalar, oyunlar... vb ürünlerin sahibi olan şirketlerin, sağladıkları bu imkan nedeniyle kullanıcı olan (gerçek veya fake kişilerce) işlenen haksızlıklardan sorumlu olup olmadıklarını tartışmak istiyoruz.

Sorumluluk kapsamı

Sorumluluk, hesap verme durumudur ve bir kimse, hatalı bir davranışından dolayı sorumlu olur. Ondan doğan zararları gidermek zorundadır. Veya bu eylem bir suçsa kendisine ceza verilebilir. Yani, ortada bir kusur varsa bir de bundan sorumlu kişi vardır. Ancak, ortada kusur olmadan da sorumluluk olabilir. Zira sorumluluk, üst bir kavram olarak hem kusur sorumluluğunu hem kusursuz sorumluluğu kapsar. Bir kimse bir başkasının kusurundan sorumlu olabilir. Örneğin yanında çalışan işçisinin, bir başka kimseye verdiği zarardan işverenin sorumlu olması gibi. Ya da oturduğunuz apartmana gelen misafirinizin asansörün bozuk olması nedeniyle yaralanması durumunda tüm bina maliklerinin hiçbir kusuru olmadığı halde sorumlu olması gibi. Bu tazminat hukukuna göre örneklere ek olarak, ceza hukuku açısından da kapsamı tazminat hukukuna göre çok dar olmakla beraber benzer durumlar mevcuttur. Meydana bir haksızlık çıkmaması için gerekli tedbirleri alması gerekenlere yüklenmiş bir yüktür. Burada doğrudan kusur aranmaz, sorunun ortaya çıkmaması için yapılması gerekenlerin yapılıp yapılmadığına bakılır.

Üç ana mevzuat aksı

Medya, iletişim araçlarının tümünü içeren bir kavram. İçerisine gazete/kitap/dergi, radyo-televizyon ve interneti alan geniş bir kapsam. Buraya da bakınca da, içeriği üreten kişi ile beraber herhangi bir kusuru olmasa bile sorumlu olan kimseler var. Örneğin, bir gazetedeki makale nedeniyle yazı işleri müdürü; bir yayında moderatörün yaptığı hata sebebiyle kanalın kendisi ve sorumlu kişisinin cezai, idari ve hatta tazminat anlamında sorumlu olduklarını görebiliriz. Bunun sebebi, medya denen olgunun kamusal bir mecra olması ve bir yayının toplumu, kitleleri etkileme ivmesinin yüksek olmasıdır. Tüm dünyada, "hukuka aykırılığı" doğrudan ortaya çıkarana ek olarak "gazete patronunun", "TV program yönetmeninin", "internette haberi veren sitenin sahibinin" sorumluluğu bulunur. Bu konuda ülkemizde, internet, TV ve basılı yayınlara dair üç ana mevzuat aksı vardır. Tümü de aynı mantıktan hareket eder. Gerçekte kusurlu olmayanları da sorumlu tutan bir mantık ile düzenleme ihdas etmiştir.

Kendi kuralları var

Sosyal medya, bir "ağ". Bu ağ bize yeni tür bir sosyalleşme imkânı sunuyor: "dijital toplumsallaşma". Öbür yanda da yeni bir tür medya olanağı sağlıyor: "Herkesin haber veren-alan olabildiği bir platform". Çeşitli türleri var. Bunların başında "mikrobloglar" bulunuyor. Yani kısa ve anlık içerikler ile kişilerin düşüncelerini paylaşmasına imkan sağlayan platformlar. Bunların en bilineni Twitter'dir. Facebook, Tumblr da bu grupta. "Bilgi yığılan" mecralar var. Burada, kullanıcılar, bir alanıyla ilgili bilgiler yüklüyorlar. Linkedln, wikipedia vb. gibi. "Multimedya" depoları da bu mecrada bulunan bir başka tür. Instagram, Youtube, TikTok, Dailymotion vb gibi. Ekşi Sözlük, Şikayetvar gibi bir konu hakkında düşüncelerin deneyimler ve bilgiler ile harmanlanarak verildiği "deneyim-fikir" paylaşılan platformlar bulunuyor. Ayrıca "iletişim-görüşme" amaçlı (Whatsapp, Telegram, Hotmail, Yahoo, Signal vb gibi), "arama" imkanı sağlayan (Google, Yandex, Bing, Yahoo vb. gibi) veya bunların birkaçını bir arada bulunduran türleri mevcuttur. Sosyal medyada, tüm bu imkanları sunan sistemlerin, platformların, sitelerin bir şirket çatısı altında yer aldığını görebiliriz. Sosyal medya, bu şirketler tarafından yönetilmekte. Aslında bakarsanız sosyal medya denilen örgü, bu alanda faaliyet gösteren şirketlerin tamamının sunduğu bir kurgudan ibaret. Uyguladıkları kurallar ise kendi devletlerinden bağımsız biçimde ürettiği kurallar manzumesi.

Şirketlerin konumu

Sorunun temelinde "internet" var. İnterneti oluşturan sistemsel ağın (kablo, uydu, depoloma vb) başında ise ABD bulunuyor. Bunlar devlet kurumları tarafından değil özel kuruluşlar tarafından yönetilip denetlenmekte. Bu sebeple ABD mevzuatı ve yargı kurumlarının olaylara ve meselelere yaklaşımı, nihayetinde diğer devletlerin hukuk sistemi ve yargı kararlarını dikkate almayan bir durumda. Bu hem rahatız edici hem de adil olmayan bir durum ve bu durum ülkelerin egemenlik haklarına doğrudan müdahale imkanı sağlıyor. Bu durumda ortaya hukuki bir durum çıkıyor. "Bağımsızlık" ve "egemenlik" hususları ile yakından ilgili bu durumu tartışmaya açmak gerekiyor. Bir gazetedeki makaleden dolayı birçok gazete çalışanı ve hatta gazetenin sahibi olan şirket veya kişi sorumlu iken ve bu kimselerin sorumluluğun temelinde "bu yazının yayınlanmasına sebebiyet vermek, imkan sağlamak" olgusu varken, nasıl oluyor da, yapılan yalan paylaşımlardan, hakaretlerden, gizliliği ihlal eden davranışlardan kısaca hukuka aykırılıklardan buna imkan sağlayan bu sosyal medya şirketlerinin sorumluluğu olmuyor? Burada hukukun genel kuralları içinde meseleye bakmak şart.

Yargı yetkisi

Bunu bir örnek üzerinden izah etmek isteriz: Twitter. Türkiye'de temsilci açmıyor. Türkiye'deki yargı ve idari kararlarını "takmıyor" kendi kurallarına göre neyi öngörüyorsa onu yapıyor. Bu yönüyle kendisini ulusal üstü bir konumda görüp, kullanıcılarına kendi kurallarını tatbik ediyor. Dünyanın her yerinde kullanım imkanı olan Twitter aleyhine sadece Amerika Birleşik Devletleri'nde (Kaliforniya/San Fransisco) dava açılabileceğini öngörüyor. Bunu, Twitter'a üye olurken pek çoğumuz "bilmeyerek" kabul ediyoruz. Twitter bu sözleşmeye dayanarak kendi alanını inşa ediyor. Dünyanın her yerinde faaliyetiniz var ama sizi mahkemeye vermek için bir ülkenin, bir eyaletinin, bir bölgesinin mahkemesi yetkili... Bu "küresel" dünyanın ve bu kadar iç içe geçmiş, mesafeleri azalmış bu çağın şartlarına uygun mu? Böyle "evrensel" bir mekanizmaya karşı, tüm kullanıcıların, bulundukları ülkede dava açma yetkisinin olması gerekir. Bunun için de meselenin nitelikli hukukçularca yargıya taşınması elzemdir. Yargı yetkisi egemenliğe dairdir. Egemenlik hukuki iktidardır. Egemenlik aslî bir iktidardır. Yani egemenlik gücünü başka bir otoriteden almaz veya başka bir otorite adına kullanmaz. Devredilemez. Ortada kurulan (kullanıcı-hizmet sunan) sözleşmesi bir ülke içindeki yargı yetkisini belirlemek için mümkün olabilir. Veya, iki eşit ve bu konuda iş ilişkisi yürüten kimsenin bir başka ülkenin hukukuna, bir başka ülkenin yargılamasına tabi olacağı yönünde sözleşmesel bir bağ ile yargı ve yargılama yetkisi temin etmesi mümkündür. Ancak sosyal medya platformlarının böyle bir "eşit" "egemen" "ticari" vb. boyutu olmayan bir ağ için davanın sadece kendi ülkesindeki bir mahkemede görüleceğini irat buyurması insan haklarına, hak arama özgürlüğüne ve bağımsız ve etkin yargı hakkı gibi ilkelere aykırıdır. Buraya yoğunlaşmak gerekiyor.

AB'nin yaklaşımı

Bu konuda benzeri bir ağ olan Facebook hakkında AB nezdinde ortaya çıkan bir duruma, Mahkemenin kavrayışına bir katkı sunmak için belirtmek isteriz. Merkezi Lüksemburg'da bulunan Avrupa Birliği'nin (AB) en yüksek hukuki merci olan Avrupa Adalet Divanı'nın Başsavcısı Bobek, Avrupa'daki merkezi İrlanda'da bulunan Facebook'a karşı hukuki sürecin nerede başlatılabileceği hakkındaki davada görüşünü açıkladı. Buna göre Avrupa Birliği Genel Veri Koruma Tüzüğü (GDPR) çerçevesinde sınır ötesi veri işlemlerindeki ihlallerde genel yetkinin şirketin ana faaliyetlerini yürüttüğü ülkede olduğunu belirten Başsavcı, "Bununla birlikte ilgili diğer ulusal veri koruma otoriteleri, GDPR'nin özel olarak izin verdiği durumlarda kendi ülkelerinde de bu tür işlemleri başlatma hakkına sahiptir." ifadesini kullanmıştır. Başsavcı, sınır ötesi veri işlemleri ihlallerinde ilgili AB ülkesinde de dava açılabileceğini bildirdi. Belçika veri güvenlik kurumu, Facebook'tan ülkede bazı çerezleri izinsiz kullanmamasını, aşırı veri toplamamasını ve bu şekilde toplanan kişisel verileri silmesini istemişti. Şirketin bunu reddetmesi üzerine kurum, Brüksel mahkemesinde hukuki süreç başlatmıştı. Facebook ise GDPR çerçevesinde Belçika mahkemelerinin bu konuda yetkisi bulunmadığını, söz konusu konularda yetkinin şirketin AB'deki merkezi olan İrlanda ve İrlanda veri koruma komisyonunda olduğunu iddia etmişti.

Küresel aktör

İnsanları rahatlıkla küfür ve hakaret edebildiği; bir başkasının yaşayış biçimi, inancı ve dünya görüşünün aşağılanabildiği; çocukların gelişimine zarar verilen paylaşımların yapılabildiği bir alan haline gelen sosyal medyanın, sosyal medya şirketlerinin hukuken sorumlu olabileceği kuralından hareketle, doğrudan paylaşım yapanlara ek olarak bunlara imkan verenlerin de hukuki sürece dahil edilmesi gerekiyor. Zira ortada bir haksız paylaşım var ve buna imkan sağlayan sosyal medya platformu, bunu yayan sosyal medya platformu, paylaşımına olanak sağlayan, engellemeyen, kaldırmayan bir şirket var. Buna göre iki boyutu var sorumluluklarının. İlki "konusu aynı zamanda suç olan bir haksız fiil nedeniyle failin kim olduğunu bilmeye yarar bilgileri vermemekte" ikinci olarak da "hukuka aykırı paylaşımların sosyal medya platformu, ilgili bir kullanıcısını, diğer kullanıcısına karşı koruyamayarak da haksız bir eyleme girişilmiş oluyor. İki kullanıcının da menfaatlerini korumak zorunda iken bundan imtina ediyor.

İşte bu durumda, ülkelerin internette "küresel aktör" olan sosyal medya şirketlerinin ve diğer benzeri yapıların, internetin kullanıldığı ülkelerin hukuklarına tabi olması gerektiğini hatırlatmak gerekiyor. Ancak böylece, interneti "ayrı bir alem" olmaktan çıkarır, gerçek zeminine oturtabiliriz. Kişileri değer yargıları, toplumsal inançları ve yaşayış tarzlarından koparan her türlü yapı ve girişim zararlıdır. Bu internet zararlı demek değildir. Bu mecranın hatalı yönleri vardır bunun için ülkeler birlikte hareket etmelidir. Hatta Türkiye bu konuda bir uluslararası sözleşme çağrısı yapmalı, alt yapısını hazırlamalı ve bir öneri olarak sunmalıdır.

cuneydaltiparmak@yahoo.com