Sosyal medya kitabı

Mustafa Çiftçi / Yazar
30.10.2020

Yazık oluyor kitaba, okunmadığı halde elden ele dolaşıyor, maksadı dışında kullanılmış oluyor diyerek üzülürdüm. Geçtiğimiz hafta daha evvel okuduğum kitabı bir kere daha okudum. İlk okuduğumda hissettiğimden -evet roman sadece hissedilir- farklı bir şey hissetmedim. Bu kadar şöhretli olmasının sebebini bilemediğim kitapla ilgili ne diyeceğimi bilemedim. Ortada garip bir durum vardı.



Sosyal medya kitabı dediğimiz; Sabahattin Ali’nin, “Kürk Mantolu Madonna” romanıdır. Sosyal medya paylaşımlarında, yanında kahve, kemik çerçeveli gözlük eşliğinde paylaşılır. Kahve içilen yer deniz kenarında bir mekansa tadından yenmez olur. Artık bu paylaşımla edebiyata olan tutkunuz, kahveye olan bağımlılığınız ve “iyi yaşamaya” olan düşkünlüğünüz belgelenmiş olur.

Kimsenin ne yediğine ne okuduğuna karışmak hakkımız yok. Herkes israfa kaçmadan yer içer gezer tozar ve istediği kitabı okur ama mesele de burada başlar. Bu kitap fotosu çekilmek için mi o masadadır? Yoksa sadece bir nesne olması ve üzerine yüklenmiş manaları taşıması oranında makbul olduğu için mi o masadadır? Bu soruları sorduğumuza göre biz o kitabın okunmadığını düşünüyoruz. Bir arzu nesnesi olduğunu ama bu arzunun okumak arzusu olmadığını düşünüyoruz.

Şöhretin sebebi

Yazık oluyor kitaba, okunmadığı halde elden ele dolaşıyor, maksadı dışında kullanılmış oluyor diyerek üzülürdüm. Geçtiğimiz hafta daha evvel okuduğum kitabı bir kere daha okudum. İlk okuduğumda hissettiğimden -evet roman sadece hissedilir- farklı bir şey hissetmedim. Bu kadar şöhretli olmasının sebebini bilemediğim kitapla ilgili ne diyeceğimi bilemedim. Ortada garip bir durum vardı. Önceden bu kitap okunmuyor da sadece fotosu çekiliyor diyerek üzüldüğüm kitapta aslında bir numara olmadığını bir kere daha görmüş oluyordum. Yani foto çekenlere kızarak kolay yolu seçmiştim. Sosyal medya kullanıcısını linç etmeden evvel bir kere daha düşünmeliydim. Belki okumuşlar bir şey anlamamışlar da bari fotosunu çekeyim demiş olabilirler miydi?

Okumaya meraklı olanların, sosyal medyada aktif olanlara çamur atma merakı vardır. Ama bu sefer çamur atmadan evvel düşünmeliydim. Acele ediyordum, belki de bu kitap okunsa bile pek bir şey değişmeyecekti. Attığımız taş ürküttüğümüz kurbağaya değmeyecek ve sosyal medya kullanıcılarını boş yere hedefe koyacaktık.

O zaman bir kere daha düşündüm. Bu kitap okunsa ne olacak okunmasa ne olacak? Çerez bir kitap. Bir aşk hikayesi ama klişelerle dolu, hikaye tekniği zayıf, gereksiz ayrıntılarda boğulan bir hikayesi var gibi daha bir çok şey söyleyebilirim kitapla ilgili.

İşte tam burada hayati bir soru sormamız lazım; böylesi bir kitap nasıl bu kadar şöhretli oldu? Yazıldığı dönemde tefrika edilmiş, sonra basılmış bir kitap hangi aşamalardan geçerek bu hale geldi? Kitapların da bir kaderi var malum. Bu kitabın nasıl bir kaderi vardı acaba? Kitabın kaderini araştırırken keşfettiğiniz şey ;kitabı yazarından ayrı ele alamayız. Hele Türkiye gibi “ne söylendiği” değil “kimin söylediği” önemli olan bir ortamda yazarından bağımsız bir eserden bahsetmek doğru değil.

Ölümü şüpheli

Sabahattin Ali’nin söyledikleri, yazdıkları suç üstüne suç kabul edilmiş, bu sebepten kendisi sürülmüş, memurluktan atılmış, mahpus edilmiştir. Bu sarsıntılı yolculukta eser vermek gayretinde olan yazar şaşılacak kadar verimli olmuş, hikayeler ve romanlar kaleme almıştır. Geçim derdi yakasını hiç bırakmamıştır. Bu sıkıntılar içinde evlenmiş çocuk sahibi olmuştur. Almanya’ya devlet bursuyla gitmiş. Dönüşünde öğretmenlik yapmıştır. Memurluktan atılması, tekrar dönmesi söz konusu olmuş. Neticede düzenli olarak bir gelirden mahrum kalmıştır.

Yani Sabahattin Ali zor bir hayat sürmüştür. Ölümü de gayet şüphelidir. Karanlık güçler devreye girmiş. Ve genç ömründe ölümün soğuk yüzüyle karşılaşmıştır. Onu öldüren adam gerçekte kimdir, neden öldürmüştür gibi sorular hep yarım yamalak resmi açıklamalarla geçiştirilmiştir. Ölümünden sonra da medeni olarak ölü ilan edilmiş. Eserleriyle ne siyasi iktidar ne askeri yönetim ilgilenmiş. Kendisi yok sayılmıştır.

Siyasi ortam değiştikçe eserleri tekrar ele alınmış, politik olmayanları önce basarak okurun tekrar keşfetmesi sağlanmış. Sonunda bu günlere kadar gelinmiştir. Okuyunca insanı kedere sürükleyen bu hikayeden. Dört başı mamur bir eser çıkmasını beklemek ne kadar doğru? Bu kadar sıkıntı arasından edebi değeri olan gelecek nesillere kalacak bir eser nasıl çıkar?

Edebiyatın magazini

Bu sorular karşısında diyecek sözümüz yok. Düzenli bir okuma yapacak kadar, eser vermeye yetecek asgari şartları sağlayacak kadar bir hayatı olmamıştır Sabahattin Ali’nin. İyi bir baba iyi bir eş olmaya yetecek kadar ailesinin yanında bile vakit geçirememiştir. Hal böyleyken Kürk Mantolu Madonna’nın eksikliklerle malul olmasına diyecek sözümüz de kalmıyor.

Peki madem eser zayıf, eseri sahibinin geçerli mazeretleri var, o zaman nasıl oluyor da bu eser bu kadar popüler oluyor. İşte burada “merhamet” devreye giriyor. İnsanlar zamanında çok haksızlık edilmiş bir yazara yapılanları sindiremiyor ve yazar ne yazmışsa sahip çıkan, esere ve yazara ne kadar övgü yapılsa azdır diyen bir yapı ortaya çıkıyor. Yani terazi kefesine bir kere dokunulunca dengeyi bulmak zor oluyor. Yaşarken nefes alması bile birilerinin zoruna giden yazarın şimdilerde her yazdığına sahip çıkılması, edebi kıymete değil yazarın şahsi serüvenine itibar edilmesi ne kadar doğru? Ama edebiyat da kendi efsanelerini oluşturuyor. O efsanelerde yazarlar ve şairler eserlerinden bağımsız olarak yer alıyorlar. Kabul etmek lazım edebiyatın da magazini var. Ama Türkiye’de bu magazin biraz kan tadı veriyor. Eser artık yazarından bağımsız olarak kanatlanıyor ve sosyal medya denilen çamur deryasında kendine yer buluyor. Başta söylediğimizi bir kere daha söyleyelim; Kürk Mantolu Madonna’yı okumayınca hayatınızdan bir şey eksilmez, sadece genel kültür olsun diye de okunur mu bilmiyorum. Ama eser artık muhtevasıyla değil, yazarının serüveniyle şöhret bulmuştur. Bu şöhret ne zaman kadar devam eder biliyorum. Ama bildiğim bir şey var ki insan insanın hikayesini severmiş. Türkiye’de bu hal kitabı değil, yazarın başından geçenleri merak eden bir kitle oluşturuyor vesselam. Yani sağlıklı bir edebi merak yok ortada. Bu haftalık da bu kadar olsun. Gelecek hafta buluşmak ümidiyle...

mustafatoros@gmail.com