Sosyal teoride ve gerçekte 'sınır'

3.08.2024

Baş editörlüğünü Prof. Dr. Ahmet Koyuncu'nun yaptığı Sosyoloji Divanı dergisinin 23. sayısının dosya konusu ‘Sınır'. Dosyanın ilk iki makalesi, sınırların sosyal teoride nasıl ele alındığını incelerken diğer makalelerin dördünde Türkiye'nin sınır bölgelerinde gerçekleştirilmiş saha araştırmaları bulunuyor.


Sosyal teoride ve gerçekte 'sınır'

Murat Güzel

Hayatımızın hemen her alanında karşılaştığımız fenomenler arasında sınır kavramıyla işaret edilen gerçeklik özel bir yer tutar handiyse. İçeri-dışarı, burası-orası, biz-öteki, yerli-yabancı vb. ayrıştırmaların genellikle sınır çizme işlemi olduğunu biliriz. Bu anlamda sınır çizmek yaşadığımız gerçekliği ayırma ve farklılaştırma amacı taşır elbette. Sözgelimi "burası ve orası" şeklinde yaptığımız ayrım, sosyo-politik mekandaki farklılaştırmalarımızı ifade ederken "iç ve dış" güvenlik kaygılarımıza tekabül eder. Biz ve öteki ayrımı kolektif bilinci ve toplumsallaştırmayı ifade ederken yerli ve yabancı da köklülüğe ve sahipliğe işaret eder. Neticede sınır çizme ya da belirlemenin yeniden anlamlandırmak, tanımlamak ve sonuçta ayırmak, ayrım yapmak anlamlarına gelmesi kaçınılmazdır.

Özellikle 1990'lı yıllardan itibaren SSCB ve Yugoslavya'nın dağılması, AB benzeri ulus ötesi yapılanmaların yaşanması sonrası sosyal teoride teritoryal sınırların sosyal olgulara sahne olarak görülmesi ile birçok disiplinde sınır çalışması yapıldı. Önemli bir mesafe de kat edildi elbette. Özellikle günümüzde, yani devlet, toplum, teritorya ve sınır arasındaki ilişkilere dair kurgulanan teorilerin bu ilişkilerin özelliklerinde gerçekleşen değişimlerle birlikte yenilenmesinin gerekli olması sebebiyle, sınır, sınır-ötesi, ara bölge, sınır bölgesi, sınırlararasılık, göç, kültür, kimlik gibi konuların sosyal teori disiplinlerinin başlıca nesnesine dönüştüğünü görüyoruz. Sosyolojinin de bundan azade olmadığını söylemek gerekiyor.

Sınırların toplumsal teorisi

Yılda iki kez yayınlanan uluslararası hakemli bir dergi Sosyoloji Divanı. Baş editörlüğünü Necmettin Erbakan Üniversitesi Sosyoloji Bölümü'nden Prof. Dr. Ahmet Koyuncu'nun yaptığı derginin 23. sayısının dosya konusu: Sınır. Sosyoloji Divanı'nın dosya bölümünde yedi makale yer alıyor. İlk iki makale sınırların sosyal teoride nasıl ele alındığını incelerken diğer makalelerin dördünde Türkiye'nin sınır bölgelerinde gerçekleştirilmiş saha araştırmaları bulunuyor. Dosyada yer alan ilk makalede Ferhat Tekin sınır çalışmalarının temel özelliklerine değinmesinin akabinde bu çalışmalarda öne çıkan bakış açılarına bağlı kalarak temel farkların, kopuşların ve sürekliliklerin neler olduğunu ve sınırların toplumsal teorisinin nasıl kurulduğunu inceliyor. İkinci makalede ise Hakan Ünay, uluslararası ilişkiler perspektifiyle ele aldığı sınırlara ve sınır duvarlarına bakışı realizm çerçevesinden irdeliyor.

Türkiye-Gürcistan sınırının sosyal, ekonomik ve kültürel yapısını anlama bakımından saha çalışmasını burada gerçekleştiren Kerem Özbey makalesinde düzensiz göç ve informel ekonomik örgütlenmenin bu bölgedeki sosyo-kültürel yapıyı nasıl dönüştürdüğüne odaklanıyor. Gaffar Derin ve Suvat Parin, Türkiye-İran sınırındaki Başkale ve Saray içlerinin sınır köylerindeki aşiret ve akrabalık ilişkilerini, kaçakçılık faaliyetlerini konu ediniyor. Emine Akman ve İlhan Oğuz Akdemir'in ortak makalelerinde ise Türkiye-Irak sınırındaki insanların gündelik hayat pratikleri; sınır güvenliği, göç ve ekonomik ilişkiler temaları çerçevesinde irdelenerek "siyasi sınır" ile sosyal sınır" arasındaki paradokslar tartışılıyor. Gizem Ayşe Arıkan Akçay'ın makalesinde ise Türkiye-Suriye arasındaki sınır duvarının Kilis'teki pasaj esnafının sınır ticaretine etkileri ve ne tür değişimlere yol açtığı irdeleniyor. Dosyada ayrıca Ertan Özensel tarafından yazılan saha araştırması yer alıyor. Kırgızistan-Tacikistan sınırındaki Batken şehrinin Ak-Say köyünde ikamet eden sınır boyu insanlarının sınır çatışmaları nedeniyle oluşan sosyo-politik ve sosyo-psikolojik hal ve algılarını konu edinen Özensel "...kaygı, ümit ve kararlılık arasında bir hayat, Ak-Saylıların yaşam felsefelerinin değişmez parçası haline gelmiştir" sonucuna ulaşıyor.

Derginin Kenar Kayıt, Hayat Sahnesi, Kitaplık bölümlerindeki çeşitli yazılar da dosyayı takviye ediyor. Dosyada ayrıca Elisabeth Vallet ve Victor Konrad'la yapılmış röportajlar da bulunuyor.

Sınır

Sosyoloji Divanı

Sayı 23, 2024

O büyük dönüşümün sebebi neydi?

16'ıncı yüzyılın sonlarından başlayarak 17'inci yüzyılı kapsayan bir tarihsel süreç içinde Osmanlı ve İspanyol imparatorluklarını karşılaştıran Ömür Yanar, bu tarihsel süreçte Osmanlı İmparatorluğu'nun idari, ekonomik ve sosyal yapısındaki köklü dönüşüm sürecini mukayeseli tarih yöntemiyle ele alarak bu imparatorlukların ilgili yapılarındaki dönüşümün belirleyici karakterinin "merkezî yönlendirmenin şekillendirdiği düzenlemeler olmaktan ziyade, sosyal ve doğal itimli etkileşimler neticesinde ortaya çıkmış görece özgür işleyen süreçler" olduğu sonucuna varıyor. Kitap Ömür Yanar'ın konuyla ilgili doktora tezine dayanıyor.

Osmanlı ve İspanyol İmparatorlukları: 1580-1699

Ömür Yanar

Çizgi Kitabevi, 2024

Cidden bu hikâye artık satar mı?

Anlatıların insanları birbirine kenetleyen bağları ürettiğini belirten Byung-Chul Han, çağdaş enformasyon toplumunda, hikâye anlatıcılığının hikâye satıcılığına dönüştüğünü belirterek anlatıların bağlayıcı güçlerini yitirdiğini vurguluyor. Hikâye anlatıcılığının, geçici topluluklar -ki genelde tüketiciler topluluklardır- oluşturduğunu belirten Han hikâye anlatıcılığı yoluyla kapitalizmin anlatıya el koyup sattığını belirtiyor. Böylelikle anlatıların paylaşılan bir deneyim olmaktan çıkıp patolojik bir fenomene dönüştüğünü ifade eden Han eserinde bu dönüşümü irdeliyor.

Anlatının Krizi

Byung-Chul Han

çev. Murat Erşen, 2024