Soykırım nedir?

26.05.2026

Baudrillard'ın dediği gibi bir katliamı unutmak da katliam türünden bir şeydir. Yani suça ortak olmak için “İsrail'in kendini savunma hakkı var” dememiz gerekmiyor.Yine soykırımın 1864 yılında işlenmiş olması da bir şeyi değiştirmez. Bir simülasyonda yaşıyor olmamız soykırımcıları tanımadığımız, onları unutacağımız ve olan biteni fark edemediğimiz anlamına gelmez. Kafkasya'da, Bosna'da ve Gazze'de olanlara tepkisiz kalabiliyorsak bizim de benliğimiz soykırıma uğramış demektir. Allah korusun!


Soykırım nedir?

Gökhan Bolat/ Çerkes Derneği Yönetim Kurulu Üyesi

"...Buradan sonra hayat ve varlık mevzubahis olamazdı. Binaenaleyh bütün muharipler burada toplandılar. Kadınlar da ziynetlerini suya atarak silahlandılar ve muharip erkeklere iltihak ettiler. Muharebe başladı. Bu bir muharebe değil bir boğuşma idi. Hodz bir muharebe meydanı değil bir mezbaha halini almıştı. Bu boğuşmada herhangi bir muvaffakiyet mevzubahis değildi. Gaye namusla ölmekti. Kadın erkek hepsi öldüler. Bu boğuşmanın cereyan ettiği arazi çukurluğu şehit cesetleriyle örtülmüş ve kanlara boyanmıştı. Halkın tasvirlerine göre 'cesetler kanlarda yüzüyordu.' Vahşi Ruslar vahşi ihtiraslarını bununla da teskin edememişler kalan çocukları birbirine bağlayıp topçu hedefi olarak kullanmak suretiyle bunları da imha etmişlerdi. Şu iki mısra bu muharebenin fecaatini ne kadar canlı bir surette tasvir ediyor:

"Allah'ın lanetine uğrayası Hodz Vadisinden kan buharları boşanıyor

Kuruyası Hodz suyu dalgalar halinde kan köpükleri getiriyor!" (İsmail Berkok- Tarihte Kafkasya)

Bugün Türkiye'de daha ziyade kültürel kimlikleri ile bilinen Çerkesler anavatanları Kafkasya'da yaklaşık 100 yıl boyunca Çarlık Rusya'sının orduları ile savaştı. O zamanlar henüz "soykırım" gibi bir terim ve modern anlamda hukuk yoktu ama Çarlık Rusya'sı ilk modern soykırımlardan birini gerçekleştirdi. Tarih 21 Mayıs 1864'ü gösterirken savaşlar "resmen" sona erdi. Rus orduları Kbaada vadisinde zafer yürüyüşü yaptı. Ruslar vadinin adı "zafer"den sonra 'Kızıl/Güzel Çayır' (Krasnaya Polyana) yaptı. Yetmedi üzerinde olimpiyat yaptı. Büyük yatırımlarla bölgeyi "tatil cennetine" çevirdiler. Devlet başkanları tatilinin bir kısmını düzenli olarak o bölgede geçiriyor. İhtimaldir ki yarın bir gün Ukrayna'da yeni bir "zafer" ilan ettiğinde oralarda da büyük "yatırımlar" yapacak, tatilinin bir kısmını da Ukrayna dağlarında ve sahillerinde geçirecektir. Bunları yaparken de Rus milletine ve onların geleceğine eşsiz bir miras bıraktığını düşünecek, topraklarının büyüklüğü ile bir kez daha gurur duyacaktır.

(21 Mayıs 1864 – Kafkasya)

Avrupa'da 2. Dünya Savaşı'ndan sonra yaşanan en büyük katliam

1995 Temmuz'unda Srebrenitsa Soykırımı sırasında henüz çocuk sayılabilecek bir yaşta olan Nedžad Avdić, ailesiyle birlikte Srebrenitsa'da yaşıyordu. Saldırı başlayınca evlerini terk ederek annesi ve kız kardeşinin bulunduğu güvenli bölgeye gitmeye karar verdiler. Buraya ulaşabilmek için de ormanlık alanlardan ilerlemeye başladılar. Yolda babasının yanından ayrılmadan ilerleyen Nedžad bir gece sırpaskerlerinin saldırıları ve bombardımanların etkisiyle ortaya çıkan kargaşada babasını kaybetti ve bir daha bulamadı. Herkes gibi ormanda saklanırken Sırp güçleri tarafından muhasara altına alındı ve teslim olmaları istendi. Bu, Nedžadve diğer insanlar için yolun sonu anlamına geliyordu. Herkesi tek tek toplayarak kamyonlara bindirip götürdüler. Bir süre sonra da gruplar halinde insanları o kamyonlardan indirip farklı infaz noktalarına götürmeye başladılar. Nedžad da elleri bağlı şekilde bir infaz alanına götürülen kişilerden biriydi. Burada beşerli gruplar halinde toplu infazlar yapılıyordu. Sıra Nedžad'ın da içinde bulunduğu gruba geldi. Kamyondan indirildiler, sıraya dizildiler ve üzerlerine kurşunlar yağdırıldı.Gece karanlığında yapılan infaz işlemleri esnasında vücuduna 4 kurşun isabet etmesine rağmen Nedžad mucizevi bir şekilde ölmedi. Yaralı halde cesetlerin arasında bilincini kaybedip bir süre o halde bekledi. Daha sonra bir şekilde kurtulmayı başardı. Ancak babası için aynı durum geçerli değildi. Nedžad, babasını son gördüğünde ve tüm bunları yaşadığında henüz 17 yaşındaydı. Bugün, yaşadıklarını tüm dünyaya anlatma fırsatı bulan, soykırımda hayatta kalabilmiş az sayıdaki Bosnalı erkekten biri.

Neden sonra, Birleşmiş Milletler tarafından "güvenli bölge" olarak belirlenen Srebrenitsa'daki katliamdan kaçan sivillere yardım etmek üzere yaklaşık 50 kilometre mesafedeki bir kampa yardım görevlileri gönderildi. Görevliler buraya ulaştığında mülteci kampında sığınanların neredeyse tamamının kadın, çocuk veya yaşlı olduğunu gördü. Neredeyse hiçbir yetişkin erkek yoktu. Çok geçmeden dehşet verici gerçek ortaya çıkmaya başladı: Sırp güçleri, Srebrenitsa'da sistematik olarak 8.000 kadar Bosnalı Müslüman erkeği katletmişti ve bu, Avrupa'da 2. Dünya Savaşı'ndan sonra yaşanan en büyük katliamdı.

(11 Temmuz1995 / Srebrenitsa)

Hind sadece 5 yaşındaydı

Takvim yaprakları 29 Ocak 2024'ü gösterirken İşgal altındaki Gazze'nin Tel el-Hava mahallesinde ilerleyen siyah Kia'nın içinde, İsrail bombardımanından kaçarak güvenli bölgeye ulaşmaya çalışan bir aile vardı. Arka koltukta ise sadece 5 yaşında Hind Rajab adında küçücük bir kız çocuğu ile 15 yaşındaki kuzeni Layan oturuyordu. Bir anda aracın yakınında duran İsrail tankından çıkan makineli tüfek sesi insanlık tarihinin en dramatik, en korkunç, en aşağılık, en vahşi eylemlerinden birini haber verecekti. Kurşunlar araca yağmur gibi indi; camlar patladı, kapılar delik deşik oldu. Hind ile birlikte ilk saldırıdan sağ kurtulan Hind'in kuzeni Layankendine geldikten sonra telefonla yardım istedi; "Tank hemen yanımızda... bize ateş ediyorlar..." Sonra tanktan bir kez daha ateş edildi. Layan'ın elindeki telefon düştü, son kez telefonda duyulan sesi de sonsuza kadar sustu. Araçtaki ailesinin cansız bedenleri arasında hareketsiz kalan Hind saatler sonra korku içinde telefona yanıt verdi; "Çok korkuyorum... Ne olur gelin beni alın...". Filistin Kızılayı onu kurtarmak için ambulans gönderdi ancak yardım ekibi de İsrail askerleri tarafından vurularak öldürüldü. Hind'in bulunduğu araca yaklaşık 335 mermi isabet etmişti. Atışın yapıldığı tank, sadece birkaç metre ötedeydi. Yani İsrail askerleri sadece güvenli bölgeye ulaşmaya çalışan aracın içindeki sivilleri; 15 yaşındaki Layan'ı ve 5 yaşındaki Hind'i görerek ve bilerek tam 335 kurşunla öldürmüştü. 12 gün sonra araca ulaşıldığında, Hind'in küçücük bedeni hâlâ kurşunlarla parçalanmış arabanın içindeydi. Hind sadece 5 yaşındaydı...

(29 Ocak 2024 / Gazze)

Katliamı unutmak da katliam

Bugün, bu saat ve bu dakika itibariyle devam eden Gazze Soykırımı'nda ölen insan sayısı belli değil. Şimdilik en az 80 bin kişi olarak bildiriliyor. Her yeni güne yeni bir saldırı, bombalama veya suikast haberi ile uyanıyoruz. Netanyahu öldürdükleri "canlıların" insan olmadığını iddia ederek insanlıktan çıkarıyor. Yetmiyor, bu "canlıları" insanlık ve medeniyet için öldürdüklerini söylüyor. En büyük destekçisi Trump ise bir soykırım mezarlığı olan Gazze'yi "tatil cennetine" çevireceğini söylüyor. Netanyahu ile birlikte Gazze sahillerinde tatil yaptıkları görüntüleri içeren animasyonlar yayınlıyor. Tıpkı Rusya devlet başkanı Putin gibi. "Bunlar nasıl olabilir?" gibi naif soruların ise soykırımcıların dünyasında bir anlamı yok. Hind'ın 5 yaşında olmasının da.

Netanyahu da tıpkı Putin gibi işgal ettiği yerleri "vaat edilmiş" topraklarının bir parçası haline geldiğini ilan ettiğinde bununla gurur duyacak, Yahudi toplumu için eşsiz bir miras bıraktığını söyleyecektir. Dahası bunu büyük bir inanç ve bağlılıkla ilan edecektir. Böylesi bir misyon için 5 yaşında 335 kurşunla katledilen Hind'in veya binlerce kişinin ölümünün bir ehemmiyeti yoktur.

1864 yılında katledilen Çerkeslerin kafatasları kazıkların tepesine asılırken soykırım diye bir kavram ve onun hukuki bir tanımı yoktu. Kafkasya ormanlarında, orman kanunları uygulandı. Bugün ise böyle bir kavram var. Holocost yaşandığında da böyle bir kavram yoktu. Malum olduğu üzere bu kavramı II. Dünya Savaşı sırasında Nazi Almanyası'nın Yahudilere yönelik yok etme politikalarını tanımlamak için kendisi de bir Yahudi olan Raphael Lemkin tanımladı.Yaşanan trajik olaylara rağmen bugün İsrail'in Filistinlilere aynı zulmü reva görmeleri sadece psiko-sosyal bir vaka değil hukuki olarak da büyük bir paradoks oluşturmakta. En başta Holocost'un soykırım olarak tescili İsrail'in bugün paçavraya çevirdiği hukuk sayesinde mümkün olmuştur. İsrail'in bir devlet olarak varlığı ve meşruiyeti büyük oranda Holocost'la ilintilidir. Dahası Almanya tarafından İsrail devleti ve Yahudi tazminat programlarına 100 milyar Euro'yu aşan ödemeler yapılmıştır. Bugün hâlâ mağdurlara yönelik ödemeler devam ediyor. Yani İsrail ve Netanyahu "teknik olarak" soykırımın ne olduğunu tüm dünyadan daha iyi biliyor. Dolayısıyla kavramın ortaya çıkmasına neden olan olaylardaki mağdurların bugünkü fiillerinin ne anlama geldiğini onlara tekrar tanımlamaya ve anlatmaya çalışmak gibi bir paradoksun içindeyiz ve bu trajik bir durumdur.

Putin'in Rusya'sı için ise durum biraz farklı. Zira o şu ana kadar maddi veya manevi hiçbir bedel ödemedi. Bu sene,üzerinden 160 yıldan fazla zaman geçen Çerkes Soykırımı veya 1944 gibi daha geç bir dönemde gerçekleşen Kırım-Tatar sürgünü ile Çeçen – İnguş sürgünü hakkında hiçbir şey yapılmadı. Tüm bunların etkisiyle olsa gerek bugünde Ukrayna'da aynısını yapmaya devam ediyor. 162 yıl önce katlettiği insanların arda kalanlarına, atalarının mezarlarının başında yas tutmalarına dahi izin vermiyor. Bu da soykırımcı psikolojini bir başka tezahürü olsa gerek. Güçlü kudretli görünse de peşini bırakmayacak bir huzursuzluk...

Özetle soykırım, hukuki bir terimin tanımlanması ve teknik bir çerçeveye oturtulması değildir. Nitekim kavramın adını koymak soykırımları sona erdirmemiştir. 5 yaşındaki Hind'in öldürülmesini de engelleyememiştir. 335 kurşunla yapılmış da olsa Hind'in öldürülmesi teknik bir mesele değildir. Çocukların ağaçlara bağlanarak top atışları için hedef yapılması teknik bir mesele değildir. Nedžad'ın infaz edilmek için kurşunlanması da teknik bir mesele değildir. Eylem, kavramdan bağımsız olarak orada hep vardır. Zira o, daha ziyade bir zihniyet ve ahlak meselesidir. Sayısı belirsiz insanları katlettikleri yerin adını akan kanın rengine ithafen"Kızıl Çayır" olarak değiştirmenin teknik bir izahı yoktur. Binlerce insanın katledildiği yerleri tatil beldesine çevirmenin de literatürde bir karşılığı yoktur. Öldürmek istedikleri insanları insanlıktan çıkaran bol apoletli komutanların veya Netanyahu ve benzerlerinin yaptığı şey bir "yansıtma"dan ibarettir. Nitekim bizzat kendilerinin insanlıktan çıktıklarını en iyi onlar biliyor. İster diğer insanları insan dışı varlık olarak görsünler ister kendilerini bir tür seçilmiş "post human" görsünler, bunun bir önemi yoktur. En fazla soykırımcı bir "post human" olabilirler. Bizler her şeye rağmen insan kalmaya, olan biteni sıradanlaştırmadan unutmamaya devam edeceğiz. Zira Baudrillard'ın dediği gibi bir katliamı unutmak da katliam türünden bir şeydir. Yani suça ortak olmak için "İsrail'in kendini savunma hakkı var" dememiz gerekmiyor.Yine soykırımın 1864 yılında işlenmiş olması da bir şeyi değiştirmez. Bir simülasyonda yaşıyor olmamız soykırımcıları tanımadığımız, onları unutacağımız ve olan biteni fark edemediğimiz anlamına gelmez. Kafkasya'da, Bosna'da ve Gazze'de olanlara tepkisiz kalabiliyorsak bizim de benliğimiz soykırıma uğramış demektir. Allah korusun!