İki toplum birbirine kahramanlık ve kurban anlatılarının çarpıştığı bir aynadan bakıyor. Polonya tarafında iç siyaset Ukrayna tarafında ise milli kimlik inşası gerilimi besliyor. Volin kolay çözülebilir bir denklem değil; iki ulusun milli-kurucu anlatılarına işlemiş bir düğüm, geçmişin bugünün rehinesi olmasını engellemeyi gerektiriyor, ancak ulus devletlerin inşasından sonra, özellikle yeni bir dünya savaşının başlaması konuşuluyorken bu ne kadar mümkün?
Emrah Dokuzlu/ Doğu Avrupa Bölge Analisti
2022 yılında Rusya-Ukrayna savaşının patlak vermesiyle birlikte Varşova ile Kiev arasındaki ilişkiler modern diplomasi tarihinin en çarpıcı yakınlaşmalarından birine tanıklık etti. Polonya, sınırlarını milyonlarca Ukraynalı mülteciye açmakla kalmadı; tank, jet ve lojistik desteğini de Kiev'in emrine vererek Ukrayna'nın Batı'daki en güçlü müttefiki konumuna yükseldi. Ancak 26 Mayıs 2026'da Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenski'nin imzaladığı kararname ile Ukrayna Özel Harekât Kuvvetleri'ne bağlı Kuzey Müstakil Özel Harekât Merkezi'ne "UPA Kahramanları" adının verilmesi bu stratejik evliliğin ne kadar kırılgan olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi. Karar "ulusal ordunun tarihsel geleneklerini canlandırmak" gerekçesiyle savunuldu ancak Polonya'dan tepki gecikmedi. Ukrayna'nın Varşova Büyükelçisi Vasyl Bodnar Polonya Dışişleri Bakanlığı'na çağrıldı. Lech Wałęsa'dan Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki'ye, eski Başbakan Leszek Miller'den Başbakan Donald Tusk'a kadar birçok önde gelen isim sert açıklamalar yaptı. Tartışmalar o kadar ilerledi ki 2023'te Andrzej Duda tarafından Zelenski'ye takdim edilen Polonya'nın en yüksek nişanı "Beyaz Kartal"ın geri alınması bile resmi gündeme taşındı. Bu gelişme ilişkinin artık basit bir görüş ayrılığından öteye kimlik ve hafıza savaşına dönüştüğünün somut kanıtı oldu. Savaşın başlangıcından bu yana Polonya kamuoyunda güçlü Ukrayna desteğinden anti-Ukrayna cephesine dönüşümü muhtemelen kimse beklemiyordu.
İki hafıza, tek olay: UPA neden bu kadar yakıcı?
Bu krizin temelinde yatan tarihsel düğüm, İkinci Dünya Savaşı döneminde (1943-1945) Volhinya ve Doğu Galiçya bölgelerinde yaşanan Volhinya Katliamları. Ukrayna İsyancı Ordusu (UPA) tarafından milliyetçi saiklerle gerçekleştirilen operasyonlarda iddialara göre yaklaşık 100 bin Polonyalı sivil hayatını kaybetti. Polonya Parlamentosu (Sejm) bu trajediyi resmen "soykırım" olarak tanırken Ukrayna cephesinde "UPA" Polonya hegemonyasına ve Sovyet işgaline karşı bağımsızlık mücadelesi veren ulusal kahramanlar olarak kabul ediliyor. Sorunun kaynağı burada yatıyor; aynı silahlı yapı sınırın iki yakasında tamamen farklı anlamlara geliyor. Polonya için UPA kendi soydaşlarına yönelik soykırımın faili; Ukrayna için ise özgürlük savaşçısı. Zelenski bir birliğe bu adı verdiğinde kendi kamuoyu için kahramanları onurlandırırken Polonya kamuoyu için atalarını katleden bir örgütü yüceltmiş oldu.
Beyazperdeye taşınan travma
Bu hafızanın Polonya toplumunda neden bu denli canlı olduğunu anlamak için akademik tartışmaların ötesine, popüler kültüre de bakmak gerekiyor. 2016'da yönetmen Wojciech Smarzowski'nin "Wołyń" (Volin) filmi katliamı beyazperdeye taşıdı. Filmin finansmanının önemli bir kısmı devlet televizyonu TVP ve çeşitli sponsorlardan geldi. Hikâye 1939'da savaş öncesi bir Volin köyünde Ukraynalılar ve Polonyalıların yan yana hatta karma evliliklerle yaşadığı hayatın savaşla birlikte nasıl bir kıyıma dönüştüğünü anlatıyor. Bir toplumun kolektif hafızası ders kitaplarından çok bu tür yapımlarla şekillenir. Volin filmiyle birlikte soyut bir tarih meselesi evlere giren bir duygusal gerçekliğe dönüştü. Polonya Parlamentosu'nun 11 Temmuz'u resmi "Volin Anma Günü" ilan etmesi de bu süreci kurumsallaştırdı. Her yıl bu travmayı resmi olarak anan bir toplum için sınırın öbür tarafında aynı aktörlerin kahraman ilan edilmesi kaçınılmaz olarak öfke üretiyor. Zelenski'nin kararının bu kadar hızlı tırmanmasının nedeni de buydu: zemin zaten hazırdı.
Bu hafızanın üzerine Zelenski'nin kararı, Polonya'da sadece Ukrayna liderine karşı değil, genel olarak Ukraynalılara karşı da bir hoşnutsuzluk cephesi oluşturdu. Ukrayna milliyetçiliğiyle ilgili klişeleri tekrar akıllara getirdi ve Kiev'de iktidarda olanların Neonaziler olduğu yönündeki Kremlin'in söylemini hatırlattı. Ukrayna milliyetçiliğinin şekillenmesinde tarihsel olarak Avusturya-Macaristan ve Alman İmparatorluğu'nun, akabinde Weimar ve Nazi döneminin rolü olduğu, günümüzde ise Almanya'nın, Ukrayna'yı Rusya'ya karşı vekil olarak kullanmak istediği, gerek anti-Rus gerek anti-Polonya milliyetçiliğinin Berlin'in çıkarına olduğu tezlerini de tartışmaya açtı. Bu tartışmalar, milliyetçi çevreler tarafından Almanların, Ukrayna'nın "anti-Polonya devletine" dönüşmesinde ciddi bir rol oynadığı iddialarını ifade etmelerine neden oldu.
Cömertlikten yorgunluğa; toplumsal desteğin dönüşümü
Ukraynalılara yönelik rahatsızlık yalnızca tarihsel hafızadan beslenmiyor; çok daha somut ekonomik gerilimler de bu zemini hazırladı. 2024'ün başında Polonyalı çiftçiler ucuz Ukrayna tahılının piyasayı doldurmasına ve AB'nin Yeşil Mutabakat düzenlemelerine karşı ülke çapında protestolara başladı. Önce kamyon şoförleri ardından çiftçiler haksız rekabet gerekçesiyle Ukrayna sınır kapılarını aylarca bloke etti. Asıl belirleyici olan ise bu olayların ve hafızanın üzerine eklenen güncel bir toplumsal yorgunluk.
Savaşın ilk günlerinde Polonya kıtanın en cömert ev sahibiydi; milyonlarca Ukraynalıya kapılarını açtı. Ama o dayanışma dört yılda ciddi biçimde eridi. 2022'de savaşın başlamasının ardından Ukraynalı mültecilerin kabulünü destekleyen Polonyalıların oranı yüzde 94'tü; bu oran son ölçümlerde yüzde 48'e geriledi. Karşı çıkanların oranı yüzde 46'ya çıktı; güçlü biçimde karşı çıkanların oranı (yüzde 19) güçlü destekleyenleri (yüzde 13) geçti. Polonyalıların yarısı Ukraynalı mültecilere sağlanan yardımı aşırı buluyor. Bu yorgunluk artık marjinal bir tutum değil. Uzmanlara göre eskiden yalnızca Rusya yanlısı çevrelerle sınırlı olan Ukrayna ve Ukraynalılara yönelik desteğin sorgulanması bugün giderek yaygınlaşıyor. Tepkinin arkasında sağ kanat siyasi söylemin yükselişi, ekonomik yorgunluk, konut piyasasındaki enflasyon artışı, iş gücü piyasasında rekabetin kızışması, Ukraynalıların entegrasyon yerine kendi komünitelerini güçlendirmeleri gibi hususlar var ve bu Polonya siyasetinde "Önce Polonyalılar" söylemini benimseyen milliyetçilerin önünü açtı.
Bu duygu ve yorgunluk siyasi olarak da kurumsallaştı. Ukraynalı mültecilere yapılan yardımın sınırlandırılması, 2025 cumhurbaşkanlığı seçim kampanyasının ana temalarından biri oldu; iki ana aday da bu yardımın azaltılması gerektiğini savundu. Şubat 2026'da, 2022 tarihli mültecilere destek özel yasasını sona erdiren kanunu imzalarken Cumhurbaşkanı Nawrocki, "koşulsuz ayrıcalıkları" sınırlandırarak adaleti yeniden tesis etmekten söz etti.
Zelenski'nin tarih siyasetine dönüşü, neden şimdi?
Polonya tarafındaki tepkiler bu denli yoğun ve çok katmanlıyken, asıl soru Kiev tarafında düğümleniyor; Zelenski bu kararı neden ve tam da şimdi aldı?
İçeride karşılaştığı iki baskı, kararı bir "örtme" stratejisi olarak okumayı mümkün kılıyor. Birincisi yakın çevresini hedef alan yolsuzluk iddiaları; ikincisi parlamentonun, IMF'nin mali yardım için ön koşul saydığı yasaları aylardır geçirememesi. Bu ikincisinin ne gizlenebilir ne de kısa vadede aşılabilir olması, yönetimi dikkatleri başka alana yönlendirmeye iten yapısal bir durum yaratıyor. Bu çerçevede tarih-kimlik meseleleri "mali açıdan düşük maliyetli" bir araç olarak beliriyor; somut kaynak gerektirmeden sembolik sermaye ürettiği için kriz anlarında ucuz ama etkili bir dikkat dağıtma mekanizmasına dönüşüyor.
Ne var ki bu okumanın mümkün olması, onu tek başına olası kılmıyor; gücünü ancak rakip açıklamalar karşısında ne kadar dayandığıyla kazanıyor. En ciddi rakip, kararın kişisel bir gündem yönetimi hamlesi değil, kurumsal bir sürecin ürünü olabileceği ihtimali: Ukrayna tarafının açıklamasına göre birim adı bizzat askerî kademe tarafından önerildi ve Polonya karşıtı bir niyet taşımıyordu. Eğer durum buysa, "örtme" çerçevesi zayıflıyor, çünkü inisiyatif Zelenski'nin kişisel hesabından değil, savaş koşullarında ulusal-askerî kimlik inşasının kurumsallaşmış mantığından geliyor olabilir. İkinci bir rakip okuma, zamanlamayı stratejik bir tercih değil, Polonya'daki yüksek hassasiyeti tam hesaplamadan imzalanmış rutin bir onursal-unvan kararnamesinin öngörülemeyen dışsal sonucu olarak görüyor. Bu iki olasılık da en az "örtme" tezi kadar mevcut verilerle uyumlu.
Bununla birlikte, ismin kökeni orduya ait olsa bile kararnameyi imzalayan, yürürlüğe koyan ve siyaseten sahiplenen Zelenski'dir. Bu, tartışmayı niyetin kaynağından sorumluluğun sahibine kaydırıyor; İnisiyatif kimden gelirse gelsin, bu riski göze alan ve onaylayan irade onundur. Dolayısıyla en savunulabilir formülasyon, kararı Zelenski'nin bilinçli bir dikkat dağıtma manevrası olarak mutlaklaştırmak değil, kaynağı ne olursa olsun onun siyasi hesabının parçası haline geldiğini söylemek. Onay, sorumluluğu kurar; niyeti ise tek başına kanıtlamaz.
Bu eğilim Zelenski'nin elit kuşağının sosyolojik konumuyla da ilişkilendirilebilir. Bugünkü Ukrayna seçkinlerinin önemli bir kısmı Galiçya kökenli milliyetçilik geleneğinden gelen "ulusal elitler" değil, Orta Ukrayna'nın post-komünist dokusundan gelen kişiler. Kriviy Rih doğumlu Zelenski bu profilin bir temsilcisi sayılabilir. Bu konum, kararın salt maliyet-fayda hesabından kaynaklandığı yorumunu mümkün kılıyor; ne var ki aynı biyografi, ters yönde bir okumayı da besliyor. Rusça konuşan, Orta Ukraynalı bir liderin tam da Batı Ukrayna kökenli bu keskin milliyetçi sembolü sahiplenmesi, "ideolojik bağlılık değil, siyasi hesap" tezini desteklediği kadar, savaş koşullarının bir zamanlar uzlaşmacı bir figürü Galiçya-milliyetçi anlatısına uyum sağlamaya ittiği, yani koşulların "ideoloji" ürettiği tezini de destekleyebilir. Sembolün bölgesel kökeninden kopup ulusallaşmış olması, keskin bir elit-coğrafya karşıtlığını desteklemekten çok bulanıklaştırıyor. Bu nedenle Ukrayna tarih siyaseti, kavramsallaşan ifadeyle "hafıza siyaseti", ideolojik bir uyanıştan çok kişiselleşmiş bir popülist rasyonalitenin ürünü gibi görünebilir; ama bu, eldeki veriyle mümkün birkaç okumadan biri olmaya devam ediyor, en azından konuyla ilgili Zelenski yeni bir açıklama yapana kadar.
Hafızanın Polonya'daki işlevi
Zelenski'nin kararını iç siyasi bir hesap olarak okumak, çözümlemeyi yarım bırakır; aynı analitik merceği Polonya tarafına çevirmek, krizin neden bu denli yüksek bir sesle ve hızlı tırmandığını daha eksiksiz açıklar. Burada amaç, Polonya'daki tepkinin samimiyetini yadsımak değil, Volin travması gerçekten derin, ancak bu travmanın siyasi olarak nasıl seferber edildiğini, hangi iç-siyasi konjonktüre denk düştüğünü görmektir.
2026 Polonya'da ulusal seçimin yapılmadığı bir yıl; bu da yerel siyaseti iktidardaki Sivil Koalisyon (KO) için kritik bir ara dönem testine dönüştürüyor. Ulusal sandığın olmadığı bir yılda sembolik ve düşük maliyetli hamleler siyasi konumlanmanın başlıca aracı haline geliyor.
24 Mayıs 2026'da Krakov'da yapılan geri çağırma referandumuyla KO'lu Belediye Başkanı Aleksander Miszalski görevden alındı. Bu sonuç ülke genelindeki yerel muhalefeti cesaretlendirdi; Rzeszów'da oylamadan bir gün sonra benzer bir girişim başlatılırken Lublin, Białystok, Wrocław, Gliwice ve Kielce gibi kentlerde de benzer senaryolar tartışılmaya başlandı. Tam da bu domino tehdidinin belirdiği günlerde patlak veren UPA tartışması iktidar ve muhalefet için kamuoyunun dikkatini yöneten elverişli bir zemin sundu. Kohabitasyon gerilimi de cabası; Liberal Tusk hükümeti ile muhafazakâr Cumhurbaşkanı Nawrocki arasındaki süregelen güç çekişmesi dış politika ve hafıza meselelerini bir iç rekabet alanına çeviriyor. Nawrocki'nin Beyaz Kartal Nişanı'nı geri alma çağrısı en sert milliyetçi tonu tutarken Tusk "tarihsel duyguların üzerine çıkma" çağrısıyla daha temkinli kaldı. Cumhurbaşkanı toplumun Ukrayna yorgunluğunu sembolik bir sertliğe tahvil ederek siyasi manevra alanı açarken hükümet müttefik ilişkilerini koruma kaygısıyla ölçülü bir dil benimsemek zorunda kaldı.
Kırılganlığın anatomisi
Polonya, 2022'den itibaren Ukrayna'ya en büyük askeri ve lojistik desteği veren ülkelerden biri oldu. Bunu yaparken de Rusya'ya karşı tampon bölge oluşturarak stratejik derinlik kazandı, NATO'nun doğu kanadındaki konumunu güçlendirdi, askeri yatırımlarını artırdı, ABD'nin Avrupa'daki en ciddi müttefiki haline gelmenin yanı sıra "3 Deniz Girişimi" vizyonunun merkezi haline geldi. Tüm bunlara rağmen, Polonya'nın Ukrayna konusunda temel stratejik ikilemi şu; kısa vadede Ukrayna'yı zayıf tutmak istemiyor, zira müşterek Rusya tehdidi devam ediyor. Orta-uzun vadede ise Ukrayna'nın çok güçlü ve milliyetçi bir devlet olarak yükselmesini de istemiyor. Bu nedenle, bir yandan Kiev'e destek verirken, diğer yandan Volhinya meselesini zaman zaman gündeme getiriyor veya bu konudaki tansiyonu artırabiliyor. İki ülke savaş sonrasında, tarım ürünleri, yeniden yapılanma ihaleleri, iş gücü ve demografi, bölgesel nüfuz gibi bir çok alanda rekabet ve koordinasyon içinde olacak. Polonya devleti bunu hesaplıyor. Bu yüzden Ukrayna'nın AB ve NATO üyeliğini desteklerken, "koşullu destek" stratejisi izliyor. Yani "evet, gelsin ama tarihsel hesaplaşmayı da yapsın, milliyetçi aşırılıkları törpülesin" yaklaşımı hâkim.
Tüm bu dinamikler Polonya-Ukrayna ilişkisinin paradoksal yapısını ortaya koyuyor. Stratejik düzeyde bu ortaklık neredeyse zorunlu; iki ülke de aynı tehditle yüzleşiyor ve birbirine bağımlı. Bu nedenle ittifakın bütünüyle çökmesi gerçekçi bir yaklaşım değil. İki ülkenin ortak tehdit algısıyla yaptıkları zorunlu-stratejik evlilik balayını çoktan tüketmiş durumda. Ancak tam da bu zorunluluk kırılganlığı gizliyor. Çünkü devletlerin rasyonel çıkar hesabı ile toplumların duygusal sabrı aynı hızda ilerlemiyor. Bugün Polonya'da Ukrayna desteği elitlerin stratejik aklı ile kamuoyunun aşınan tahammülü arasında giderek açılan bir makasta duruyor. Zelenski'nin UPA simgeselliğine yönelmesi ise bu hassas sinir ucuna basıyor; iç siyasi kazanç uğruna stratejik sermayeyi riske atıyor.
İki toplum birbirine kahramanlık ve kurban anlatılarının çarpıştığı bir aynadan bakıyor. Polonya tarafında iç siyaset Ukrayna tarafında ise milli kimlik inşası gerilimi besliyor. Volin kolay çözülebilir bir denklem değil; iki ulusun milli-kurucu anlatılarına işlemiş bir düğüm, geçmişin bugünün rehinesi olmasını engellemeyi gerektiriyor, ancak ulus devletlerin inşasından sonra, özellikle yeni bir dünya savaşının başlaması konuşuluyorken bu ne kadar mümkün?