Su jeopolitiğinin yeni aktörü: Yapay zeka

Selman Maltaş/Yazar
30.08.2025

Su kıtlığı, küresel işbirliği gerektiren ciddi bir sorunken, yapay zekanın su tüketimiyle ilgili etkileri yalnızca teknoloji politikalarıyla ele alınmamalı; daha geniş bir bakış açısıyla değerlendirilmeli. Küresel yönetişim mekanizmalarının bu yeni çevresel-jeopolitik denklemi dikkate alması, dijital dönüşümün daha adil ve sürdürülebilir bir şekilde yönetilmesini sağlayacaktır.


Su jeopolitiğinin yeni aktörü: Yapay zeka

Selman Maltaş/Yazar

Günümüz teknolojisinin en önemli dönüm noktalarından biri olan yapay zeka, özellikle son yıllarda büyük dil modelleri ve geniş kapsamlı uygulamalarla daha görünür hale geldi. Yapay zeka insanlara hayatı kolaylaştıran çözümler sunarken, iş dünyasında da fayda merkezli dönüşümlere imkan sağlıyor. Eğitimden sağlığa, finanstan ulaşıma kadar pek çok alanda yapay zekanın etkileri hissediliyor. Ancak bu teknolojinin yaygınlaşması, beraberinde ciddi çevresel sorunları da gündeme getiriyor. Özellikle 2024 ve 2025 yıllarında yaşanan kuraklık ve su kıtlığı krizlerinin ardından, yapay zeka sistemlerinin su kaynakları üzerindeki etkisi daha çok tartışılıyor.

Yapay zeka sistemlerinin temelini oluşturan büyük veri merkezleri, yapay zeka modellerinin eğitim ve çalıştırma süreçleri sırasında yüksek miktarda enerji harcıyor. Enerji tüketimi kadar önemli olan diğer bir boyut ise bu merkezlerin soğutulması için ihtiyaç duyulan büyük miktarda su. Veri merkezlerinde çalışan sunucular, yoğun işlem gücü nedeniyle aşırı ısınıyor ve bu ısının kontrol altına alınabilmesi için genellikle su bazlı soğutma sistemleri tercih ediliyor.

Büyük dil modellerinin su tüketimi

Büyük miktarda su tüketiminin temel nedenlerinden biri, yapay zeka modellerinin giderek daha karmaşık ve büyük ölçekli hale gelmesi ve dolayısıyla eğitim süreçlerinin çok daha uzun olması. Örneğin büyük bir dil modelinin eğitilmesi sırasında haftalarca süren yoğun hesaplama faaliyetleri, tahminen 700.000 litre içme suyunun buharlaşmasına eşdeğer bir su tüketimine yol açıyor. Bu rakam, kuraklık riski taşıyan sıcak bölgelerde çok daha yüksek seviyelere çıkabiliyor.

Kullanıcı bazında bakıldığında ise, her ne kadar tek bir yapay zeka sorgusunun su tüketimi çok küçük görünse de, küresel ölçekte milyarlarca sorgunun toplam etkisi oldukça büyük. Örneğin, ChatGPT gibi popüler yapay zeka uygulamalarına her gün milyonlarca soru soruluyor ve bu yoğun kullanımın su tüketimi bir hayli yüksek. OpenAI CEO'su Sam Altman, her ChatGPT sorgusunun yaklaşık 0,000085 galon veya yaklaşık bir çay kaşığının on beşte biri kadar su tükettiğini belirtmişti. Bu miktar tek tek sorgular için küçük olsa da, günlük sorgu hacmi düşünüldüğünde toplam su tüketimi milyarlarca litreyi bulabiliyor.

Yapay zekanın kuraklık ve bölgesel su kıtlığı üzerindeki baskısı

Böylesine yüksek miktarda su tüketiminin doğrudan etkileri, özellikle kuraklıkla boğuşan bölgesel ekosistemlerde kendini gösteriyor. 2024 ve 2025 yıllarında, ABD'nin batı eyaletleri, Latin Amerika'nın bazı bölgeleri ve Orta Doğu gibi su stresi yüksek alanlarda, yapay zeka veri merkezlerinin yaygınlaşmasıyla su kaynakları üzerindeki baskı arttı.

Örneğin, ABD'nin Arizona, California, Texas ve Virginia eyaletlerinde açılan onlarca yeni yapay zeka veri merkezi, bu bölgelerdeki su kıtlığını derinleştirdi. Bu merkezlerin kurulumu halkın ve çevrecilerin tepkisini çekti. Şili'de Santiago çevresinde planlanan Google veri merkezi de bölgedeki su kıtlığı endişeleri nedeniyle projesini yeniden gözden geçirmek zorunda kaldı.

Teknoloji devlerinin sürdürülebilirlik çabaları

Bu büyüyen sorun karşısında teknoloji şirketleri, sürdürülebilirlik adına çeşitli çözümler geliştirmeye çalışıyor. Microsoft, 2024 sonunda duyurduğu sıfır-su veri merkezi tasarımlarıyla su tüketimini azaltmayı hedefliyor. Kapalı devre soğutma sistemleriyle yıllık 125 milyon litre su tasarrufu hedeflenirken, bu teknolojinin Arizona ve Wisconsin gibi kurak bölgelerde pilot uygulamaları başladı. Benzer şekilde Google, Finlandiya'da Hamina veri merkezinde deniz suyunu soğutma amaçlı kullanarak tatlı su tüketimini minimize etmeye çalışıyor.

Amazon ve Meta gibi diğer teknoloji devleri de benzer şekilde çevresel etkileri azaltmak için alternatif soğutma yöntemlerine yöneliyor. Amazon Web Services, veri merkezlerinde yağmur suyunun toplanarak geri dönüştürülmesini içeren sistemler geliştirirken, Meta ise yapay zeka destekli çevresel kontrol algoritmaları sayesinde soğutma ihtiyaçlarını optimize ediyor. Ayrıca bu şirketler, veri merkezlerini su stresi düşük bölgelerde konumlandırma stratejisini benimseyerek, yerel ekosistemler üzerindeki baskıyı azaltmayı amaçlıyor.

Politikalar ve gelecek perspektifi

Ancak bu gelişmelere rağmen, yeni nesil soğutma teknolojilerinin yaygınlaştırılması zaman alacak ve mevcut veri merkezlerinin büyük bir kısmı halen su kaynaklarını önemli ölçüde kullanmaya devam edecek. Bu nedenle sadece teknolojik yeniliklere değil, aynı zamanda kapsamlı politik ve etik önlemlere de ihtiyaç var.

Dünya genelinde pek çok büyük teknoloji şirketi, 2030 yılına kadar "water-positive" yani tükettiğinden daha fazla suyu doğaya geri kazandıran yapılar olma hedefi koydu. Fakat bu hedeflerin yerel su kıtlığı risklerine yeterince yanıt verip vermeyeceği tartışmalı. ABD'deki bazı eyaletlerde veri merkezlerine verilen su kullanımı izinlerinin gevşetilmesi yönündeki öneriler çevre hukukçuları ve halk arasında ciddi endişelere neden oluyor.

Hükümetlerin, özellikle kuraklık tehdidi altındaki bölgelerde veri merkezlerinin su kullanımı politikalarını sıkılaştırmaları gerektiği görüşü giderek yaygınlaşıyor. Bu açıdan enerji verimliliği kadar su tüketiminin de düzenli olarak ölçülüp raporlanması, şeffaflık ve hesap verebilirlik sağlayacaktır.

Teknoloji ve çevresel sürdürülebilirlik dengesi

Yapay zeka sistemlerinin su kaynakları üzerindeki etkisi artık somut ve alarm verici biçimde ortaya çıktı. Teknoloji sektörü ve kamu politikaları sürdürülebilirlik bağlamında yeni çözümler ararken, bireysel kullanıcıların da bu dönüşümde rolü büyük. Her ne kadar bir yapay zeka sorgusunun su tüketimi küçük olsa da, bu sorguların milyarlarca kez tekrarlanması çevresel etkileri büyütüyor. Dolayısıyla hem üreticilerin hem de kullanıcıların su tüketimi bilincini artırması gerekiyor.

Gelecekte yapay zeka teknolojilerinin hem ekonomik hem sosyal faydaları devam ederken, çevresel sürdürülebilirlik ilkeleriyle uyumlu hale getirilmesi, su kıtlığı tehdidiyle mücadelede kritik bir adım olacak. Böylece, dijitalleşmenin getirdiği dönüşüm, doğal kaynakların korunmasıyla dengelenebilecek.

Bu bağlamda, yapay zeka altyapılarının çevresel etkilerini değerlendirmek için yalnızca tüketilen su miktarı değil, aynı zamanda bu suyun hangi kaynaklardan temin edildiği ve kullanım sonrası nasıl geri kazanıldığı da dikkate alınmalı. Örneğin, yeraltı sularının kontrolsüz kullanımı, yalnızca su kıtlığına değil, aynı zamanda ekosistem dengesizliklerine ve tarımsal üretkenliğin azalmasına da yol açabilir. Dolayısıyla yapay zeka yatırımlarının çevresel etki değerlendirmelerikapsamında detaylı analizlere tabi tutulması, bu sistemlerin su tüketiminin minimize edilmesi açısından büyük önem taşıyor. Hem yerel yönetimlerin hem de teknoloji şirketlerinin şeffaf veri paylaşımıyla bu süreci desteklemesi, kamuoyunun bilinçlenmesini ve sürdürülebilir teknolojik gelişimi mümkün kılacaktır.

Su üzerinden yeni jeopolitik rekabet

Yapay zeka teknolojilerinin yaygınlaşması, yalnızca dijitalleşmenin hızını artırmakla kalmıyor, aynı zamanda doğal kaynaklar üzerinde yeni bir rekabet alanı oluşturuyor. Özellikle veri merkezlerinin suya olan yoğun bağımlılığı, su kıtlığı yaşayan ülkelerde jeopolitik hassasiyetleri keskinleştiriyor. Dijital altyapılar kurmak isteyen teknoloji devleri ile su kaynaklarını koruma sorumluluğu taşıyan devletler arasında giderek büyüyen bir çıkar çatışması ortaya çıkıyor.

Su, tarih boyunca stratejik bir kaynak olarak devletlerarası ilişkilerde belirleyici olmuşken, bugün bu rolü dijital çağın yeni güç simgeleriyle kesişiyor. Yapay zeka odaklı altyapıların ihtiyaç duyduğu soğutma suyu, artık sadece çevresel değil, politik bir meseleye dönüşmüş durumda. Küresel teknoloji şirketlerinin veri merkezlerini nerede ve hangi koşullarda kuracağı, yalnızca yerel çevre politikalarını değil, aynı zamanda ulusal güvenlik stratejilerini de etkileyebiliyor.

Örneğin, su stresi yüksek ülkelerde kurulan yapay zeka merkezleri, yerel halkın suya erişimini kısıtlarken, bu durum sosyal huzursuzluklara neden olabiliyor. Diğer yandan, düşük su riski taşıyan ülkeler, sürdürülebilir dijital altyapılar için stratejik yatırım bölgeleri haline gelerek yeni bir ekonomik avantaj sağlıyor. Bu da dijital çağın su üzerinden yeniden şekillenen küresel güç haritasını ortaya koyuyor.

Su kıtlığı, küresel işbirliği gerektiren ciddi bir sorunken, yapay zekanın su tüketimiyle ilgili etkileri yalnızca teknoloji politikalarıyla ele alınmamalı; daha geniş bir bakış açısıyla değerlendirilmeli. Küresel yönetişim mekanizmalarının bu yeni çevresel-jeopolitik denklemi dikkate alması, dijital dönüşümün daha adil ve sürdürülebilir bir şekilde yönetilmesini sağlayacaktır.