Suriye'de "yatırım paradigması": Jeopolitik hatlarda finansal tahkimat ve küresel finansın jeopolitiği

Dr. Damla Taşkın/ Ankara Bilim Üniversitesi
24.02.2026

2026 yılı Suriye'si; Türkiye'nin vizyoner liderliği, Körfez'in sermaye gücü ve Batı'nın teknolojik rasyonalitesinin kesişim noktasını temsil etmektedir. Zira Esad döneminin Rusya kontrolünde kısıtlı kalması ve İran merkezli kapalılığından, Ahmed eş-Şara döneminin küresel sermayeye açık pragmatizmine geçiş, yeni bir Ortadoğu düzeninin mali altyapısını kurmaktadır.


Suriye'de "yatırım paradigması": Jeopolitik hatlarda finansal tahkimat ve küresel finansın jeopolitiği

Dr. Damla Taşkın/ Ankara Bilim Üniversitesi

Suriye Arap Cumhuriyeti, Aralık 2024'te Beşşar Esad rejiminin devrilmesinin ardından Ahmed eş-Şara liderliğinde, hem kendi kaderini hem de uluslararası jeopolitiği yeniden denkleme sokan tarihsel bir dönemece girmiştir. Nitekim on beş yılı aşan rejim baskısının yarattığı yıkımın sonrasında ortaya çıkan tablo, Dünya Bankası'nın Ocak 2026 raporuna göre 216 milyar ABD dolarlık devasa bir yeniden inşa faturasına işaret etmektedir. Suriye'nin 2024 yılı GSYH'sinin (21,4 milyar dolar) neredeyse on katına eş değer bu rakam, inşa sürecini klasik "yardım" mekanizmalarından çıkartıp, Ahmed eş-Şara'nın Ekim 2025 Riyad zirvesinde bahsettiği üzere radikal bir "yatırım odaklı kalkınma" paradigmasına taşımıştır. Esasen dönüşümün ilk altı ayında Suriye'ye akan 28 milyar dolarlık sıcak sermaye, ülkeyi küresel finansın en gözde yeni yatırım alanı haline getirmiştir.

Garantör ülke Türkiye

Yeni başlayan bu yoğun sürecin zorlu finansman denkleminde Türkiye, hem ticaret koridorları hem de enerji altyapısı üzerinde kurucu bir garantör rolü üstlenmektedir. Suriye'nin altyapısını Türkiye'ye bağlayan lojistik projeler ve doğal gaz tedarik hatları ekonomik entegrasyonu artırırken; Fırat'ın doğusundaki zengin petrol yatakları da (Ömer, el-Tanf ve el-Cebse) bugün günlük 100 bin varil sınırına dayanarak modernizasyon merkezine dönüşmeye başlamıştır. Türkiye'nin enerji koridoru vasfı, Chevron ve GE Vernova gibi ABD menşeli yapıların enerji şebekesi rehabilitasyonuyla birleşerek barışın ve istikrarın kalıcı olması misyonuyla katkı sağlayan finansörler olarak sayılmaktadır.

Körfez sermayesinin belirleyici rolü

Fakat esas stratejik kırılma, İran'ın Suriye sahasından çekilmesiyle oluşan boşluğu dolduran Körfez sermayesinin belirleyici rolünde gizlidir. Öyle ki Suudi Arabistan'ın Şubat 2026'da imzaladığı kapsamlı yatırım paketi, SilkLink Telekom Projesi ile dijital altyapıya 1 milyar dolar yatırırken; Halep Havalimanı'nın rehabilitasyonu için ayrılan 2 milyar dolarlık fon ve "Flynas Syria" gibi ortaklıklar, Suriye'yi uluslararası alanda işlek ulaştırma ağlarına eskisinden daha güçlü olacak şekilde eklemlemektedir.

İnşa sürecinin Akdeniz ayağında ise Lazkiye hattı, küresel finans satrancının en hareketli hamlelerine sahne olmaktadır. Özellikle Macron'un hızlı refleksi ile anlaşma sağlanılan Fransız konteyner devi CMA CGM, Lazkiye Limanı'nın modernizasyonu ve yıllık 1,2 milyon TEU kapasite hedefiyle bölgeyi küresel tedarik zincirine bağlarken; Dubai Ports World'ün Temmuz 2025'te imzaladığı 800 milyon dolarlık liman anlaşması, Körfez ve Batı lojistiğini aynı limanda buluşturmaktadır. Aynı zamanda Fransız enerji lokomotifi Total Energies'nin offshore gaz sahalarındaki faaliyetleri, Türkiye'nin derin deniz tecrübesiyle koordine edilerek Doğu Akdeniz'de çatışma yerine "ortak refah" odaklı bir model sunmayı beklemektedir. Bu çok uluslu yatırım akışını güvence altına alan yasal reformlar ise Suriye Yatırım Ajansı'nın hayata geçirdiği; yüzde 100 yabancı mülkiyet izni ve 10 yıla varan vergi muafiyetleri gibi güçlü adımlarla tahkim ediliyor.

Ancak yine de bu tablonun sürdürülebilirliği, bölgedeki karmaşık jeopolitik risklerin sona ermesine bağlı. Nitekim bu hususta Merkez Bankası Başkanı Abdulkadir el-Husriye'nin belirttiği üzere, Suriye'nin SWIFT gibi küresel ödeme sistemlerine yeniden bağlanma süreci, 2024 itibarıyla 27 milyar dolara ulaşan dış borç yükünün yönetimi için hayati önem taşımaktadır. Çok taraflı kalkınma bankaları (EBRD, AIIB) ve 2025'te kurulan Syrian Development Fund (Suriye Kalkınma Fonu), özel sektörün risk algısını iyileştirecek teknik teminatlar sunsa da; S&P Global'in analiz ettiği bölgesel gerilimler ve ABD-İsrail-İran hattındaki askeri aktivite riskleri, Körfez'deki gerginlik ve YPG varlığı bu yatırım ortamına risk oluşturmaktadır. Yine de son haftalarda Suriye Milli Ordusu tarafından gerçekleştirilen başarılı operasyonlar ve bölgedeki diplomatik girişimler sürece fayda edecek etkiler olarak gözlenmektedir. Ayrıca Azerbaycan'ın 100 okul rehabilitasyonu gibi yumuşak güç hamleleri ve Türkiye-Katar ittifakının bölgedeki dönüştürücü rolü, Suriye'yi Ortadoğu'nun "kalkınan finans merkezi" haline getirebilecektir.

Refah yılı hedefleniyor

Sonuç olarak, 2026 yılı Suriye'si; Türkiye'nin vizyoner liderliği, Körfez'in sermaye gücü ve Batı'nın teknolojik rasyonalitesinin kesişim noktasını temsil etmektedir. Zira Esad döneminin Rusya kontrolünde kısıtlı kalması ve İran merkezli kapalılığından, Ahmed eş-Şara döneminin küresel sermayeye açık pragmatizmine geçiş, yeni bir Ortadoğu düzeninin mali altyapısını kurmaktadır. Bugün Lazkiye'de yükselen Fransız vinçleri, Suudi sermayesiyle döşenen fiber optik kablolar ve Antep-Halep hattında canlanan ticaret ile uluslararası iş birliğiyle inşa edilen ortak bir refahın yılı olması hedeflenmektedir. Özetle 2026 yılı Ortadoğu'nun makus talihinin politik ve askeri bir zaferle değiştiği, Suriye'nin uluslararası finans sistemine hukuka uygun onurlu bir şekilde döndüğü bir dönüm noktası olarak tarihe geçecektir.