Türkiye'de bazı sektörlerde Suriyeli işgücüne yönelik fiili bir ihtiyaç olduğu bilinen bir gerçek. Özellikle tekstil, inşaat, tarım ve düşük maliyetli imalat sektörlerinde çalıştırılan Suriyeliler; iş gücü piyasasında uzun yıllardır oluşan ara eleman açığını kısmen telafi eden bir unsur hâline geldi. Nitekim bazı iş dünyası temsilcileri ve sektör örgütleri; Suriyelilerin ani ve kitlesel biçimde ülkeden ayrılmasının üretim maliyetlerini artırabileceğini, ara eleman krizini derinleştirebileceğini ve bazı alanlarda iş gücü açığı yaratabileceğini açıkça dile getiriyor.
Dr. Hacı Mehmet Boyraz/ KSÜ Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi
Suriye'de 2011'de başlayan kriz, kısa süre içinde 21. yüzyılın en büyük insani krizlerinden birine dönüştü. Baas rejiminin kendi halkına karşı uyguladığı şiddetin yanı sıra ülke genelinde merkezi otoritenin çökmesi sonucunda DEAŞ ile PKK/PYD/YPG başta olmak üzere terör örgütlerinin güç kazanması üzerine milyonlarca Suriyeli yerinden oldu. Suriye ile 911 km'lik kara sınırı paylaşan Türkiye, krizin ilk anından itibaren "açık kapı politikası" çerçevesinde bu meseleyi salt güvenlik merkezli bir dosya olarak değil evvela insani sorumluluk olarak gördü. Kadim Türk devlet geleneğindeki mazluma sahip çıkma anlayışı ve İslam medeniyetindeki muhacir-ensar yaklaşımı, bu politikanın ahlaki zeminini oluşturdu. Nitekim Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın "Suriyeli muhacirlere inancımızın ve komşuluk hukukumuzun gereği olarak ensarlık yaptık." açıklaması, Türkiye'nin bu süreçte izlediği yaklaşımın genel çerçevesini açık biçimde ortaya koyuyor. Buna mukabil Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara'nın geçen yıl Ankara'ya yaptığı ziyaretteki "Türkiye'nin Suriye halkına gösterdiği tarihi duruşu asla unutmayacağız." açıklaması yeni yönetimin ahde vefası olarak görülebilir.
Suriyelilerin Türkiye'deki statüsü
Türkiye'deki Suriyelilerin hukuki statüsü kamuoyunda çoğu zaman yanlış kavramlarla ifade ediliyor. Göçmen, mülteci ve sığınmacı gibi kavramların birbirinin yerine kullanılması meselenin sağlıklı tartışılmasını zorlaştırıyor. Bu meseleyle ilgili ciddi bir bilgi kirliliği oluştuğu için hukuki kavramların doğru kullanılması fevkalade önem arz ediyor. Bu çerçevede hemen belirtmek lazım ki Türkiye'deki Suriyeliler hukuken "mülteci" statüsünde değil. Zira Türkiye, 1951'de Cenevre'de imzalanan Mültecilerin Hukuki Durumuna Dair Sözleşmeye koyduğu coğrafi çekince nedeniyle sadece Avrupa'dan gelen kişilere mülteci statüsü veriyor. Kamuoyunda sıkça kullanılan "sığınmacı" kavramı ise iltica başvurusu yapmış ve yasal süreci devam eden kişiler için kullanılan daha genel bir ifadeye karşılık geliyor. "Göçmen" de teknik açıdan tam isabetli değil çünkü bu kavram, günümüzde daha çok ekonomik veya sosyal nedenlerle gönüllü şekilde yer değiştiren kişiler için kullanılıyor.
Türkiye'deki Suriyelilerin neredeyse tamamı ülkedeki iç savaş nedeniyle zorunlu göçe maruz kalan kişilerden oluşuyor. Bu bakımdan Suriye'den gelen kişiler, 2013'te yürürlüğe giren 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu (YUKK) çerçevesinde "geçici koruma" statüsü altında bulunuyor. Bu statü sağlık, eğitim, barınma ve temel kamu hizmetlerine erişim gibi haklar sağlıyor. Dolayısıyla hukuki açıdan doğru ifade "geçici koruma altındaki Suriyeliler" tanımlamasıdır.
Geri dönen Suriyeliler
Göç İdaresi Başkanlığı (GİB) verilerine göre Türkiye'de geçici koruma kapsamında bulunan Suriyeli sayısı 2012'de 14.237'ydi. Bu sayı 2014'te 1,5 milyona ulaştı ve 2021'de 3,7 milyonla zirveyi gördü. Ancak 8 Aralık 2024 sonrasında başlayan geri dönüş süreciyle bu sayı düşmeye başladı. Son rakamlara göre 7 Mayıs 2026 itibarıyla geçici koruma altındaki Suriyeli sayısı 2,2 milyona geriledi. Buna rağmen Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği verilerine göre Türkiye, hâlâ en fazla Suriyeliye ev sahipliği yapan ülke konumunda.
Bunların dışında Türkiye'ye yasa dışı yollarla giren Suriyeliler de var. Ancak Türkiye bu kitleyle ilk günden beri kararlılıkla mücadele ediyor. Yine GİB verilerine göre 2021'de 23.469, 2022'de 45.909, 2023'te 58.621, 2024'te 50.641, 2025'te 22.515 ve 2026'da (ilk beş ayda) 7.024 Suriye uyruklu düzensiz göçmen olarak yakalandı. Haliyle Türkiye, yasal yollarla kendisine sığınan Suriyelileri koruma altında tuttuğu gibi yasa dışı yollarla ülkeye giriş yapanlara geçit vermiyor.
GİB verilerine göre 2016'dan bugüne kadar Türkiye'den geri dönen Suriyeli sayısı 1,4 milyondur. Yani 2021'de 3,7 milyona ulaşan Suriyelilerin bugüne kadar yüzde 40'ı ülkelerine geri dönmüş durumda. Spesifik olarak 8 Aralık 2024 sonrasında gönüllü geri dönüş yapanların sayısı ise 667.565 olarak açıklanmıştır. Suriye'deki mevcut siyasi atmosferin korunması halinde bu yılın sonuna kadar 200-250 bin Suriyelinin daha Türkiye'den ayrılarak ülkelerine dönmesi bekleniyor.
Türkiye, Cumhurbaşkanı Erdoğan liderliğinde hükümetin ortaya koyduğu irade çerçevesinde Suriyelilerin dönüşünü "gönüllü, güvenli, onurlu ve düzenli geri dönüş" ilkesi çerçevesinde yürütüyor. Yani göç karşıtlığını bir enstrüman olarak kullanan kesimlerin popülist taleplerinin aksine Türkiye, hiçbir Suriyeliyi zorla ve kitlesel olarak ülkesine geri gönderme niyetinde değil. Nitekim Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın şu sözleri hükümetin bu konudaki yaklaşımını en açık biçimde yansıtıyor: "Kimseyi zorla göndermek gibi bir yanlışa düşmeyeceğiz. Ülkemize katkı yapmak isteyen Suriyeli kardeşlerimizin elinden tutmaya devam edeceğiz."
Suriyelilerin geri dönüşünü hızlandıran faktörler
Uzun yıllar İstanbul'da Suriyelilerin yoğun yaşadığı Esenyurt'ta ikamet etmiş ve bu kitleyle yakın temas kurmuş bir araştırmacı olarak rahatlıkla söyleyebilirim ki Suriyelilerin kahir ekseriyetinde memlekete dönüş arzusu zaten vardı. Bu arzunun fiili dönüşe dönüşebilmesi içinse Suriye'de kamu düzeni ve güvenliğinin tesis edilmesi gerekiyordu. Gelinen durum itibarıyla Suriye'de kamu düzeninin ve güvenliğinin önemli ölçüde yeniden tesis edildiği görülüyor. Haliyle geri dönüş konusundaki asıl problem büyük oranda çözülmüş durumda. Suriyeliler de zaten savaşın sona erdiği, can güvenliğinin sağlandığı ve günlük hayatın normale döndüğü bir ortamda ülkelerine dönmeye başladı.
Güvenlik faktörünün yanı sıra ekonomik faktörler de geri dönüş sürecinde belirleyici rol oynuyor. İnsanların günlük hayatlarını idame ettirebilmeleri dönmeyi planladıkları bölgelerdeki barınma koşulları, iş imkanları, yerel yönetim hizmetleri ve ekonomik hayatın canlılığı gibi faktörler geri dönüş kararlarını doğrudan etkiliyor. Yani insanlar, ülkelerine döndüklerinde yaşanabilir bir hayat tesis etmek istiyor.Mevcut Şam yönetimi de ülkenin yeniden inşa sürecini hızlandırabilmek için savaş nedeniyle yurt dışına çıkan Suriyelilerin geri dönüşünü teşvik ediyor. Ancak geri dönüşlerin sürdürülebilir ve kitlesel ölçekte gerçekleşebilmesi sadece siyasi iradeye değil güvenlik koşullarının kalıcı biçimde tesis edilmesine ve geri dönen nüfusun barınma, sağlık, eğitim ile istihdam gibi temel ihtiyaçlarının karşılanmasına bağlıdır. Bu beklentiler ne kadar hızlı gerçekleşirse Suriyelilerin geri dönüş süreci de o kadar hızlı olur.
Bunların yanı sıra Suriyelilerin bir kısmının uzun süredir Türkiye'de yaşadığını ve bir ölçüde Türk toplumuna entegre olduklarını göz ardı etmemek gerekir. Türkiye'de iş kuran, çalışma hayatına dahil olan, evlenen, sosyal çevre oluşturan veçocukları okuyan geniş bir kitle var. Bundan ötürü geri dönüş sürecinin seyri, Türkiye'deki sosyal ve ekonomik hayatın niteliğine bağlı olarak ilerliyor.
Gönüllü, güvenli, onurlu ve düzenli geri dönüş
Suriyelilerin gönderilmesi meselesinde temel uluslararası hukuk kaidelerini göz ardı etmemek lazım. Bilindiği üzere Türkiye, Mültecilerin Hukuki Durumuna Dair Sözleşmeye taraf ülkeler arasında yer alıyor. Sözleşmede yer alan "geri göndermeme" ilkesi, insanların hayatlarının veya özgürlüklerinin risk altında olduğu bölgelere zorla gönderilmesini yasaklıyor. Uluslararası örf ve âdet hukukunun parçası haline gelen bu ilke, insan hakları ihlali riskiyle karşılaşabilecek tüm yabancıları ilgilendiriyor. Sözleşmenin yanı sıra 2013'ten beri yürürlükte olan YUKK'un 4. maddeside Türkiye'ye sığınan kişilerin geri gönderilmesini yasaklıyor.Hal böyleyken Suriyelilerin kitlesel ve zorla geri gönderilmesi hukuki açıdan mümkün görünmüyor. Bundan ötürü yukarıda da değinildiği üzere Türkiye; Suriyelilerin gönüllü biçimde ülkelerine dönmeleri için uğraş veriyor.
Suriye'de 8 Aralık 2024'ten beri devam eden siyasi ve kurumsal normalleşmenin kalıcı hâle gelmesi durumunda Türkiye ile Suriye arasında 2001'de imzalanan geri kabul anlaşmasının yeniden işlerlik kazanması mümkündür. Bunun gerçekleşebilmesi için öncelikle Türkiye'de geçici koruma rejiminin hukuki çerçevesinin yeniden düzenlenmesi gerekiyor. Zira mevcut durumda geçici koruma altındaki Suriyelilerin topluca geri gönderilmesi önceki paragrafta anlatıldığı üzere hukuken pek mümkün değil. Buna karşılık geçici koruma statüsünün aşamalı biçimde sona erdirilmesi veya kapsamının daraltılması halinde Türkiye'de kalmaya devam eden bazı Suriyeliler düzensiz göçmen statüsüne düşebilir. Bu durumda geri kabul mekanizmasının yeniden devreye alınması ve düzensiz göçmen konumuna düşen Suriyelilerin ülkelerine geri gönderilmesine yönelik hukuki altyapının oluşması teorik olarak mümkün hâle gelebilir.
Son dönemde kamuoyunda dile getirilen, Avrupa'daki Suriyelilerin Türkiye üzerinden Suriye'ye gönderileceği yönündeki iddialarsa hukuki ve siyasi açıdan gerçeği yansıtmıyor. Zira Türkiye, 2013'te Avrupa Birliği ile imzaladığı geri kabul anlaşmasını, aynı tarihte kabul edilen vize serbestisi mutabakatına rağmen Türk vatandaşlarına yönelik vize uygulamasının devam etmesini gerekçe göstererek 2019'da askıya aldı. Dolayısıyla mevcut hukuki çerçeve içerisinde Türkiye'nin Avrupa'daki Suriyeliler için bir "transfer ülkesi" olarak kullanılacağı yönündeki iddiaların hiçbir dayanağı bulunmuyor.
Suriyeli işgücü ihtiyacı
İki konudan ötürü Türkiye'deki tüm Suriyelilerin geri döneceğini varsaymak doğru değil. Birincisi Türkiye'deki Suriyelilerin bir kısmı zaten Türk vatandaşlığı kazanmış durumunda. Konuyla ilgili yürütülen "Milyonlarca Suriyeli vatandaş yapıldı." şeklindeki dezenformasyon faaliyetlerinin aksine İçişleri Bakanlığı'nın son verilerine göre geçici koruma kapsamında bulunurken Türk vatandaşlığı kazanan Suriyeli sayısı 238.768'dir. Dolayısıyla 250 bin civarındaki Suriyelinin Türkiye'de kalmasının önünde herhangi bir yasal engel yok.
İkincisi Türkiye'de bazı sektörlerde Suriyeli işgücüne yönelik fiili bir ihtiyaç olduğu bilinen bir gerçek. Özellikle tekstil, inşaat, tarım ve düşük maliyetli imalat sektörlerinde çalıştırılan Suriyeliler; iş gücü piyasasında uzun yıllardır oluşan ara eleman açığını kısmen telafi eden bir unsur hâline geldi. Nitekim bazı iş dünyası temsilcileri ve sektör örgütleri; Suriyelilerin ani ve kitlesel biçimde ülkeden ayrılmasının üretim maliyetlerini artırabileceğini, ara eleman krizini derinleştirebileceğini ve bazı alanlarda iş gücü açığı yaratabileceğini açıkça dile getiriyor. Ortada böyle bir realite varken Türkiye'deki Suriyelilerin durumunu salt göç-güvenlik ekseninde ya da gitsinler-kalsınlar şeklinde basit bir ikilem üzerinden değerlendirmenin hiçbir mantığı bulunmuyor.