Suudi Arabistan ve BAE’nin dönüşen Suriye stratejisi

Mehmet Rakiboğlu/ Sakarya Üniversitesi Ortadoğu Enstitüsü
13.01.2019

Türkiye’nin hem siyasi hem de askeri kapasitesini kullanabilme yeteneğini Suriye, Irak ve Katar krizi bağlamlarında gören Suudi Arabistan ve BAE, ABD’nin geri çekilmesi sonrası Türkiye’nin Suriye’de nüfuzunun daha da artmasından endişe etmektedir. Bunu engelleyebilmek adına da yıllardır devrilmesine destek oldukları Esad rejimiyle ilişkileri normalleştirme seçeneğini gündemlerine aldılar.



Suriye’de yedinci yılına giren iç savaşta son dönemde birçok aktörün yeni pozisyonlar belirlediği gözlemlenmektedir. Bunlar arasında en dikkat çeken dönüşüm Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin Suriye politikasında yaşanmaktadır. Özellikle BAE’nin Suriye’de büyükelçiliğini yeniden açması tartışmaları beraberinde getirmiştir. ABD Başkanı Donald Trump’ın Amerikan askerlerini Suriye’den çekeceğine dair kararını açıklamasının ardından daha görünür biçimde hayata geçirilen bu adımlar, bu aktörlerin Suriye konusunda yeni bir stratejiyi benimsediklerini göstermektedir. Bu noktada Suriye’deki iç savaşın yeni bir döneme gireceği ve tüm aktörlerin mevcut politikalarını yeniden dizayn edeceği söylenebilir. Öte yandan Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri başta olmak üzere kimi Arap ülkelerinin Suriye konusunda dönüşen stratejileri de hem Esad rejiminin geleceği hem de bu ülkelerin Türkiye ve İran’la ilişkileri açısından hayati önem taşımaktadır.

ABD sonrası Suriye

2018 yılı Suriye iç savaşının geldiği nokta açısından önemli gelişmelere sahne olmuştur. Türkiye’nin 2018 yılı içerisinde Suriye’nin kuzeyinde gerçekleştirdiği Zeytin Dalı operasyonu ile gerektiğinde askeri unsurlarını devreye sokabileceğini göstermesi, Rusya’nın Suriye konusunda başlıca aktör haline gelmesi, ülkede anayasa yazımı sürecine başlanması konusunda uzlaşıya varılması, Türkiye, Rusya ve İran’ın ortaklaşa attığı adımların ülkede devam eden saldırı ve çatışmaları önemli ölçüde azaltması ve son olarak ABD başkanı Donald Trump’ın Aralık ayı sonlarında ülkesinin askerlerinin Suriye’den çekileceğini açıklaması bölgesel aktörleri Suriye konusunda yeni bir strateji izlemeye iten temel unsurlar olarak sayılabilir. Bu unsurlardan sonuncusu olan Trump’ın Suriye’den çekilme kararı bölgesel jeopolitiği sarsmış, Suudi Arabistan ve BAE’nin yeni stratejilerini hayata geçirmek için bir işaret fişeği olmuştur.

Soğuk Savaş’tan bu yana bölgeye yönelik etkin politikalar izleyen ve  bölge dışı bir aktör olmasına rağmen bölgede “düzen” kurucu rol oynayan ABD’nin Suriye’den çekileceğini açıklaması, özellikle ulusal güvenlikleri açısından ABD’ye bağımlı olan Suudi Arabistan ve BAE gibi birçok ülke tarafından kaygıyla karşılanmıştır. Suudi Arabistan ve BAE gibi ülkeler için ABD yıllarca güvenlik tedarikçisi bir ülke olarak görülmüştür. Öyle ki dönem dönem yaşanan krizler bu müttefik ilişkisine zarar verememiştir. 11 Eylül saldırıları, P5+1 anlaşması ve Kaşıkçı cinayeti gibi olaylar ABD ile Suudi Arabistan arasında kısa süreli gerginliklere neden olmuş ancak iki ülke arasındaki stratejik ittifak devam etmiştir. Bunun en önemli nedeni Suudi Arabistan başta olmak üzere birçok Körfez ülkesinin ABD’nin Ortadoğu’daki askeri varlığına muhtaç olmasıdır.

Askeri kapasite ve yeterlilik açısından son derece başarısız olan Suudi Arabistan ve BAE gibi ülkeler ABD’nin bölgedeki askeri varlığıyla birlikte birçok tehdidi dengelemeye çalışmaktadır. Bu anlamda Yemen savaşında halen istediğini elde edemeyen Riyad ve Abu Dabi, İran ve DEAŞ gibi tehditleri ABD’nin askeri varlığı sayesinde ortadan kaldırmayı istemektedir. Bu durum bölgenin güçlü aktörü Suudi Arabistan açısından daha büyük önem arz etmektedir. Uzun yıllar güvenlik bağlamında sadece ABD’ye angaje siyaset izleyen Riyad, 1990’lar sonrası uluslararası sistemdeki dönüşümlere paralel olarak dış politikasında alternatif arayışlarına dahi girmiştir. Bu çerçevede büyük güçlerle yakınlaşan Riyad, diplomatik olarak tanımayı reddettiği Çin’i 1990’da tanımıştır.

Benzer bir durum Arap devrimleri sonrası süreçte de gözlemlenmektedir. ABD’nin zaman zaman belirsizleşen politik tutumuna ve ülke içerisindeki siyasi mücadelenin dış politikaya olumsuz yansıma ihtimali karşısında Riyad yönetimi dış politikasında hem daha bağımsız kararlar almaya başlamış hem de küresel aktörlerle yeni işbirlikleri geliştirmeye çalışmıştır. Bu çerçevede 2017 yılında aralarında Çin’in de bulunduğu yedi Asya ülkesine bir ay süren ziyaretler gerçekleştiren Kral Selman, yine aynı yıl Rusya’yı ziyaret ederek bir ilki gerçekleştirmiş ve bu ülkeye ziyaret düzenleyen ilk Suudi kralı olmuştur.

Dolayısıyla mevcut ittifak yapılanmalarındaki dalgalanmalar, uluslararası sistemdeki değişimler, bölgesel tehditler, Suud devletinin iç siyasi dinamikleri ve liderlerin dönüşüm/değişim ve dinamikleri algılama ve yorumlama biçimleri Suudi Arabistan’ın başta dış politika olmak üzere birçok alanda stratejisini etkilemiştir. Bu anlamda birçok farklı unsurun bir araya gelmesiyle oluşan yeni bölgesel konjonktür, söz konusu değişimi en çok etkileyen unsur olarak göze çarpmaktadır. Bu konjonktürü yeni bir boyuta taşıyacak olan Trump’ın Suriye’den çekilme kararıyla birlikte Suriye konusunda başta Suudi Arabistan ve BAE olmak üzere bölgesel aktörlerin yeni bir mevzilenmeye gitmesi kaçınılmaz hale gelmiştir.

ABD’siz adım atar mı?

Suriye iç savaşının ilk aşamalarından bu yana DEAŞ’in sonlandırılması amacıyla PKK-PYD’yi destekleyen Washington yönetimi, savaşın sonraki dönemlerinde Türkiye’yi sınırlandırmak amacıyla da PKK terör örgütünü desteklemiştir. Obama döneminden Trump’a bırakılan miras olan PKK/PYD desteği, ABD-Türkiye ilişkilerinde gerilimlere sebep olurken, Ankara ile Washington arasında ciddi hasarlar ortaya çıkarmıştır. ABD’nin bölgedeki en önemli müttefikleri Suudi Arabistan ve BAE’nin de kuzey Suriye’deki terör örgütlerine maddi yardımda bulunması bu ülkelerin Türkiye ile ilişkilerinin daha da gerilmesine yol açmıştır. Halihazırda farklı konular nedeniyle Türkiye ile ciddi bir bölgesel çekişme içerisinde olan bu ülkeler, Ankara’nın dış politika hedeflerine ulaşmasını engellemek adına her türlü girişimi desteklemektedirler.

ABD’nin bölgedeki müttefikleri arasındaki ilişkilere de zarar veren bu durum Trump’ın PYD/PKK’ya olan desteği sorgulamasına neden olmuştur. Bunun sonucunda ABD’nin stratejik bir müttefik olan Türkiye’ye karşı terör örgütünü desteklemesinin daha fazla hasarlara neden olmaması adına Trump, Suriye’den çekileceğini açıklamıştır.  ABD başkanı Trump’ın Suriye’den çekilme kararını açıklamasının ardından en merak edilen hususların başında Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin alacağı yeni pozisyon gelmekteydi. Trump’ın Twitter hesabından yaptığı, “Suudi Arabistan, Suriye’nin yeniden inşası için gerekli olan miktarı ödemeyi kabul etti. Gördünüz mü? Son derece varlıklı ülkelerin, 5 bin mil uzaklıktaki ABD’nin yerine, komşularını yeniden inşa etmeleri sizce de güzel değil mi? Teşekkürler Suudi Arabistan!” açıklaması akıllara Washington ve Riyad arasında bu konuda yeni bir anlaşma mı yapıldı sorusunu getirmişti. Fakat Suudi Arabistan’ın Washington elçiliğinden bir yetkilinin CNBC kanalının mailine verdiği cevapta ülkesinin Ağustos ayından bu yana Washington yönetimi ile Suriye’nin yeniden inşası için yeni bir anlaşma yapmadığını ifade etmesi, Riyad’ın Suriye’de ABD’siz nasıl bir adım atacağı konusunda soru işaretlerini artırmıştır.

2011’de Dera’da başlayan rejim karşıtı eylemlere olumlu bakan Riyad yönetimi bir dönem Esed karşıtı muhalifleri bir araya getirmiş ve Özgür Suriye Ordusu’nu ciddi anlamda desteklemiştir. Ancak Trump’ın kararı sonrası olgunlaşan dış politika stratejisinde Suudi Arabistan ve BAE’nin bölgesel tehdit algılamasında Esad rejimini Müslüman Kardeşler, İran ve Türkiye’nin arkasına attığı görülmektedir. Öncelikli tehdit algılarıyla mücadeleyi ön plana alan Riyad ve Abu Dabi yönetimleri, Esad rejimi konusunda yeni bir stratejiyi hayata geçirmeye başlamıştır.

‘Önemli bir mutabakat’

2011’de başlayan barışçıl protestolara karşı sert cevap veren Esed yönetimi Arap Ligi’nden atılmış, sivil halka karşı askeri güç, kimyasal silah kullanan Şam yönetimi birçok Arap ülkesi tarafından kınanmış ve ambargolara maruz bırakılmıştır. Ancak yaşanan bölgesel gelişmeler ve ABD başta olmak üzere kimi aktörlerin değişen pozisyonları Arap ülkelerini Esed yönetimi karşısında yeni bir pozisyon almaya yönlendirmiştir.

Ekim ayında bir Kuveyt gazetesine röportaj veren Beşar Esed, Suriye’nin yıllarca süren düşmanlıktan sonra Arap ülkeleriyle “önemli bir mutabakata” ulaştığını açıklamıştır. İç savaştan bu yana ilk defa bir Körfez gazetesiyle yapılan röportajda Esed, hangi Arap ülkeleriyle mutabakata varıldığını söylememiş, ancak bazı Arap ve Batılı ülkelerin heyetlerinin diplomatik misyonlarının yeniden açılması için Suriye’yi ziyaret etmeye başladığını ifade etmişti. Röportaj  Suriye Dışişleri Bakanı ile Bahreyn Dışişleri Bakanının Eylül ayında BM Genel Kurulu amacıyla katıldıkları zirvede sarılmaları ve şaşırtıcı derecede yakın pozlar vermelerinin ardına gelmiştir. Söz konusu yakınlık akıllara İran’ın müttefiği olan Esed’e yönelik Körfez ülkelerinin politikalarını gözden geçirebileceğini getirmiştir.

Bu gelişmeler devam ederken uluslararası medyaya yansıyan raporlarda Körfez ülkeleri dahil birçok Arap ülkesinin Suriye’nin 2019’da Arap Birliği’ne yeniden üye olmasına destek vereceği belirtilmektedir. Bu kararın 2019 Mart’ında Tunus’ta gerçekleşecek zirve öncesinde alınabileceği tahmin edilmektedir. Öyle ki bu anlamda somut ilk adım Sudan’dan geldi. Sudan Cumhurbaşkanı Ömer el-Beşir ülkesinde devam eden protestolara rağmen, Suriye’ye sürpriz bir ziyaret gerçekleştirmiştir. Rusya’nın sponsorluğunda gerçekleşen ziyarette Esed ile samimi görüntüler veren el-Beşir, “Suriye sorunlarla karşı karşıya olan ülkedir, güçsüzleştirilmesi Arapların davalarının güçsüzleştirilmesi demektir. Suriye, Arap dünyasındaki yerini alana ve eski gücünü kazanana dek Sudan elinden gelen tüm gayreti gösterecektir” şeklinde bir açıklama yapmıştır.

Bu anlamda bir başka önemli adım da Birleşik Arap Emirlikleri tarafından atılmıştır. BAE yönetimi yedi yıl sonra Suriye’nin başkenti Şam’da yeniden büyükelçilik açarak ani bir strateji değişikliğini hayata geçirmiştir. Benzer şekilde Suudi Arabistan’ın arka bahçesi olarak kabul edilen Bahreyn de Şam’a büyükelçilik açmıştır. Yine bu günlerde Suriye İstihbarat Şefi Ali Memlük’ün Mısır İstihbarat Şefi Abbas Kemal ile görüşmesi ve Sisi rejiminin önceden beri Esed yönetimi ile koordinasyon halinde olması bu iki ülke arasında da resmi diplomatik kanalların yeniden tesis edilebileceğinin işaretçisi olarak görülmektedir. Özellikle Suudi Arabistan ve BAE’nin teşvikiyle Ürdün ve diğer bazı Arap ülkelerinin de benzer kararlar alabileceği ifade edilmektedir. Daha açık bir şekilde ifade etmek gerekirse Suriye konusunda bir sonraki adımın Suudi Arabistan’dan geleceği tahmin edilebilir. Ülkede geçtiğimiz günlerde yapılan kabine değişikliği ile Dışişleri Bakanı olarak atanan İbrahim El-Assaf’ın daha önce Suudi Arabistan-Suriye Dostluk Heyeti Başkanı olduğu göz önünde bulundurulduğunda Riyad’ın bu yönde yeni kararlar alabileceği öngörülebilir.

Bu noktada Suudi Arabistan birçok Arap ülkesi gibi Suriye’de Rusya ile yakın ilişkiler geliştirerek Esed ile geçişe onay verebilir. Bu strateji genelde Körfez özelde ise BAE ve Suudi Arabistan açısından iki hedefin gerçekleştirilmesi açısından önemlidir. Bunlardan ilki İran tehdidinin dengelenmesidir. Arapların Esed rejimi ile görüşmelerinin sponsoru veya diğer bir deyişle Suriye’nin Arap ülkelerle barışı projesinin mimarı olan Rusya, Suudi Arabistan ve Körfez ülkelerince İran tehdidinin dengelenmesi noktasında önemli bir aktör olarak görülmektedir. Ayrıca   Körfez- İsrail yakınlaşması da Suudi Arabistan’ın yeni Suriye stratejisine yansıyabilir. Ortak İran tehdidinin dengelenmesi, İsrail-Körfez hattını Suriye özelinde daha da yakınlaştıracaktır. İkinci hedef ise Türkiye’nin bölgede sınırlandırılmasıdır. Türkiye’nin hem siyasi hem de askeri kapasitesini kullanabilme yeteneğini önce Suriye, Irak ve Katar krizi bağlamlarında tecrübe eden Suudi Arabistan ve BAE, ABD’nin geri çekilmesi sonrası Türkiye’nin Suriye’de nüfuzunun artmasından endişe etmiştir. Bu nedenle bu ülkeler Ankara’nın Suriye’de artan nüfuzunu engelleyebilmek adına yıllardır devrilmesine destek oldukları Esad rejimiyle ilişkileri normalleştirme seçeneğini gündemlerine almışlardır.

mehmet.r@outlook.com