Suudilerin Irak politikasında değişen ne?

Mehmet Alaca/ Gazeteci
29.12.2018

Riyad’ın Tahran karşısında kartlarını iyi oynaması halinde tedrici olarak Irak sahnesinde etkisi artan bir aktör olabilme şansı var. Iraklıların İran’a yönelik olumsuz algısının yükselişi Suudi Arabistan’a avantaj sağlasa da Tahran’ın siyasi ve askeri etkinliği Riyad’ın Irak’taki nüfuzunu orta vadede sınırlandırma kapasitesine sahip.



Irak Meclis Başkanı Muhammed elHalbusi, Eylül ayında meclis başkanlığına seçilmesi sonrası Suudi Arabistan’a ilk resmi ziyaretini geçtiğimiz pazar günü gerçekleştirdi. Irak Cumhurbaşkanı Berham Salih de geçtiğimiz ay Riyad’da çeşitli temaslarda bulunmuş, yine aynı dönemlerde Suudi Arabistan Enerji Sanayi ve Maden Kaynakları Bakanı Halid elFalih Bağdat’ı ziyaret etmişti. Bağdat ile Riyad arasındaki karşılıklı ziyaretler, 25 yıldan fazla süren ilişkisizlikten sonra, 2015’te başlayan düşük tempolu normalleşme açısından büyük önem taşıyor. Gazeteci Cemal Kaşıkçı suikastıyla dünyanın gündemine oturan Riyad yönetimi, son yıllarda Yemen’de sürdürdüğü acımasız savaş, Katar’la yaşanan kriz, Lübnan Başbakanı Saad el-Hariri’nin alıkonulmasına sahne olan politikayla iktidarını pekiştirme ve İran’ın bölgedeki etkisini zayıflatma yönündeki çabalarında amacına ulaşamadı. Peki, neredeyse bölgedeki her eyleminde başarısız olan Suudi Arabistan için Irak bir istisna olabilir mi?

Kimlik temelli kota 

Suudi Arabistan’ın 1990 yılında Saddam Hüseyin’in Kuveyt’i işgali sonrasında Irak ile kestiği ilişkiler, 2003 yılında ABD işgalinin Irak‘ta devlet yapısını ortadan kaldırmasıyla daha kötü bir hal aldı. İşgal sonrası kimlik temelli kota (muhasasa) sistemiyle tanımlanan yeni Bağdat yönetimi, Tahran’la güçlü tarihsel ilişkilere sahip olan Şii partilerin yükselişini kolaylaştırması sonucu Riyad da Sünni gruplara yöneldi.

İran’ın nüfuzunu zayıflatmak için Irak’taki Sünni Şammar aşireti gibi gruplara ve Sünni din adamlarına ciddi maddi destek sağlayan Riyad yönetiminin bu dönemde Sünni isyancıları finanse ettiği ve silah desteği kapsamında 25 milyon dolarlık bir yardım yaptığı iddia edilmişti. Riyad’ın Sünni eksenli Irak politikası sorunluydu, zira devleti yeniden inşa etme yıllarında (2003-2005) Şii ve Kürtler büyük ölçüde kendi içlerinde birleşik cepheler oluştururken, politik süreci büyük oranda boykot eden Sünniler bölünmüştü. Her ne kadar Suudi Arabistan ve Körfez ülkeleri parçalanmış Iraklı Sünnileri birleştirmeyi amaçlayan bir dizi konferans düzenlese de başarı sağlanamadı. Riyad’ın 2010’da Ayad Allavi’nin seküler Şii ve Sünnilerden oluşan Irakiyye listesine yoğun yatırım yapması karşılık bulmadı, zira Allavi en fazla sandalyeyi kazansa da Şii politikacı Nuri el Maliki Başbakan oldu.

2003 sonrası dönemde, Irak’ta Sünni İslamcı, laik bireyler ve politik hareketleri finanse etme politikasında sonuç alamayan Riyad, Maliki’nin başbakanlık döneminde bölgede iktidarını pekiştirme konusunda yetersiz kaldığı gibi İran’ın artan nüfuzunu da engelleyemedi. Nitekim bu dönemde Washington, Riyad’ı, İran’ın Irak’taki hakimiyetini azaltmanın bir yolu olarak, Bağdat’la çalışmaya ikna etmeye çalıştı. Riyad, Maliki’yi Sünnilere karşı mezhep ayrımcılığı yapan bir İran yandaşı olmakla suçlayarak bu öneriyi reddederken, Maliki de görevi boyunca Riyad’ın Irak’ta terörizm ve radikal grupları desteklediğini iddia ediyordu.

2014 seçimlerinde Dava Partisi, Sadr grubu ve Ammar el-Hekim’in Yüksek İslam Konseyi’nin (ISCI) ayrı yarışması birleşik bir Şii cephesinin kurulmasını gittikçe zorlaştırırken, Iraklı Şii dini otorite Ayetullah Sistani’nin Maliki’nin istifa etmesini istemesiyle Dava Partisi’nden Haydar elAbadi yeni Başbakan oldu. Değişen bu dinamikle birlikte Riyad stratejisini değiştirerek, 2003’ten beri iktidara gelemeyen Sünni ve laik gruplara odaklanmak yerine, İran konusunda benzer şikâyetleri olan Şii gruplarla görüşmeye başladı. Selefine nazaran İran’ın Irak’taki etkinliğinden rahatsız olan Şii siyasetçi Abadi bu nedenle Riyad için şans oldu.

Bu politika değişikliği nedeniyle Suudi Arabistan 2015’te neredeyse 25 yıllık bir yokluğun ardından Irak’a yeniden büyükelçi gönderdi. Komşu ülkeler arasında diplomatik ziyaretler başladığı gibi, aynı dönemin yaz aylarında, Şii dini lider Mukteda el-Sadr, Riyad’da Suudi Veliaht Prens Muhammed bin Selman ile görüştü. Yine aynı yıl Abadi ilk kez Riyad’ı ziyaret ederken, Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Adil el-Cubeyr Bağdat’ı ziyaret etti. Bu dönemde, İran destekli paramiliter grup Bedir Tugayları mensubu olan Irak İçişleri Bakanı Kasım el-Araji dahi Riyad’a birkaç ziyarette bulundu. Yeni dönemde yapılan karşılıklı ziyaretler dikkate alındığında, Irak Başbakanı Adil Abdulmehdi’nin yeni hükûmeti, sadece geçen yıl Suudi Arabistan’ı iki kez ziyaret eden eski Irak Başbakanı Abadi’nin güçlendirmeye çalıştığı ilişkiler konusunda hevesli görünüyor.

Irak kolay lokma değil

Riyad’ın Tahran karşısında kartlarını iyi oynaması halinde tedrici olarak Irak sahnesinde etkisi artan bir aktör olabilme şansı var. Geçtiğimiz birkaç yıl boyunca, Irak’taki seçkinlere karşı ülkede giderek artan protesto hareketleri İran’ı da hedef alıyor. Irak’taki Şii siyasi bloğun parçalanması, Mayıs 2018 Genel Seçimlerinde en çok oy alan Mukteda esSadr dahil olmak üzere İran’ı eleştiren bir politik sınıfın ortaya çıkmasını hızlandırdı. Hatırlanacağı üzere, 2016’da Bağdat sokaklarında Sadr taraftarlarının kullandığı “İran dışarı” sloganları, geçtiğimiz aylara damgasını vuran Basra’daki protestocuların İran konsolosluğu ve İran destekli Haşdi Şaabi merkezlerini ateşe vermesine dönüşmüştü. İran yanlısı grupların Irak’ta giderek artan nüfuzu Şii liderleri yeni arayışlara ittiği gibi toplumu da Tahran’a karşı öfkelendiriyor. Bu açıdan, birçok Iraklının nezdinde Suudi Arabistan, İran hakimiyetinin zayıflatılması için kullanışlı bir enstrüman olabilir.

İhracat pazarı

Irak ile ekonomik entegrasyonu güçlendirmek isteyen Suudi Arabistan, İran ve Türkiye tarafından domine edilen potansiyel ihracat pazarından faydalanmak istiyor. Suudi Arabistan, 2017’de Irak’la 12 milyar dolarlık ihracat yapan ve 2025 yılına kadar bu rakamı ikiye katlamayı amaçlayan İran’ın nüfuzunu engellemek için bir dizi ekonomik araç kullanmaya çalışıyor. Komşu ülkeler arasında artan ekonomik entegrasyon ve ticaret bağlantılarının önceliğini vurgulamak için Riyad, Ağustos 2017’de Irak ile olan ElArar sınır kapısını yeniden açarken, Suudi şirketleri altyapı ve yollar inşa etmesi için Irak’a gitmeye teşvik ediyor. Coğrafi yakınlığı göz önüne alındığında Suudi Arabistan, güney Irak’ta özellikle de kaynak bakımından zengin ancak yoksul olan ve protesto hareketinin kalbi olan Basra’daki pazara odaklandı. Nitekim Riyad, Tahran’ın bölgedeki nüfuzunu sınırlamak amacıyla, şehirde Sheraton Oteli ve bir petrokimya tesisi gibi inşaat projelerine yatırım yapıyor. Bu yatırımların ilhamıyla, Irak’ın Suudi Arabistan üzerinden Kızıldeniz’e petrol göndermesini sağlayacak bir hattın açılması konusunda öneriler dahi gündeme geldi.

Radikal ideolojisi ve otoriter eğilimiyle Ortadoğu’da radikal gruplarla ilişkisi olduğu sır olmayan Suudiler, Irak’ta kendisine alan açabilmek için, ülkede etkisi artan terör örgütü DEAŞ’a karşı söylem geliştirdi. Hatta örgütü kendisi için kabul edilemez bir tehdit olarak tanımladı. Ayrıca İran’ın DEAŞ’a karşı koymadaki rolü, Riyad’ın Irak’a yöneliminde bir ivme yarattı. Özellikle de DEAŞ’tan kurtarılan bölgeler Riyad’ın ilgisini çekiyor, çünkü Tahran’ın bu konuda ekonomik kazanç elde etmesini hem de sosyolojiyle temas kurmasını istemiyor. 2018 yılının başlarında Kuveyt’te Irak’ın inşası için organize edilen yardım konferansında, Riyad’ın Bağdat’a 1 milyar dolar borç ve 500 milyon dolarlık ihracat kredisi verme konusunda sözü bu gerekçelere dayanıyor. Tabii Irak’ta mali reform yapılamaması ve şeffaflığın artırılamaması halinde Suudi Arabistan ekonomik yatırımlarında umduğunu bulamayabilir.

Iraklı bir araştırma şirketinin henüz yayınladığı bir ankete göre, 2015 yılında Iraklıların 3’te 2’si Suudi Arabistan’a karşı olumsuz bir tavır ifade ederken, bu rakam son zamanlarda yüzde 51’e düştü. Aynı dönemde İran’ın Irak için güvenilir bir ortak olmadığını düşünenler yüzde 24’ten yüzde 55’e çıktı. Irak’ta artan İran karşıtlığı, Suudi Arabistan için artan desteğe eşit değil, zira Şii Iraklılar Suudi Arabistan’ın kendi Şii nüfusuna tarihi zulmü ve Vahabiliğin Şii inancını reddetmesi, Bahreyn ve Yemen’deki dış politikasına tedirginlikle yaklaşıyor. Riyad’ın Tahran’a karşı aşırı düşmanca tutumu sonucunda artan Şii-Sünni mezhepçi vurgunun Irak’ı bir kez daha böleceği düşünülüyor. DEAŞ’a karşı desteklediği Haşdi Şaabi üzerinde oldukça etkin olan İran, Mayıs seçimlerinde İran yanlısı Maliki’nin Kanun Devleti’nin 25; Bedir Tugayları lideri Hadi elAmiri’nin Fetih grubunun 45 sandalye kazanmasıyla Irak’ta yeni hükûmette gücünü pekiştirdi. Iraklıların İran’a yönelik olumsuz algısının yükselişi Suudi Arabistan’a avantaj sağlasa da Tahran’ın siyasi ve askeri etkinliği Riyad’ın Irak’taki nüfuzunu orta vadede sınırlandırma kapasitesine sahip.