Hicaz Demiryolu, mânâ taşıyan bir ulaştırma hattı olmanın ötesinde, toplulukların bağlarını yeniden canlandırarak bölgeyi sağaltacak bir medeniyet enstrümanıdır. Sürdürülebilir işbirliği zemininde yükselecek sabır, tedbir, temkin ve gayret yeniden bir büyük dünyayı ihya edecektir.
Burhanettin Kapusuzoğlu/ Yazar
Hicaz Demiryolu, Sultan II. Abdülhamid Han döneminin çağları aşan büyük bir mühendislik projesidir. Osmanlı Devleti'nin son büyük stratejik-jeopolitik hamlesidir. Projelendirilerek 1900-1908 yılları arasında inşa edilen hat, Sultan Hamîd'in dikkatle yürüttüğü siyasetinin fiziki bir tezahürü ve Batılı emperyal güçlerin bölgedeki nüfuzuna karşı geliştirilmiş müstahkem bir direnç mekanizmasıdır.
Hicaz Demiryolu, XX. yüzyılın başında İstanbul'dan Şam'a ve Amman'a ve nihayet menzil-i maksut olan Medine-i Münevvere'ye uzanan hat boyunca imparatorluk coğrafyasında stratejik bağlantı altyapısıdır. Esasında Hac ibadeti için mukaddes Haremeyn'e çıkılan yolculuğun kolay ve hızlı bir şekilde geçmesi amacı taşıyan projenin bereketi, daha derin siyaset ve devlet aklının işlerini tahkim etmiş, kutsal mekânların siyasi ve idari olarak yeniden yapılandırılmasını hedefleyen bir egemenlik pratiğini getirmiştir.
Bu yönüyle demiryolu, klasik altyapı anlayışının çok ötesindedir. Buradaki altyapı, ekonomik hareketliliği hızlandıran teknik bir araç olduğu kadar devletin mübarek mekânlarla doğrudan temasının sürekliliğini yeniden düzenlemiştir. Hat, merkeze uzak coğrafyaları yepyeni bir idrakle idari denetim alanına alarak egemenliğin kurumsal sınırlarını genişletip imkânlar ölçeğinde teminat altına almıştır. Böylece kutsal mekânlarla merkez arasında doğrudan bir temas hattı tesis edilmiş, coğrafya rahat yönetilen bir düzene dönüşmüştür.
Ortadoğu gezilerimiz sırasında Ürdün'de Amman'da büyük istasyonun hemen bitişiğinde kurulan tamir ve bakım atölyesini, o yılardan kalan malzemeleri, lokomotifleri ve biletleri görünce, hattın hâlâ yaşadığını ve yaşatma kapasitesi olduğunu kabul ile güç bulmuştuk.
Nihayet şartlar olgunlaştıkça Hicaz Demiryolu fikri, tarihte kalmış bir hatıra olmanın ötesine geçmiş ve jeopolitik dönüşümlerin sarmalında dikkatle yeniden tartışılır noktaya geri gelmiştir.
Dünya, statik bir harita olmanın ötesinde birbirine koridorlarla bağlı dinamik bir sistemdir. Bir ülke, bu sistemde ne kadar çok ağa bağlı ise o ülke o denli güçlüdür. Şimdilerde bu gücün ifade biçimine "bağlantısal" diyorlar. Altyapı koridorları da artık güç rekabetinin temel unsurlarına dönüşmüştür. Bu çerçevede hat, geçmişin insanlık ve anlam/değer yüklü mirasını taşıyarak geleceğin muhtemel güç mimarilerinden biri olmaya devam edecektir.
Hicaz Demiryolu, modern ulaşım ağlarının bir örneği olmanın ötesinde, mekânın siyasal olarak üretildiği bir gücü yani bağlantısallık rejimini temsil etmektedir. Bu bağlamda teknik olarak uygulanabilirlikle tarihi bağların sıkıca sardığı medeniyet coğrafyasının kesiştiği noktada, düzenli ve güvenli hareketi sağlayan ve bölge ülkelerinin egemenlik alanlarının sürekliliğine güç taşıyan bir alt-yapı hamlesidir.
Hicaz Demiryolu, bir ulaşım sistemi olmanın çok ötesinde büyük anlamlar taşımıştır ve taşıyacaktır. Gelinen noktada, Türkiye, Suudi Arabistan ve diğer Ortadoğu ülkeleri ile sürdürülen temaslar, yeniden canlanmanın ağır ilerleyen bir jeopolitik süreç olduğunu göstermektedir.
Küresel stratejik ağlar
Uluslararası ilişkiler, devletlerin ve diğer büyük ölçekli aktörlerin güç, çıkar ve güvenlik arayışları/hesapları çerçevesinde ilişkileri inceleyen bir sosyal bilim disiplinidir. Öyle ki bu alan, diplomasi tekniği ile enerji, teknoloji, savaşlar, ticaret ve altyapı ağları üzerinden şekillenen küresel düzeni analiz eder; kültür ve medeniyet unsurları da hiç gözardı edemez. Uluslararası ilişkiler yapısı gereği kimlerin, hangi araçlarla ve hangi kurallar içinde küresel akışları kontrol ettiğini anlamayı ve açıklamayı temin eder.
Uluslararası ilişkiler nazarında güç, klasik askerî kapasite ve sınır temelli kontrolden ziyade ağlar, koridorlar ve altyapı sistemleri üzerinde temellenir ve şekillenir. Egemenlik ise mekânın sahipliğinden çok ticaret, sermaye, enerji, bilgi ve lojistik akışlarının yönetimiyle tanımlanır. Bu değişim, üç temel alanda netleşir: ağları yönlendirme gücü/bağlantısallık, ticaretin güç üretme aracı hâline gelmesi ve altyapının stratejik bir araç olarak işlev kazanması. Bu genel çerçeve, küresel sistemin nasıl işlediğini koridorlar ve ağlar üzerinden yeniden açıklamaktadır.
Bu çerçevede ağlar, Türkiye, Ortadoğu, Körfez ve daha geniş Avrasya coğrafyasında ticaret, enerji, finans ve lojistik akışlarını birbirine bağlayan çok katmanlı ilişkiler sistemidir. Koridorlar, bu akışların somut hâl aldığı, demiryolu, karayolu ve enerji hatları üzerinden işleyen fiziki güzergâhları ifade eder. Böylece Hicaz Demiryolu, ağlar ile koridorların buluşma noktasında akışları organize ederek bölgeyi veya sistemi ticaret, enerji ve lojistik akışları üzerinden taşıyan ve ayakta tutan omurga niteliği kazanmaktadır.
Haddizatında Hicaz Demiryolu, başlı başına fiziki bir ulaşım hattı olduğu gibi aynı zamanda küresel ve bölgesel düzeyde ağların ve koridorların kesiştiği stratejik bir bağlantı düzeneğidir. Bu perspektiften, Levant'tan/Doğu Akdeniz'den Arabistan Yarımadası'na uzanan fiziki bir koridor olduğu kadar Avrupa-Asya-Afrika ekseninde tedarik zincirlerini, enerji rotalarını ve lojistik akışları birbirine eklemleyen geniş bir ağın temelidir. Dolayısıyla proje, sadece bir ulaşım altyapısı değil, aynı zamanda bölgesel güç ilişkilerini yeniden organize etme potansiyeline sahip jeoekonomik bağlantı sağlayan bir yapı olarak değerlendirilmektedir.
Bu çerçevede bakınca Hicaz Demiryolu, tarih ve medeniyet değerlerinin restorasyonu olduğu kadar yeni küresel güç mimarisi içinde esaslı bir yer edinme girişimidir. Büyük dikkatle Türkiye-Suriye-Ürdün hattında Levant'ta yani Doğu Akdeniz havzasında kopmuş ağları, onararak, Suudi Arabistan'ın Vizyon 2030 perspektifi ile Kızıldeniz merkezli dönüşüme entegre etmektir. Buna bağlı olarak Basra Körfezi'ne uzanma ve çoklu ulaşım koridorlarına bağlanma imkânı, bütün Ortadoğu'yu küresel taşımacılık ağının kritik bir düğüm noktasına getirirken Türkiye'yi de transit ülke rolünün ötesinde kurucu bir aktör konumuna taşımaktadır.
Hicaz Demiryolu, etrafa açılmaya meyyaldir. Proje, güney ve doğu eksenleri üzerinden genişleyen çok katmanlı bir ağ kurabilme kapasitesine sahiptir: Batı ekseni, Doğu Akdeniz'i Kuzey Afrika'ya bağlayarak Süveyş merkezli taşımacılığa sağlayacağı katkı nettir. Ancak bu hat, Sina'daki durum ve İsrail-Filistin çatışmasının sürekliliği nedeniyle yalnızca bir ulaşım koridoru değil, aynı zamanda barış müzakerelerinin konusudur. Uzak olmayan bir gün bu barışın aydınlığı gelecektir. Doğu ekseni ise Ortadoğu'dan Horasan'a, Orta Asya'ya/Türkistan'a uzanan hat üzerinden ticaret akışlarıyla birlikte Avrasya güç dengelerini yeniden şekillendirme kapasitesi taşımaktadır. Her ne kadar İran, Rusya ile Çin'in rekabet alanına eklemlenmiş olsa da şu an ki durum bunun tersi değildir.
Esasında bu yapının tesisi, Hicaz Demiryolu'nu sadece bir ulaştırma hattından çıkarıp çok aktörlü ve yüksek rekabet içeren bir koridorlar sistemine dönüştürür. Proje, kârlı bir kazanç olacaktır çünkü boğazlarda bağımlılığı azaltarak enerji güvenliği ve tedarik zincirinin kesintisiz sürekliliğini sağlayarak krizlere dayanıklık üretecektir. Ancak koridorun tek taraflı kontrol edilmemesi, yönetim sisteminin belirsiz değil, istikrarlı ve tahmin edilebilir olması ve güvenlik mimarisinin sürdürülebilirliği çok büyük önem arz etmektedir.
Güvenlik mimarisi
Hicaz Demiryolu'nun yeniden inşası, Ortadoğu'nun gerilim dolu yapısı içinde çok katmanlı realpolitik bir risk şeması içinde bir gündem sırasındadır. Haliyle proje, ABD'nin güvenlik mimarisi, Çin'in Kuşak-Yol projesi, Rusya'nın Avrasya yaklaşımı, İran'ın Şîi uyanışı ve vekâlet düzeneği, İsrail'in sözde güvenlik endişesiyle saldırgan tutumu ve Körfez aktörlerinin rekabet stratejilerinin ve endişelerinin odak noktasında şekillenen jeopolitik düzenektedir. Bu hengâmede ağın inşası önündeki büyük engel, güvenlik kırılganlıkları, asimetrik tehditler ve taraflar arasında sürdürülebilir siyasi mutabakatın tesisinin hayal hanesini terk ettirilmemesidir. Zorunlu eşgüdüm, çok taraflı bir güvenlik rejimi, diplomatik müzakere ve gerçekçi irade var olan sorunları ortadan kaldıracaktır. Proje, iş birliğinin tesisi sayesinde kuvveden fiili geçecektir. İcraat teknik, siyasi, finans, güvenlik ve siyasi mutabakat aşamalarını sürdürülebilirlik hattına bağlayacaktır. Nihai aşamanın tek taraflı nüfuz genişletme aracı olarak kodlanmaması, teknik açıdan mümkün bu hayati girişimin diplomatik kilitlenmesine set çekecektir. Bu nedenle iş, ara vermeksizin güçlü bir siyasi irade ve kolektif güvenlik mimarisi gerektiren stratejik inşa sürecinin eseri olacaktır.
Proje karşısında İsrail'in durumu büyük dikkat gerektirmektedir. Mesele, kanaatimizce tehdit ya da fırsat kategorisine indirgenmemelidir. Konu, İsrail'in içinde yer aldığı jeopolitik mimarinin sürekli dönüşmeyle yeniden şekillenen ilişkilerinin yoğunluğuna ve yönüne bağlı olarak kurulan dinamik bağlantı ağına bağlıdır. Burada temel hassasiyet noktası hattın kendisi değil, İsrail'in yer aldığı jeopolitik ağ içinde güç, risk ve fırsatların sürekli yeniden dağıtıldığı bir hareketliliğin hangi güç yapısına eklemleneceğidir.
Doğu Akdeniz'den işleyecek hat, Suriye-Ürdün ekseninde yeni bir kara omurgası kurarak Doğu Akdeniz ile Kızıldeniz arasında yeni ve güçlü bağlantı büyük bir getiriye sebep olacaktır. Gerçekçi bakmakta fayda vardır: Bu omurganın İsrail'i dışlayan bir eksene dönüşmesi onların ve hamilerinin çevrelenme algısını güçlendirir ve saldırganlaştırır. Buna karşılık kazanca, güvenceye ve güvenliğe dayalı bir dil kullanılmalıdır. Bu sayede Ürdün üzerinden Körfez-Kızıldeniz ağlarına bağlantı sağlanacağı için lojistik çeşitlilik ve ticaret kapasitesi açısından tamamlayıcı olacaktır.
Suudi Arabistan ve Türkiye ve projenin jeopolitik merkezinde yer almaktadır. Türkiye, Doğu Akdeniz üzerinden Kızıldeniz'e uzanan konumuyla sadece geçitteki ülke değildir. Uluslararası tedarik zincirine ait koridorların tasarlayıcılarından ve yöneticilerinden bir aktördür. Türkiye Avrupa, Avrasya, Orta Asya ve Afrika arasında çok katmanlı değerli bir bağlantı merkezidir.
Haremeyn'den dolayı tabiî manevi merkez ve enerji zengini ekonomik bir dev olan Suudi Arabistan, Vizyon 2030 projesi çerçevesinde Kızıldeniz'i küresel lojistik merkezi hâline getirmehazırlıklarını sürdürmektedir. Bilhassa Hac ve Umre ibadetleri için gerekli altyapıyı modernize etme çalışmalarını ilerletmektedir. Hicaz Demiryolu, limanları, arkasında kalan ekonomik, lojistik ya da siyasi geniş etki alanlarına bağlayarak bu gelişmeyi en üst noktaya çıkaracaktır. Ümit o ki Riyad yönetimi, modern Hicaz Demiryolu'nun fizibilite çalışmalarını tamamlayarak projenin başladığı müjdesini vermeye yakındır.
Türkiye ile Suudi Arabistan arasında mümkün olan ilişkiler bütünü tamamlayıcıdır. Bölgenin selâmeti için işbirliği en üst seviyede sürmektedir. Bu nedenle projenin başarısı için teknik uyumve stratejik güven tamdır. Böyle olunca bu iki güçlü dost ülkearasındaki karşılıklı anlayış birliği, demiryolunu geniş bir bölgesel düzenin taşıyıcı unsuruna dönüştürecektir.
Medeniyet diplomasisi
Hicaz Demiryolu'nun taşıdığı anlam katmanlarının hem temeli hem de nedeni olan en özgün boyutu, yetkinleşmek için götürüp teslim ettiği merkez'e ait ana yol olmasındadır. Dün bu hat, Hac güzergâhını yeniden ve daha da görünür kılarken, İslâmların coğrafyasında kültürel dolaşımı ve etkileşimi artırma değer haznesi ile tebarüz etmişti. Aynı zamanda mukaddes mekânlar üzerinden tüm zamanları kuşatan bir hâfıza üretim alanı oluşturarak çağları aşan bir süreklilik kurmuştu. Bu yönüyle, yalnızca fiziki bir ulaşım aracı değil, aynı zamanda anlam üreten ve medeni diplomasiye zemin hazırlayan nitelik ağı örmüştü.
Gene eskiden olduğu gibi Hicaz Demiryolu'nun yeniden inşası, böylesi derin pür-anlam külliyatı olarak değer katıp değerli kılmaya devam edecektir. Bu itibarla hakikat lokomotifinin peşi sıra giden bu mânâ katarı, fiziken jeoekonomik ve lojistik girişim olmasının ötesinde medeniyet diplomasisi bağlamında çok katmanlı bir dış politika aracı olacaktır...
Demiryolu hattı, tarihi mirası taşımanın özgüveni ile aktörlerin, bölgelerin veya sistemlerin birbirine ne kadar ve nasıl bağlı olduğunun farkındalığı üzerinden Türkiye, Doğu Akdeniz/Levant ve mukaddes Hicaz coğrafyası arasında ortak hâfıza ve kimliğin taşıyıcısıdır. Bu çerçevede proje kültürel süreklilik, tarihle gelen aidiyet ve yakınlıklar üzerinden güven inşa eden bir yumuşak güç mekanizmasıdır.
Hicaz Demiryolu, güçlü bir medeniyet diplomasisi aracıdır. Bu hat, modern uluslararası ilişkilerde görülmeyen tarzda, altyapıyı kültürel hâfıza ile inşa teşebbüsüdür. Bu nedenle hattın yeniden canlanması, ülkeleri, şehirleri değil, hâfızaları, gönülleri ve anlam dünyalarını bir sefer daha birbirine bağlayacaktır, çözülmemesine...
Medeniyet diplomasisi çerçevesinden bakıldığında, bu tür bir kuşak projesi, klasik güç siyasetinin çok ötesinde irfani derinliğe denk düşer. Devletler arasındaki ilişkilerin tarihi süreklilik ve ortak değer unsurları üzerinden tazelenmesi sayesinde gelecek olan bereketin, yüzyılı aşmış örselenme ve yoğunluğu tersyüz edeceği izahtan varestedir. Bu noktada Hicaz Demiryolu, Türkiye ile ebedi dost ve kardeş Arap dünyası arasındaki işbirliğini doğal ve meşru bir zeminde yükseltecektir. Çünkü böylesi bir altyapı, istasyondaki hareketle geliştirilen temas sayesinde daha kalıcı somut faydalar getirecek ve zamanla karşılıklı güveni arttıracaktır.
Ayrıca bu hat, İslam dünyasında parçalanmışlığı saracak ve kimlik sürekliliğini yeniden tahkim edecektir. Hac güzergâhındaki yüksek teknoloji ürünü modern altyapı tesisleri ile toplumlar arasında karşılaşma, tanışma ve etkileşim alanları da genişleyecektir. Şu da var: Kültürel yakınlık, ortak şuur oluşmasını destekleyerek idrak yollarındaki daralmayı izale edecektir.
Ancak bu çerçevede derin değer taşıyan medeniyet diplomasisinin hayatiyeti için projenin dili kritik bir öneme sahiptir. Hicaz Demiryolu, tarihi de gerekçe göstererek bir üstünlük ya da nüfuz iddiası olmamalıdır. Ortak geçmişin sağladığı hayat iksiri sayesinde ortak bir gelecek kurma girişimi olarak anlatılmalıdır. Çünkü faydası herkesedir. Aksi takdirde ifade edilen sembolik anlam, birleştirici olmak yerine şüphe üretecektir. Bu nedenle hattın başarısı, doğru bir diplomatik dilin kurulması ile kaimdir.
Hicaz Demiryolu, mânâ taşıyan bir ulaştırma hattı olmanın ötesinde, toplulukların bağlarını yeniden canlandırarak bölgeyi sağaltacak bir medeniyet enstrümanıdır. Sürdürülebilir işbirliği zemininde yükselecek sabır, tedbir, temkin ve gayret yeniden bir büyük dünyayı ihya edecektir.
Sonuç
Yeni Hicaz Demiryolu'nun, Kahire'den Fas'a kadar Kuzey Afrika ve Bağdat-İsfahan-Aşkabat-Semerkand'a kadar Türkistan bağlantıları ile birlikte düşünüldüğünde eski/meyen dünyanın kendini yenileyerek iyiliğin ve malın ticaretinde varoluşunun simge mimarisi olacağı açıktır. Bu mimari, tarihten gelen bağların/bağlılıkların modern zamanda yeniden üretimini ve ihtiyaçların tedarikinde ağların genişlemesini daha mümkün hâle getirecektir. Mevcut uluslararası şartlarda henüz gerçekleşmiş olmasa da konu, artık irade beyanının ötesine geçtiği için yüksek potansiyelli bir jeopolitik hamle olarak iyice belirginleşmiştir.
Suudi Arabistan ve Türkiye başta olmak üzere bölgesel aktörler açısından proje, karşılıklı kazanımlar temelinde buluşan yeni ve güçlü stratejik alanlar üretecektir. Ancak büyük güçlerin rekabeti, bölgesel çatışmalar ve güvenlik kırılganlıkları dolayısıyla kapasitesi yüksek risklerle çevrelidir. Dolayısıyla hattın tesisi ve geleceği güç dengelerinin yönetilmesi ile doğru orantılıdır.
İşin hakikatinde, Hicaz Demiryolu'nun en özgün boyutu medeniyet diplomasisi üretme kapasitesidir. Hat, fizik şartların gereği ile beraber, tarihi, tâlihi, hâfızayı da yeniden bağlayarak topluluklar arasında anlam üretecektir. Bununla birlikte Hicaz Demiryolu barışın maddi zemini olan ekonomik ve sosyal kazanımlara katkı sağlayacağı için karşılıklı ilişkileri derinleştirecektir.
Hasılı Hicaz Demiryolu, romantizme sarılmış tarihi miras hikâyesi olmaktan uzaktır. Her haliyle, riskleri gözardı etmeyen kıtalar arası yeni jeopolitik temeller üretmeye ve geliştirmeye açıktır. Böylesine büyük ve daha ötesi hayati bir projenin gerçekleşmesi için ehli dil beş vakit niyaza dursa yeridir.