Tarz-ı hayatı, ilm-i siyasetiyle Darwin

Bülent Tokgöz / Yazar
19.05.2019

Evrim teorisi, vakti gelmiş bir fikirdi. Darwin olmasa Wallace, o olmasa bir başkası bu teoriyi çerçeveleyecekti zaten. Çünkü pozitivist-materyalist asrın aktığı mecra bunu gerektiriyordu. Evrim, bilimsel bir keşfin fevkinde, kapitalizm ve emperyalizm için varoluşsaldı.



“Bir dokundu, bütün dünya akraba oldu.”  En çok insan ile maymun arasında kurduğu akrabalık infial sebebi oldu. Şakirtleri, pirlerinin açtığı çığırda günümüze değin dinî bir aidiyet ve asabiye ile Evrim akidesi uğruna nice ter döktü, dil döktüler. Keza hasımları da tabii. Onu İblis’in çırağı bir komplocu veya muhteris bir şarlatan olarak yaftalama adına. Bunlar büyük davalar. Biz barut hakkını düşük tutup, bir beşer olarak Darwin Efendi’nin portresini çıkarmaya çalışalım, şu kısacık menzilde. 

Zengin aile çocuğu Charles’ın hayatının en büyük talihsizliği erken yaşta annesini kaybetmesiydi. Daha sekizinde otoriter babasıyla baş başa kalması, ona kendini ifade ederken ölçülü ve dikkatli olmayı öğretmiş olsa gerek. İçe kapanık tabiatı ve tabiata açık çocukluğu da öksüzlüğünden izler taşır. Yatılı okulundan nefret edişi, onu “dar ve basmakalıp” olarak tanımlayışı, her fırsatta kırlara, at üstünde avcılığa kaçışı. “Babam, çocukken yalnız başıma uzun yürüyüşlere çıkmaktan hoşlandığımı söylerdi” diye yazsa da şu tür azarları daha fazla işittiği kesindi: “Anlaşılan, ava çıkma, köpeklerle eğlenme ve fare yakalama dışında hiçbir şey ilgilendirmiyor seni. İstikbalin, kendin ve ailen için yüzkarası olacak!” 

Dedesi ve babası kadar ünlü bir doktor olamayacağı aşikâr olsa da tıp eğitimi için İskoçya’ya yollanır. Cerrahlığa içi ısınmaz; henüz anestezi kullanılmayan çığlık çığlığa ameliyatlar da içini kaldırır. Okulu bıraktığını babasından saklayarak kırlarda vakit öldürür. Afrikalı eski bir köleden hayvan postu doldurmayı öğrenmek tek kârı olur. 

O günlere dair şöyle bir hatırası vardır: Yürürken iki değişik böcek türüne rastlar. Koleksiyonuna katmak için harekete geçer; birini bir eline, diğerini diğer eline. Bu sırada üçüncü bir böcek daha görmesin mi? Onu da ağzına atar. Gelgelelim ağızdaki böcek zehrini akıtınca heveskâr Darwin eldeki böcekten de olur. 

Hayatının fırsatı

Tıp tahsilini bırakınca babası ona “saygınlığa giden başka bir yol” sunar. “Madem doktor olmak istemiyorsun bari rahip ol. İnançlı olmak zorunda değilsin, zaten birçok rahip de değil ama bunu karına söylememelisin. En önemli davetlere çağrılırsın, yüksek bir gelirin ve güzel bir evin olur.” 18’indeki Darwin söylendiğine göre tanrıtanımaz biri değildir. Zaten Cambridge ve Oxford da kiliseye bağlıdır ve doğa bilimcileri de birer rahiptir. Tuttuğu yeni yol da kendisini şevklendirmeyen Charles, vaktinin çoğunu gene börtü böcek toplayarak geçirir, koleksiyonu takdir toplar da. Üniversitenin gurme kulübünde ise olmadık hayvanların tadına alışır. Henüz bir adı dahi olmayan Evrim’i anlatmak üzere tedavüldeki Transmutasyon üstüne kafa yoran bilim adamlarıyla tanışır. 22 yaşında mektebi bitirmiş ama rahipliğe isteksiz yılgın ve vasat gencin karşısına ansızın hayatının fırsatı çıkar. 

Majestelerinin gemisi Beagle, Güney Amerika sahillerinden başlayarak uzun bir araştırma gezisine çıkacaktır ve bir doğa bilimci aramaktadır. Botanik profesörünün referansıyla, masrafları kendisi karşılamak şartıyla, bu görev Darwin’e tevdi edilir. Ne var ki saygınlığa gittiği bellisiz ve tekinsiz bu yola destek vermeye babasını ikna etmek hiç de kolay olmayacaktır. Neyse ki adını bir köpek cinsinden alan 10 toplu eski savaş gemisi Beagle, namını denizcilik tarihine yazdırmak üzere 1831’de dünya turu için yelken açar. Mürettebat kıyıların haritasını çıkarmakla meşgulken Darwin’in vazifesi jeolojik gözlemler yapmak ve türlere ait numune ve fosiller derlemektir. 

Beş yıl sürecek meşakkatli seyahatin sadece altı ayı karada geçecektir ve kalan yıllar gezegenin en çalkantılı sularında deniz tutmasından muzdarip Darwin için bitmek bilmez işkencelerden farksızdır. “Deniz tutmasının bana yaşattıkları hayal edebileceğimin ötesindeydi.” Ateşli hastalıklar geçirir, haftalarca hamağından kalkamaz. Yine de pes etmez. Hatta üniversitedeki gurme derneğinde edindiği alışkanlığı sürdürerek akla hayale gelmedik hayvanların tadına bakar. Şahin, balaban, baykuştan tut, deve kuşları, dev tosbağalar,  iguanalara varana kadar. Tadını dana etine benzettiği puma hadi neyse de diyelim, armadillo için “hayatımda yediğim en leziz etti!” diye ballandırışı insana pes dedirtir.

Karaya çıktıklarında Darwin dirilir. İyi bir binicidir. Yerli at çobanlarıyla birlikte at sırtında bir keresinde 400 mil yol teper. Yerli halkla iyi ilişkiler kurabilen, geçimli, nazik biridir. Hatta hayat tarzları hoşuna gider, “Atlı çobanlık hayatının özgürlüğü çok büyük bir keyif. İstediğin her an atını durdurup ‘Geceyi burada geçireceğiz’ demek...” Arjantin, Şili, Brezilya, Uruguay, Patagonya; fosil bulmak için dolanır durur. And Dağları’nın yüksek geçitlerine kadar tırmanır. 3000 metre rakımda kayalıkların içinde deniz kabuklularını görünce doğanın değişim kapasitesi üstüne radikal düşüncelere dalar. Sabit bir dünya tasavvuru öneren İncil’le yollarının ayrılmaya başlamasında bu gözleminin payı büyüktür. İnsan ayağı değmemiş Galapagos Adası’nda yaptığı gözlemlerin onun hayatında dönüm noktası olduğu söylense de bu ıssız adanın evvelinde genç doğa tarihçisi âleme başka bir nazarla bakmaya başlamıştır bile. 

Güney Amerika’nın en güney ucundan alınarak İngiltere’de medenileştirilmiş üç Yagan yerlisi misyonerlik misyonuyla kabilelerine geri götürülmüş, bir sene geçmeden Hıristiyanlığı boşlayarak eski hayatlarına dönmüşlerdi. Yerlileri “sefil ve rezil vahşiler” olarak tanımlamaktan geri durmayan Darwin, bu tecrübeye istinaden de “insanların hayvanlardan sanıldığı kadar uzak olmadığı” hükmüne yakınlaşır. Güneş batmayan imparatorluğun anavatanına beş yıl sonra döndüğünde büyük oranda başka biridir. 

Başka biri olarak döner

Gelgelelim bunu nasıl ifadelendirecektir? Dedesi Erasmus, transmutasyonu savunduğu için dışlanmamış mıydı? Kendisinin daha güçlü delillere ve daha şamil bir teoriye ihtiyacı vardır. İnancıyla hayatı arasındaki çelişki ve gerilimler yolculuktaki bulantılarını nüksettirir. 1851’de en sevdiği çocuğu kızı Anne’nin çileli ölümü bu tropik ve psikosomatik hastalığını iyice ağırlaştırır. Sonraki kırk yıl boyunca yarı yatalak bir hayata mahkûm olur. Çalışma saatlerini azaltmak zorunda kalsa da yılgınlığa kapılmaz. Tanrı’nın cezası gibi gözüken istifralara ve tahammülfersa ağrılara rağmen teorisini temellendirmek için didinmeyi sürdürür. Çalışmalarını “Ölümümden sonra açılacak” yazan bir pakette biriktirir ve merdiven altında saklar. Bu halet yirmi yıl sürer, velakin... 

Evrim fikri 

“Kafa dağıtmak için” okuduğu bir kitap evrim fikrini dayandıracağı ana ekseni kendisine bahşeder. Malthus’un Nüfus Üzerine Deneme’sindeki tespitlerin biyolojiye tatbiki bütün teorik sorunları çözmüşe benzer. Doğal Seçilim tezi, evrimin ana dinamiğini teşkil eder. Ne gariptir ki aynı günlerde aynı kitaptan hareketle aynı sonuçlara varan başka bir botanikçiden aldığı 20 sayfalık mektup onu elini çabuk tutmaya zorlar. Aksi hâlde bunca yılını verdiği teori başkasının üstüne kalacaktır. Derhal çalışmalarını elden geçirir ve Wallace’in mektubuyla birlikte ortak bir bildiri olarak bilim çevrelerine sunar. Tabii ki Gallerde doğmuş, taşralı ve yoksul Wallace çarçabuk unutulur ve Evrim teorisi Darwin adıyla anılır. 

Malikânesinde tartışmaları dikkatle izler; kimler karşıt, kimler kararsız, ısrarla takip eder. En net hatırında kalan Dublinli bir profesörün sözleridir: “Teoride yeni olan her şey yanlış, doğru olan her şey ise eski...” Etkili bilim adamlarını yanına çekmek için çareler düşünür. Dünyanın her tarafında bilim çevreleriyle mektuplaşır, bilgileri ve delilleri paylaşır. Kendisi için koşturan yetkin muhibbanı vardır. Bunlardan “Darwin’in buldogu” lakabı takılan Huxley, “Maymunluğunuz büyükanne tarafından mı geliyor, büyükbaba tarafından mı?” tacizlerine muhatap olsa da Evrim’i yani Darwin’i cansiperane müdafaa eder. Victoria çağı toplumu yeni fikri benimsemekte ağırdan alsa da akademide tez zamanda taraftar toplar. Darwin’in yakasındaki Kraliyet Madalyası zafer nişanıdır. Evrim teorisi, tüm serencamdan da anlaşılacağı üzere vakti gelmiş bir fikirdi. Darwin olmasa Wallace, o olmasa bir başkası bu teoriyi çerçeveleyecekti zaten. Çünkü pozitivist-materyalist asrın aktığı mecra bunu gerektiriyordu. Evrim, bilimsel bir keşfin fevkinde, kapitalizm ve emperyalizm için varoluşsaldı. 

Bir cinayeti itiraf eder gibi

1882’de aylar süren bulantı ve kasılmaların ardından vefadar karısının refakatinde hayata gözlerini yumar. Devrin İngiltere’sinde doğanların ortalama ömrü 31 seneyken, 73 yaşındaki Darwin şanslılardandır. “Dünyanın en tatlı yeri” dediği mahallenin mezarlığında gömülmek arzusundadır ama hatırlı dostlarının başka planları vardır. Londra’daki Westminster Katedrali’nde, Bilginler Köşesi’nde, Newton’un birkaç adım ötesini uygun görürler. Kilisenin pabucunu dama atan adam, kilisenin avlusuna gömülür böylece. Zamanla kilise onu “yanlış anladığı, tepkisinde hatalı olduğu için” özür dileyecek, gür sakalı bir aziz gibi poundların üzerini süsleyecek, İngiltere’nin caka sattığı markalardan olacaktır. 

İngiliz Kiliseler Birliği ateist olarak ölmediğini ispat için misyonerlere yardım ettiğini söylese de Darwin’den bir mümin portresi çıkarmak kolay değil. Türlerin Kökeni’nde geçen “… ilk formlara nefes üflendi” ibaresini sonraki baskılarda “Tanrı tarafından nefes üflendi” şeklinde değiştirmiş olsa dahi. Gerçi hiçbir zaman alenen ateizm propagandası yapmadığı gibi ateistlik iddiasında da bulunmamıştır. “Bir tanrının mevcudiyetini reddetmediğim için ateist olduğum söylenemez; benim durumum için Agnostik kelimesinin kullanılması çok daha yerinde olacaktır” sözleri resmî beyanı mesabesindedir. Mektuplarında ise daha samimidir: ““Etrafımızda, evrende tasarım ve iyilikseverlik bulunduğuna dair bir kanıt göremiyorum. Dünya üzerinde hâlâ çok fazla sefalet var. Sırf beslenmek niyetiyle bir kedinin bir fare ile oynayabildiği bu evrenin, kadir-i mutlak ve merhamet sahibi bir Tanrı tarafından tasarlandığı fikrine inanmaya kendimi ikna edemiyorum. ” 

Deizmden bir önceki durak

Dindarlarla kapışmadan kendini ifade etmeyi bilmesini, dindar biri olan karısı Emma’ya olan minneti ve muhabbetinin yanı sıra kendisinin ağırbaşlı mizacında aramak en doğrusu. Şu da var ki “Bir cinayeti itiraf eder gibi” tezini ileri sürerken bunun ne manaya geldiğini pekâlâ biliyordu. Ölen, öldürülen Tanrı’dan başkası değildi çünkü. Bu durumu en iyi özetleyen, ateistlerin günümüzdeki rehberlerinden Richard Dawkins’tir: “Darwin öncesinde tanrıtanımazlık belki mantıksal olarak savunulabilirdi fakat ancak Darwin sayesindedir ki entelektüel açıdan tatmin olmuş bir tanrıtanımaz olabiliyoruz.” Böyledir. Evrim teorisi en iyi ihtimalle deizmden bir önceki duraktır ve bu yüzden birileri bu mutant salyangozu matah meta diye Müslüman mahallesinde satmaya azimkârdır. 

Ne ki bu barut hakkıyla yazı buraya kadardır. 

tokgozbulentt@gmail.com