Savaşın ekonomisi tehditler ve fırsatlar

26.03.2022

Ukrayna Krizi, bölgesel ve küresel muhtemel olumsuz sonuçlarının yanında, akıllı stratejilerle Türkiye gibi önemli bölgesel aktörler açısından önemli stratejik avantajlar da barındırmaktadır. Ülkemizin başta ekonomi, tarım ve enerji alanlarında kısa ve orta vadeli iyi planlanmış politikalarla savaşın zararlarından en az şekilde etkilenip, krizin ortaya koyduğu beklenmedik fırsatlardan da istifade etmesi mümkündür.


Savaşın ekonomisi tehditler ve fırsatlar

Prof. Dr. Ayfer Gedikli / Düzce Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Dekanı

2022'ye girerken tüm dünyanın tek umudu hayasız Covid-19 salgınının son bulması ve eski sıradan hayatımıza geri dönebilmekti. Ülkeler de indirdikleri şalterleri yeniden kaldırmak, kırılmış tedarik zincirini yeniden onarmak ve uluslararası ticaret kanallarını yeniden harekete geçirerek ekonomik performanslarını "fabrika ayarlarına" geri almak telaşındaydı. Derken bir sabah tuhaf bir güne uyandık. Gerçi savaş çanları uzun zamandan beri çalıyordu ama kimse Rusya ile Ukrayna arasındaki gerilimin tüm dünyanın dahil olacağı küresel bir mesele boyutuna geleceğini tahmin etmiyordu. İki ülke arasındaki kriz, kısa sürede askeri, siyasi ve ekonomik boyutları ile oldukça girift bir girdaba dönüşüverdi.

Kremlin'in beklentisi

Rusya'nın beklentileri, kendisine yakın bir yönetimin iktidara gelmesi ve hatta Ukrayna ordusunun yönetime karşı ayaklanması ile krizin birkaç gün içinde bitmesiydi. Kırım ve Donbass'ı kolayca ilhak eden Rusya'nın başta ABD olmak üzere AB ve diğer ülkelerden herhangi bir direnç görmemesi, Kremlin'de muhtemelen Ukrayna için de sürecin aynı şekilde işleyeceğine dair bir algının oluşmasına neden olmuştu. ABD Başkanı Biden'ın krizin ilk dönemlerinde Ukrayna'ya asker göndermeyi düşünmediklerini açıkça belirtmesi yanında AB ülkeleri ile İngiltere'den gelen tepkiler de oldukça cılızdı. AB ülkelerinin doğalgaz ihtiyacının yüzde 40'ını Rusya'dan karşılanıyor olması kriz karşısındaki sessizliğin muhtemel sebebiydi.

Rusya Ukrayna'ya girene kadar coğrafi uzaklığının da avantajı ile konuya hiç dahil olmak istemeyen (ya da bir süre öyle görünmek isteyen) ABD, birden oyuna girerek Rusya'nın Ukrayna'yı ilhakının karşılıksız bırakılamayacağını ve belli yaptırımların başlatılması gerektiğini açıkladı. Son yıllarda Çin'in küresel ticarette giderek artan ağırlığının askeri ve siyasi alanlara da taşınmaya başlaması ve Çin dışında Rusya'nın da Putin önderliğinde giderek artan gücü, ABD'nin küresel ölçekte eski etki alanına sahip olmadığı yolunda genel bir algının oluşmasına yol açmıştı. Gerçekten de ABD, oğul Bush döneminde 11 Eylül saldırıları ile başlayan kibirli ve saldırgan politikaları ile tüm dünyada antipati toplayan bir ülke olmuştu. Bunu küresel ticarette üstünlüğü Çin'e kaptırmaya başlaması da takip edince, başta AB ülkeleri olmak üzere ABD ile birlikte hareket etme zaruretine gerek kalmadığını düşünen ülkeler, ABD'den bağımsız ekonomik ve siyasi politikalar belirlemeye başlamışlardı. Rusya'nın Ukrayna'yı ilhakı belki de ABD'nin AB ülkelerine kendisinden asla vazgeçemeyeceklerinin adeta uygulamalı bir gösterisi olmuştu.

Yaşanan krizle ABD, kendi öndeliğinde bir blok oluşturmanın vazgeçilmezliğini bu ülkelere Rusya tehdidini iliklerine kadar hissettirerek göstermiş oldu. Benzer şekilde Rusya da yaşanan krizle kendisine yönelik küresel ölçekte başlatılan ambargo ve yaptırımları gerekçe göstererek ülkesinde Rus milliyetçiliğinin güçlenmesini sağlamış ve Rusya önderliğinde çevre ülkelerin Batı blokuna karşı kendilerini güvende hissedeceklerini, çok yüksek maliyetleri olsa da göstermiş oldu. Sonuç olarak ABD de Rusya da birbirleri üzerinden kendi güç alanlarını tescillerken, kendilerine yakın çevre ülkelerle ilişkilerini konsolide etmeyi kısmen başarmış oldular. SSCB'nin yıkılmasından bu yana tek kutuplu olan dünya düzeninin, Soğuk Savaş döneminde olduğu gibi yeniden çift kutuplu olmaya doğru ilerlediğini söylemek herhalde yanlış olmayacaktır.

Esasen Rusya'nın muhtemel planı, Ukrayna'yı ilhak etmek değildi. Kazakistan'da olduğu gibi Zelensky hükümetini devirip Rus yanlısı bir hükümeti başa getirerek Ukrayna ile birlikte Belarus ve Litvanya kuşağını sağlamlaştıracaktı. Bu sayede AB ile arasına tampon bölge oluşturarak kendini güvence altına almayı planlıyordu. Öte yandan, Kırım'ı alarak Sivastopol Limanı gibi oldukça stratejik bir limana sahip olmuş ve Karadeniz'de donanmasını tutabileceği güvenli bir alan oluşturmuştu. Tam Putin istediğini almaya çok yaklaşmışken beklenmedik durumlar yaşanmaya başlandı. Komedyen Zenelsky ve hükümeti ülkeyi terk etmedi, bilakis kalıp ülkelerini savunmak için uluslararası destek istedi. NATO başta olmak üzere, ABD, AB ülkeleri ve tüm çevre ülkeler konuya başlangıçta oldukça duyarsızken, ABD'nin yaptırım kararlarını açıklaması ile süreç birden yön değiştirmeye başladı. Gelinen noktada Rusya, ilhaka devam ederek Ukrayna'nın deniz ile tüm bağını kesip tüm Karadeniz sahiline yerleşerek AB'ye karşı Karadeniz'de kendisini tamamen güvence altına almaya çalışacak gibi görünüyor. Bu stratejiye karşı, ABD ve AB, Ukrayna'yı güçlü şekilde destekleyerek Rusya ile ciddi bir güç mücadelesine girdiler.

Köşeye sıkıştırma planı

Küresel finansal sistemin yönetimini ağırlıklı olarak elinde bulunduran ABD'nin başını çektiği Batı ülkeleri, Rusya'nın diğer ülkelerle dış ticaretinden uluslararası bankacılık işlemlerine kadar birçok alanda ambargo uygulamaya başladılar. Küresel yaptırımları izleme veri tabanı olan Castellum.Al'a göre Rusya'ya, İngiltere 801, İsviçre 774, AB 705, Fransa 696, Kanada 526, Avustralya 479, ABD 293 ve Japonya 88 yaptırım başlatmıştır. 22 Şubat öncesinde Rusya'ya yönelik 2.754 yaptırım mevcutken, bu tarihten sonra 4.362 yeni yaptırım kararı alınmıştır. Uzun yıllardır ambargolarla boğuşan İran'a yönelik toplam yaptırım sayısının 3.616 olduğu düşünüldüğünde, 7.116 gibi rekor sayıda yaptırımla karşı karşıya kalan Rusya'nın ekonomisinin ağır hasar aldığını tahmin etmek güç değildir (https://www.castellum.ai/russia-sanctions-dashboard). Yaptırımlar bir yanıyla Kremlin yönetimine yakın olan ve "oligark" olarak tanımlanan zengin iş insanlarını ekonomik yönden köşeye sıkıştırmaya yönelik olarak planlanmıştır. İngiltere takımlarından Chelsea'nin sahibi olan Roman Abramovich ve eski KGB subayı ve bankacı Aleksander Lebedev başta olmak üzere yüzlerce zengin iş insanı ve 386 Rus parlamenter bireysel olarak İngiltere, AB ve ABD'nin ambargolarına uğramışlardır. Oligarkların İngiltere bankalarında 800 milyar dolardan fazla olduğu tahmin edilen hesapları dondurulmuş, oturum hakkı elde ettikleri "altın vize" uygulaması durdurulmuştur. Rusya başkanı Putin, eski Başkan Medvedev, Dış İşleri Bakanı Lavrov ve Savunma Bakanı Sergie Shougi'nin mal varlıkları da İngiltere, AB, Kanada ve ABD tarafından dondurulmuştur. AB ve İngiltere tarafından otomobil, moda ve marka kıyafetler gibi lüks malların bu ülkeye satışı sonlandırılmış, İngiltere Rusya'dan yaptığı ithal mallar üzerine yüzde 35 vergi koymuş; siviller ve asker tarafından kullanılan kimyasallar ve lazer gibi malların Rusya'ya satışı durdurulmuştur. ABD, İngiltere, AB ve Kanada havayolu şirketleri tarafından Rusya'ya yönelik tüm uçuşlar iptal edilmiş; G7 ülkeleri, Rusya'nın "avantajlı ülke" statüsünü kaldırarak birçok ticari avantajının ortadan kalkmasına yol açmıştır.

Ambargolar ülkenin uluslararası ticaretine yönelik engellemeler şekilde de kendini göstermiştir. ABD, Rusya'dan doğal gaz ve petrol ithalatını yasaklamış, İngiltere Rus petrolü ithalatını kademeli olarak 2022 sonuna kadar durduracağını açıklamıştır. AB ise ihtiyaç duyduğu petrolün dörtte birini ve gazın yüzde 40'ını Rusya'dan almakta olduğunu ve alternatif enerji kaynaklarına yönelerek 2030'dan önce Rusya'dan tedarik ettikleri enerjiye olan bağımlılıklarının tamamını bitirmeyi planladıklarını açıklamıştır. Ukrayna üzerinden AB'ye aktarılan boru hattına alternatif olarak Polonya ve Ukrayna'yı bypass eden ve tamamen Baltık Denizi üzerinden Almanya'ya ulaşacak olan boru hattı, uzun süreden beri gerek çevreye verebileceği olumsuz etkiler gerekse enerjide Rusya'ya daha fazla bağımlılık getireceği gerekçeleriyle diğer AB ülkeleri ve ABD tarafından eleştiriliyordu. Krizin patlak vermesiyle başlatılan yaptırımlar ardından Almanya Nord Stream II doğal gaz boru hattını beklemeye aldığını açıklamıştır.

İhraç ambargoları

Bankacılık alanında da Rusya sıkıştırılmaya çalışılmıştır. ABD'nin finansal yaptırımlar konusundaki küresel baskısı ile Batılı ülkeler Rusya Merkez Bankası'nın 630 milyar dolarlık döviz rezervlerini dondurmuştur. Tüm dünyanın Rusya ile olan uluslararası finansal işlemlerinde SWIFT uygulamaları yasaklanmıştır. Rusya'nın SWIFT dışında bırakılması, para transferlerinin oldukça güçleşmesine yol açmış; bireysel işlemler yanında, enerji ihracatı nedeniyle Rusya'ya yapılması gereken ödemelerin de gecikmesine yol açmıştır. Bunun yanında bütün Rus bankalarının varlıkları dondurulmuş; Batılı ülkelerde Rus devlet ve özel şirketlerinin finansal işlemler yapmaları ya da borçlanmaları engellenmiştir. Rusya'da faaliyet gösteren McDonald's, Coca-Cola, Starbucks gibi küresel şirketler, bu ülkedeki faaliyetlerini durdurmuşlardır. Rusya'nın Telekom, tıbbi malzeme, araç, tarım ürünü başta olmak üzere birçok ihraç ürününe ambargo uygulanmaya başlanmıştır.

Olayların başladığı 22 Şubat 2022'de 1 $=78,84 Ruble iken 9 Mart 2022'de 1 $=139 Ruble'ye yükselmiş, 22 Mart 2022'de 1 $=107,5 Rubleye gerilemiştir. 1 ay içerisinde Ruble yüzde 40'a varan oranlarda değer kaybetmiştir. Uygulanmaya başlanan ambargolar karşısında Putin, "dost olmayan ülkeler" listesini açıklayarak bundan sonra bu ülkelere yönelik doğal gaz satışının ödemelerinde Rus Rublesine geçmesini planladıklarını açıklamıştır. Rubledeki keskin değer kayıplarına paralel olarak haftalık enflasyon önceki haftaya göre 1.75 artarak yüzde 2.2'ye yükselmiş ve yapılan açıklamalara göre 2008'den bu yana en yüksek haftalık enflasyon olarak kayıtlara geçmiştir. Rusya Ekonomi Kalkınma Bakanlığı tarafından basına yapılan açıklamada yıllık enflasyon oranının yüzde 10.4 olduğu belirtilmiştir. Ancak Rubledeki değer kaybı henüz fiyatlara tam manasıyla yansımadığından önümüzdeki aylarda ambargoların da derinleşmesiyle birlikte enflasyonun daha yüksek oranlara tırmanabileceğine yönelik güçlü sinyaller bulunmaktadır. Rublenin sert değer kaybını hafifletmek ve hızla yükselmeye başlayan enflasyonu kontrol altına almak için Rusya Merkez Bankası 1050 baz puan artışla politika faiz oranını yüzde 9,5'tan yüzde 20'ye yükseltmiştir. Devlet tahvili elinde bulunduran yabancı yatırımcılara faiz ödemeleri ile Rus firmalarının denizaşırı hissedarına ödeme yapmasını yasaklanmıştır. Milyarlarca dolar değerinde Rus hisse senedi ve tahvili elinde bulunduran yabancı yatırımcıların kıymetli evraklarını satması da engellenmiştir. Rusya ayrıca petrol yaptırımlarına karşılık olarak gaz arzını kısıtlayabileceği hatta tamamen durdurabileceği yolunda açıklamalar yapmıştır.

Rusya ve Batı arasında yaşanan bu güç mücadelesi, pandeminin ağır yaralarını sarmaya çalışan küresel ekonomi için yeni ve umulmadık bir krizle boğuşmayı gerektirdi. IMF, Rusya'nın Ukrayna'yı ilhakının küresel ekonomiye etkisinin daha yavaş ekonomik büyüme ve daha yüksek enflasyon olacağını duyurdu. İki ülke arasında yaşanan savaş, zaten pandemi döneminde ağır darbe almış olan küresel tedarik zincirinin, Rusya'nın yaşadığı ambargolarla henüz toparlanmaya fırsat bulamadan yeniden bozulmasına yol açacaktır. Ukrayna ve Rusya dünya buğday ihracatının dünya 30'unu oluştururken savaş nedeniyle ihracat ve ekimlerin sekteye uğraması gıda fiyatlarının küresel ölçekte rekor seviyeye yükseleceğini göstermektedir. Benzer şekilde Rusya'nın önemli bir doğal gaz ve petrol ihracatçısı olması nedeniyle uygulanan ambargolar sonucunda yaşanacak kesintiler, küresel ölçekte petrol ve doğal gaz fiyatlarının da yükselmesine neden olmuştur.

Bunun yanında, Rusya ile ticaret yapan Türkiye gibi komşu ülkeler, dış ticarette yaşanacak sorunlar, tedarik zincirindeki kırılmalar, SWIFT engelleri dolayısıyla bankacılık işlemlerinde ve para transferlerinde sorunlarla boğuşmak zorunda kalacaklar. Başta Polonya ve Belarus'a yönelik olmak üzere, Ukrayna'dan can güvenliği nedeniyle ayrılmak zorunda kalan Ukraynalıların sebep olacakları göç dalgası da hedef ülkeler açısından önemli sosyal ve ekonomik problemler doğuracaktır. Ukraynalılar öncelikle AB üyesi ülkelere göç etmeyi tercih etseler de yakın geçmişte Suriye ve Irak'tan çok yüksek sayıda göç almış bir ülke olarak Türkiye'ye yönelik de göçmen hareketliliğinin olması ihtimal dahilinde görünmektedir.

Gıda fiyatlarının yükselişi

Her iki ülkeyle de ekonomik ve siyasi ilişkileri olan Türkiye, mevcut krizden dolayı diğer komşu ülkeler gibi oldukça sıkıntılı bir dönem yaşamaktadır. İthalat maliyetlerinin üretim maliyetlerinden daha düşük olduğu gerekçesi ile başta buğday olmak üzere çeşitli tarım ürünleri ithal ettiğimiz bu iki ülkenin yaşadığı kriz, ülkemizde gıda fiyatlarının hızla yükselmesine yol açmıştır. Krizin bir süre daha devam edecek olması, muhtemelen tarımsal ürün ekiminin Ukrayna'da bu yıl yapılamayacağını ve küresel talebi karşılamakta sıkıntı çekileceğini göstermektedir. Binlerce yıllık kadim ve bereketli topraklara sahip olan ülkemizin tarım sektörü gibi stratejik bir sektörde ithalat yerine yerli tarım üretimine geçmesinde ve gıda kıtlığına karşı hızla kendi ekimlerimizi arttırmakta hayati önem vardır. Büyüyen ekonomimiz nedeniyle artan enerji ihtiyacımız dolayısıyla iç kaynaklarımızla ve çeşitlendirme yöntemleri ile hafifletmeye çalıştığımız enerjide dışa bağımlılığımıza benzer stratejileri gıda arz güveliği için de gerçekleştirmek zorundayız.

Ayrıca, bu yaz Rusya'dan 6 milyon, Ukrayna'dan 2 milyon turistin ülkemizi ziyaret etmesi beklenirken yaşanan kriz, bu yılki beklenen turizm gelirleri üzerinde de ciddi bir olumsuzluğa yol açacaktır.

Rusya'nın küresel bankacılık sistemi tarafından uygulanan ambargo dolayısıyla SWIFT üzerinden para transferlerini gerçekleştirememesi, bu ülke ile yaptığımız dış ticarette ödemeler konusunda önemli sorunların yaşanmasına yol açmaktadır. Kimi Rus iş insanları kısa vadeli çözüm üretmek için Çin bankalarında hesap açarken, kimileri de Türk bankalarını tercih etmektedir. Bir yanıyla Türkiye açısından finansal bir kaynak olmaya aday olan bu durumun, Rusya'ya karşı uygulanan ambargolar nedeniyle dikkatle yürütülmesinde fayda vardır.

Öte yandan, para transferlerinde yaşanan engellemeler, son dönemde küresel ölçekte kendisine önemli bir kullanım alanı bulan blockchain üzerinden aşılmaya çalışılmaktadır. Rusya'da faaliyet gösteren birçok özel şirket, para transferlerinde sanal cüzdan vasıtasıyla finansal aktarımlar gerçekleştirerek uygulanan ambargoyu delmeye çalışmaktadırlar.

Enflasyonist baskı

Pandemi döneminde uygulanan açık bütçe politikaları ve ülkelerin vatandaşlarına destek olmak maksadıyla yaptıkları para basma ve doğrudan transferler tüm ülkelerde ekonomilerin faaliyete geçmesi ile birlikte enflasyonist bir baskı ortaya koymuştur. ABD'de son 40 yılın en yüksek enflasyonu kayıtlara geçmiş ve yüzde 7,5'e ulaşınca FED'in uzun süreden beri beklenen faiz artırımı kararı yüzde 25 baz puan olarak açıklanmıştır. Üstelik enflasyonun seyrine göre faiz artırımlarına yılsonuna kadar devam edilebileceği sinyali de verilmiştir. Bu durum, her zaman döviz ihtiyacı olan gelişmekte olan ülkeler açısından başka bir sıkıntı kaynağı anlamına gelmektedir. Zira tüm gelişmekte olan ülkeler, ihtiyaç duydukları dövizi ülkelerine çekebilmek için artık daha fazla faizi gözden çıkarmak zorunda olacakları bir döneme girmiş bulunuyor.

Türkiye de diğer tüm ülkeler gibi bu kargaşa içinde kendisi için en iyi olanı bulma ve uygulama telaşında. Türkiye, kriz sürecinde olabildiğince tarafsız kalarak hem Ukrayna hem de Rusya ile olan ilişkilerini nazik bir düzlemde oldukça başarılı şekilde sürdürmeyi başardı. Zira bu krizde taraf olmanın Türkiye açısından önemli sorunlar doğuracağı bir gerçek. Geçtiğimiz günlerde Wall Street Journal'da Paul Kolbe'nin kaleme aldığı, Türkiye'nin Rusya'dan satın aldığı S-400'leri Ukrayna'ya savunma sistemlerini güçlendirmek için vermesini, buna karşılık da ABD'nin Türkiye'ye F-35 vermesini öneren sıradışı bir makale yayınlandı. Her ne kadar öneri ciddiye alınmasa da esasında ABD ve AB blokunun bölgenin önemli bir aktörü olan Türkiye'yi kendi taraflarına çekerek Rusya'ya karşı önemli bir güç elde etmek istedikleri aşikâr.

Bağımlılığın azaltılması

Enerji bağımlılığının azaltılması konusunda AB uzun dönemden beri alternatif enerji kaynakları üzerinde çalışmalar yapıyordu. Avrupa'nın yıllık 155 milyar metreküp Rus gazı kullanımını azaltma çabası sürerken Rusya'nın Avrupa'ya yönelik gaz akışını durdurma ihtimali, kıtada enerji arz güvenliği sorununu yeniden gündeme getirmiştir. Özellikle yenilenebilir enerji kaynaklarının daha etkin kullanımı ve yeşil enerjiye geçilmesi konusunda devam eden stratejiler, Rusya krizi ile birlikte hız kazandı. Enerji koridorlarının oluşturulmasında alternatif güvenli rotaların seçimi ve belli bir ülkeye bağımlılığın azaltılması sıklıkla dillendirilmeye başlandı. Önceki dönemlerde siyasi gerekçelerle enerji koridorlarında Türkiye dışarda bırakılmaya çalışılırken, gelinen noktada Türkiye'nin dışlanamayacağı anlaşıldı. Avrupa'da enerji arz güvenliğinin sağlanmasına yönelik olarak Trans Anadolu Doğal Gaz Boru Hattı (TANAP)'ın gaz gönderiminde etkin şekilde pozisyon almasına ve 01 Ocak 2022 itibarıyla Avrupa'ya yıllık doğal gaz taşıma miktarının 10,5 milyar metreküpe yükseltilmesine başlanmıştır.

Özetle, Ukrayna Krizi, bölgesel ve küresel muhtemel olumsuz sonuçlarının yanında, akıllı stratejilerle Türkiye gibi önemli bölgesel aktörler açısından önemli stratejik avantajlar da sağlayabilecektir. Ülkemizin başta ekonomi, tarım ve enerji alanlarında kısa ve orta vadeli iyi planlanmış politikalarla savaşın zararlarından en az şekilde etkilenirken, krizin ortaya koyduğu beklenmedik fırsatlardan da istifade etmesi bu sancılı dönemi kazançla atlamamızda hayati öneme haizdir. Unutmamak gerekir ki her fırsat bir tehdit, ama her tehdit de bir fırsat barındırır.

ayfergedikli@yahoo.com