'Terör' ve dış müdahale tartışmalarının gölgesinde Mozambik'teki insani kriz

Gökhan Kavak/ Yazar
27.11.2020

Çatışmaların, Mozambik'in diğer bölgelerine ya da komşu ülkelere yayılıp yayılmayacağını zaman gösterecek ancak yaşananlar, Müslümanların çoğunlukta olduğu bir bölgenin daha yeraltı kaynaklarıyla ya da tarihi geçmişiyle değil de “terör” ve insani krizlerle gündeme gelmesine neden oluyor. Afrika'nın en zayıf ekonomilerinden birine sahip Mozambik'te hükümet, zengin yeraltı kaynaklarına sahip bölgede güvenlik nedenlerinden dolayı yatırım yapamıyor. Bu sosyoekonomik durum, gelecek adına hayalleri olmayan insanların, bölgelerinde hakimiyet kurduğu silahlı örgütlere isteyerek ya da istemeyerek destek olmalarının önünü açıyor.



Dünya’nın farklı coğrafyalarında çatışma bölgeleri, kimi zaman yer altı ve yerüstü kaynakları açısından zengin topraklarda kimi zaman da tarihi olarak önemli bölgelerde ortaya çıkıyor. Afrika kıtasındaki çatışma bölgelerinin ekseriyeti ise yer altı kaynakları açısından zengin bölgelerde yaşanıyor. Yakın zamanda ortaya çıkan çatışma bölgelerinden biri de Mozambik. Hint Okyanusu kıyısındaki Doğu Afrika ülkesi Mozambik’te 2017’den itibaren ismini duyuran “Ensar’ul Sunna” ya da yerel adıyla “Eş-Şebab” militanlarının saldırıları ve güvenlik güçleriyle devam eden çatışmalar nedeniyle 3 yılda 400 binden fazla insan evini terk etmek zorunda kaldı ve 2 binden fazla insan da hayatını kaybetti.

Sivil katliamları

Ülkede her gün yeni bir sivil katliamı ya da göçüyle ilgili haberler uluslararası basına düşüyor. Mozambik’te silahlı örgütlerin sivillere yönelik saldırıları ve çatışmalar, insani krizi derinleştirdiği gibi ülke bazlı krizin zamanla çevre ülkeleri de etkileyerek uluslararası ölçekte bir soruna dönüşmesine zemin hazırlıyor. Diğer taraftan çatışmaların yaşandığı bölgenin Müslüman ağırlıklı olması ve sivillere yönelik katliamlarla gündeme gelen örgütün Boko Haram ya da Somali’deki Eş-Şebab gibi bir örgüt olarak anılıyor olması Afrika’da yeni bir “İslami terör” vurgusunun gündeme getirilmesine neden oluyor. Çatışmalar ve sivillere yönelik saldırılarla gündeme gelen bölge Mozambik’in kuzeyinde sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) ve değerli maden zengini Cabo Delgado. Aslında ülkede Hristiyanlar daha fazla olmasına rağmen kuzeydeki iki eyalet Cabo Delgado ve Niassa’da Müslümanlar ağırlıkta.

Rogo’nun takipçileri

Mozambik’te saldırılarıyla ismini duyuran “Ensar’ul Sunna” örgütü de Nijerya’da Boko Haram’a benzer Selefi görüşü benimsiyor ve Doğu Afrika kıyılarındaki Sufî inanca da karşı bir tavır sergiliyor. Militanların ekseriyetini Mozambikliler oluştururken çevre ülkelerden de birçok militan örgüte katılıyor ve ideolojisini, Kenya’da 2012’de öldürülen Aboud Rogo’nun takipçilerinin oluşturduğu iddia ediliyor.

Mozambik’teki LNG, ülkeyi Nijerya ve Cezayir’in ardından Afrika’nın en zengin üçüncü ülkesi konumuna yükseltti. Cabo Delgado’da yer alan Rovuma havzasında sahilden uzak bir alanda keşfedilen doğal gaz rezervi için Anadarko, Total, ENI, ExxonMobil, BP, Shell ve China National Petroleum Corporation (CNPC) gibi firmalar yatırım yapsa da Mozambik, dünyanın fakir ülkeleri arasında bulunuyor. Nitekim nüfusunun yaklaşık yarısının okuryazar olduğu ülke, İnsani Gelişme Endeksi’ne göre son sıralarda bulunuyor ve nüfusun neredeyse yüzde 73’ü elektriğe ulaşamıyor.

Afrika’nın en zayıf ekonomilerinden birine sahip Mozambik’te hükümet, zengin yeraltı kaynaklarına sahip bölgede güvenlik nedenlerinden dolayı yatırım yapamıyor. Aslında bu sorun 30 milyona yaklaşan nüfusuyla 1975’te bağımsız olan ve uzun yıllar iç savaşa sahne olan ülkede geçmişten bugüne gelen bir vakıa. Cabo Delgado, fakirlik ve işsizlik oranlarıyla dikkati çekiyor. Bu sosyoekonomik durum, gelecek adına hayalleri olmayan insanların bölgelerinde hakimiyet kurduğu silahlı örgütlere isteyerek ya da istemeyerek destek olmalarının önünü açıyor. Diğer taraftan bölgede yatırım yapmak isteyen hükümetin bölge halkını yok sayarak yabancı yatırımlara izin vermesiyle gaz, değerli metal ve maden kaynaklarından gelen gelirlerin yerel yönetimden ziyade daha fazla merkezi yönetimin tasarrufuna bırakması bölgedeki huzursuzlukları arttıran konular arasında geliyor.

Tesisler tarıma da engel

Zengin yeraltı kaynaklarıyla bilinen Doğu Afrika ülkelerinden Mozambik’te LNG, 2006’da keşfedildi ve bugüne kadar birçok uluslararası enerji firması burada yatırım yaptı. Nitekim Mozambik’teki yabancı yatırımların yüzde 75’ini LNG ve kömür başta olmak üzere madencilik sektörü oluşturuyor. LNG tesislerinin faaliyete geçmesiyle ekonomik ve güvenlik sorunlarıyla mücadele eden Mozambik için yeni bir enerji modeli ve istihdam alanı sağlanması hedeflense de bu konuda yeterli ilerleme sağlanamamış görünüyor. Bununla birlikte LNG tesisleri nedeniyle tarım ekonomisine bağlı ve balıkçılıkla geçinen bölgede binlerce insan tarım arazileri ve avlanma alanlarını terk etmek zorunda kaldı/kalıyor. Bölge halkı tarafından Eş-Şebab olarak da isimlendirilen örgüt bugün Cabo Delgado’daki stratejik yerleri ve önemli yolları ele geçirmiş durumda. Güvenlik güçlerinin geçmişte kısmi olarak müdahale ettiği bölgede ise kontrol bugün örgütün elinde. Bu anlamda örgüt, Nijerya’daki Boko Haram örneğinde olduğu gibi ülkenin siyasi ve sosyoekonomik şartlarından ortaya çıktı, gerekli tedbirlerin alınamaması ve dış müdahaleler ile kontrolden çıkma sürecine girdi. Örgüt üyelerinin çoğunluğunu Mozambikliler oluşturuyor ancak bugün gelişmiş silahlara sahip olduğu görülen örgüte Somali, Kenya, Uganda ve Demokratik Kongo Cumhuriyeti gibi çevre ülkelerden de katılanlar bulunuyor. Nitekim geçtiğimiz günlerde Güney Afrika Cumhuriyeti de 100’den fazla vatandaşının Mozambik’teki örgüte katıldığını açıklamıştı. Hatta söz konusu Güney Afrika Cumhuriyeti vatandaşı iki kardeşin Suriye ve sonrasında Mozambik’teki hikayeleri detaylıca paylaşıldı. Ayrıca Kasım ayında Tanzanya, “Ensar’ul Sunna” üyesi olduğu iddiasıyla tutukladığı 516 Somali, Kongo, Ruanda, Uganda ve Burundi vatandaşını Mozambik’e iade edeceğini açıklamıştı. Bu da örgüt içerisindeki yabancı uyruklu vatandaşların kanıtı olarak gösteriliyor.

Mozambik’in kuzeyindeki Tanzanya sınırında etkili olan örgütün saha hakimiyetiyle birlikte hareket kabiliyetinin de gelişmiş olduğu ve gün geçtikçe elindeki silah gücünü arttırdığı dikkati çekiyor. Sadece sivillere değil devlet kurumları ve askerlere yönelik saldırılarıyla gündeme gelen Mozambik’teki örgüt, DEAŞ’ı anımsatır saldırılar düzenlese de bu örgüte doğrudan bağlı olup olmadığı henüz net değil. Diğer taraftan ağustos ayında, uluslararası enerji şirketlerinin teslimat için kullandıkları stratejik konuma sahip Mocimboa da Praia ve limanını ele geçirmesi, örgütün belli bir hedefe yönelik adımlar attığını gösteriyor.

Güvenlik sorunu artıyor

Mozambik hükümeti başlangıçta Cabo Delgado’daki ayaklanmayı reddederek küçük bir suç grubu olarak gördüğü bu örgütle ilgili yayınlanan raporları da çok fazla dikkate almamış görünüyor. Bununla birlikte güvenlik güçlerinin sınırlı müdahalesi ve askeri birliklere yeterli teknik desteğin sağlanamaması gibi nedenlerden dolayı süreç artık Mozambik’in tek başına çözebileceği bir sorun olmaktan çıktı. Diğer taraftan örgüte karşı karada hakimiyet sağlayamayan Mozambik’in deniz sularında da güvenliği sağlayabilmek için askeri araçlar ve yetişmiş personelinin de sınırlı olduğu görülüyor. Burada 2019’da Wagner ve 2020’de de Dyck Advisory Group gibi uluslararası paralı asker yapılanmaları devreye girdi. Ancak birkaç ay içerisinde “Ensar’ul Sunna” ile karşılaşan paralı askerler büyük zayiat verdi ve bir kısmı da kafaları kesilerek öldürüldü. Hatta Dyck Advisory Group’a ait iki helikopterin ayrılıkçılar tarafından düşürüldüğü iddia edildi. Mozambik’e komşu Zimbabve, Güney Afrika Cumhuriyeti ve Tanzanya konunun yerel bir sorun olmadığını ve ileride kendilerini etkileyerek bölgesel bir soruna dönüşeceğini gündeme getirmeye başladı. Nitekim Zimbabve ve Güney Afrika Cumhuriyeti, Mozambik’e destek için özel birlikleri bu ülkeye gönderirken Tanzanya da Mozambik polisiyle iş birliği yaparak güney sınırlarında güvenliği sağlamaya çalışıyor.

Güney Afrika Cumhuriyeti ise aslında güneyde kaldığı için kendi sınırında sorun yaşamasa da bölgede faaliyet gösteren Güney Afrikalı gaz şirketlerinin tehdit altında olması nedeniyle ekonomik anlamda olumsuz etkilenebilir. Aslında sınırlı sayıda medya kuruluşuna sahip Mozambik’teki olayların birden gündeme gelmesinde, örgütün yerel hedeflerinin yanında uluslararası enerji firmalarını da tehdit etmeye başlamasının önemli bir payı bulunuyor. Bu durum aynı zamanda yerel çatışmaların dünya kamuoyunun gündemine hangi kriterle geldiğine de dikkat çeken bir örnek teşkil ediyor. Güney Afrika’daki 15 ülkenin oluşturduğu Güney Afrika Kalkınma Topluluğu (SADC) mayıs ayında Mozambik’e destek noktasında karar aldıysa da şu ana kadar gözle görülür bir adım atılmadı. Afrika Birliği’nin (AfB) ise SADC üzerinden konuya müdahil olması ve daha fazla adım atmaması krizin çözümüne yönelik beklentileri azaltıyor. Mozambik’e komşu ülkelerin güvenlik ve ekonomik kaygılarıyla attıkları adımlar ve Wagner tarzı paralı askerlerin operasyonları işe yaramamış görünüyor. Birleşmiş Milletler (BM) ise henüz yaşanan katliam ve çatışmaları kınama ve sivilleri koruma çağrısı yapmaktan öteye geçemiyor.

Cabo Delgado’da son yıllarda keşfedilmeye başlanan yeraltı kaynaklarıyla ayrılıkçı örgütün direkt bir bağlantısının olup olmadığı halen tartışılıyor. Uluslararası şirketlerin faaliyetleri açık sularda gerçekleştiriliyor; ancak Nijerya’nın güneyinde görüldüğü gibi çıkarılan LNG’nin depolama ve sevkiyatı için zamanla limanlara ihtiyaç duyulabilir. Bu noktada örgütün ele geçirmeye başladığı Mozambik’in kuzey kıyılarının önemli stratejik bölgeler arasına girmesi ihtimal dahilinde. Fakirliğin çok, eğitim ve kalkınmanın yeterli olmadığı bölgede devlet mekanizmasının çalışmadığı bir gerçek. Açık denizde sıvılaştırılmış doğal gazın bulunması ise devletin yeniden bölgede hakimiyet kurmak istemesinin ana nedenlerinden biri.

Bölgesel insansızlaştırma

Bölge sakinlerinin, LNG tesislerine yönelik nadir görülen saldırıların, evlerini terk etmek istemeyen sivillere yönelik sıklıkla yapıldığına dikkati çekmesi de Mozambik’te “bölgesel insansızlaştırma” amacı güdüldüğünü gündeme getiriyor. Nitekim bölgedeki çatışma ve saldırılar nedeniyle 3 yılda 400 binden fazla insan evini terk etmek zorunda kaldı.

Mozambik’teki süreç bize Somali’deki Eş-Şebab’ın ya da Nijerya’da Boko Haram’ın örneklerine benzer bir süreci anımsatıyor. Bölgesel yatırım yapılmaması, soruna karşı çözüm odaklı ve kalıcı adımlar atılmaması dolayısıyla kalkınmanın sağlanamaması Müslüman ağırlıklı Mozambik’in kuzeydoğusunun, Nijerya’nın kuzeydoğusuna benzer bir güvenlik sorunu gibi gündeme gelmesine neden oluyor. Sonuç olarak buradaki çatışmaların Mozambik’in diğer bölgelerine ya da komşu ülkelere yayılıp yayılmayacağını zaman gösterecek ancak yaşananlar, Müslümanların çoğunlukta olduğu bir bölgenin daha yeraltı kaynaklarıyla ya da tarihi geçmişiyle değil de “terör” ve insani krizlerle gündeme gelmesine neden oluyor.

kvkgokhan@gmail.com