Washington, hem Rusya'nın hem Çin'in Orta Asya'daki etki alanını sınırlamak hem de Avrupa'nın enerji arz güvenliğinde söz sahibi olmak istiyor. Bu, yeni bir soğuk savaşın lojistik cephesi gibi okunabilir. “99 yıllık anlaşma” söylemi ise gerçekte hukuki bir kesinlik taşımaktan çok, kamuoyunu kışkırtmaya yarayan bir politik söylem.
Doç. Dr. Hasan Bardakçı/ Harran Üniversitesi
Emperyalizm, çoğu zaman tankla tüfekle gelmez. Kimi zaman bir sözleşmeyle, kimi zaman bir şirket yatırımıyla, kimi zaman da "stratejik işbirliği" maskesiyle gelir. Haritaya baktığınızda kilometrelerce uzakta olan bir ülkenin, binlerce kilometre ötede bir vadinin, bir geçidin, bir demir yolu hattının kaderini belirlemesi size mantıksız gelebilir. Ama dünya siyasetinin acı gerçeği tam da budur. Bu nedenle, 10 bin kilometre öteden gelen bir gücün, Avrupa ile Asya'yı birbirine bağlayacak Zengezur Koridoru'nu 99 yıllığına elde tutacak olması, kulağa hem tanıdık hem de provokatif geliyor. Üstelik buna bir de "Trump Koridoru" ismi eklenince, sosyal medyanın hızlı tüketilen gündeminde, bu durum "Türkiye saf dışı kaldı" etiketiyle servis ediliyor. Oysa mesele, göründüğünden çok daha karmaşık ve soğukkanlı bir analiz gerektiriyor.
Enerji ve güvenlik arteri
Öncelikle Zengezur Koridoru'nun ne olduğuna bakmak lazım. Bu koridor, Azerbaycan ile Nahçıvan'ı, oradan da Türkiye'yi doğrudan bağlayacak, Orta Asya ile Avrupa arasında yeni bir lojistik arter yaratacak bir hat. Demiryolu ve kara yolu bağlantısı sayesinde hem mal taşımacılığı hem enerji nakli hem de stratejik askeri sevkiyatlar için bir ana damar haline gelmesi bekleniyor. Yani burası sadece iki noktayı birbirine bağlayan bir yol değil; küresel ticaretin, bölgesel güvenliğin ve enerji akışının kaderini etkileyecek bir arter. Böyle bir koridorun kontrolü, ekonomik anlamda milyarlarca dolarlık ticaret hacmi, stratejik anlamda ise bölge üzerinde nüfuz anlamına geliyor.
Yeni bir "soğuk" cephe mi?
Tam da bu noktada "ABD buraya neden gelir?" sorusunun yanıtı ortaya çıkıyor. Washington, hem Rusya'nın hem Çin'in Orta Asya'daki etki alanını sınırlamak hem de Avrupa'nın enerji arz güvenliğinde söz sahibi olmak istiyor. Bu, yeni bir soğuk savaşın lojistik cephesi gibi okunabilir. "99 yıllık anlaşma" söylemi ise gerçekte hukuki bir kesinlik taşımaktan çok, kamuoyunu kışkırtmaya yarayan bir politik söylem. ABD'nin burada etkinlik kazanması, sahadaki tüm aktörleri yeniden pozisyon almaya zorluyor. Türkiye de bunlardan biri. Peki ABD'nin burada yer alması, Ankara'nın masadaki ağırlığını zayıflatır mı? Bu konuya farklı perspektiflerden bakmak mümkün. Öncelikle Türkiye'nin bu koridorda yer almasının iki boyutu var: Görünür olan ve görünmeyen. Görünür boyut, Azerbaycan'la olan "iki devlet, tek millet" ilişkisi, Nahçıvan'la bağlantı, Orta Asya pazarlarına erişim. Görünmeyen boyut ise, bu koridorun kontrolünün sadece bir ülkenin elinde olmamasının, Türkiye'ye sağladığı diplomatik manevra alanı. Çünkü buradaki mutlak hakimiyet Rusya ile doğrudan bir çıkar çatışmasına yol açabilirdi. Moskova, Güney Kafkasya'daki tüm ulaşım hatlarında söz sahibi olmayı stratejik bir gereklilik olarak görüyor. Türkiye'nin koridoru tek başına kontrol etmesi, Rusya'yı bölgedeki diğer kartlarını oynamaya iterdi: Ermenistan üzerinden baskı kurmak, enerji projelerini frenlemek, hatta Suriye ve Karadeniz'de Ankara'yı zorlayacak hamleler yapmak... İşte tam da bu yüzden, ABD'nin koridorda sınırlı bir varlık göstermesi, Türkiye'nin omuzlarındaki jeopolitik yükü hafifletiyor. Böylece hem Azerbaycan ile Türkiye hattı korunuyor hem de Rusya ile doğrudan cepheleşme riski ortadan kalkıyor.
ABD'nin bölgedeki varlığı, elbette kendi çıkarları için... Hiçbir süper güç, başka bir ülkenin refahı için bu tür stratejik alanlara girmez. Ancak uluslararası siyasette bazen çıkarların çakışması, geçici de olsa işbirliği fırsatları yaratır. Türkiye, Zengezur Koridoru'nda ABD ile doğrudan ortak değil, ancak bu varlık sayesinde hem Rusya ile çatışma yaşamıyor hem de Batı ile Orta Asya arasında bir köprü olarak pozisyonunu güçlendiriyor. Kısacası, sahada "geri planda" gibi görünse de masada kritik bir kilit taşı rolü oynuyor.
Neticede, Türkiye hem Azerbaycan ile bağını koruyor hem de enerji ve lojistik ağlarda söz hakkını sürdürüyor. Üstelik bu durum, Türkiye'nin Orta Koridor projesiyle de doğrudan bağlantılı. Çin'den Avrupa'ya uzanan bu hat, Zengezur Koridoru sayesinde daha kısa, güvenli ve maliyet açısından avantajlı hale gelecek. Bu da Türkiye'nin transit ülke konumunu güçlendirecek. Yani mesele, koridorun adının "Trump Koridoru" olup olmaması değil; Türkiye'nin bu ağın vazgeçilmez bir parçası olması.
Sert söylemleriyle halkı kışkırtan, "iki devlet, tek millet" sözünü sadece iç politika malzemesi yapanların bu tabloyu görememesi şaşırtıcı değil. Çünkü bu tür aktörler, uzun vadeli stratejiden çok, kısa vadeli siyasi puan peşinde koşar. Onlar için asıl mesele, koridorun kontrolü değil, sloganların kime yaradığıdır. Oysa devlet aklı, uzun soluklu hamleler yapar.
Manevra alanı
ABD'nin burada olması, Türkiye'nin sahadaki manevra alanını genişletiyorsa, bu durumun diplomatik değerini görmek gerekir. ABD'nin bölgedeki varlığı her zaman dikkatle izlenmeli, ulusal çıkarlar doğrultusunda sınırlandırılmalıdır.
ABD'nin varlığı, Rusya'yı dengeliyor; Türkiye'yi ise doğrudan bir çatışma hattının dışında tutuyor.