Trump’ın ‘Artık bölgede olmayacağız’ açıklaması ne ifade ediyor?

Umut Berhan Şen / Yazar
13.10.2019

Türkiye hibrit savaşın hibrit terör unsuruyla karşı karşıyadır ve bu savaş yöntemine karşı tüm gücüyle, Fırat’ın tamamında çok büyük bir konvansiyonel harekata başlamıştır. Zeytin Dalı ve Fırat Kalkanı harekatlarında olduğu gibi, engebeli bir alanda değil, düz bir arazide harekata başlamış olması, harekat simülasyonunun başarısı açısından çok büyük bir avantajdır.



9 Ekim 2019 Çarşamba günü, Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından Fırat’ın doğusuna gerçekleştirilmesi planlanan Barış Pınarı Harekatı resmen başladı. En son yapılan açıklamada Sn. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan, “Türk Silahlı Kuvvetleri’miz Suriye Milli Ordusu’yla birlikte Suriye’nin kuzeyinde PKK/YPG ve DEAŞ terör örgütlerine karşı Barış Pınarı Harekatı’nı başlatmıştır. Amacımız, güney sınırımızda oluşturulmaya çalışılan terör koridorunu yok etmek ve bölgeye barış ve huzuru getirmektir” ifadelerini kullandı. 

Barış Pınarı, Türk Genelkurmay’ının Fırat’ın doğusuna yapılması beklenen askeri operasyona verdiği isimdir. Harekat bölgesi Fırat Nehri’nin doğusundaki en büyük yerleşim alanları Halep’in Ayn El Arab, Rakka’nın Tel Abyad ve Tabka, Haseke’nin Kamışlı, Amude ve Rasulayn ilçeleri ile Deyrizor’un kuzey kesimlerinden oluşuyor. Türk Silahlı Kuvvetleri harekatın ikinci günü itibariyle, Türkiye-Suriye sınırının sıfır noktasının yaklaşık 200 metre ilerisinde mevzilenmiş olan, PYD-YPG terör unsurlarını temizlemiş bulunmaktadır. PYD’nin vur kaç amaçlı terör saldırıları için, 150 km uzunluğunda tüneller açtığı da bilinmektedir. ABD askeri güvenli bölgeden çekilmeyi sürdürürken, PYD-YPG’nin derin tahkimat çukurları ve yer altı tünelleri kazdığı haberleri de açık istihbarat olarak medyaya da yansımaktadır. Dolayısıyla, TSK son derece kararlı ve disiplinli biçimde, her türlü risk algoritmasını göz önünde bulundurarak ilerlemesini sürdürüyor. Ayrıca, Ayn el Arab (Kobani) dışında Tel Abyad’tan Malikiye’ye kadar tüm hat topçu atışları ve uçaklarla vurulmaya devam ediyor. 10 Ekim Perşembe günü saat 13.05 itibariyle, Sn. Cumhurbaşkanımız tarafından, toplam 109 PYD-YPG mensubu teröristin imha edildiği açıklandı. Ayrıca Suriye Milli Ordusu, 10 Ekim 2019 günü sabahın ilk saatlerinde yaptığı açıklamada, Tel Abyad’ın batısındaki El Yabse ve Tel Fander köylerini PYD-YPG’den temizlediğini duyurdu. 

Hava sahası açılacak mı?

Barış Pınarı Harekatı’na giden süreci ve Donald Trump’ın ‘artık bölgede olmayacağız’ açıklamasının ne ifade ettiğini, somut olarak analiz etmek açısından, son bir haftalık süreci gözden geçirmekte yarar var: 

6 Ekim Pazar günü ABD Başkanı Donald Trump ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yaptığı telefon konuşmasında, Trump, DEAŞ’a karşı mücadelenin liderliğini Türkiye’ye devretmeye onay verdi. 

7 Ekim 2019 günü sabahın ilk saatleri itibariyle, Fırat’ın doğusunda, Tel Abyad ve Ras’ül Ayn’daki ABD ordusunun özel kuvvetleri ve mekanize piyade güçleri geri çekilmeye başladı. Çekilmeyi, Türkiye Cumhuriyeti Devleti Cumhurbaşkanı Sn. Recep Tayyip Erdoğan “(Trump ile) Akşamki görüşmemizden sonra bölgede Sayın Başkan’ın ifade ettiği gibi bu çekilme olayı başlamış vaziyette.” sözleriyle doğruladı. 

6 Ekim’i 7 Ekim’e bağlayan gece, Cumhurbaşkanımız Sn. Recep Tayyip Erdoğan ve ABD Başkanı Donald Trump telefon görüşmesi gerçekleştirdiler. Beyaz Saray sözcüsünden gelen açıklamada ise “Türkiye, yakın zamanda Suriye’nin kuzeyine uzun süredir planladığı operasyon için harekete geçecek. ABD Silahlı Kuvvetleri, bu operasyonu desteklemeyecek ya da bu operasyona dahil olmayacak.” ifadeleri kullanıldı. Bu açıklama Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Suriye’deki kararlı politikalarını değiştirmeyecektir. Bu politikaların Barış Pınarı Harekatı’nın kurmay stratejisini belirleyecek en önemli prensip ve kararlılık takibinde en önemli soru şudur; ABD tarafından bölge hava sahası uçuşa açılacak mı? Zira ilerleyen günlerde, Genelkurmay Başkanlığımızın harekat idaresindeki kararlarında bölge hava sahasının uçuşa açılması en önemli karar unsuru olacaktır! Operasyon başladığı andan itibaren ABD, hava sahasını uçaklarımıza açmadı. 

Buna rağmen, Hava Kuvvetlerimize ait F-16 savaş uçakları, ülkemizin güney sınırında oluşturulmaya çalışılan terör koridorunu yok etmek için, bölgeye barış ve huzuru getirmek amacıyla başlatılan Barış Pınarı Harekatı kapsamında, YPG/PKK hedeflerini vurdu. Savaş uçaklarımız, Fırat nehrinin doğusunda, terör örgütü YPG/PKK’nın işgalindeki bölgede yaklaşık 30 kilometre derinliğe kadar indi. Ayn İsa ilçesi çevresindeki Rami Hava Üssü ve cephaneliği ile Aluk, Mustel, Esadiye, Fender ve Huşan köylerindeki terör örgütü hedefleri, savaş uçaklarınca bombalandı. 

Kuşkusuz, harekatın henüz ilk gününde, Türkiye’nin ortaya koyduğu bu kararlı tutumu neticesinde, Barış Pınarı Harekatı’nda hedeflere başarıyla ulaşılması için, ilerleyen günlerde bölge hava sahasının açılması ABD’nin vereceği en kritik ve önemli karar olacaktır. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin ihtiyacı olan hava sahasının, takriben bir hafta içerisinde açılacağı beklenebilir. Bununla birlikte şu açıklamayı da gözardı etmememiz gerekiyor. 7 Ekim 2019 günü öğlen saatlerinde, Pentagon Sözcüsü Yarbay Carla Gleason, “Türkiye, Birleşik Hava Operasyonu Merkezi tarafından Hava Görev Emri’nden çıkarıldı, Türkiye’ye keşif ve gözlem verilerinin sağlanması durduruldu.” ifadelerini kullandı. Gleason, bunun hava sahasını Türkiye’ye kapatmak anlamına gelip gelmediğine ilişkin soruya, “Teknik olarak bu anlama gelmese de bir hava unsuru Hava Görev Emri’nden çıkarıldığında söz konusu bölgede koordinasyonsuz uçması neredeyse imkansız hale geliyor.” yanıtını verdi. Bu açıklama, Pentagon’un, Türk ordusunu Fırat Kalkan’ı Harekatı’ndaki şartlarına mecbur etmeye çalıştığı şeklinde yorumlanabilir. Türk ordusu Fırat Kalkanı Harekatı’nda, çok zor şartlarda operasyonu zaferle sonuçlandırmıştı. TSK’nın, Barış Pınarı Harekatı’nın ilk gününde, harekat arazisinde almaya başladığı başarılı sonuçlar, ilerleyen günlerde de sürecek ve bu durum ABD tarafından hava sahasının, bizim hava kuvvetlerimizin kullanımına açılmasına neden olacaktır. ABD’nin (dolayısıyla Pentagon ve CIA’nin) Pentagon sözüsü Carla Gleason’a bu açıklamayı yaptırma amacı, Türk ordusunun kararlılığını ve sabrını test etmektir. Pentagon bu tür manipülatif açıklamalarla, gardımızı düşürüp düşürmeyeceğimizi algılamaya çalışıyor. Bu bağlamda, 2018 Aralık ayını hatırlayalım: Trump ‘Suriye’den çekileceğiz’ açıklamasını yapmıştı. Ancak devreye ABD devletinin sinir noktaları olan Pentagon, CIA ve CENTCOM girmiş ve dolayısıyla Trump’ın geri çekilme düşüncesi gerçekleşmemişti. 

Pentagon-CIA-CENTCOM 

Donald Trump’ın selefi Barack Obama’nın DEAŞ Karşıtı Koalisyon Özel Temsilcisi olan ve Trump’ın Aralık 2018’de Suriye’den tamamen çekilme kararını açıklamasının ardından 2019 başında görevi bırakan Brett McGurk, Beyaz Saray’ın 7 Ekim gecesi yaptığı Suriye açıklamasına karşı Twitter hesabından bir paylaşım yaptı. McGurk ABD Başkanı’nın yanısıra ülkemizi de sert bir dille hedef aldı: 

 “Donald Trump bir Başkomutan değildir. Bilgi edinmeden, görüş alışverişi yapmadan düşüncesizce kararlar veriyor. Askeri personeli hiçbir destek olmadan tehlikeye sokuyor. Esip gürlüyor ve sonra hasımlar onun blöfünü gördüğünde ya da sert çıkan bir telefon görüşmesiyle karşılaştığında müttefiklerimizi korunmasız bırakıyor.” 

Brett McGurk’un yaptığı bu açıklama, kuşkusuz Trump ile Pentagon-CIA-CENTCOM arasında bugüne dek yaşanılan gizli soğuk savaşın açığa vurulmasıdır. 

2020 yılında ABD’de yapılacak olan seçim Trump’ın ve ABD’nin kaderini etkileyecek. Bu açıdan bakıldığında şunu da görüyoruz ki, ülkesinde ciddi oranda güç kaybetmiş olan Trump ve Cumhuriyetçiler yakın zamanda kaybettikleri siyasal gücü kazanmak için ‘hedeflerimize ulaştık, askerlerimizi geri çekiyoruz’ açıklamasını yaparsa şaşırmamak gerek. Yani Trump ve ekibi açısından bu tür açıklamaların yapılması, barışçı politikalarıyla bilinen Demokratların karşısında, ABD’nin şahin politikalarını yürüten Cumhuriyetçilerin kazanma stratejisidir. Demokratlar ve Cumhuriyetçiler arasındaki siyasi karakter farkı, ABD kongresini yönetmek için bir siyasi rekabettir. Bu rekabet ABD’nin ve dünyanın kaderini etkilerken, biz Türkiye Cumhuriyeti Devleti olarak bu ABD iç siyaset çekişmesinden azami derecede faydalanmak zorundayız. 

Trump neden çekiliyor? 

Tarihsel bir hatırlatma yapalım; 90’lı yıllarda Körfez krizinde ABD Cumhuriyetçi şahin yönetimi Irak’ta işgalciyken, bir sonraki Demokrat ABD yönetimi ise Irak’tan çekildi ve barışçı ABD politikalarını uyguladı. Aynı şekilde Hibrit savaş tekniği uygulanan vekalet savaşları alanı Suriye’de Demokrat Obama yönetimi Türkiye Cumhuriyeti hükümetleriyle Suriye’de barışçı politikalar uyguluyordu. Demokratlardan sonra iktidara gelen şahin Cumhuriyetçiler ise koalisyon kuvvetleri olarak işgali konumundaydı. Peki şahin Trump Suriye’den neden çekiliyor? Bu sorunun cevabı “2020 ABD Başkanlık seçimlerini Demokratlara kaptırmamak için”dir. 

Türkiye Cumhuriyeti Devleti, 2017’den beri uyguladığı savaş ekonomisi bütçeleriyle, TSK’nın modernizasyonu için başta S-400 olmak üzere, silah alım ve lojistik çalışmaları güçlü ordu güçlü devlet prensip kararlılığıyla, Suriye sorununda Fırat’ın doğusunda Barış Pınarı Harekatı kararını alarak, ABD ile yaptığı diplomasi görüşmelerinde kararlarını uygulama aşamasına getirmiştir Bu bir devlet diplomasisi başarısıdır. Bu başarı askeri zaferlere de aralanan kapı olmuştur. 

ABD askeri çekilmeden önce 160 km’lik bir derinliğe sahip olan bölge (yani Deyrizor’un güneyinden Ürdün sınırına kadar olan bölge) ABD askerlerinin alan kontrolü altındaydı. 9 Ekim günü TSK’nın başlattığı harekat sonucunda, Suriye’nin bu bölgesi Türkiye’nin kontrolü altına alınacaktır. Bu harekat, Fırat’ın doğusundaki teröre karşı sabrımızın sona erdiğinin de diplomatik olarak ilanıdır. 

ABD açıklamalarında verilen mesaj şudur. DEAŞ ile mücadele artık Türk ordusuna bırakılmıştır. Çünkü DEAŞ güçleri büyük oranda, Deyrizor ve Rakka’da yer alıyor. Dolayısıyla, ordumuz Fırat’ın doğusundaki terör varlığının (PKK-PYD, DEAŞ) tamamına yönelik bir operasyona hazırlanmaktadır. Bir diğer önemli soru da şu: ABD çekileceği yerle ilgili tam bir açıklama yapmamışken, biz ABD’nin samimiyetini nasıl anlayacağız? TSK harekat başladığı andan itibaren, ABD ordusuna vuracağı yerlerle ilgili bilgi veriyor. Dolayısıyla, ABD ordusu bu bilgilendirmeye göre çekileceği hattı belirlemek durumundadır. Neticede, ABD’nin samimiyet testinden geçtiği bir süreç yaşanmaktadır. 

Hibrit terör 

TSK tarafından DEAŞ’a karşı yürütülecek olan imha harekatının büyük ölçüde Deyrizor’da sürecektir. Zira bu geniş bölgeye yayılmış halde yaklaşık 10 bin DEAŞ’lı terörist bulunuyor. Burada üçüncü bir soru daha sorulabilir: Normalde 70 bine varan DEAŞ’lı terörist sayısı nasıl oluyor da, Deyrizor bölgesinde yaklaşık 10 bine geriliyor? ABD ordusu yaklaşık 60 bin DEAŞ’lıyı, aslında Haseke bölgesindeki Elhol kampında aileleriyle beraber tutuyor. PKK-PYD ise, bu 60 bin DEAŞ’lı teröristi, PYD-YPG üniforması giydirerek kendi saflarına katıyor. Yakın sürece kadar mevcudu 10 bin civarında olan PYD-YPG güçlerinin sayısının birdenbire 70 bin civarı bir rakama yükselmesinin nedeni de budur. İşte bu noktada şu gerçek net olarak karşımıza çıkıyor: Türk Devleti ve Türk ordusu hibrit savaşın, hibrit terör unsuruyla karşı karşıyadır ve bu savaş yöntemine karşı tüm gücüyle, Fırat’ın tamamında oldukça geniş bir alana yayılan, çok büyük bir konvansiyonel harekata başlamıştır. Şu teknik detayı da vurgulamak gerek: Ordumuzun, Zeytin Dalı ve Fırat Kalkanı harekatlarında olduğu gibi, dağlık ve engebeli bir alanda değil, düz bir arazide konvansiyonel harekata başlamış olması, harekat simülasyonunun başarısı açısından çok büyük bir avantajdır. 

Avrupa’da kırmızı alarm 

ABD’nin en önemli yayın organı olan Wall Street Journal’de belirtildiği üzere, ‘PKK terör örgütünün Avrupa ülkelerini emrindeki PYD-YPG üniforması giymiş DEAŞ’lı teröristleri serbest bırakarak Avrupa’ya (özellikle Fransa ve Almanya) yönlendirmeye çalışması’ ise PKK’nın, ordumuz tarafından tamamen imha edilmekten kurtulmak için başvurduğu bir şantaj yöntemidir. Nitekim, 3 Ekim 2019 günü, Türkiye, Almanya ve Fransa’nın İçişleri Bakanlarının katılımıyla ‘Göç ve Güvenlik İşbirliği’ toplantısında bir araya gelmesini de bu doğrultuda yorumlamamız gerekmektedir. Kendilerine yönelik olası hibrit terör tehdidini gören Almanya ve Fransa’nın İçişleri Bakanlarının, tam dört gün önce ülkemize gelerek, göç ve güvenlik işbirliği konularında devletimizle yakın temasta olması da PKK terörünün şantajı karşısında oldukça tedirgin ve deyim yerindeyse ‘kırmızı alarmda’ olduklarının bir göstergesidir. Dolayısıyla ordumuzun, Fırat’ın doğusunda oluşan bu hibrit terör oluşumunun (PKK-PYD-YPG-DEAŞ) karşı yürüteceği askeri harekat sadece ülkemiz açısından değil, Almanya ve Fransa başta olmak üzere AB’nin güvenlik ve huzuru açısından da hayati bir öneme sahiptir. Ayrıca, bu büyük askeri harekatın başarısı, ülkemizde bulunan Suriyeli göçmenlerin, terörden arındırılmış olan güvenli bölgeye yerleşimini de beraberinde getirecektir. Harekatın başarısı ve sürdürülebilirliği açısından güçlü bir konfigürasyon yönetimi ortaya koyan TSK, ilerleyen günlerde Kobani bölgesine doğru harekat alanını genişletirse, devletimiz hem askeri hem de diplomatik açıdan sahip olduğu avantajları güçlendirecek ve bölgede ‘garantör devlet’ konumuna gelebilecektir. 

Cumhurbaşkanımız önümüzdeki ay Donald Trump ile bir görüşme yapacak. Erdoğan, ABD’ye bu görüşme amacıyla gittiği sırada, elinde çok büyük askeri, siyasi ve diplomatik kozlar bulunacaktır. Eğer elimizdeki bu kozları masada doğru kullanabilirsek, Türkiye Cumhuriyeti Devleti olarak, Türk dış politikasındaki en güçlü, en istikrarlı ve oyun kurucu olabileceğimiz yeni bir sürece girmek üzereyiz. Bu yeni süreç önümüzdeki yüzyılda, devletimizin gücü ve Avrasya coğrafyasındaki yeni konumu açısından belirleyici olacaktır.  

umutsen91@outlook.com