Tunus seçimleri bölge için yeni ilham kaynağı

Dr. M. Hüseyin Mercan / Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi
19.10.2019

Tunus’ta oluşan yeni statükonun bölgedeki diğer otoriter sistemleri rahatsız ettiği aşikârdır. Ayrıca köklü bir siyasal hareketin liderliğinden gelmeyen bir ismin cumhurbaşkanı olması da bölgede değişen sosyolojiye ilham kaynağı olabilecektir.



Geçtiğimiz iki hafta boyunca Tunus halkı, ülke siyasal tarihinin en hareketli dönemlerinden birine tanıklık etti. 6 Ekim’de gerçekleştirilen meclis ve 13 Ekim’deki cumhurbaşkanlığı ikinci tur seçimleriyle hem halk devrimi sonrası Tunus siyasetinin dönüşümüne hem de ülkenin yeni süreçteki yönüne dair önemli ipuçları elde edildi. Arap dünyasındaki değişim dalgasının fitilini ateşlemesi ve demokratikleşme sürecinin inkıtaa uğramaksızın devam etmesi nedeniyle Tunus 2011’den bu yana bölgede ayrıcalıklı bir konum edinmişti. Bu nedenle peşi sıra gerçekleşen seçimler Tunus halkının demokratik bir sistemin kurumsallaşmasına dair yaklaşımını gözler önüne sereceğinden bölgesel ve küresel güçler tarafından yakından takip edilmiştir. 

Hem parlamento hem de cumhurbaşkanlığı ikinci tur seçimlerinden çıkan sonuç büyük oranda tahminleri yansıttı. Sonuçların, değişen sosyolojiyi de dikkate alarak, Tunus halkının yeni siyasal eğilimlerini de ortaya koyduğunu söylemek mümkün. Kays Said’in rakibi Nebil el-Karvi karşısında açık ara farkla elde ettiği zafer Tunusluların rasyonel zeminde karar aldığını ve daha gerçekçi bir vizyona sahip cumhurbaşkanını tercih ettiklerini göstermektedir. Meclis seçimlerinde ise Nahda’nın birinci gelmesi beklentiler dâhilindeyken Karvi’nin partisi Tunus’un Kalbi’nin seçimlerden ikinci çıkması ülke siyasetinde popülist eğilimlere sahip yeni bir seçmen kitlesinin de oluştuğuna delalet etmektedir. Bir önceki meclis seçimlerinden birinci sırada çıkan Tunus’un Çağrısı (Nida Tunus) Partisi’nin temsil ettiği kesimin seçimlerde ciddi bir başarı elde edememesi ise ülkedeki siyasal tercihlerin dönüşümüne dair önemli bir örneklik teşkil etmektedir. Geçtiğimiz Temmuz’da hayatını kaybeden Cumhurbaşkanı Baci Kaid es-Sibsi’nin öncülüğündeki eski rejimin ılımlı kanadını temsil eden bir yapının ciddi kan kaybetmesi önümüzdeki yıllarda ülke siyasetinin yeni eğilimler de açık olduğunun habercisidir. 

Rasyonel söylemin zaferi 

Sibsi, Tunus siyasal yaşamının duayenlerinden biri olarak devrim sürecinde önemli bir rol üstlenmişti. Eski rejimin ılımlı elitleriyle muhalifler arasındaki konumu, devrim sonrası ülkenin yeniden yapılanma sürecinde gözle görülür bir etkiye sahipti. Sibsi bir yandan seküler kesim için devrimle birlikte ülkenin siyasal kodlarının tamamen değişmeyeceğinin garantisiyken muhalifler için de eski rejimin farklı yollarla demokratikleşme sürecini baltalama girişimlerinin önünde bir set anlamına gelmekteydi. Bununla birlikte Sibsi’nin ölümüyle yeni partilerin ve simaların ülke siyasetinde yükselişe geçmesi, devrim sonrası Tunus’un gerek demokratikleşme sınavında kat ettiği mesafeyi gerekse de değişen sosyolojiyle birlikte sistem içinde yer edinen klasik partilerin ve yüzü eskiyen isimlerin ilerleyen dönemlerde etkisinin daha da azalacağını gözler önüne sermektedir. 

Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde son iki tura kalan her iki adayın da sistem içinden gelen simalar olmaması seçimlerin sonucunu daha da önemli kılmıştı. Her ne kadar söylemleri ve gençlerle kurduğu ilişki sebebiyle Kays Said’in zaferine kesin gözle bakılsa da Karvi’nin düşük gelirle sınıflara yönelik popülist vaatlerinin de bir düzeye kadar etkili olduğu muhakkaktır. Ayrıca Fransa başta olmak üzere birçok Batı ve bölgedeki ülkeden Karvi’ye yönelik kimi açık kimi örtülü desteğin geldiği de düşünüldüğünde cumhurbaşkanlığı seçiminin ülkenin demokratikleşme sürecinin kurumsallaşmasını engellemeye dair çabaların da olduğu görülmekteydi. Lakin Said’in yüzde 70 üzeri bir oyla seçimden zaferle çıkması, Tunus halkının devrimin kazanımlarının devamına olan inancının popülist söylemler üzerine bina edilen seçim vaatlerine üstün geldiğini göstermektedir. 

Muhtemel riskler

Yeni cumhurbaşkanının hukukçu kimliğinin de etkisiyle vurguladığı adil ve demokratik bir sistemin ülkede güçlendirilmesi Tunus’un gelecek dönemlerine kalıcı bir miras bırakmasına vesile olacaktır. Özellikle seçime katılım oranının hem ilk tur seçimlerinden hem de meclis seçimlerinde fazla olması (yaklaşık yüzde 60) halkın ikinci özellikle Said’den beklentisinin yüksek olduğuna işaret etmektedir. 20’yi aşkın adayın katılması nedeniyle seçimlerin ikinci tura kalmasının neredeyse kesin olduğu Tunus’ta, ilk tur katılım oranı yüzde 50’inin altındaydı. Böyle bir oran ya da daha az bir katılımla cumhurbaşkanının seçilmesi şüphesiz ülkede bir meşruiyet krizini doğuracak ve yeni başkanın hareket alanını önemli ölçüde kısıtlayacaktı. Fakat Tunusluların meclis seçimlerinden bile daha yüksek bir katılımla cumhurbaşkanını seçmeleri siyasal sistemin baş aktörü denebilecek cumhurbaşkanlığı makamına olan güvenlerini ve devrimin kazanımlarının muhafazasında Said’in taviz vermeksizin gayret edeceğine olan inançlarını ortaya koymaktadır. Bu bağlamda Kays Said’in seçim sürecinde abartıdan uzak, rasyonel ve Tunus’un kendi gerçekliği çerçevesinde yürüttüğü strateji, ülkenin özellikle de gençlerin yeni bir siyasal kültür ve gelenek inşasına ciddi kapı aralayacaktır. Kays Said’in cumhurbaşkanlığının sistemin demokratik yapısının pekişmesine yönelik katkısının büyük olacağını ifade etmekle beraber meclis seçimlerinden çıkan sonucun bazı riskler barındırdığını da belirtmek gerekmektedir. Seçimlere katılımın artık yerleşik demokrasiye geçme yolundaki Tunus’ta yüzde 41 gibi bir oranda kalması halkta partilere yönelik hala belirli mesafelerin olduğunu göstermektedir. Devrim sürecinden sonra oluşan serbest ortamda 200’ü aşkın kayıtlı partinin ortaya çıkması Tunus’ta ana akım siyasi tarafların oluşamamasına neden olmuştur. Her ne kadar Nahda ve Nida Tunus, İslamcı ve seküler kesimlerin temsilcileri olarak devrimin ilk yıllarından itibaren sistemde etkin rol alsa da güçlü tabana sahip siyasal partilerin Tunus’ta oluştuğunu söylemek için erkendir. Meclis seçimlerine 10 parti katılmakla beraber çok sayıda bağımsız adayın bulunduğu da göz önüne alındığında ortaya çıkan durumun seçmenlerin tercihlerinin şekillenmesinde olumsuz bir etki yaptığını söylemek yerinde olacaktır. Bu nedenle siyasal partilerin de toplumsal tabandaki karşılıklarını genişletecek atılımlar yapmaları ve ülke nüfusuyla orantılı parti sayısının gerçekleştirilmesiyle siyasetin güçlendirilmesinin önü açılmalıdır. 

Meclis seçimlerinde Nahda’nın birinci olmasından ziyade Karvi’nin partisi Tunus’un Kalbi’nin ikinciliği daha büyük önem arz etmektedir. Bunun nedeni öncelikle medya patronu bir ismin popülist vaatlerle toplumdaki bir kesimi konsolide etmeyi başarması ikincisi ise hükümetin kurulması sürecinde olumlu ya da olumsuz tavrıyla belirleyici bir rol üstlenmesidir. Devrimden bu yana Nahda lideri Raşid el-Gannuşi’nin konsensüs odaklı yaklaşımı, Tunus’da farklı kesimlerin bir araya gelmesinden müteşekkil koalisyonların başarılı şekilde çalışmasına kapı araladı. Gannuşi’nin seçimden sonra Tunus halkının demokrasiye inancının ne kadar kuvvetli olduğunun bir kez daha ispatlandığı yönündeki açıklamaları bir gerçekliğe işaret etmekle birlikte mevcut tablonun hükümet kurma arayışlarında belirsizliklere yol açma ihtimali de oldukça yüksektir. Kazanılan sandalye sayısı itibariyle Nahda ve Tunus’un Kalbi, birlikte hükümet kurmak için yeterli sayıya ulaşamamıştır. Bu nedenle Nahda’nın mecliste yer alan parti ve bağımsız vekilleri ikna sürecinde izleyeceği yol, yeni dönemin nasıl şekilleneceğine dair emareler ortaya koyacaktır. Mevcut durum itibariye seçimlerin hükümet kurulamaması nedeniyle yenilenme ihtimalinin de göz ardı edilmemesi gerektiği düşünüldüğünde sadece Nahda ya da Tunus’un Kalbi açısından değil aynı zamanda Kays Said’in görevinin ilk dönemlerini de derinden etkileyecek bir durum oluştuğu aşikardır. Özellikle seçim propaganda sürecinde Said’in Nahda mensubu şeklinde lanse edilmesi dikkate alındığında Karvi’nin partisinin Nahda ile koalisyona nasıl bakacağı ve aldığı büyük mağlubiyet nedeniyle hükümet kurulması sürecinde ne şekilde konumlanacağı belirsizliğini koruyan bir durumdur. Seçimlere katılımın düşüklüğünün yol açabileceği meşruiyet sorunu ve hükümet kurulsa dahi Nahda ile Kays Said ilişkisine dair spekülasyonlar aracılığıyla Tunus halkının manipüle edilmeye çalışılması ihtimali de önümüzdeki süreçte Tunus’a dair başlıca riskler arasında yer almaktadır. Bu nedenle seçimden birinci çıkması nedeniyle hükümet kurma görevini üstlenecek Nahda’nın oldukça dikkatli bir strateji izlemesi ve Abdul Fettah Moro’nun aday gösterilmesi sürecinde olduğu gibi kendi tabanından gelen tersine değişim taleplerini göz ardı etmesi gerekmektedir. Aksi takdirde ülkede yeniden seçimlere gidilmesinin yanı sıra Nahda’nın daha çok kan kaybetmesi de olabilecek ihtimaller arasındadır. 

Otoriter sistem rahatsız 

Son bir ay içinde cumhurbaşkanlığı ve meclis seçimlerini başarılı şekilde geride bırakan Tunus için oldukça önemli bir imtihan süreci başlamış bulunmaktadır. Arap dünyasındaki ayaklanmaların ardından süreci en sorunsuz şekilde devam ettiren ve gerçekleştirdiği seçimlerden yüz akıyla çıkmayı başaran Tunus halkı, ortaya koyduğu irade ve olgunlukla tüm bölge halklarına örneklik teşkil etmektedir. Bu yönüyle seçimlerin sonuçlarının ülkenin demokratikleşmesine katkısının büyük olacağı kesin olmakla beraber süreçte atılacak yanlış adımların başka sıkıntılar ve krizlerin de oluşmasına yol açacağı unutulmamalıdır. Son tahlilde, Tunus’ta oluşan yeni statükonun bölgedeki diğer otoriter sistemleri rahatsız ettiği aşikârdır. Ayrıca köklü bir siyasal hareketin liderliğinden gelmeyen bir ismin cumhurbaşkanı olması da bölgede değişen sosyolojiye ilham kaynağı olabilecektir. Bu noktada Kays Said’in sergileyeceği performans ve çizeceği vizyonun yanında Nahda’nın hükümetin en güçlü adayı olarak devrim sürecinden bu yana takip ettiği stratejiye sadık kalıp Tunus’u daha ilerilere taşıyacak siyaseti hayata geçirmesi hem Tunus’un hem de bölgenin geleceğinin daha aydınlık olmasında önemli rol oynayacaktır. 

mercanmh@yahoo.com