Türkiye bir koridor değil doğal gaz merkezi olmalı

Öğr. Gör. Dr. Göktuğ Şahin, Serkan Şahin / ORSAM Enerji Çalışmaları Direktörlüğü
31.10.2020



Türkiye’nin doğal gaz konusunda en büyük ticaret ortağı olan Rusya ile uzun dönemli al ya da öde temelli satın alım sözleşmelerinin vadesi 2021 yılından itibaren dolmaktadır. Hemen ardından diğer uzun dönemli doğal gaz sözleşmelerinin de vadeleri dolmaya başlayacaktır. Diğer bir deyişle Türkiye, mevcut doğal gaz alım anlaşmalarını gözden geçireceği bir döneme girmektedir. Türkiye’nin yoğun olarak faydalandığı bu enerji kaynağı açısından konu ciddi biçimde üzerinde durulması gereken ve ayağı yere basan somut analizlerin gerçekleştirilmesi gereken bir husustur.

Neredeyse tamamı ithal

EPDK verilerine göre 2019 yılında ülkemizde yaklaşık 45 milyar metreküp (Bcm) doğal gaz tüketimi gerçekleştirilmiştir. Bunun neredeyse tamamı ithal edilen doğal gaz ile karşılanırken yerli üretim ancak tüketimin yüzde biri kadardır. Buradan da anlaşılacağı üzere Türkiye’nin doğal gazda ithalata bağımlılığı çok yüksek bir seviyede seyretmektedir.

Tanışma hikayesi

Türkiye’nin doğal gaz ile tanışma hikayesi ise 1970 yılına dayanmaktadır. Doğal gazın kullanımı ülkemizde sanayi alanında başlamıştır. Doğalgazın ülkemizde Kırklareli’nde 1970 yılındaki ilk keşfinden sonra ilk kez Pınarhisar Çimento Fabrikasında, ardından 1975 yılında Mardin’in Çamurlu Sahasında Mardin Çimento Fabrikasında kullanılmıştır.

Zamanla artan doğal gaz talebi ve doğal gazın kullanım alanlarının yaygınlaştırılmasına yönelik atılan adımlar Rusya ile bu konuda yollarımızın kesişmesine neden olmuştur. 1984 yılında Türkiye, 84/8806 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile eski SSCB ile ilk doğal gaz ithalat sözleşmesi anlaşmasını gerçekleştirmiştir. Bu anlaşma ile Türkiye Doğal gaz Piyasasında süregelen kurallar değişmiştir. 1986 yılında eski SSCB’nin bünyesindeki Soyuzgaz İhracat ile doğal gaz ithalat-ihracat anlaşması imzalanmıştır. Artan talebi karşılamak için 25 yıl boyunca yıllık plato değeri 6 Bcm düzeyinde ithalat yapılması planlanmış ve 1987 yılında ilk doğal gaz ithalatı gerçekleştirilmiştir. Türkiye’de sanayi ve konut kullanımı açısından doğalgazla ilk buluşma Ankara’da gerçekleşmiştir. Daha sonraki dönemde Rusya, İran ve Azerbaycan ile imzalanan yeni anlaşmalarla doğalgaz tedarik kaynaklarının genişletilmesine devam edilmiştir. Böylelikle Türkiye’nin doğalgaz ithalatı, uzun vadeli satın alma anlaşmaları ile birlikte ortaya konan boru hattı projeleriyle üç farklı ülkeden gerçekleştirilmiştir. Bunun yanında BOTAŞ, 1988 yılında imzalanan satın alma anlaşmasının bir parçası olarak 1994 yılında Cezayir’den LNG ithalatına da başlamıştır. Şirket, enerji arzının esnekliğini ve güvenliğini artırmak için kaynakları çeşitlendirmek amacıyla 1994 yılında imzalanan satın alma anlaşmasının ardından 1999 yılında Nijerya’dan da LNG ithalatına başlamıştır.

Piyasanın gelişimi

1990’lı yılların başına gelindiğinde ise tüm dünyada hızla gelişen doğal gaz piyasası, Türkiye’de dikey entegre bir yapıda kamu tarafından yönetilmekteydi. Bu dönemde üretim alanında sadece özel sektör faaliyetleri devam etmekteyken diğer alanların pek faaliyete açık olmadığı söylenebilir. 1990 yılında 397 Sayılı Kararname ile doğalgazın kullanımına ilişkin çerçeve tanımlanmış ve hemen hemen tüm piyasa BOTAŞ’ın kontrolünde işlemeye başlamıştır. Ayrıca 1992 ve 1996 yıllarında doğal gaz temini İstanbul, Bursa, Eskişehir, İzmit’e genişlerken 1994 yılında BOTAŞ tarafından Marmara Ereğli’de ilk LNG Terminali kurulmuştur. 1995 yılında BOTAŞ, bir Kamu İktisadi İşletmesi olarak yeniden yapılandırılarak pazar için önemli bir kilometre taşı daha ortaya konmuştur. İlerleyen dönemde, 1996 yılında İran ve Rusya (Mavi Akım); 1998 yılında Rusya (Batı Hattı); 1999 yılında Türkmenistan; 2001 yılında Azerbaycan ile devlet tarafından doğal gaz satın alım anlaşmaları gerçekleştirilmiştir.

Sözleşmeler yenilenecek mi?

Türkiye’nin ithal ettiği doğal gazın çoğunluğu Rusya’dan boru hatlarıyla ve uzun dönemli sözleşmelerle temin edilmektedir. Toplam olarak incelendiğinde yaklaşık olarak 2021 yılında 15 Bcm ve 2020li yıllarda toplam 50 Bcm uzun dönemli doğal gaz sözleşmesinin vadesi dolacaktır. Bununla birlikte Türkiye, ilgili sözleşmelerin yenilenip yenilenmemesi ve eğer yenilenecekse hangi şartlar altında tekrar sözleşmelerin imzalanacağı hususunda masaya oturacaktır. Rusya ve diğer uzun dönemli sözleşmelerde Türkiye açısından göz önüne alınması gereken bazı hususlar söz konusudur. Bunlardan en önemlisi mevcut sözleşmelerde kullanılan halihazırdaki ikame petrol ürünlerinin, Türkiye’nin mevcut talep yapısını karşılamadığı görülmektedir. Türkiye’de artık yüksek kükürtlü fuel oil, düşük kükürtlü fuel oil ve gazyağı, doğal gazın doğrudan ikamesi değildir. Bu da esas olarak Türkiye’nin ithal boru hattı doğalgazına yönelik petrol ürünlerine endeksli doğalgaz fiyatlandırma mekanizmasında kullanılan ürünler için sorun yaratmaktadır. Mevcut fiyat metodolojisi ile birlikte formülde kullanılan petrol ürünlerinin talep modelinin Türkiye doğal gaz piyasasındaki talep modelinden farklılaştığı da sorgulanabilir. Bu durum, Türkiye’nin taleplerini karşılamak için diğer enerji kaynaklarından ziyade bütçe açısından ek bir maliyet baskısı söz konusu olmaksızın ithal boru hattı doğal gazını tercih etmesine makul bir zemin sunması beklenen petrole endeksli fiyatlandırma formülünün temel varsayımıyla çelişmektedir. Ancak gözlemlerimize dayalı olarak, Türkiye doğalgaz piyasası ile fiyat formülünde kullanılan ürünler arasındaki paralellik göstermeyen bağlantı yapısı, Türkiye’nin enerji ithalatı ihtiyacı için ayrı bir sorun teşkil etmektedir.

Artık alternatiflerimiz var

Türkiye’nin eli gerçekleştirilecek pazarlıklar açısından şu an için giderek güçlenmektedir. Daha önceki dönemlerde çok söz hakkımız olmadan imzalanan bu sözleşmeler açısından artık Türkiye’nin kaynak çeşitliliğini artırması, dünya piyasalarında yaşanan fiyat gelişmeleri, enerjide dışa bağımlılığımızdan kurtulmak ve enerji ihtiyacımızın giderilmesine yönelik atılan adımların meyveleri elimizi çok fazla güçlendirmiştir. Artık Türkiye’nin çok daha fazla alternatifi olduğu herkesçe bilinmektedir ve bu durum her alanda ciddi anlamda göz önüne alınmaya başlanmıştır. Günümüzde TANAP, TürkAkım, Organize Toptan Doğal gaz Satış Piyasası (OTSP), piyasanın liberalleşme düzeyinin artması, Karadeniz’de gerçekleştirilen keşifler ve devamı gelecek olan projelerle birlikte Türkiye’nin attığı adımlar giderek çok daha büyük ses getirmektedir. Ayrıca Türkiye’nin doğal gaz talebinin her dönemde giderek artmasının ve atılan adımların boyutunun büyümesinin temel nedenleri olarak jeopolitik açıdan önemi ve bir enerji ticaret noktası olma konumundan kaynaklanan potansiyeli gösterilebilir.

Keşif müjdeleri

Özellikle Karadeniz’de ardı ardına aldığımız keşif müjdeleri sonrası sözleşmeler açısından masadaki yerimiz çok daha sağlamlaşmış gözükmektedir. Orsam Enerji Çalışmaları Direktörlüğü olarak sık sık belirttiğimiz üzere hem ekonomik hem siyasi hem de enerji güvenliği açısından doğal gaz talebimizin içerisinde yerli kaynak kullanımını artırarak ithalat oranının azaltılması çok önemli bir husustur. Ayrıca Cumhurbaşkanlığı, Enerji Bakanlığı, EPİAŞ gibi karar verici kurumlardan tutun son tüketiciye kadar herkes Türkiye’nin sadece enerji aktarımında transit bir ülke değil enerji merkezi olabilmesi adına üzerine düşen ulvi görevleri layıkıyla yerine getirmeye çalışmaktadır ve çalışacaktır.

En akla yatkın çözüm

Son söz olarak, Türkiye’nin 2020’li yıllarda vadesi dolacak olan yaklaşık 50 Bcm hacminde veya daha sonrasında sona erecek olanlar da dahil olmak üzere diğer ülkelerle imzaladığı uzun vadeli doğalgaz sözleşmeleri için en akla yatkın çözümün; enerji güvenliği adına karşılıklı olarak daha iyi koşullarda yeni uzun vadeli doğal gaz anlaşmalarının ortaya konması, daha önceki hataların tekrar edilmemesi ve tarafların geleceği için uzun vadeli iş birlikleri kurulması olduğu görülmektedir. Yaşanan gelişmelerle birlikte gerek dış siyasette zaman zaman sorunlar yaşadığımız gerekse enerjide yüksek derecede bağımlılığımız bulunan Rusya gibi tedarikçilere karşı daha sağlam bir duruş sergilenecektir. Öte yandan, bugüne kadar gereğinden fazla bir bedel ödeyerek doğal gaz ithalatı gerçekleştiren Türkiye ilerleyen dönemlerde doğru hamlelerle birlikte ekonomik açıdan çok daha avantajlı bir şekilde doğal gaz ihtiyacını giderecektir. Böylece giderek daha güçlü bir sanayi hedefinde ülkenin verimlilik koşullarına ciddi anlamda katkı sağlanmış olacaktır. Ayrıca Türkiye, bölgede sadece bir koridor olmak yerine doğalgaz merkezi olma çabası içinde olmalıdır ve dünya doğal gaz piyasasında önemli etkiye sahip bir oyuncu olmak için gerekli adımları cesurca atmalıdır. Unutulmamalarıdır ki doğal gaz günümüzde yalnızca bir ticaret unsuru olmaktan ziyade siyasi ve politik konularda da etkili bir emtiadır. Türkiye’nin jeostratejik konumu; tarihi, uygarlığı, kültürü ve siyasi geçmişinin odak noktalarından biridir. Ve bu durum doğal gaz konusunda Türkiye’nin küresel doğal gaz piyasasında etkili bir aktör olabilmesi potansiyeli açısından çok büyük önem arz etmektedir. Tekrar altı çizilerek vurgulanacak olursa eğer Türkiye, ayağı yere sağlam basan ve ince elenip sık dokunmuş siyaset üstü kararlarla çok büyük bir potansiyeli elinde bulundurmaktadır. Güçlü ve giderek daha da güçlenen Türkiye için ele ele vererek enerjimize enerji katmaya durmaksızın devam etmemiz gerekmektedir...

goktug.sahin@hbv.edu.tr

serkan.sahin@hormuzstraits.com