Türkiye tedirginliği

Faruk Önalan / Yazar
26.03.2021

Erdoğan'ın yaptığı "Suudi Arabistan'ın Türkiye'den SİHA talebi var" açıklaması İran'ı tedirgin eden bir durum. Rusya ve İran'ın istihbarat anlaşması imzaladığını da gözardı etmeyelim. Taraflar açıkça dile getirmese de artan Türkiye etkinliği tedirgin etmekte. Doğu Akdeniz'de olası Türkiye-Mısır yakınlaşması belirsizliğini korurken, Fransa, BAE ve Mısır, hatta İran Türkiye'nin Afrika Sahel bölgesindeki varlığından büyük rahatsızlık duymaktadır. Türkiye Libya hamlesinden sonra geçtiğimiz aylarda Afrika'ya açılan kapıdan hem Nijer hem de Çad ile oldukça önemli stratejik anlaşmalar imzaladı.



Resmi açıklamalar üzerinden açıkça dile getirilmiş olmasa da Amerika Birleşik Devletleri Başkanlık seçimini Joe Biden'ın kazanmasına en çok sevinen ülkelerinin başında şüphesiz İran geliyor. 2015 yılında İran ile Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi'nin beş daimi üyesi ABD, Rusya, İngiltere, Fransa, Çin'in yanı sıra Almanya ve Avrupa Birliği (AB) tarafından da imzalanan "nükleer" anlaşmadan, Trump yönetimi 8 Mayıs 2018 tarihinde, tek taraflı çekilerek İran'a yeniden yaptırım uygulamaya başlamıştı. Üç yıllık süreçte uygulanan yaptırımlarla ekonomisi ağır yaralar İran, Biden yönetimi ile yeniden nükleer anlaşmaya dönmek için adeta can atıyor.

Bir dakikayı dahi kaçırmayacağız

Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani de son yaptığı açıklamalarla bunu açıkça dile getirdi. "Yaptırımların kalkması için bir dakikayı dahi kaçırmayacağız. Eğer karşı taraf yani 5+1, taahhütlerine uyarsa ve yaptırımları sona erdirirlerse biz de nükleer anlaşmadaki tüm taahhütlerimize döneriz. İran'a üç yıl boyunca büyük haksızlık yapıldı ancak bu süreçte gördüğümüz zararı gündeme getirmeyecek ve meydana gelen hasarın ödenmesini şart koşmayacağız" Daha önce üst perdeden konuşan İran Dini Lideri Ali Hamaney de Nevruz Bayramı münasebetiyle yaptığı konuşmada yaptırımların kaldırılması halinde nükleer anlaşmaya geri döneceklerini açıkladı. Hamaney "acelemiz yok" dese de Ruhani "bir dakikayı bile kaçırmayacağız" vurgusuyla bir nevi dini lideri de boşa düşürmüş oldu. 2015 yılında Hasan Ruhani'nin, "Irak ve Afganistan'da demokrasinin oturmasına yardım ettiğimiz gibi, Suriye ve Yemen'de de demokrasinin hakim olmasına yardım etmeye hazırız" sözlerinden sonra Suriye ve Yemen'e yaptıkları müdahalenin maliyeti de İran ekonomisini zorda bıraktı. Açıkçası İran için nükleer anlaşmaya geri dönüş, tek çıkış noktası...

İran'ın "Şii yayılmacılık" politikası ile Suudi Arabistan/BAE liderliğindeki Arap koalisyonunun hırsları arasında sıkışan Yemen, yedi yıldır iç savaşın getirdiği felaketle yüzleşmeye devam ediyor. Son olarak Suudi Arabistan, Yemen'de Birleşmiş Milletler'in gözetiminde, -Sana Havalimanı'nın açılmasını, Hudeyde Limanı'nda yakıt ve gıda sevkiyatının yapılmasını, hükümet yetkilileri ve İran destekli isyancı Husiler arasında görüşmelerin başlatılmasını kapsayan- ateşkes uygulanmasını öngören bir barış planı sundu. Yemen hükümeti, "Yemen halkının arzu ettiği sürdürülebilir barışa giden çabalara engel olmayacağız" açıklamasıyla planı kabul ederken, Husiler ise "yeni bir bakış açısı" yok diyerek barış planını reddetti. BM Genel Sekreteri Guterres de, herhangi bir ön koşul olmadan her iki tarafı bu fırsatı değerlendirmeye ve iyi niyetle ilerlemek adına BM özel elçisi Martin Griffiths ile birlikte tüm tarafların Yemen'i barışa ulaştıracak acil bir anlaşmaya varmayı kolaylaştırmak için her türlü çabanın gösterilmesini belirtti. İran Dışişleri de; "İran, savaşın başından beri Yemen krizine çözüm yolunun askeri olmadığı görüşündedir ve saldırganlığın sona ermesi, ateşkes sağlanması, ekonomik kuşatmanın kaldırılması ve siyasi görüşmelerin başlatılmasına yardımcı olan her türlü barış planını ve dış müdahale olmadan Yemen'in siyasi geleceğini şekillendirmeyi Yemenlilere bırakmayı destekliyor" şeklinde bir açıklama yayınladı. İran Meclis Başkanı'nın özel danışmanı Emir Abdullahiyan'ın kibirli bir dille, sosyal medya üzerinden yaptığı, "Bugün Yemen direnişi kazanmış ve Suudi yöneticileri oldukça şaşkındır" paylaşımı İran'ın bakış açısını yansıtması bakımından dikkate değer.

Körfez'in gerilimi

Öte yandan Türkiye'nin Suriye'de, Libya'da ve Dağlık Karabağ'da etkin pozisyonundan hoşlanmayan İran, son zamanlarda sıklaşan ve özellikle Yemen'de Husilere yakın haber sitelerinde yer alan Türkiye'nin Yemen'e müdahale için hazırlık yaptığı hatta Afrin'den savaşçı gönderdiğine ilişkin haberlerden de rahatsız olmuş durumda. Bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın yaptığı "Suudi Arabistan'ın Türkiye'den SİHA talebi var" açıklaması İran'ı tedirgin eden bir başka durum. Arap sitelerinde Türk SİHA eğitimlerinin Taif Hava Üssü'nde verildiğine dair birçok haberin yer aldığını da ayrıca belirtmekte fayda var. Genel olarak baktığımızda Türkiye'nin Ortadoğu'da, Körfez'de, Kuzey Afrika'da daha faal olduğunu görüyoruz. Türkiye'nin etkin rolüyle başarısızlığa uğrayan Katar ablukasından sonra normalleşme adımları gün geçtikçe etkisini hissettirmeye başlıyor. Suudi Arabistan-Katar arasındaki gerginliğin bitmesi, ilk başlarda sıcak bakmasa da BAE'nin de oluşan bu yeni iklime ayak uydurması Körfez'deki gerginliği azaltmış görünüyor. Bu yumuşak havanın Türkiye-Suudi Arabistan ilişkilerine de yansıdığı aşikar. Diğer taraftan Türkiye ile Mısır arasında uzun zamandır devam eden istihbari görüşmelere diplomatik görüşmeler de eklendi. Doğu Akdeniz'de Türkiye ile işbirliğinin en karlı yatırım olduğunun elbette Mısır da İsrail de ve hatta Yunanistan da farkında. Eski Yunan Büyükelçi ve Yunanistan Avrupa ve Uluslararası Siyaset Vakfı (ELIAMEP) Danışma Kurulu Üyesi Panagiotis İoakimidis, Atina merkezli 100 yıllık Yunan gazetesi To Vima'ya verdiği röportajda Türkiye'nin önemini açıkça belirtti. "Sorunlar çözülse bile Türkiye, Yunanistan için sürekli büyük bir sorun olmaya devam edecektir. Türkiye bölgesel bir güç, Yunanistan ortalama değerde bir ülke. Yunanistan, dünya gücü olmayı hedefleyen güçlü bir komşusuyla nasıl başa çıkabilir? Cevap tarih ve deneyimden geliyor. Onu bir kafese koyarsınız ya da sağlam bir şeye bağlarsınız. İkinci Dünya Savaşı sonrası Avrupa'nın yaptığı da buydu. Bir "kafes", yani AB'yi inşa etti ve Almanya'yı içine kilitledi, mümkün olduğunca zararsız hale getirdi. Türkiye'nin AB üyeliğini desteklemesi güvenliğe yapılan en iyi yatırım olacaktır. Doğu Akdeniz'de Türkiye'yi de içeren Bölgesel İşbirliği Teşkilatı oluşturulmalı.[Mevcut gaz forumu (EastMed) bu ihtiyacı karşılamaktan uzak]Türk meydan okumasına karşı uzun vadeli başka bir strateji yok."

İsrail dikkatle izliyor

İsrail dış politikasına yönelik tavsiyelerde bulunan Tel-Aviv Üniversitesi, Ulusal Güvenlik Araştırmaları Enstitüsü de Türkiye ile ilişkilerde Mısır'ın tavrının dikkatle takip edilmesi önerisinde bulundu. Doğu Akdeniz'de olası Türkiye-Mısır yakınlaşması belirsizliğini korurken, Fransa, BAE ve Mısır hatta İran Türkiye'nin Afrika Sahel bölgesindeki varlığından büyük rahatsızlık duymaktadır. Türkiye Libya hamlesinden sonra geçtiğimiz aylarda Afrika'ya açılan kapıdan hem Nijer hem de Çad ile oldukça önemli stratejik anlaşmalar imzaladı. Ne tesadüftür (!) ki, Londra merkezli "The New Arab" sitesinde Mısır Sahel'de Türk etkisine karşı koymaya çalışıyor" başlıklı bir haber çıktı. Haberin içeriğinde ise şu cümle yer alıyordu; "Mısırlı güvenlik yetkilileri geçtiğimiz aylarda sessizce Nijer ve Çad'a ziyaretlerde bulundu." Ve yine tesadüftür ki, Elysee Sarayı'nde, yeni göreve başlayan Libya Başkanlık Konseyi Başkanı Muhammed el-Menfi ve yardımcısı Musa el-Koni'yi kabul eden Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, "Libya'da istikrar ve barış sağlanmazsa, Orta ve Doğu Akdeniz, Sahel bölgesi ve Afrika'da barış olmaz" açıklamasını yaptıktan sonra yakın zamanda Nijer, Çad ve Mısır Cumhurbaşkanlarıyla görüşeceğini belirtti. Yeni dünya düzeninde bölgesel ittifaklar da yeniden şekillenmeye başlıyor. Bu kapsamda Ürdün, Irak ve Mısır işbirliğinin temeli, ülke ekonomilerine katkıda bulunmak için yolcu, kargo, deniz taşımacılığı alanında faaliyet gösteren 1985 yılında kurulan Arap Köprüsü şirketi ile atılmıştı. İlerleyen yıllarda üçlü ilişkinin ana amaçlarından biri şüphesiz, ABD işgali sonrası İran'ın etki alanının genişlediği Irak'ı bu etkiden kurtarılmasıydı. Nisan 2013'te Ürdün ile Irak arasında 18 milyar dolar bedelli bin 700 kilometre uzunluğunda Basra-Akabe petrol boru hattı projesi için protokol imzalanmış ancak daha sonra DEAŞ'ın ortaya çıkmasıyla bu proje akamete uğramıştı. Mısır Cumhurbaşkanı Sisi, Ürdün Kralı Abdullah ve dönemin Irak Başbakanı Adil Abdulmehdi'nin Mart 2019'da Kahire'deki görüşmesinde "Üçlü koordinasyon mekanizması" oluşturuldu. Daha sonra Eylül 2019'da BM Genel Kurulu için gidilen ABD'de, Ağustos 2020'de de Amman'da olmak üzere üç zirve daha düzenlendi. Son zirvede 27 Mart 2021'de Bağdat'ta gerçekleştirilecek. Görüşmenin ana maddesi Basra-Akabe boru hattının Mısır'a kadar uzatılması... Üçlü zirve öncesinde Irak Petrol Bakanı İhsan Abdulcabbar ve Mısır'ın Bağdat Büyükelçisi Ahmed İsmail, Basra-Akabe petrol boru hattının Mısır'a uzatılması planını görüştü. Irak petrolünün Ürdün üzerinden Kızıldeniz'e taşınacak olması ekonomisi zorda olan Ürdün, tabiri caizse İran hegemonyasından kurtulmak isteyen Irak ve BAE'nin Süveyş kanalını bypass edip İsrail ile direkt nakliye kurma planıyla ekonomisine ağır bir darbe alacak olan Mısır için çok önemli bir proje.

Türkiye yükseliyor

Tüm bu gelişmelerin yanında Rusya ve İran'ın istihbarat anlaşması imzaladığını da göz ardı etmeyelim. Taraflar açıkça dile getirmese de artan Türkiye etkinliği tedirgin etmekte. Rus askeri haber sitesi "TopWar" Türkiye'nin son yıllarda yaptığı atılımlar üzerine Rusya'ya yönelik kaleme aldığı uyarı analizinde şu ifadelere yer verdi: Rusya, Türkiye ile savaşa hazır değil.

Erdoğan yeni bir Türk imparatorluğu kuruyor. Türkiye, Eski Osmanlı İmparatorluğu topraklarında, Türk ve İslam dünyasında siyasi, ekonomik ve kültürel konumlarını sürekli olarak güçlendiriyor. Türkiye Irak, Suriye ve Libya'da ilan edilmemiş savaşlar yürütüyor.

SDG'nin (PKK) Irak veya Suriye'nin enkazında devlet kurmasını engelliyor. Yunanistan ve Fransa'yı tehdit ediyor. Erdoğan, Karabağ'da Ermenistan'ı yendi. Kudüs'ü Türk şehri ilan etti.

Ekonomideki sorunlara rağmen Türkiye'nin dış cephede aldığı zaferlerin iç sorunları durduracağı unutulmamalı.

Türkiye yükseliyorsa, her şey bizim için (Rusya) karmaşıktır. Türk ordusu, sanayisi gelişmiş dünyadaki düzenli birkaç ordudan biri." Kırım doğumlu Rus gazeteci ve analist Stanislav Stremidlovsky'nin Polonya'nın izleyeceği dış politika ile ilgili dış politika analizinde kullandığı cümleler de oldukça dikkat çekiciydi;

"Kendini en çok ilgilendiren konularda AB ve ABD'ye meydan okumaktan çekinmeyen Türkiye, egemen bir devlet olarak davranmanın ne demek olduğunu göstererek Polonya için ağabey ve akıl hocası olabilir. Ankara ile işbirliğinin genişletilmesi, Varşova'nın Karadeniz bölgesindeki varlığına dair sorununu çözmesine olanak sağlayabilir." Dünyanın en hareketli coğrafyasında "strateji savaşları" tüm hızıyla devam ediyor.

frkonalan@gmail.com