Türkiye'nin Karadeniz'den gelebilecek deniz ve hava dronlarına karşı hassasiyeti

22.05.2026

Karadeniz'in Türkiye açısından yalnızca bir deniz güvenliği alanı değil; aynı zamanda drone savaşı, elektronik harp, enerji güvenliği ve hibrit çatışma sahası haline geldiği görülmektedir. Bu nedenle Türkiye'nin önümüzdeki dönemde Karadeniz güvenlik stratejisini yalnızca klasik askeri tehditlere göre değil; düşük yoğunluklu, belirsiz ve teknoloji temelli yeni nesil tehditlere göre yeniden şekillendirmesi gerekecektir.


Türkiye'nin Karadeniz'den gelebilecek deniz ve hava dronlarına karşı hassasiyeti

Dr. Necdet Özçelik/ Akademisyen, Yazar

Rusya–Ukrayna savaşı, Karadeniz'deki güvenlik mimarisini önemli ölçüde değiştirmiştir. Savaşın ilk dönemlerinde daha çok klasik donanma unsurları, füze saldırıları ve hava operasyonları öne çıkarken, ilerleyen süreçte düşük maliyetli ve yüksek etkili insansız sistemler savaşın merkezine yerleşmiştir. Özellikle kamikaze İHA'lar, mini keşif dronları, elektronik harp destekli otonom sistemler ve insansız deniz araçları Karadeniz'i yeni nesil hibrit savaş sahasına dönüştürmüştür. Bu dönüşüm yalnızca Rusya ve Ukrayna'yı değil, Karadeniz'e kıyısı bulunan tüm ülkeleri doğrudan etkilemektedir.

Türkiye açısından mesele yalnızca sınır güvenliği boyutuyla sınırlı değildir. Karadeniz; enerji güvenliği, ticaret yolları, boğazların güvenliği, NATO dengesi, Rusya ile ilişkiler ve bölgesel istikrar açısından kritik öneme sahiptir. Bu nedenle savaşın ortaya çıkardığı yeni nesil drone tehditleri Türkiye bakımından hem askeri hem ekonomik hem de diplomatik sonuçlar doğurabilecek yeni bir güvenlik başlığı haline gelmiştir.

Hava dronları (İHA) açısından hassasiyet

Rusya–Ukrayna savaşı boyunca özellikle düşük radar izli İnsansız Hava Araçlarının (İHA) yoğun kullanımı dikkat çekmiştir. İran yapımı Şahid tipi kamikaze İHA'lar, uzun menzilli keşif dronları, mini taktik İHA'lar ve GPS destekli otonom platformlar savaşın karakterini önemli ölçüde değiştirmiştir. Bu sistemlerin en büyük avantajı düşük maliyetle yüksek etki yaratabilmeleridir. Küçük boyutları, sessiz uçuş özellikleri ve düşük radar görünürlüğü nedeniyle klasik hava savunma sistemlerini zorlayabilmektedirler.

Türkiye'nin Karadeniz kıyıları boyunca önemli radar ve hava gözetleme kapasitesi bulunmasına rağmen mini İHA'lar belirli zafiyet alanları oluşturmaktadır. Özellikle deniz yüzeyine yakın uçuş yapan, düşük hızda hareket eden, küçük kompozit gövdeli ve radar kesit alanı düşük olan sistemlerin tespit edilmesi zorlaşabilmektedir. Samsun'da düşen İHA olayı bu açıdan dikkat çekici bir örnek olarak değerlendirilmektedir. Olay, Karadeniz üzerinde yön kaybına uğrayan veya elektronik karıştırmadan etkilenen bir platformun Türkiye hava sahasına istemsiz biçimde girebileceğini göstermiştir. Aynı zamanda küçük ve düşük görünürlüklü İHA'ların geleneksel hava savunma sistemlerinden kaçabilme ihtimalini de ortaya koymuştur.

Bu gelişmeler Türkiye açısından yeni güvenlik ihtiyaçlarını gündeme getirmektedir. Özellikle alçak irtifa radar ağlarının güçlendirilmesi, kıyı bölgelerinde mini İHA savunma sistemlerinin yaygınlaştırılması, elektronik harp entegrasyonunun artırılması ve yapay zekâ destekli hava sahası analiz sistemlerinin geliştirilmesi giderek daha kritik hale gelmektedir.

Deniz dronları (İDA) açısından hassasiyet

Karadeniz savaşında en dikkat çekici dönüşümlerden biri de İnsansız Deniz Araçlarının (İDA) kullanımı olmuştur. Ukrayna'nın Rus Karadeniz Filosu'na karşı gerçekleştirdiği deniz dronu saldırıları klasik deniz savaş konseptini önemli ölçüde değiştirmiştir. Patlayıcı yüklü uzaktan kumandalı deniz araçları, yarı otonom saldırı botları ve elektronik yönlendirmeli küçük insansız deniz araçları büyük savaş gemilerine karşı ciddi tehdit oluşturmuştur.

Bu sistemlerin en önemli özellikleri düşük radar izi, hızlı hareket kabiliyeti, gece operasyon yeteneği, kıyıya yakın seyir kapasitesi ve sürü mantığıyla operasyon yapabilmeleridir. Türkiye açısından İstanbul ve Çanakkale Boğazları, Karadeniz limanları, askeri üsler, enerji terminalleri, LNG ve petrol taşımacılığı rotaları ile Sakarya Gaz Sahası gibi bölgeler hassas noktalar olarak öne çıkmaktadır. Özellikle Karadeniz'deki enerji altyapılarının gelecekte hibrit saldırılar açısından daha kritik hale geleceği değerlendirilmektedir. Küçük ölçekli bir deniz dronu saldırısı bile enerji akışını, sigorta maliyetlerini ve ticari taşımacılığı etkileyebilir.

Boğazlar üzerindeki yoğun ticaret trafiği de ayrı bir risk oluşturmaktadır. Kimliği belirsiz bir deniz dronu saldırısı veya sabotaj girişimi tanker trafiğini aksatabilir, enerji fiyatlarını etkileyebilir, uluslararası sigorta maliyetlerini yükseltebilir ve Türkiye üzerinde diplomatik baskı yaratabilir.

Türkiye'nin güçlü yönleri

Bununla birlikte Türkiye'nin Karadeniz'de savunmasız olduğu söylenemez. Türkiye, bölgedeki en gelişmiş askeri gözetleme ve erken uyarı kapasitesine sahip ülkelerden biridir. NATO entegre radar sistemi, AWACS erken uyarı desteği, kıyı radar zinciri, deniz karakol uçakları, elektronik istihbarat kapasitesi ve gelişmiş hava savunma altyapısı Türkiye'nin önemli avantajları arasında yer almaktadır.

Ayrıca son yıllarda geliştirilen Hisar hava savunma sistemleri, Siper uzun menzilli hava savunması, Korkut yakın hava savunma sistemi ve çeşitli elektronik harp platformları mini İHA tehditlerine karşı belirli ölçüde koruma sağlamaktadır. Türk Donanması da insansız deniz araçları, sonar–radar entegrasyonu, kıyı gözetleme sistemleri ve elektronik harp kabiliyeti alanlarında kapasitesini artırmaktadır. Türkiye'nin savunma sanayisindeki yerli üretim kapasitesi de bu süreçte önemli avantaj sağlamaktadır. Çünkü drone tehditleri sürekli değiştiği için hızlı adaptasyon ve yerli çözüm üretme kabiliyeti kritik hale gelmiştir.

Türkiye'nin odağı hibrit tehditler olmalıdır

Ancak Türkiye açısından en büyük risk doğrudan büyük ölçekli saldırılar değil, hibrit ve "gri bölge" tehditleridir. Modern drone savaşında saldırının kaynağını hızlı biçimde tespit etmek her zaman mümkün olmamaktadır. Örneğin rota kaybetmiş bir İHA, elektronik karıştırma sonucu yön değiştiren bir sistem, kimliği belirsiz bir deniz dronu veya sivil gemi görünümünde drone taşıyıcı platform ciddi belirsizlik yaratabilmektedir.

Bu tür olaylarda saldırının kasıtlı mı yoksa kazara mı gerçekleştiği, hangi ülkeye ait olduğu, NATO'nun nasıl tepki vereceği ve askeri karşılığın gerekip gerekmediği kısa sürede netleşmeyebilir. Bu durum Türkiye açısından kontrollü gerilim ve belirsizlik baskısı yaratmaktadır. Özellikle Karadeniz'de Rusya–NATO dengesinin hassas olması nedeniyle yanlış anlaşılabilecek bir drone olayı bölgesel krizi büyütebilir.

Elektronik harp ve GPS karıştırma riski

Karadeniz'de son dönemde elektronik harp faaliyetlerinin de yoğunlaştığı görülmektedir. Hem Rusya hem de Ukrayna GPS karıştırma, sinyal bozma, veri bağlantısı kesme ve sahte koordinat üretme gibi yöntemleri yoğun biçimde kullanmaktadır. Bu durum yalnızca askeri sistemleri değil, sivil havacılığı, deniz taşımacılığını, ticari navigasyon sistemlerini ve enerji altyapılarını da etkileyebilmektedir.

Türkiye açısından özellikle Karadeniz kıyılarında GPS sapmaları ve sinyal düzensizlikleri önemli güvenlik riski oluşturmaktadır. Samsun'daki İHA olayının da elektronik karıştırma ihtimaliyle bağlantılı olabileceği değerlendirilmektedir.

Boğazlar ve ticari güvenlik riski

Karadeniz, savaş nedeniyle dünyanın en kritik stratejik deniz alanlarından biri haline gelmiştir. Tahıl koridoru, enerji taşımacılığı, LNG sevkiyatı ve askeri geçişler Türkiye açısından hayati önem taşımaktadır. Bu nedenle küçük çaplı bir drone saldırısı bile küresel ticaret akışını etkileyebilir, boğaz güvenliğini riske atabilir, sigorta maliyetlerini yükseltebilir ve enerji piyasalarında dalgalanma yaratabilir.

Özellikle İstanbul Boğazı gibi yoğun geçiş noktalarında yaşanabilecek bir sabotaj girişimi Türkiye üzerinde ciddi ekonomik ve diplomatik baskı oluşturabilir.

Genel değerlendirme

Genel olarak değerlendirildiğinde Rusya–Ukrayna savaşı Karadeniz'de klasik savaş anlayışını değiştirerek drone, elektronik harp ve hibrit saldırı merkezli yeni bir güvenlik ortamı oluşturmuştur. Türkiye bu yeni ortamda görece güçlü radar, hava savunma ve deniz gözetleme kapasitesine sahip olsa da düşük maliyetli, düşük radar izli ve asimetrik hareket eden sistemler yeni güvenlik açıkları yaratmaktadır.

Özellikle Samsun'daki İHA olayı, Ukrayna'nın deniz dronu operasyonları, Karadeniz'de artan elektronik harp faaliyetleri ve Rusya'nın uzun menzilli İHA kullanımı Türkiye açısından asimetrik tehdit riskini artırmıştır. Bu nedenle Türkiye'nin kısa vadede kıyı radar ağlarını güçlendirmesi, anti-drone sistemlerini yaygınlaştırması, elektronik harp kapasitesini artırması ve limanlarla enerji altyapılarında yeni güvenlik katmanları oluşturması önem taşımaktadır.

Uzun vadede ise Karadeniz'in Türkiye açısından yalnızca bir deniz güvenliği alanı değil; aynı zamanda drone savaşı, elektronik harp, enerji güvenliği ve hibrit çatışma sahası haline geldiği görülmektedir. Bu nedenle Türkiye'nin önümüzdeki dönemde Karadeniz güvenlik stratejisini yalnızca klasik askeri tehditlere göre değil; düşük yoğunluklu, belirsiz ve teknoloji temelli yeni nesil tehditlere göre yeniden şekillendirmesi gerekecektir.

@necdet4059