Türkiye'nin kaybedecek bir 150 senesi daha yok

Şengül Karslı / Avukat
27.11.2021

Muhalefetin şu sıralarda vaat ettiği "iyileştirilmiş ve güçlendirilmiş parlamenter sistem" ülkemizin bin bir emekle kurtulduğu vesayet odaklarını geri getirme riski taşımaktadır. Erken seçim ve sistem değişikliği tartışmaları ile ulaşılmak istenen belirsizlik ve karmaşadan hepimiz zarar görmekteyiz.



Almanya'da son yapılan seçimlerin ardından 16 yıllık Merkez hükümeti sona erdi ve üç partili koalisyon hükümeti için görüşmeler başladı (Almanya'da 2017'deki koalisyon görüşmeleri 172 gün, 2013'teki görüşmeler ise 86 gün sürmüştü). Çekya'da da 8-9 Ekim tarihlerinde yapılan seçimlerde Almanya'ya benzer bir sonuç ortaya çıktı. İktidardaki Gayrimemnun Vatandaşlar Hareketi (ANO), yüzde 27,17 ile en fazla oy alan parti olsa da seçimlerin galibi üç partinin birlikte kurduğu muhalefet iktidarı (Spolu) oldu. 200 sandalyeli meclisin 108 sandalyesini birlikte kazanan muhalefet ittifakı, hiçbir şekilde ANO ile görüşmeyeceğini açıkladı. Cumhurbaşkanı Zeman ise hükümeti kurma görevini ANO'dan başkasına vermediğinden hükümet kurulamıyor.

Hollanda'da genel seçimlerin üzerinden altı ay geçmesine rağmen hükümet kurulamadı. Ne zaman kurulacağı da şüpheli, çünkü 2017'de yapılan seçimlerin ardından da hükümet kurmaları 225 gün sürmüştü. Dört yılda bir seçim yapıyorlar ama bunun bir senesi hükümet kurmakla geçiyor!

Bulgaristan'da hala hükümet kurulamıyor. Son sekiz ay içerisinde üç kez erken genel seçime gidildi. Üst üste yapılan seçimlerin parçalı koalisyon dışında bir seçenek sunmadığı ortada. Cumhurbaşkanı ancak dördüncü seçimde belli oldu. Norveç'te ise süreç daha taze. 13 Eylül'de genel seçimler yapıldı ancak yaklaşık bir ay hükümet kurulamadı. Sonunda Meclis'te yeterli sandalyesi olmayan bir azınlık hükümeti kurulabildi.

Sivil anayasa ihtiyacı

Parlamenter sistemi uygulayan birçok devlet için benzer örnekler vermemiz mümkün. Türkiye'de ise bir sistem ihtiyacının aksine askeri darbe sonucu oluşturulmuş Anayasa yerine yapılacak sivil bir Anayasa ihtiyacı bulunmaktadır. Ne yazık ki vesayetçi sisteme özlem duyanların tek gündemi sivil Anayasa değil eski vesayetçi parlamenter sistem. 16 Nisan 2017 gibi yakın bir tarihte Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi'ne geçtiğimiz için, daha önce denediğimiz parlamenter sistemi ve onun bozuk düzenini hatırlamakta zorluk çekmiyoruz. Geriye dönüp baktığımızda, parlamenter sistemin tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de yaşanılan, hükümet kurmadaki zorlukları veya hükümeti düşürmedeki kolaylıkları, sıkı koltuk pazarlıkları, milletvekili transferlerini hepimiz hatırlarız. İçerisinde kriz olmayan, kaos bulunmayan bir tane hükümet örneği verebilecek kişi olduğunu da sanmıyorum.

Parlamenter sistemde, yeni umutlarla yapılan tüm seçimler ve hep bir öncekinden daha iyi olacağı umuduyla kurulan hükümetler -özellikle de koalisyon hükümetleri- ülkeyi bir adım ileriye götürmemiştir. Koalisyondan kurtulup tek başına kurulan hükümetler ise ya cumhurbaşkanlarının engellemeleriyle ya da darbe veya benzeri yöntemlerle engellenmeye çalışılmıştır. 1970'lerde Milli Selamet Partisi lideri Necmettin Erbakan ve Milliyetçi Hareket Partisi lideri Alparslan Türkeş, mevcut "parlamenter sistemin siyasi kriz üreterek, istikrarsızlığı sürekli hale getirdiği" gerekçesi ile başkanlık sistemine geçilmesi gerektiğini savunmuşlardı.

Çift başlılık bitti

Artık Anayasa kitapçığı fırlatılan dönemler geride kalmış ve Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi adı verilen Başkanlık Sistemi ile devlet yönetiminde çift başlılık sona ermiştir. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'nde Cumhurbaşkanı, partilerin birbirleriyle yaptığı pazarlıkların sonucu değil, halkın oyuyla belirlenmekte. Tek adam rejimleri; baskı, darbe ve iç savaşla kurulur. Milletin seçtiği Cumhurbaşkanı tek adam değil olsa olsa milletin güçlü lideri ve devletin başıdır. Kaldı ki Cumhurbaşkanı ve Meclis, karşılıklı olarak seçimlerin yenilenmesi kararı verebilmektedir. Başkanın yasamanın güvenine dayanmaması, onun görev süresi bitmeden yasama tarafından görevden alınamayacağı anlamına gelir. Çünkü bu sistemde cumhurbaşkanı yasama organına değil, kendisini seçen millete karşı sorumludur.

Cumhurbaşkanı, -yapılan söylemlerin aksine- Genel Bütçe Kanunu dışında yasa hazırlamıyor. Cumhurbaşkanı'nın hazırlayacağı Bütçe Kanunu da, TBMM'nin onayına sunuluyor. En çok söylenen "parlamento denetimi yok" söylemi de yanlış. Parlamenter sistemde denetimin etkinliğinden bahsetmek mümkün değil. Parlamentonun çoğunluğunun kendi partisinin oluşturduğu hükümeti denetlemesi veya feshetmesi sizce ne kadar mümkün?

Sorunsuz diyemeyiz

Geride kalan üç yıla baktığımızda Başkanlık sistemi için 'sorunsuz' demek doğru olmaz. Ancak 150 yıllık, içi çürümüş bir sistemi de bir çırpıda değiştirmenin, yeni sisteme tam bir adaptasyonun zamanla olabileceğini kabul etmek gerekir. Sistemin içeriğini tartışırken de yürütmenin elini rahatlatıyor olmasını, devlet işleyişine getirdiği kolaylığı ve hantal bürokrasiyi dinamik hale getirmesini göz ardı ederek, nasıl güçlendirebileceğimize ilişkin tutarlı, somut ve bilimsel çözümler yerine, "Bu sistem Erdoğan'ı güçlendiriyor" gibi mesnetsiz iddialar ortaya atarak sistemi değersizleştirmeye çalışmak kendi menfaatini Türkiye'nin menfaatlerinin önünde tutan bir anlayışın, güven istikrar ortamını (kısır ve faydasız bir muhaliflik) bozma çabasından öte bir fayda sağlamayacaktır. Muhalefetin şu sıralarda vaat ettiği "iyileştirilmiş ve güçlendirilmiş parlamenter sistem" ülkemizin bin bir emekle kurtulduğu vesayet odaklarını geri getirme riski taşımaktadır. Erken seçim ve sistem değişikliği tartışmaları ile ulaşılmak istenen belirsizlik ve karmaşadan hepimiz zarar görmekteyiz. 1990'lı yıllarda iki veya üç partiden oluşan koalisyonların Türkiye'yi içine düşürdüğü derin krizler ortadayken, ittifakla yönetilen İstanbul Büyükşehir Belediyesinin durumu ortadayken bugün planlanan altı veya yedi partili koalisyonun ülkeyi nereye götüreceği meçhuldür.

Türkiye'nin kaybedecek bir 150 senesi daha yoktur. Ne Hollanda'daki gibi 210 gün geçmesini beklemek, ne de Bulgaristan'daki gibi aynı yıl içinde üç seçim yapılmasını deneyimleme lüksümüz yoktur. Parlamenter sisteme geçmek isteyenler; milletin değil, kendisinin kazanma hesabını yapanlardır. Parlamenter sisteme geçmek isteyenler; Türkiye'de yeniden kaos ve kargaşa ortamına özlem duyanlardır. Gelin artık hep birlikte, bu ülkenin geleceğini konuşalım. 2053 hedeflerini, 2071 hedeflerini konuşalım. Ve hep birlikte bize ait sivil bir Anayasa yapalım.

@avsengulk