Türkiye'yi 66'ya bağladık

Röportaj: Hale Kaplan
14.05.2021

Gönül Dağı dizisi, hikayelerinden uyarlanan Mustafa Çiftçi: "Herkes nasibi kadar alıyor. Bozkırda yaşayıp da tek satır nasiplenememişler var. Esasen deniz ve çöl de böylesi etkilere sahip. Çevresindekileri, okumayı bilenlere bence en çok zamanın tılsımını fısıldarlar. Ölümü ve ötesini hatırlatırlar. Ölüm farklı görünümler içinde her yerdedir. Ölümden korkuyorsanız o başka. Ama ölümü de bir safha sayıyorsanız o vakit bozkır size akıbetinizi bir kere daha anlatır."



Hayalleri bozkır gibi uçsuz bucaksız olan Anadolu mucitlerinin hikayesini anlatan Gönül Dağı, bu yıl Türkiye'yi ekrana kilitledi. Dizinin bu kadar sevilmesinin altında yatan nedenler çok basit aslında: Kasabası şirin, insanları samimi, gençleri sevdalı... Tüm bunlara Neşet Ertaş türküleri de eklenince vazgeçilmezler listesinin zirvesini zorladı. Usta öykücü Mustafa Çiftçi'nin hikayelerinden uyarlanan ve TRT'de yayınlanan Gönül Dağı, Yozgat'a dair önyargıları da bir bir yıkma yolunda.

Bu yıl gönlümüze Yozgat kocaman bir dağ olarak girdi. Üzerine en çok gidilen illerimizden biriydi. Diziyle birlikte önyargılar bir bir silindi sanki ne dersiniz?

İşin aslına bakarsanız ön yargıları kırmak pek kolay değil. Görmek ayrı görmek istemek ayrı. Ama epeyce bir insanda diziden mülhem "şirin bir bozkır memleketi" imajı oluştu sanıyorum. Bu hal benim için sevindirici tabii.

Sizdeki Yozgat'ı anlatır mısınız bize?

Yozgat benim doğduğum yer, doyduğum yer, ana yurdum, baba ocağım. Annem ölmeden evvel de annemle bir ve beraber olduğum yerdi. Annem başka yerde olsaydı ben orayı da pek severdim. İnsan annesinden sevmeyi de belliyor. Annem rahmetli pek severdi Yozgat'ı. Hiç kıyamazdı. Eleştirenlere incecik sitem ederdi. Annem sosyal medyadaki Yozgat'ı iğneleyen paylaşımları hiç görmedi. Ben de göstermedim hiç. İncinirdi.

Yozgat'ı daha nakışlı yapan bir şey de dedem idi. Kendisi büyük anlatıcıydı. 1914 doğumluydu. İstiklal mahkemelerinin astığı adamların ipte sallandıkça çıkardıkları gıcırtıyı bile anlatırdı. Onu en çok dinleyen torunu benim. Kasap kedisi gibi peşindeydim. Böyle iştahla dinlemem onu da açıyordu. Daha çok anlatıyordu. İlginç bir şey söyleyeyim. Dedem hiç okul görmemişti sadece okuma yazma biliyordu. Bir gün bana utanarak bir soru sordu. "Oğlum güneş batınca nereye gidiyor?" dedi. Ne yapacağımı şaşırdım. Oysa dedem her şeyi bilirdi. Bunu nasıl bilmiyordu diye hayret ettim. Sonra anlatmaya çalıştım. Ama aklı yatmadı pek.

Almancısı bol memleket

Memur çocuğuydum. Lojmanda ve apartmanda büyüdüm. Ama hem lojmanın hem apartmanın çevresi tam mahalle kültürüydü. Etrafında büyük bahçeler vardı. Bahçede oynamak çocuğun hayal gücünü tetikliyor. Bahçeler büyük imkandı bizim için.

Çocukluğumun bir güzel safhası da Almancılardı. Yozgat Almancısı bol bir memlekettir. Onlar gelince her şey değişirdi. Hediyeleri, arabaları, tavırları ile başka dünyadan gelen akrabalardı onlar. Çok hakları var üzerimizde.

Tahsil hayatımın fakülte dışındaki kısımlarını Yozgat'ta tamamladım. İnsanın hamurunu ailesi kadar okulu da yoğuruyor. Lise hayatımın bana göre çok verimli geçmesi şükrettiğim şeylerin başındadır. Fakülteyi ve Ankara'yı pek sevemedim. Sonrasında yine yuvaya döndüm. Annemin dizi dibine çöktüm. Öylece geçti yıllar...

Gönül Dağı projesinin böylesi bir ilgiyle karşılanacağını bekliyor muydunuz? Sonuç sizi şaşırttı mı?

Yapımcımız Ferhat Eşsiz ve senarist arkadaşlar heyecanlıydık. Bekleyip görelim diyorduk. Beklediğimize değdi işin açıkçası.

Z kuşağı en çok üzerine konuşulan, tedirginlik yaratan, belki de korkutan kuşak. Ama bozkırın hikayesi gözlemlediğim kadarıyla onları da etkiliyor. Herkeste bir telaş "onlara nasıl yaklaşmalı" diye... Oysa çok kolay bir formül: Yürekten çıkan illa bir başka yüreğe giriyor. Öyle mi sizce de?

Çocuk gelişimi hakkında tek satır okumamış anneler ne güzel çocuklar yetiştirir malum. Onların sırrı ne yapıyorlarsa içten, samimi, sahici yapmalarıdır. Z kuşağı da bu zamanın bu mekanın çocukları onların da yürekleri var. Yüreğe dokunmayı bilene her iş kolay olur.

Henüz ilkokul çağındaki çocuklarım Neşet Ertaş dinlemeye başladı bu dizi sayesinde. Benim de evde popülaritem arttı bu türküleri bildiğim için. Benim için en büyük sürprizi bu oldu dizinin. Size gelen dönüşlerde benzer hikayeler var mı?

Neşet Ağam'a rahmet olsun. Duysaydı bunları mutlu olurdu eminim. Çocuklara sirayet etmişse bir eser o zaman bir şeyleri doğru yapıyorsunuzdur. Bu güzel haber. Çocukların türkü dinlemesi de pek şirin oluyor. Allah nazardan esirgesin.

Hemşehriler memnun

Uçsuz bucaksız o bozkır ne fısıldadı biz modernlere?

Herkes nasibi kadar alıyor. Bozkırda yaşayıp da tek satır nasiplenememişler de var. Esasen deniz ve çöl de böylesi etkilere sahip. Çevresindekileri, okumayı bilenlere bence en çok zamanın tılsımını fısıldarlar. Ölümü ve ötesini hatırlatırlar. Ölüm farklı görünümler içinde her yerdedir. Ölümden korkuyorsanız o başka. Ama ölümü de bir safha sayıyorsanız o vakit bozkır size akıbetinizi bir kere daha anlatır bence.

Bozkır ahalisi ne hissediyor peki? Nasıl gözlemliyorsunuz?

Hemşehrilerim pek sevdiler 66'yı görmek onları pek sevindiriyor. Sadece bizimkiler değil bölgenin diğer illeri de benimsediler. Kendilerinden birer parça görmek istiyorlar. Bunlar eser veren insan için anlamlı geri dönüşler. Daim olur inşaallah...

Gönül Dağı'na ne kadar misafir olacağız? Sonrası için çizilen yol nedir?

Televizyonun kendine has dinamikleri var. Ama şu kadarını söylemek lazım izlenme oranı böyle devam ederse devam eder. O açıdan seyircinin performansına bağlı diyebiliriz. Bir de senarist arkadaşlar Asaf Elmas, Mustafa Becit ve Teoman Gök arasındaki uyum da gelecek için umut vericidir. Daim olsun da izlemeye devam edelim inşaallah...

Yakın dönem için tasarladığınız başka projeleriniz var mı?

Edebiyat yolculuğuna devam. Asıl devam etmesi gereken zaten edebiyattır. Devam ediyoruz bakalım hayırlısı...