Ukrayna Savaşı sonrası uluslararası güvenlik

Dr. Necmettin Acar / Mardin Artuklu Üniversitesi
19.03.2022

Bugün Rusya'nın Ukrayna işgali II. Dünya Savaşı sonrası kurulan uluslararası sistemde bir güncellemenin zorunluluğunu ortaya koymaktadır. Rusya ve Çin'i Avrupa ve Asya'da durduracak bir gücün yokluğu II. Dünya Savaşı sonrası kurulan politik sistemin en önemli açığıdır. Ukrayna Savaşı'nın ortaya koyduğu en kaba gerçek, tıpkı 19. yüzyılın başlarında Napolyon'u sınırlayacak bir gücün yokluğu gibi, Avrupa'da Rusya'yı durduracak askeri bir gücün yokluğudur.


Ukrayna Savaşı sonrası uluslararası güvenlik

Dr. Necmettin Acar / Mardin Artuklu Üniversitesi

Bugünkü uluslararası sitem II. Dünya Savaşı sonrası kurulan statükoya dayanmaktadır. Revizyonist politikalarından ötürü Almanya ve Japonya'nın silahsızlandırılması, BM'nin yapısı ve ABD liderliğindeki Batı blokunun hegemonyası bu sistemin temel özellikleri olarak sayılabilir.

Revize zorunluluğu

Rusya'nın Ukrayna işgali, II. Dünya Savaşı sonrası kurulan ve zaten sürdürülmesi gittikçe zorlaşan bu statükonun zayıflığını daha da görünür hale getirdi. Bugün Avrupa'da Rusya'yı Asya'da ise Çin'i durduracak askeri bir kapasitenin yokluğu Batılı aktörleri II. Dünya Savaşı sonrası kendi elleri ile oluşturdukları statükoyu revize etmeye zorlamaktadır.

Güç dengesi mi dengesizliği mi?

Avrupa'nın ortasındaki güç boşluğu tarih boyunca uluslararası sisteme yönelik en önemli tehdit kaynağı olagelmiştir. Napolyon Savaşları ise bu güç boşluğunun yol açtığı tehdidin en çok hissedildiği dönem olmuştur. Çünkü Napolyon, 19. yüzyılın başında hiçbir ciddi askeri engelle karşılaşmadan Avrupa'yı bir baştan öteki başa kadar geçerek Rusya'ya yönelik bir sefer düzenlemişti.

1815 yılında toplanan İngiltere, Avusturya-Macaristan, Prusya ve Rusya gibi statükocu güçler 1789 yılındaki Fransız devrinin yol açtığı devrimci dalgayı ve Napolyon'un revizyonist politikalarını dengelemek için Avrupa'da güç dengesine dayanan bir sistem kurdular. Bu sitem Avrupa'nın ortasında yaklaşık olarak bugünkü Almanya'ya tekabül eden bölgede bir tampon ve tarafsız bölge inşasına dayanıyordu. Böylece Avrupa'nın ortasında birbiri ile askeri ittifak kurması yasak olan otuz civarında devletçik inşa edildi. Sistemin temel mantığı Avrupa'nın ortasında hiçbir büyük güç için tehdit teşkil etmeyecek kadar zayıf ve hiçbir büyük gücün Avrupa'yı bir baştan öteki başa kadar rahatça geçmesine engel olacak askeri kuvvetli bir kapasite inşa edilmesine dayanıyordu. 1815 yılında kurulan bu Avrupa Ahengi sistemi 1876 yılında Bismarck'ın Alman Birliği'ni kurmasıyla sona erdi.

Üç çepere baskı

Alman Birliği'nin kuruluşuna kadar Avrupa'nın dış çeperinden ortasına yönelik bir baskı söz konusu iken Almanya'nın kuruluşu ile artık Avrupa'nın ortasından dış çeperine yönelik bir baskı ortaya çıkmıştır. Bu gelişmenin en iyi kanıtı Almanya'nın kuruluşundan kırk yıl geçmeden 1914 yılında başlayan I. Dünya Savaşı ve 1939 yılında başlayan II. Dünya Savaşı'dır. Her iki savaş da birliğini tamamlayan, muazzam bir askeri endüstriyel kapasite inşa eden ve revizyonist bir politika benimseyen Almanya'nın Avrupa güç dengesini kökten değiştirmeye yönelik girişimleri sebebiyle çıkmıştır. Netice itibariyle II. Dünya Savaşı sonrası Almanya'nın yaklaşık yetmiş yıllık revizyonist politikasına son verecek bir Avrupa güç dengesi sistemi galip devletler tarafından tasarlanmıştır. Temelde Almanya'nın silahsızlandırılmasına ve komşuları üzerindeki revizyonist iddialarından vazgeçmesine dayanan bu sistem Avrupa Birliği ile taçlandırılarak günümüze kadar başarılı bir şekilde işlemiştir.

Değişim sinyalleri

Rusya'nın Ukrayna'yı işgal girişiminin ortaya koyduğu en kaba gerçek, tıpkı 19. yüzyılın başlarında Napolyon'u sınırlayacak bir gücün yokluğu gibi, Avrupa'da Rusya'yı durduracak askeri bir gücün yokluğudur. Bu güç dengesinin/dengesizliğinin farkında olan başta ABD ve İngiltere olmak üzere Batılı aktörler, içinde bulunduğumuz dönemde Avrupa'nın ortasında bugün Almanya'ya tekabül eden alanda II. Dünya Savaşı sonrası kendi elleri ile var ettikleri güç boşluğunu sorgulamaya başladılar. Çünkü Rusya'nın Ukrayna sınırına asker yığmaya başladığı ilk günden beri konu hakkında konuşan her uzmanın ortak kanaati "Avrupa'da Rusya'yı durduracak bir askeri gücün yokluğu" olmuştur. Bu kanaati Batılı liderler de sıkça dile getirmişlerdir.

Kısaca tıpkı Hitler'in Çekoslovakya'nın Südet bölgesi üzerindeki teritoryal iddiaları gibi Putin'in Ukrayna'nın doğusuna yönelik teritoryal iddiaları, Avrupa'daki güç dengesi siteminin güncellenmesine yol açacak bir gelişmeler zincirini ortaya çıkarmışa benziyor. Putin Ukrayna'yı işgale teşebbüsü II. Dünya Savaşı sonrası oluşan uluslararası sistemin miadını doldurduğunu ortaya koymuştur. Bütün bu gelişmelere ilaveten Çin'in askeri ve ekonomik olarak büyümesi, Tayvan ve Güney Çin Denizi gibi alanlarda revizyonist bir politikaya yönelmesi, Avrupa'dakine benzer güç boşluğunu Asya'da da görünür hale getirmeye başlamıştır.

Son günlerde Almanya ve Japonya'nın silahlandırılmasına yönelik söylemleri II. Dünya Savaşı sonrası kurulan uluslararası sitemde köklü bir revizyona yönelik adımlar olarak yorumlamaktayım. ABD'nin liderlik ettiği Batı bloğu, geçmişte Almanya ve Japonya'nın revizynist politikalarını dengelemek için kurdukları uluslararası sitemin etkisizleştiğini düşündükleri için günümüzde Rusya ve Çin'in revizynist iddialarını dengelemek için bu sitemi güncellemeye yönelik girişimlerde bulunuyorlar.

Bugün Rusya'nın kolayca komşu devletler üzerinde oluşturduğu askeri tehdit aslında II. Dünya Savaşı sonrası kurulan güç dengesizliğine dayanıyor. Fakat bugün Rusya ve Çin'i dengelemek için oluşturulmaya çalışılan yeni uluslararası sitem de kendi içerisinde yeni dengesizlikler üretecektir. Örneğin silahlanmalarına müsaade edilen Almanya ve Japonya'nın, kendilerinden beklendiği gibi, ABD lehine kurulan uluslararası sitemi destekleyecek statükocu birer aktör olup olamayacakları belirsizdir. Her iki ülke de yeterince güçlenince tıpkı II. Dünya Savaşında olduğu gibi revizyonist iddialara yönelebilirler.

NATO değişir mi?

Ukrayna'nın işgalini meşru göstermek için Putin'in "Sovyetler dağılırken biz soyulduk" söylemine benzer söylemleri Alman ve Japon liderlerden de duyabiliriz. II. Dünya Savaşı sonrası kurulan politik sistemin Almanya ve Japonya'nın" sömürülmesine" dayandığını savunacak revizyonist söylemler güçlü bir taraftar bulabilir.

Bugün Rusya'nın Ukrayna işgali II. Dünya Savaşı sonrası kurulan uluslararası sitemde bir güncellemenin zorunluluğunu ortaya koymaktadır. Rusya ve Çin'i Avrupa ve Asya'da durduracak bir gücün yokluğu II. Dünya Savaşı sonrası kurulan politik sistemin en önemli açığıdır. Bugün ilk işaretlerini görmeye başladığımız bu sistemik değişim girişimlerinin nerde başlayıp nerde duracağını önümüzdeki süreçte göreceğiz. Örneğin; BM ve NATO gibi kurumların yapısında ne gibi değişiklikler olacak? Uluslararası sitemde yaşanacak önemli değişimler sonrası Amerikan Dolarının "rezerv para" statüsü devam edecek mi? Yeni dönemde Almanya ve Japonya'nın ne askeri kapasitesi ne olacak? Silahlanmalarına müsaade edilen Almanya ve Japonya revizyonizme kayacak mı? Uluslararası sitemin seyrini kökten etkileyecek tüm bu soruların cevapları önümüzdeki süreçte yaşanacak gelişmelere bağlı olacaktır.

[email protected].