Ukrayna'da büyüyen İngiliz-Rus savaşı

Doç. Dr. İsmail Şahin / Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi
29.04.2022

İngiltere'nin resmi makamları, Rusya'ya yönelik ağır yaptırımları şimdiye kadar Ukrayna krizi etrafında açıklamaya gayret etti. Ancak bazı iddialar madalyonun öteki yüzünün çok farklı olduğunu, İngiltere'nin Ukrayna'yı bir sis perdesi olarak kullandığını öne sürüyor. Buna göre İngiliz hükümetinin Rusya'ya ilişkin sert tutumunun ardındaki esas neden, Rusya'nın İngiltere'de hızla büyüyen varlığı.



Birleşik Krallık (İngiltere), Ukrayna işgaline yanıt olarak Rusya'ya karşı en sert yaptırım kararları alan ülkelerin başında geliyor. Yaptırımların çerçevesi ile muhteviyatı incelendiğinde, finans sektöründen Rus politikacılar ve iş adamlarının (oligarklar) varlıklarına kadar uzanan geniş bir yelpazede yaptırım demetinin kapsama alındığı görülüyor. Ayrıca bu yaptırımlar, sadece İngiltere'yi değil aynı zamanda Birleşik Krallık'ın denizaşırı topraklarını da içeriyor. İngiliz hükümetinin Rusya'ya tepkisi yaptırımlarla sınırlı değil. Başbakan Boris Johnson'un girişimleriyle İngiliz hükümeti, bir taraftan Ukrayna'ya silah ve mühimmat yardımı sağlarken diğer taraftan hem Polonya hem de Estonya'daki İngiliz birliklerinin sayısının artırılması yönünde önemli adımlar atıyor. İngiltere ve ABD başta olmak üzere Ukrayna'ya destek veren tüm Batılı müttefiklerin, Rusya'yı cezalandırmanın yanında bir diğer ortak amaçları ise savaşın Ukrayna sınırlarının ötesine taşmasını engellemek. Bu nedenle Ukrayna'nın çevresini kuşatan NATO müttefiki ülkelere asker, silah ve mühimmat desteği sağlandığı söylenebilir.

Kırmızı çizgi aşıldı

Batılı müttefiklerin Ukrayna tarafına daha güçlü silahlar göndermesi nedeniyle Ukrayna'daki savaşın nükleer bir çatışmaya dönüşme olasılığını, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin defalarca gündeme getirmesine rağmen Johnson, Rusya'ya kesinlikle taviz verilmemesi konusunda direnen liderlin başında geliyordu. Johnson'a göre Putin, Ukrayna'yı işgaliyle barbarlıkta kırmızı çizgiyi aşmıştı ve bu aşamadan sonra taviz vermenin hiçbir getirisi yoktu. Bu düşünceden hareketle İngiliz Başbakan, çatışmayı hızlıca bitirmek için Rusya'ya yaptırımların azami ölçüde sert ve Ukrayna'ya da yardımların azami ölçüde çok olması gerektiği görüşünü savunuyordu.

İngiliz hükümeti Rusya'ya yaptırım ve Ukrayna'ya destek işini çok sıkı tutuyordu. Dışişleri Bakanlığının yaptığı açıklamada, İngiliz hükümetinin işgalden bu yana Rusya'ya uygulanan yaptırımlar kapsamında bini aşkın kişi ve işletmeye yaptırım uygulandığını duyurması, işin ciddiyetini gözler önüne sermeye yetiyordu. Kaldı ki Rusya'nın her fırsatta İngiltere'yi Ukrayna'daki yangına benzin taşımakla suçlaması, yine Londra'nın tavrını ve ciddiyetini gösteren bir başka işaretti. Moskova'ya göre İngiltere, Ukrayna'da çatışmayı durdurmak için değil Rusya'yı uluslararası alandan izole etmek ve ekonomisini çökertmek için çalışıyordu.

Ukrayna lejyonu

İngiliz Dışişleri Bakanı Liz Truss da en az Başbakan Johnson kadar Ukrayna'ya yardım ve Rusya'ya yaptırım konusunda sert. Bakan, savaşın başlangıcından beri yabancı savaşçıların Ukrayna'ya gitmesini destekleyenlerin başında geliyor. Hatta Truss, daha ileri giderek İngiliz vatandaşlarını bile Ukrayna'da savaşa katılmaya davet etmişti. Bu destek ve çağrı küçümsenmemeli. Nitekim Ukrayna, İspanya İç Savaşı'ndan (1936-39) sonra en çok yabancı savaşçının toplandığı ülke oldu. Basında yer alan haberler, yabancı savaşçılardan oluşan Ukrayna Lejyonu'nun sayısının 20 bini aştığını işaret ediyor. Burada dikkat çeken nokta, bu gönüllü savaşçıların büyük çoğunluğunun eski askerlerden oluşması ve yaklaşık beş haftalık bir kamp eğitiminden sonra Ukrayna'ya gönderilmeleri. Dolayısıyla bu insanları, derme çatma bir topluluk veyahut tecrübesiz bir grup maceraperest şeklinde düşünmemek gerekiyor. Bunlar profesyonel ve Ukrayna'daki savaş gücünün önemli bir parçası.

Liz Truss yaptığı bir açıklamada şöyle diyordu: "Rusya'nın Ukrayna'da kazanması, Avrupa için büyük bir felaket olur. Zira Rusya, Avrupa güvenliği ve küresel düzen için ciddi bir tehdit. Bu yüzden Ukrayna'da Putin'i durdurmamız çok önemli. Çünkü mesele sadece Ukrayna değil. Bu sadece NATO ile de ilgili değil. Sovyetler Birliği'ni yeniden yaratma arzusuyla ilgili." Bu görüşler doğrultusunda Liz Truss, Ukrayna'ya ağır silahlar, tanklar ve savaş uçakları gönderilmesinin yanı sıra Putin ve Rus hükümeti üzerine kurulan baskının azami ölçüde sürdürülmesinin şart olduğunu ifade ediyordu. Ayrıca Truss'ın Rusya'nın uluslararası kamuoyu nezdindeki tüm prestijini ortadan kaldırmak ve başta Putin olmak üzere tüm sorumluların Uluslararası Ceza Mahkemesi'nde yargılanması için Rusya'nın Ukrayna'da savaş suçları işlediğini iddia eden kampanyanın öncülüğünü yaptığı görülüyor. Bu doğrultuda İngiltere'nin Rus ordusunun Ukrayna'da işlediği savaş suçlarının sorgulanması için Uluslararası Ceza Mahkemesi'ne ek finansman sağladığı ve aynı zamanda soruşturmalara destek olmak için İngiltere ordusu ve polisinin Ukrayna hükümetine teknik destek verdiği biliniyor.

Madalyonun öteki yüzü

İngiltere'nin resmi makamları, Rusya'ya yönelik ağır yaptırımları şimdiye kadar Ukrayna krizi etrafında açıklamaya gayret etti. Ancak bazı iddialar madalyonun öteki yüzünün çok farklı olduğunu, İngiltere'nin Ukrayna'yı bir sis perdesi olarak kullandığını öne sürüyor. Buna göre İngiliz hükümetinin Rusya'ya ilişkin sert tutumunun ardındaki esas neden, Rusya'nın İngiltere'de hızla büyüyen varlığı. Londra'nın kara para aklamadaki küresel rolü dillere destan bir durum. O nedenle Avam Kamarası'nda kara para konularına dair çokça tartışmaya rastlamak mümkün. Özellikle son yıllarda Rus işadamlarının kara para aklamak için Londra'yı ve İngiltere'nin denizaşırı topraklarını bir merkez haline getirdiklerine ilişkin tartışmaların İngiltere'nin gündemini bir hayli meşgul ettiği gözlemlenebiliyor. Bu çerçevede birçok İngiliz politikacı, gazeteci, avukat ve akademisyenin, Londra'yı kirli Rus parasından temizlemek için uzun zamandır hükümet nezdinde yoğun bir lobi ve kamuoyu faaliyeti yürüttüğü, açıkça görülebiliyor.

Hatta kamuoyunda giderek büyüyen, "Vladimir Putin'den, oligarklardan ve Ruslardan nefret ediyoruz" şeklinde bir öfkenin varlığı söz konusu. Zira birçok milyarder Rus işadamı, İngiltere'nin iş, siyaset ve sosyal sahnesine iyi bir şekilde entegre olmayı ve böylece Londra'nın süper zengin sınıfının önemli bir parçası olmayı başarmıştı. Belki de daha önemlisi, Rus işadamlarının, Londra üzerinden kurdukları ilişki ağı sayesinde, Avrupa sathına yayılan güçlü politik ve ticari bağlar kurmalarıydı. Mesela bu doğrultuda Fransız, Alman ve Avusturyalı siyasetçilere ve eski devlet adamlarına, Rus şirketlerinde dolgun maaşlarla üst düzey görevler verildiği biliniyor. Tartışmalar ve bu hususlarda öne çıkan görüşler, Rusların kara para ağı üzerinden kurdukları ilişkiler sayesinde başta İngiltere olmak üzere Avrupa siyaseti üzerinde giderek artan bir etkiye sahip olduklarını ileri sürüyor. Batılı uzmanların ısrarla dikkat çekmeye çalıştıkları nokta ise İngiltere ve Avrupa'daki Rus zenginliğinin Rus istihbaratının uzayan kolları olması.

Bilhassa Londra'da yaşayan oligarkların İngiliz siyasetine yüklü miktarlarda bağışta bulunarak seçimleri etkilemeye çalıştığına ilişkin iddiaların kamuoyunda daha çok tepkiye yol açtığı anlaşılıyor. İngiliz basınının, Ruslar İngiliz seçkinleri ve siyasetçileri teker teker ele geçiriyor ve hükümet de buna göz yumuyor şeklinde haberler yapmasıyla, İngiltere'deki tansiyonun ve Rus karşıtlığının daha da yükseldiğini söylemek mümkün. Öyle ki basın, ilk sayfadan duyurduğu birçok haberinde, Rusların ahtapot misali İngiltere'de yayıldığını, bu nedenle "Kremlin bağlantılı oligarkların kökünü kazımanın zor olacağını" yazıyordu. Dahası Rusların Londra'da güçlenen pozisyonunun, Amerika Birleşik Devletleri'ni (ABD) de tedirgin ettiği ve bu çerçevede ABD-İngiltere ilişkilerini olumsuz etkilemeye başladığı anlaşılıyor. Bu süreçte Amerikan hükümetinin Rus kara parasıyla daha fazla mücadele edilmesi için İngiltere üzerindeki baskıyı artırdığı söylenebilir.

Liz Truss'un açıklamaları

Nihayetinde Rusların İngiltere ve Avrupa'daki etkisini sonlandırmak için Ukrayna krizinin bir araca dönüştürüldüğünü iddia edenlerin sayısı az değil. Buna göre Moskova'nın para kaynağının esas merkezi, İngiltere ve Avrupa genelindeki Rus kara parası. Bu yüzden bu kaynağın kurutulması öncelikli bir güvenlik sorunu olarak görülüyor. Aslında İngiltere Dışişleri Bakanı Liz Truss'un açıklamaları da bu iddiaları doğrular nitelikte. Dışişleri Bakanı Rusya'ya ilişkin bir açıklamasında, "Rus elitleri, Putin'in emirleri üzerine işlenen vahşet suçlarının sorumluluğundan kaçamayacaklar. Bu oligarklar, işletmeler ve kiralık haydutlar masum sivillerin öldürülmesinde suç ortağıdır ve bedelini ödemeleri doğrudur. Gerçek şu ki Batılı ülkelerden Putin'e para akıyor ve sert olmak işe yarayacak tek yaklaşımdır" sözlerine yer vermesi, her şeyi özetlemeye yetiyordu. Nitekim Truss, Rusya'yla mücadelenin üç koldan yürümesi gerektiği üzerinde duruyordu. Birincisi, Rusya'nın Ukrayna'da kaybetmesini sağlamak için azami destek sağlamak. İkincisi, Batı'daki Rus zenginliklerinin ve gücünün kurutulması ve böylece Moskova'ya yapılan Rus para akışına son vermek. Üçüncüsü ise Rusya'nın bir bütün olarak gücünü kırmak için Rusya'nın uluslararası ticaretini yasaklamak ve bu sayede Rus finansal sistemini çökertmek.

Liz Truss'a göre bu konularda herhangi bir taviz verilmemeli ve Rusya diz çökene kadar asla geri adım atılmamalı. Rusya Dışişleri Bakanlığı'nın, "İngiliz hükümeti, benzeri görülmemiş düşmanca eylemlerle, Ukrayna'daki krizi kasten kötüleştiriyor" şeklinde bir açıklamada bulunması, Ukrayna üzerinden yürütülen İngiliz-Rus kavgasına ışık tutması bakımından oldukça önemli. Ayrıca Ruslara göre İngiltere'nin saldırganlığının amacı, Londra'da bulunan yaklaşık 800 milyar dolar civarında olduğu tahmin edilen Rus servetine, haksız kazanç ve Ukrayna savaşının kaynağı suçlamalarıyla el koymaktır. Bu iddiayı doğrulamak eldeki veriler ışığında şimdilik oldukça güç görünüyor ve işin yönünü İngiltere ve Avrupa'da dondurulan Rus varlıklarının akıbeti tayin edecektir. Zira bu varlıklara dondurulmanın dışında el koyulup koyulmadığı konusu henüz belli değildir. Fakat şurası çok açık ki Batı dünyasındaki Rus zenginlikleri ile oligarkların varlıkları, Putin rejiminin aşil tendonu olarak görülmekte ve bu vaziyet transatlantik ittifak içerisine sokulmuş bir "Truva atı" şeklinde değerlendirilmekte. Bu yüzden Anglosakson ittifak bu bağı kesmekte kararlı.

[email protected]