Ulus devletin yeni ideolojik araçları

Ercan Yıldırım / Yazar
25.12.2020

Sorun devlet mekanizmasının değer, anlam ve mensubiyet bağları oluşturmada eskisi kadar başarılı olamamasında. Dijital kültür, sosyal medya ve iletişim kanalları aidiyeti kesiyor. Ulus devletin mekanik işleyişi anlamlandırma yeteneğini ortadan kaldırıyor. Bu da kısa vadede ulus devleti güçlü kılsa da süreç içinde zayıflatacaktır. Ekonomik baskı, salgın, dünyadaki çevre sorunları ve insan neslinin kıyametle karşı karşıya kalabileceği yorumları, haberleri, korkularla, yeni dijital araçlarla ulus devletin varlığını güçlendiriyor.



Ulus devlet doğa durumu içindeki güç ilişkilerinin, varoluş koşullarının birey ve topluluklar için daha korunaklı kılınması talebiyle ortaya çıktığından bu yana güvenlik-huzur-arzu denklemini bozacak hiçbir gelişmeye müsaade etmedi. İnsanlar doğa durumundaki varlığının çoklu tahakküm araçlarından bazılarını nispeten azaltmaya yönelik ulus devlete biatını her dönemde tazeledi.

Ulus devletin iç çatışmaları yasayla engellemesi rızaya dayanan zoru hukuk ve demokratik ideallerle savunulabilir kılması yalnız içinde bulunduğumuz dönemde değil, Aydınlanmacı Batı medeniyeti sonrasındaki her devirde geçerlilik kazandı. Weimar Anayasası’nın çıkardığı siyasal alan Almanların devletin yönelimine desteğiyle kurulmuştu. Ulus devletin vatandaşıyla “biat tazeleme” ihtiyacı yok; tam tersine yurttaşlar devletin zindeliğini koruyup korumadığını ölçmekte zaman zaman maharet gösteriyor. Bu jeste modern devlet mekanizmasının mecburiyetini vatandaşına hatırlatmaktan geri durmayarak cevap verir ulus devlet.

Çipli tahakküm

Devletle birey ve toplum arasındaki samimiyet gösterisi kimi zaman zoru kimi zaman rızayı besleyen karşılıklılıkla kurulur. İnsana uygulanacak çipin tartışıldığı günümüzde devlet ve vatandaşlar arasında doğrudanlık hakim… çipin özgürlüğünü kısıtlayacağını düşünerek karşı çıkan ciddi itiraz sahiplerine karşı bunun “rahatlık getireceğini” düşünenlerin sayısı da az değil! Feodal Batı’da birey doğrudan senyöre bağlı olduğundan kültürel hayatı dışında kendine ait bir benliği bulunmuyordu. Ulus devlet yapılanmasında araçlar değişse de benzer bağlılık ve bağımlılık ilişkisi daha da koyulaştı. Öyle ki hayat tarzı ve kültürel yaşam tipleri bile iletişim ve ulaşım imkanlarına bağlı şekilde otoriteyle doğrudanlık geliştirdi.

Modern teknik özgürlüğü kısıtlar, insan oluşu engellerse de insanların temel ihtiyaçlarını azami ölçüde karşıladığı için cılız itirazlar üretiyor. Kapitalist dünya sisteminin konforu yükselten tutumu arttıkça bağımlılık, kontrol, denetleme şartları, gücü fazlalaştı. Rıza devletin telkinlerinden değil bireyin hergünkü yaşamından geliyordu artık.

Salgın döneminde çok daha bariz gözlendi ki, insanlar devlet örgütlenmesini arar… En özgürlükçü ülkelerde bile salgının ilk günlerinde “sınırların kapatılması”, insanların “zor”la eve kapatma talebi bunun bariz göstergesi. Bu süreçte yaşandığı gibi vatandaşın devlete bağlılığını artırmak için “düşman” icadına gerek kalmadı; kendiliğinden ortaya çıkan tehdit anında rızaya hatta ülküye dönüştü. Çünkü devlet tehdit farklılaştıkça kendine bağlılığı yenileyebilecek, değiştirebilecek organlara sahip. Tehlikenin boyutlarını anlamlandıramayanlar bunu bile devletten talep eder. Sivilliği yüceltenlerin bile kritik süreçlerde devletin görevlerini hatırlatması, güvenlik sözkonusu olduğunda saf özgürlüğün bile bir hâmiye dayanarak gerçekleştirilebileceğinin göstergesi.

Algıları belirleyen devlet

Doğa durumunun kendisi tehlike ve tehdit üretir; devlet bunları organize ettiği sürece vardır. Gevşek davrandığında ya da fazlasıyla ciddiye aldığında birey tepkisini gösterir. Siyasal alanda çokluk, müşterekleri zedeleyen çok yönlülük, nomosu etkileyen kendi başınalık arttığında genellikle devreye devlet varlığı girer; zira devlet bir tek olayla tüm algıları değiştirebilen, toplumu aksi yöne sevk ettirebilendir.

11 Eylül sonrasında, göçmen ve Müslüman ağırlığının artışı radikal demokrasiye doğru giden Avrupalıların yönünü tam aksi istikamete çevirmişti. Gezi ve hendek olayları da Türkiye’de neoliberal siyasallığı tüketmişti. Bu açıdan istisna hali veya dost-düşman dikotomisine dayalı siyaset her dönem geçerliliğini korusa da bazı zamanlarda siyasal alanın tek meşru kaynağına dönüşebilir.

Devlet örgütlenmesi mutlak bir kendilik içerir; özgül şartlarının dışında genetiğinin değiştirilmesi teşebbüslerine karşı tam koruma içerisindedir. Zaten devlet değil toplum değişir; kamu hiyerarşisi belirlediği dost-düşman ayrımı karşısında yalnızca “yeni dost ve düşmanları” tespit edip, teknik ve teknolojinin güncellenmesinden doğan araçları bünyesine adapte etmeye bakar. Milenyum’dan sonraki Türkiye, dijitalin kültür, siyaset ve toplum hayatındaki otokton vasfını yönlendirme, anlama ve anlamlandırmaya harcadı büyük vaktini.

İnsanların talepleri ve ihtiyaçlarıyla devletlerin beklentileri temelde aynıdır; güvenlik, istikrar, huzur ve refah bireyi ve toplumu domine etmeye yeter. Bunları karşılamasına karşın devletin beklentilerini değiştirme uyuyan devi uyandırır. Devlet ayrılıkları, heterodoksiyi, merkezden kaçan özgürlüğü desteklemez tam tersi müşterekleri artırmaya gayret eder. Kültürel kimliklerini “baba şefkati” ile tolere ettikten sonra siyasal alanda iddia sahibi olmaya kalkanları ise “benden değilsen bana karşısın” ikilemine sürükler, bireyleri, cemaatleri, toplulukları. Bu da ya çabuk entegrasyonu yahut yavaş çözünmeyi körükler. Çünkü devlet tüzel şahsiyetini “saydırır”… “saygı duyulmasa bile” boyun eğilmesini bekler; gücünü sürekli zirvede tutmaya çabalarken şiddeti, orantısız yüklenmeyi, toleranssız eylemi gerçekleştirir.

Suçu herkesleştirmek

Devlet Kant gibi düşünür, “iyi insan olmasan da iyi vatandaş ol” der; bunun karşılığı illa eylemde bulunmak ya da pasif kalmak değil, kamunun içinde yerini almaktır. Kamusal bir meselede konuşmak veya susmak aynı görülür; sonuçtaki iradeden herkes payını aldığı için. Rıza, zor, hegemonya tesisini ulus devletler çok farklı çarklarla yürütebilir; herkesleştirmek, yurttaşların tamamını sürecin içine çekmek, kârı kısıtlı çevrelerin ziyanı genelin üstlenmesini sağlayabilmek de idarenin çapını belirler.

Baskı yalnız zor, şiddet, disiplin ile sağlanmaz herkesleştirerek, toplumsallaştırarak, kitleselleştirerek onayı sağlayabilen yönetimler güçlü ulus devlet binası teşekkül ettirenlerdir. Mesele kitleselleştirmekte… Bunun yolu çoğunlukla iyi-yüksek iyi-mutluluk vaadinin dışında zararı engelleme, tehlikeyi bertaraf etme teklifindeki ayartıcı zorunlulukta yatar. Zira insanlar bilir ki karizma ve şahsi kesintilere karşı devlet bâkiliğini koruyabilendir; devletin bekası daha çok kişinin, daha çok sivil toplum kuruluşunun, daha çok cemaat ve şebekenin fâniliğini kamuoyu önünde ispatlamasına bağlıdır. Devlet demosu artırandır; seçen insanlar aynı zamanda sistemi ayakta tutarlar. Demokrasiler zorun rızasını sistemleştirdiğinden ulus devletin temel ideolojisini oluşturur. Şablonik seçmen iradesinin gösterilmesi aynı zamanda bireysel yetkinliği ve özne fikrini desteklediği için milletin egosunu da tatmin eder; üstüne müşterekleştirilen değerlerin makbuliyetini sağlar.

Yeni araçlar

Nefreti, kini, düşmanlığı toplumun temel müştereği kılmak zor olmaz, kamunun örgütleme gücü anında ötekini düşmanlaştırabilir, asıl düşmanı da sempatikleştirebilir. Bu kanaat belirleme gücü devletin aslî ideolojisini oluşturur esasında. Varlığını müşterekler ve ayrılıklar üzerine inşa eden kamu ideolojik aygıtlarıyla bireyi ve toplulukları tutar, yönlendirir, kontrol eder.

Klasik modernleştirme ve ideolojik aygıtlar, spor, eğitim, televizyon, din gibi araçlar günümüzde fonksiyonunu neredeyse bitirdi. Bunun yerine ulus devlet yepyeni ama öncekilerin bir devamı mahiyetinde yeni araçları devreye aldı bile. Ulus devletler önceki ideolojik araçlarla varlıklarını ihata ederken toplumlar çok daha sert bir viraja girdi; buradan yeni bir oluş çıkmadığı gibi insanoğlu “anlamı” “anlamı anlamlandırmayı” bile kaybetti. Spor, hususen futbol endüstrileştikten sonra temaşa manasında izlenmekten çok üzerine bahislerin açıldığı, mekanik bir izlenceye dönüşürken eğitim modernleştirici etkisini tüketti, kariyer basamağına, maddi bir aşamaya dönüştü. Dini kurumlar, kültler, cemaatler de yine insanları manevi programlamaya tabi tutmaktan, bulundukları dünyayı anlamlandırıp başka varoluş biçimlerine evriltmekten çıkıp modern maddi yaşam biçimlerinden birine dönüştü.

Teknik yoğun zamanın ruhunu kavrayıp bireyin maddi ve manevi ihtiyaçlarını karşılayabilecek, yeni aidiyetler sağlayabilecek, anlam dünyaları kurabilecek aygıtlar, araçlar henüz şekillenmedi. Yürürlükte ulus devletin ciddi manada kullanıp yönlendirdiği ideolojik araçlar var.

1. Korku: Yeni ideolojik araçların başında korkutma geliyor. Korku, ulus devletin en çok kullandığı enstrümanın başında gelir. Her ülkenin kendine özgü etnik, dini, kültürel, dış kaynaklı korkuları var. Korkunun siyasallaşması, devletlerin bekalarını korkutmayla sağlaması çok yeni olmasa da yeni korku aparatları mücessem bir özellik göstermiyor.

Soğuk Savaş yıllarında belirgin bir düşman, komünistler vardı, nükleer bomba fırlatabilirdi. Günümüzde ülkelerin konvansiyonel savaşa girmekten kaçınması yeni tehdit yöntemlerini geliştirdi. Terör, salgın, göçmen-Müslüman korkusu insanların devletleri daha çok sahiplenmesine neden oldu. Özellikle salgının tahrip edici gücü, sağlık sistemlerinin aksaması ulus devleti zayıflatmadı, daha da güçlendirdi; mücessem bir düşman olmadığı için giyotin gibi kullanışlı bir silaha da dönüştü. Salgın yanında göçmenlerin yalnız Batıyı değil tüm ülkeleri istila edebileceği, devletin zor kullanarak “toprağını koruduğu” gerçeği de en ciddi ideolojik aygıt. Bağlılığı zayıf bireyler İslam, Müslüman, Türk, yabancı, göçmen kitlelerle karşılaşınca, elindekileri bunların ele geçireceği simülasyonu sık sık yapılınca özellikle Batı’da Leviathan sürekli güncellenme sonucunu getirdi. Modern Kavimler Göçü fikri bile en radikal demokratı dahi devlete bağladı. Dolayısıyla sürecin panzehiri, ideolojik aygıtı popülizm de denen, faşizme yaklaşan ulusçuluk. Sınırlara zihni duvarlar çekilen bu dönem korkunun dozuna bağlı olarak mensubiyet bağlarını güçlendirir.

2. Ekonomik Korumacılık: Siyasal ve kültürel korumacılığın asıl sebebi iktisadi kaynakların ve kazanımların elden gitmemesi, konforun devamlılığı… Ekonomik korumacılık 2008 krizinde pek çok imkanın ortadan kalkması yüzünden tüm dünyayla beraber Batıyı da tesirine almıştı. Buna Çin’in gelişmesi, AB’nin rayından çıkması, ABD’nin Trump Fetret döneminde ayarlarını bozması, salgının yol açtığı işsizlik, ekonomik durgunluk, gıda ve sağlık ürünlerinde tedarik sıkıntısı, ekonomik küçülme, müreffeh yaşam biçiminin gerileyeceği endişesi muhafazakarlığı, ulus devletin politikalarını desteklemeyi getiriyor.

3. Dijital Dünya: Sosyal medya, dijitalin sunduğu iletişim organları, küreselleşmenin sınırları açmasıyla yeryüzünde yatay ve dikey akıntılar ulus devlet için vatandaşların özel hayatlarını, öznelerini, bireysel tatminlerini karşılayan ciddi imkanlar sunuyor. Her yaş grubuna hitap eden sosyal medya araçları kişilerin kendilerini ifade etmesine, görünmesine hatta siyasi muhalefetine yardımcı oluyor. Görünme, gösterme, ifadelendirme imkanlarının çeşitliliği, her otoriteye rahatlıkla ulayabilme, ayar verme, trolleme, gerçeği yamultma şansı hegemonyanın dışında kaldığı sanısını kuvvetlendiriyor. Dijital televizyon, film ve dizi kanalları da “istediği dünyaya girebilme” kapılarını açtığından esasında siyasal alandan kaçma, onu yerme imkanı veriyor görünse de sistemin lehine düdüklü tencere etkisi gösteriyor. Korku ile bireyi ve toplulukları “eğlendiren”, kendiliklerini besleyebilen yeni dijital kültür hegemonya tesisinin en ciddi ayağı artık.

Ulus devletlerin geleceği

Yeni ideolojik aygıtlar her zamankinden daha sert, ürkünç, daha az eğlenceli olsa da insanların özgüvenleri, siyasi katılım, özne vasfını yükseltme, özgürlükleri bağımlılık düzeyini düşürecek şekilde savunma güçleri hala yerinde ve güçlü. Bu yüzden ulus devlet de sürekli “diken üstünde”... Özellikle dünya sisteminin neoliberal krizinin sona ermemesi güncellemelerin daha sık yapılmasını getiriyor. Ekonomik baskı, salgın, dünyadaki çevre sorunları ve insan neslinin kıyametle karşı karşıya kalabileceği yorumları, haberleri, korkularla, yeni dijital araçlarla ulus devletin varlığını güçlendiriyor. Sorun devlet mekanizmasının değer, anlam ve mensubiyet bağları oluşturmada eskisi kadar başarılı olamamasında; tam tersine dijital kültür, sosyal medya ve iletişim kanalları aidiyeti kesiyor. Ulus devletin mekanik işleyişi anlamlandırma yeteneğini ortadan kaldırıyor. Bu da kısa vadede ulus devleti güçlü kılsa da süreç içinde zayıflatacaktır. Biz Türkler bu süreçte biraz da Hegelyen bakışla “ulus devletin evrensel homojen devlete giden yolda bir araç olduğu” fikrini uyarlayabilir; Türkiye merkezli tarihi birikimi, anlam sorunu olmayan bir büyük yapıya dönüştürebiliriz.

ercnyldrm1@gmail.com