Unutma: Titanic'i profesyoneller, Nuh'un gemisini gönüllüler yaptı!

Dr. Hatice Çolak / Yazar
29.01.2021

Bugün uluslararası gönüllü organizyonların yüzde 45'i kilise organizasyonu. Nerede bir kırılma olduysa oldu, günümüze geldiğimizde dünya ortalamalarının oldukça aşağılarında seyrediyoruz. Bunda elbette kayıtdışı gönüllülüğün payı büyük, ne de olsa ‘bir elin verdiğini öbür el duymasın' medeniyetinin çocuklarıyız. Uluslararası bağlamda gönüllülüler derin ve sığ gönüllüler olarak iki gruba ayrılıyor. Derin su gönüllüleri en az üç ila altı ayını gönüllü geçiren, zor şartlarda, mesela Batı Afrika'da ebola kurbanlarına yardım için kendi hayatını riske atarak çalışabilen insanlar. Sığ su gönüllüleri ise belli bir ücret karşılığında birkaç haftalık tatillerini eğlenceli ve öğretici bir deneyime çeviren gönüllüler.



Biz uluslararası anlamda gönüllü olmayı yeni yeni öğreneduralım, dünyada gönüllülük ve gönüllü turizmine yönelik eleştiriler aldı başını gidiyor. Neo-kolonyalizm olarak yorumlayanları mı ararsınız, oryantalizm ve ötekileştirme olarak görenleri mi, kurtarıcı beyaz adam sendromu olarak görenleri mi...

Peki yanlış en çok nerelerde yapılıyor? Gönüllü olmanın fakat kaş yapalım derken göz çıkartmamanın yolu ne?

İlk gönüllü çalışmalarımı ilkokul yıllarımda tüm çocukları örgütleyip sokağımızı temizlemek olarak hatırlıyorum. Ha bir de o zamanlar soba ile ısınırdık ve mahallede kime odun kömür alınsa çocuklar olarak birleşip odunluğa hep beraber taşırdık. Okuduğum okulda pek çok roman çocuk okuyordu. Pekçoğunun ailelerine çalışarak destek olduğunu, elleriyle tuğlalarını taşıyarak yaptıkları gecekondularının belediye tarafından yıkıldığı gün okula nasıl da yıkık geldiklerini hatırlıyorum.

Sadece bizim mahalle değil, tüm şehir varoşlarla doluydu. Habire göç alan bir şehir olan Bursa çarşısı, doğudan batıya büyük ümitlerle göç eden ailelerin ayakkabı boyayıp mendil satan çocuklarıyla doluydu. Böylece lise yıllarım, bu çocukların kaybolmamasına yönelik pek çok gönüllü faaliyetle geçti. Onlarla kitap okuyor, ders çalışıyorduk.

Üniversite okuyabilmek için 17 yaşında yurtdışına çıkmamda tüm bu süreçlerde edindiğim organizasyon kabiliyetinin, networkün ve direncin çok önemli olduğunu düşünüyorum. Tüm üniversite yılları gönüllü faaliyetlerle geçti haliyle, bıkmadan usanmadan irili ufaklı pek çok STK’ya girdim çıktım.

Sonraları Türkiye’nin en büyük markası olan THY’de Kurumsal Sosyal Sorumluluk bölümünü kurmamızda, binin üzerinde gönüllüyü örgütleyerek onlarca ülkede, yüzlerce şehirde, sayısız proje gerçekleştirmemizde hep o çocukluğumun geçtiği varoş mahallelerin, okulumdaki roman çocukların ve başıma gelen her türlü uğursuz yasağın hayrını gördüğümü düşünüyorum.

Herkes şanslı doğmuyor

Peki bunları niçin anlatıyorum?

Herkes şanslı doğmuyor. Gönüllü olmak için gerekli şartlar böylece serilmiyor ayağınıza. Üstelik gönüllülük kişiyi en çok geliştiren yollardan biri olsa da gönüllü olmak için uygun kurum ve kişilerle karşılaşmayan insanlar gönüllülükten hepten soğuyabiliyor. Oysa bir insanı en mutlu eden şey kalbinden vermek. Sadece maddi birşey değil, zaman, sevgi, emek vermek, yani gönüllü olmak.

Tam da bu sebeple dünyada her sene milyonlarca genç gönüllü olmak için okyanusları aşıyor. Oysa biz millet olarak bu ligde çok gerilerdeyiz. Zaten ötekiyi her türlü öteleyen yeni nesil güvenlikli sitelerde, ekran başında yetişen bir nesilden hop diye gönüllü olmasını beklemek ütopik. Bu konuda varlık göstermek için oturup birkaç fırın ekmek yemeliyiz.

Küresel gönüllü işgücü

Dünya genelinde gönüllülük kavramı ilk defa 1600’lü yıllarda gönüllü askerler bağlamında kullanıldıysa da 20. Yüzyıl’da bugün de en çok bilinen gönüllü tabanlı organizasyonlar olan Rotary, Lion kulüpleri kurulmaya başlanmış.

Günümüze gelindiğinde ise Amerika ve İngiltere gibi ülkelerde yetişkin nüfusun yüzde 26.5’u gönüllü, bu kişilerin her biri haftalık ortalama üç saatten yıllık 125-150 saat gönüllülük yapıyor.

Dünyada her sene, büyük çoğunluğu 25 yaş altı 1.6 milyon insan -ki bunun nerdeyse 1 milyonu sadece Amerika’dan ve en az iki haftalığına- okyanus ötesi gönüllülük programlarına katılıyor. Her sene bunun maliyeti 2 milyar doları buluyor ve küresel gönüllü işgücü 109 milyon tam zamanlı çalışana eşit.

Bir elma için dört yıl

Gönüllülüğün kavram olarak bizde ne zaman kullanılmaya başlandığını tam olarak bilemiyorum ancak Türk İslam medeniyeti bağlamında bakıldığında aklıma Yunus Emre’nin yıllarca tekkeye odun toplarken bir kere bile yamuk odun toplamaması geliyor ilk. Ya da Imam-ı Azam’ın müsade almadan yediği elma karşılığında tarlanın sahibi için dört yıl boyunca gönüllü çalışmasını anımsıyorum. Ayetlerinin gelip gelip yetim hakkına ve infaka dayandığı bir dinin vakıfları ve gönüllü çalışmalarıyla ciltlerce kitap dolduracak örneği haiz olduğu şüphesiz tabii.

Oysa günümüzdeki uluslararası gönüllü organizasyonların yüzde 45’i kilise organizasyonu…

Nerde bir kırılma olduysa oldu, günümüze geldiğimizde dünya ortalamalarının oldukça aşağılarında seyrediyoruz. Bunda elbette kayıtdışı gönüllülüğün payı büyük, ne de olsa ‘bir elin verdiğini öbür el duymasın’ medeniyetinin çocuklarıyız. Ancak Gençlik ve Spor Bakanlığımızın geçtiğimiz seneyi Gönüllülük Yılı ilan etmesi bile çok oynatmadı ibremizi. Uluslararası ligde yok gibiyiz.

Bunun için yapılacak çok şey var. Mesela dünyada bir çok okul öğrencilerini gönüllülük yapması karşılığında ekstra kredi ile ödüllendiriyor. Özellikle GAP year, yani iki eğitim arasındaki ya da eğitim ve iş hayatı arasındaki kişinin kendine verdiği boş yılda pek çok genç çeşitli sivil toplum kuruluşlarında görevden göreve koşarken kendini tanıyor, ne yapacağına karar veriyor.

Gönüllülük o kadar çok teşvik ediliyor ki dünyadaki pek çok şirket çalışma saatlerinde gönüllülüğe müsade ediyor, hatta sizin çalıştığınız zaman kadar şirketiniz bağışta bulunuyor. Hatta hatta 2015’den itibaren İngiltere’de 250 ve üzeri eleman çalıştıran tüm şirketlerin çalışanlarına yıllık üç gün ücretli gönüllü izni vermesi zorunlu.

Ömrü uzatıyor

Hasılı dünyanın bir çok yerinde milyonlarca insan kendi cemiyetlerinde, cami ya da kiliselerinde, aşramlarında ya da herhangi bir şekilde dahil oldukları cemiyetlerde, gerek okulları için, gerek askerlikten kaçmak için, gerek inandıkları için, gerek sosyalleşmek ya da hatta vicdanlarını temizlemek için gönüllü faaliyetlerde bulunuyor. Gönüllülüğün genelde en çok kişinin kendisine fiziksel ve mental hayrı oluyor, 65 yaş üzeri insanlarda yaşamayı daha da anlamlandırıyor, ömrü uzatıyor.

Farklı kimliklerden insanlarla beraber yapılan işler önyargıları yıkıyor, size daha açık görüşlü ve vizyon sahibi, daha sosyal birine çeviriyor. Öğrencilerin akademik başarılarını, çalışanların iş tatminlerini ve çalıştıkları kuruma sadakatlerini artırıyor.

Ve en güzeli günümüzde gönüllü olma imkanları o kadar genişledi ki oturduğunuz yerden, akıllı telefonunuzdan, online olarak gönüllü olabiliyorsunuz.

Sığ gönüllüler

Ancak tabii ki gönüllüden gönüllüye fark var.

Mesela uluslararası bağlamda gönüllülüler derin ve sığ gönüllüler olarak iki gruba ayrılıyor. Derin su gönüllüleri en az üç ila altı ayını gönüllü geçiren, zor şartlarda, mesela Batı Afrika’da ebola kurbanlarına yardım için kendi hayatını riske atarak çalışabilen insanlar. Sığ su gönüllüleri ise belli bir ücret karşılığında birkaç haftalık tatillerini eğlenceli ve öğretici bir deneyime çeviren gönüllüler.

Assalam’dan örnek verecek olursak, dört yılda Zanzibar’a gelen 550 civarı gönüllünün en fazla 20 adedi derin su gönüllüsü grubuna girer. Özellikle Körfez ülkelerinden gelen gönüllüler civardaki en iyi otellerde kalıp gün içerisinde bizde gönüllü oluyorlar.

Gönüllü pozisyonlar için her sene yüzün üzerinde insan başvuruyor Assalam’a. Başvurusu kabul edilen gönüllünün derin mi sığ mı olduğunu anlamak için Çengelköy’deki Galeri Afrika’da bir filtreden geçmesi bekleniyor. Mekana girdiğinizde duvarda sizi karşılayan “Gönüllülüğün gücünü sakın sorgulama! Titanic’i profesyoneller, Nuh’un gemisini gönüllüler yapmıştır.” sözü, Assalam’ın gönüllü mottosu.

Eğer derin su gönüllüsü olmaya talip iseniz bir yeteneğinizin olması bekleniyor. Derin su gönüllüleri Assalam’a minimum üç ay bir süreyle gelirler. Sığ su gönüllüleri ise bir haftadan başlayarak paşa gönülleri ne kadar isterse. Derin su gönüllüleri kendi biletini ve vizesini alır, gerisini Assalam’a bırakır. Sığ su gönüllüleri ise konaklama ve transfer bedellerini de öder.

Ki bu Assalam’ın ana geçim kaynaklarından birisidir.

Bununla birlikte tabii ki ne her gönüllü hareket, ne de her gönüllü masum.

Özellikle gönüllü turizmi konusunda, pek çok kurum gönüllü turizmini ticari amaçla, pek çok gönüllü de egzotik deneyimler, tecrübe paylaşımı, kariyer hedefleri ya da okul notu için yapıyor. Hal böyle olunca da gönüllülük topluluklara bazen faydadan çok zarar getirebiliyor.

Kendi günahını temizlemek için bağış yapan ya da kara para aklayan insanlar gibi psikolojik sorunlarını bastırmak için başkalarına yardım etmek isteyen insanların sayısı tahmin ettiğinizin çok üzerinde.

Bir su kuyusu açtırmak için Afrika’daki bir ülkeye uçan bir kişinin otel ve ulaşıma verdiği miktar genelde su kuyusunun maliyetini geçiyor. Çevreye verilen zarar cabası. Arakanlı mültecilere yardım için gelen bağışçılar sayesinde komşu ülkelerin sınırları pek çok lüks otelle doldu taştı. Yetimhane turizminden kazanılan paralar nedeniyle pek çok çocuk ailesiyle değil yetimhanede kalıyor artık. Nepal yetimhanelerinde kalan çocukların yüzde 85’inin en az bir yaşayan ebeveyni mevcut ve bu çocukların istismarının önüne geçilemiyor.

Hayatlarının 10 yıla yakınını gönüllü faaliyetlerle geçirdikten sonra Barbie Savior’s sosyal medya hesaplarını ve podcast’ini kuran iki genç kızın eleştirileri her paylaşımda kişiyi düşündüren türden. Her bir paylaşımlarında gönüllüler yüzünden işinden olan insanlara vurgu yapan, birçok durumda insanların sizin oradaki fiziksel mevcudiyetinizden ziyade bağışınıza ihtiyacı olduğuna işaret eden, kısa zamanda hiçbir şeyi değiştiremeyeceğinizi ve kurtaramayacağınızı anlatan bu hesabı takip edin muhakkak.

Gönüllü olmanın yolları

Öyleyse n’apalım?

Gönüllü olmanın milyon tane yolu var, oturduğunuz yerden bile. Birinden birini yapalım. Ama ne yapıyorsak yapalım, n’olur bu işi ciddiye alalım, veren el alan elden üstün diye kendimizi çok da birşey zannetmeyelim, iyilik yapıyoruz derken kimseye saygısızlık etmeyelim, üzmeyelim. Ha bir de, ağır ağır çıkalım o merdivenleri. Öncee sığ sularda gönüllü olmayı öğrenelim, bu ömrü uzatan, mutlu ederken daha çok sizi mutlu eden deneyimi edinirken, hakkını ödeyelim.

İnanın sonra tadından yenmeyecek.

Beyazım, bu tüm sorunları çözer

Paylaşımın yanındaki açıklama: Afrika’da eğitmen olmak için eğitime ihtiyacı olan? Tabii ki o ben değilim. Tüm ihtiyacım olan bir tebeşir ve bolca optimizm. Afrika’daki çocukların nitelikli öğretmenlere sahip olmaması çok üzücü. Evet ben de nitelikli öğretmen değilim, ama beyazım ve bu tüm sorunları çözüyor.”

haticecolak@gmail.com