Uzayda var olmanın hukuki karşılığı

Cüneyd Altıparmak / Hukukçu
20.02.2021

Uzay çalışmaları küçümsenecek, hele hele gündelik siyasete malzeme yapılacak bir konu değildir. Bu konudaki çalışmalar, prestij boyutu bir yana, güvenlik ve ekonomi bağlamında etkileri olan çalışmalardır. Konuya bu parametreler üzerinden bakılmalı, uzay turizmi, uydu kullanımı ve uzay madenciliği gibi konuların artık yeni gündemler olduğu görülmeli.



Uzay araştırmasına katılmayan uluslar bu teknik devrim karşısında ezileceklerdir.

Erich Von Daniken

Gündemimiz, ülkemizin uzay çalışmaları... Cumhurbaşkanımızın ilan ettiği 'Milli Uzay Programı' ve ortaya koyduğu Türkiye'nin uzay hedefi birçok açıdan konuşuluyor... Pek tabii olarak destekleyenler çoğunlukta. Çalışmalara "ne gerek var" şeklinde tepki gösterenler, "önceliğimiz bu olmamalı" şeklinde fikir beyan edenler de var. Bizce böyle bir hedefin olması bile başlı başına kıymetli. Zira bu hedefin birçok boyutu var: Ekonomik, bilimsel, savunma, teknolojik... ABD'lilerin astronot; Rus'ların kozmonot dediği "uzay adamı" kelimesinin karşılığı ararken, konunun "dil bilimi" yönü olduğunu bile görüyoruz.

Bilgi güçtür sözünün tezahürü

"Bilgi güçtür" sözünün tezahür ettiği bir dönemdeyiz. Küreselleşen dünya "bilgiyi", sanayi devriminin önemli argümanı olan "ham maddeden" daha stratejik hale getirdi. Uzay konusu ise her türlü bilginin, toplanması, dağıtılması ve kullanımı için sağladığı iletişim imkânları vesilesiyle çok ama çok önemli! Bilgi toplumu inşa etmenin bir yönü de artık uzaya dayanıyor. Dünya geliştikçe, teknoloji ilerledikçe, insan ilişkileri ve arayışları değişiyor ve gelişiyor. Bundan yüz yıl önce konuşulan hukuki meselelerin artık oturmuş bir alt yapısı, ülkelerce kabul edilmiş mevzuat dayanakları var. Değişim, sosyolojik bir olgu ve hukuk kendisini bu serüvenden alıkoyamıyor, ayak uydurup, oluşan yeni alanları hukukun genel ilkelerine göre sistemleştiriyor.

Cevap bekleyen sorular

Bildiğiniz üzere, gündeme ilişkin konuların hukuki yönlerini ve ana hatlarını yazmaya gayret ediyoruz. Temel gayemiz, meselelerin hukuki yönlerine dair bilgiler vermek ve bunu anlaşılabilir bir dille aktarmak. Bu yazımızda, Ülkemizin gündemine giren "uzay hedefi" bağlamına hukuki açıdan bakacağız: Uzayda var olmanın hukuki karşılığı nedir? Bu konudaki düzenlemeler neler? Nasıl hukuki sorunlar bizi bekliyor?

Uzay ya da diğer adıyla feza, "dünyanın ötesinde ve gök cisimleri arasında var olan, sonsuz olduğu varsayılan fakat sonsuz olduğu konusunda kesin yargılara da varılamayan genişliktir, sınırsız boşluk" olarak tanımlanıyor. İnsanın başka bir dünya/gezegen arayışı, dünyanın dışını bilme isteği çok eskiye dayanıyor. Astronomi, ilkel dönemlerden bu yana "merak" konusu. Çeşitli teoriler, mitler ve hikâyelere konu olan "dünya ve ötesi" halen tam aydınlatılmış değil. Pek tabii şimdiki bilim ve teknik, artık birçok konuyu anlamlandırmamıza yardımcı oluyor.

İlk adım en mühimi

Uzay serüveni, ABD-SSCB arasındaki Soğuk Savaş'ın ortaya koyduğu bir sorudur: Kim önce aya çıkacak?! Yapılan çalışmalar, füze çalışmalarının bir parçası olarak başlıyor ve soğuk savaş boyunca devam ediyor. Aradaki sorun hep kimin "ilk" olacağı. Uzaya ilk çıkan, ilk uzaya canlı gönderen, ilk insan, ilk kadın, ilk uzay istasyonu... Bu serüvene, Almanlar, İngilizler, Çin ve diğer ülkelere de son dönemde dâhil oluyor. Tüm bunlar yapılırken, gelişen savaş ortamı sebebi ile uzayı ele alan hukuki düzenlemeler yok. Zira buna ihtiyaç da duyulmuyor. Zira, o karmaşık süreçte bu konuda "objektif" biçimde düzenlemeler ihdas edecek bir kurum da bulunmuyor. Sonrasında, savaşın bitmesi ve yeni düzen arayışlarının bir parçası olarak tüm konulara dair kurallar getirme ve düzenleme ihtiyacı, uzay konusuna da yansıyor.

Türkiye ve uzay

Türkiye ilk uzay faaliyetleri "haberleşme" alanındaki çalışmalarda oldu. 1994 yılında Türksat 1B uydusunun fırlatılması ilk adımdır. Sonra fırlatılan uydular ise; Avrupa ile Orta Asya arasında doğrudan bağlantı amacıyla Türksat 1C (1996), TV amaçlı olarak Rusya'yı da kapsayan Türksat 2A (2001), yüksek kullanım kapasiteli haberleşme ve TV amaçlı Türksat 3A (2008), Çin-İngiltere-Afrika'yı kapsayan TV amaçlı Türksat 4A (2014) ve 2015 yılında hızlı internet amacıyla gönderilen Türksat 4B uydusu. Tüm bunlar serüvenin dönüm noktaları. Bu haberleşme çalışmalarının yanında, teknolojik gözlem ve araştırmalar ile askeri amaçlı olan Göktürk-1 ve Göktürk-2 keşif uyduları da önemli adımlar.

Günümüzde yapılan uzay araştırmaları sadece bilimsel araştırmalar için değil, haberleşme, görüntü alma, izleme, takip ve konum belirleme gibi birçok alanda ilerliyor. Bu yönüyle uzay araştırmalarını savunma sanayiinden ayırmak mümkün değil. Bu, meselenin savunma sanayii hukukuna bakan ciheti. Kurumsal olarak Uzay Teknolojileri Araştırma Enstitüsü (TÜBİTAK UZAY), uzay alanında altyapı ve bilgi birikimi oluşturma amacıyla 1985'de kuruluyor. Sonrasında bu yapı 2018 tarihinde Cumhurbaşkanlığı Kararnamesiyle "Milli Uzay Programı hazırlamak, uygulamak ve iş birlikleri arasındaki koordinasyonu sağlamakla" görevli Türkiye Uzay Ajansı kuruldu.

'Uzay hukuku' nedir?

Aslında hukuk alanında kullanılan, ders kitaplarında yeri olan bir kavram uzay hukuku. Bu konuda yayımlanan makaleler ise hiç de azımsanmayacak düzeyde. Uzay meselesinin hukuki açıdan sistemleşmesi, "uzay yarışı" olarak nitelenen ABD-SCBB geriliminin, karara bağlanmak üzere Birleşmiş Milletler gündemine sunulması ile başladı. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu 1958 yılında ve 1348 (XIII) sayılı ilk kararında "uzayın barışçıl amaçla kullanılmasının önemi vurgulandı ve bu amaçla da Birleşmiş Milletler Dış Uzayın Barışçıl Amaçlarla Kullanımı Komitesinin (COPUOS) kurulmasına karar" ifadelerine yer verdi. Bu komite, uzaya ilişkin hukuki ve teknik konuların Birleşmiş Milletler düzeyinde ele alınmasını ve karara bağlanmasını sağlayan ilk platform olarak faaliyete geçti. "Uzay Hukuku" ifadesi BM'nin çalışmalarıyla yürürlüğe konan beş ayrı uluslararası sözleşme ve getirdiği kaidelerin bütününü kapsamaktadır. Bu sözleşmeler: "Ay ve Diğer Gök Cisimleri Dâhil Uzayın Keşif ve Kullanılmasında Devletlerin Faaliyetlerini Yöneten İlkeler Hakkında Antlaşma" (1967), "Astronotların Kurtarılması, Astronotların ve Uzaya Fırlatılmış Olan Araçların Geri Verilmeleri Hakkında Anlaşma" (1968), "Uzay Cisimlerinin Verdiği Zarardan Dolayı Uluslararası Sorumluluk Hakkında Sözleşme" (1972), "Uzaya Fırlatılan Cisimlerin Tescili Sözleşmesi" (1974), "Devletlerin Ay'da ve Diğer Gök Cisimlerindeki Faaliyetlerini Düzenleyen Antlaşma (Ay Antlaşması)" (1979).

Bu beş antlaşma, uzayın herhangi bir devlete ait olmayacağı, burada silahların konuşlanmayacağı, her ülkenin keşif özgürlüğünün olduğu, uzay cisimlerinden doğan zararların giderilmesi ve kimin sorumlu olacağı, uzay araçlarının güvenliği, astronotların kurtarılması ve güvenli koşullarının sağlanması, uzaydaki doğal kaynaklara erişim ve istifade hakkı gibi hususları düzenler. Bu anlaşmaların temel idesi, "yararların bütün ülkelerin ve insanlığın refahının arttırılmasına adanmasıdır".

Avrupa Birliği'nin öncülüğünde ise "Dış Uzay Faaliyetlerine İlişkin Uluslararası Davranış İlkeleri" (International Code of Conduct for Outer Space Activities) konusunda çalışmalar halen devam etmektedir. Bu çalışmalar ulusal hukuka da sirayet etmiştir. Birçok devlet, uzay hukukuna dair faaliyetlerini düzenleyen mevzuatını oluşturmuştur.

Temel konuları

Uzay hukuku, dünya ve uzayda çevrenin korunması, uzay cisimlerinin sebebiyet verdiği hasarlar ve bundan doğan sorumluluk, oluşan anlaşmazlıkların giderilmesi, astronotların kurtarılmasına dair faaliyetler, uzay boşluğundaki potansiyel tehlikeler ile ilgili bilgi paylaşımı, uzaya dair teknolojilerin kullanımı ve uzay çalışmalarında işbirliği kurallarını ele alan bir görünüm arz eder.

Buradaki temel yaklaşım, devletlerin egemenliği ve uzayı evrenselliği bağlamında tüm insanlığın faydasında kullanılmasına dönüktür. Teorik bu durum, bu alanda çalışma yapan ülkelerin faydasına doğru dönüşmektedir. Her ne kadar doktrinde uzay boşluğunun devletler arasında ayrımcılık olmadan keşfi ve kullanımının serbest olması ve uzay boşluğunun egemenlik alanı ilan edilemeyeceği temel ilke olarak kabul edilmişse de, meselenin pratiğinde bu alanda çalışma yapan ülkelerin uzayı ve dolaysı ile ülkelerin hava sahasını kullanmasına olanak sağlayan bir boyut ile karşı karşıya olduğumuzu bilmek gerekir. Uzay hukuku, ülkelerin bu alanda daha rahat çalışmasına imkan tanıyan kurallar bütünüdür diyebiliriz.

Eşit hak kuralı

Bu yönde ekonomik imkanı olmayan ülkelere dönük "eşit hak" kuralı, pratiğe pek de yansımıştır diyemeyiz. Misal, uyduların jeostatik (yer sabit) yörüngesi ekvator üzerinde belirir. Buna göre buradaki ülkelerin tamamının hava egemenlik alanı içinde kalan bu yerlerde, başka ülkelere ait uyduların bulunması için bir hukuki düzenlemeye ihtiyaç duyulur. Bu hukukun temel ilkesi olan "toprak kiminse, üzerindeki gök ve altındaki merkeze kadar ne varsa onundur" kuralına bir istisna getirmek içindir. 1979 tarihli Ay Antlaşması ile Ay ve diğer gökcisimleri üzerindeki "hukuki görev ve yetkinin" tüm imzacı devletler tarafından feragati ve uluslararası topluma bırakılması öngörüldü.

Neden önemli?

Uzay çalışmaları küçümsenecek, hele hele gündelik siyasete malzeme yapılacak bir konu değildir. Bu konudaki çalışmalar, prestij boyutu bir yana, güvenlik ve ekonomi bağlamında etkileri olan çalışmalardır. Konuya bu parametreler üzerinden bakılmalı, uzay turizmi, uydu kullanımı ve uzay madenciliği konularının artık yeni gündemler olduğu görülmeli. Gelişen savunma sanayimiz açısında ise uzay çalışmaları hele de uydu meselesi hayati önem arz etmektedir. Uzay turizmi, günümüzde gerçekleştirilebilen bir ticari faaliyettir. Uluslararası uzay istasyonuna yapılan yolculuk bunun bir örneğidir. Bir başka örnek ise Space Ship Two ismini taşıyan ve 100 kilometre yükselebilen, yolcularına altı dakika yer çekimsiz ortamda kalma imkanı sunmayı hedefleyen uzay aracıdır. SpaceX'ın bu konudaki çalışmaları ise bir başka örnektir. Uydu kullanımı ise meselenin bir diğer boyutu. Telekomünikasyon, uzaktan algılama ve navigasyon amaçlı kullanılan uyduların artık devletlerin tekelinden çıkıp özel şirketler eliyle alınan, satılan, kiralanan bir yapıya dönüşmesi de konunun ticari yönünü içerir. Gelelim uzay madenciliği konusuna. Günümüzde aktif bir durumda olmamasına rağmen, uzayda bulunan gök taşlarının değerli olması veya değerli madenler içeriyor olabileceği hem malzeme bilimi hem de bu konudaki diğer çalışmalar yönünden (enerji, madencilik, ticaret vb) ilgi odağı konumundadır. Zira bu ve benzeri cisimlerden elde edilecek mineral ve değerli taşların ekonomik değerinin yeni bir alan açacağı düşünülmektedir.

Bu gelişmeler, bilinen uyuşmazlık durumlarına ek, yeni sorunlar ortaya çıkaracaktır. Bu alanda tahkim imkânı bulunmaktadır. Ancak, özellikle sürece özel sektörün dâhil olması bu konuda hukuki ihtilaflar doğuracaktır. Yeni bir çözüm mekanizması kendini dayatacaktır. Nasıl ki uzay hukukun temelini ABD-SSCB gerilimi atmışsa; yeni gelişecek uzay hukukunu da bu alanda çalışma yapan ülkeler belirleyecektir. Türkiye'nin bu alandaki varlık vurgusu, bu anlamda önemlidir. "Ulaşılmaz" evreden "günlük yaşamın bir parçası" haline evrilen uzay sürecinin yeni dönemdeki temellenmesinde, Türkiye'nin söz sahibi olması demek araştırma, geliştirme, eğitim ve inovasyon, ekonomik büyüme, yüksek nitelikli istihdam yaratma, yaşam kalitesinin yükseltilmesi, doğanın korunması, afet yönetimi gibi konulara katkılar sunmak demektir. Bunun için de kurallar konulurken "Ben de buradayım" demek gerekmektedir. Son olarak 2015 yılındaki bir düzenlemeyi belirtelim: Obama döneminde yürürlüğe Amerikan Ticari Uzay Erişimi Rekabetçilik Kanunu, ABD şirketlerine asteroidlerde ve gök cisimlerde kısmen dahi olsa mülkiyet hakkı olabileceğini düzenliyor ve bu maddeler üzerinde madencilik yapma izni veriyor! Ve noktayı Elon Musk'ın sözü ile koyalım: "Şimdiden yaşamı Dünya'nın ötesine taşımamız oldukça önemlidir. Bu Dünya tarihinin dört milyar yıllık sürenin sonundaki ilk imkânımız ve bu pencere uzun bir süre boyunca açık kalabilir ki öyledir diye umuyorum ya da kısa bir süreliğine de açık kalabilir. Tedbirli olmalıyız ve şimdiden bir şeyler yapmalıyız."

cuneydaltiparmak@yahoo.com